Kendini Geliştiren Ve Bizden Biri Olan Mustafa Kemal Atatürk

Bugün yine bir 10 Kasım günündeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu “Bizden Biri Mustafa Kemal Atatürk’ün” (*) madden ayrılışının, bunu takiben fikirlerinin daha da güçlü bir şekilde yayılışının 79. yıl dönümü… Kuantum mantığına göre düşünce ve özellikle düşüncelerdeki derin anlam her türlü fiziksel eyleme göre katlanarak hızlı bir şekilde dünyanın dört bir tarafına yayılıyor.

Anadolu topraklarının ilginç bir mayası vardır. Bu maya özünde kudretli insanları ve hikayelerini bizlere bağışlamıştır. Bu şansa sahip olduğumuz bir coğrafyada yaşadığımız için şükran duyuyorum.

Atatürk’ün sözlerinin derinliğine baktığınızda zamansızlık, mekansızlık, evrensellikle, bütünün faydasını göz önünde tuttuğunu görürsünüz.

“Beşeriyetin hepsini bir vücut ve milleti bunun bir uzvu addetmek icap eder.

Bu vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün aza müteessir olur.”

Norveç’çe de “Atatürk Gibi Düşünmek” diye bir deyim vardır. Bu deyim daha çok çözümü olmayan işlerde çözüm bulmak anlamında kullanılmakta. Atatürk’ün en değerli sözlerinden bir diğeri, aslında onun gibi düşünebilmemiz adına

 “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir.

Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız,

bu kâfidir”

sözüdür. Ve bu söz aşağıdaki söz ile tamamlanmaktadır:

“İki Mustafa Kemal vardır:

Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal…

 

İkinci Mustafa Kemal,

onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir!

O, memleketin her köşesinde yeni fikir,

yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan

aydın ve savaşçı bir topluluktur.

Ben, onların rüyasını temsil ediyorum.

Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.

 O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz.

Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal O’dur!

 

Peki o yaşaması gereken Mustafa Kemal’e ulaşmak için Atatürk ne yaptı?

Kevin Hogan’ın “Hediye – Mutluluk, Başarı ve Sevginin Keşfi” adlı kitabında geçen bir bölümü sizinle paylaşmak istiyorum.

 

“-Fiji’de, özellikle burada, bilgi insanlarımızın en yüksek değeridir. Bize sizin zevk ve eğlence için bir kutunun önünde oturup onu izlediğiniz söylendi. Okulu bitirdikten sonra çok azınızın öğrenmeye ve kendini eğitmeye devam ettiği öğretildi. Bu doğru mu?

-Çok doğru, diye cevapladı John. Eğlence konusunda bazı iyi şeyler var, ama temelde haklı olduğunu düşünüyorum. Televizyon karşısında çok zaman harcıyoruz. Siz eğlenmek için ne yapıyorsunuz?

-Kitap okuruz, hikayeler anlatırız, yeni oyunlar yaratırız, yunuslarla yüzeriz, ağaçlara tırmanırız, kuşları dinleriz, yaşlandığımızda yeniden anlatılsın diye kendi öykülerimizi yazarız.”

 

Aslında bu topraklarda yazılan öykü çok. Herkes kendi öyküsünü de kendisi yazıyor.  

 

Kendini Geliştiren Atatürk 

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı zaman dilimine sığdırdığı resmi kayıtlı okuduğu kitap sayısı 3.937.

57 yıllık süre içinde sadece 7 yıl okumadığını varsaysak, yılda ortalama 80 kitap ayda ortalama 6-7 kitap okuduğunu söyleyebiliriz. İçinde bulunduğu koşullarında bile kendine ve gelişimine verdiği değer, onu evrensel boyutlara taşımaktadır.

Atatürk kimdir dendiğinde benim aklıma gelen şey; “Askeri ve Siyasi” özelliklerinden öte, düşünsel tarafıdır. Zira onu zamandan ve mekandan evrensel sonsuzluğa taşıyan düşünsel gelişimidir.

“Fikirler cebr-ü şiddetle(zorla), top ve tüfekle asla öldürülemez”

 

Zihinsel Bir Detoks Sizlere Neler Katabilir?

Zihninizi dinlendirdiğine inandığınız televizyon programları, sosyal medya uygulamaları ve diğer sizi uyutan/uyuşturan şeylerden kendinizi sadece her hafta 1 gün uzak tutmaya, kendinizi sadece okumaya vermeye ve bunun sizi götüreceği yeni dünyaya gitmeye ne dersiniz?

Ayda en az 5 kitap ve hatta farklı alanlarda kitaplar okursanız hayatınız neye dönüşür?

 

Sevgi, Saygı ve Minnet Duyguları İçinde Atam Ruhun Şad Olsun!

 

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

 (*) Cumhuriyetin on ikinci yıl dönümü için bir takım dövizler hazırlanmıştı. Onları o gece sofrada Atatürk’e tek tek gösterdiler. Bunlar arasında şöyleleri vardı;

Atatürk bizim en büyüğümdür,

Atatürk bu milletin en yücesidir,

Türk milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.

Gazi, listeyi dikkatle gözden geçirdi. Onları tek tek sildi, hepsinin yerine şunu yazdı:

“Atatürk Bizden Biridir”

Atatürk’ten İnsanlığa Yol Gösteren Sözler / Selman Kılınç – Truva Yayınları

Benim Hikayem, Senin Hikayen, Onun Hikayesi: KARİYER YOLCULUĞUNDA FARKINDALIK

O bildiğiniz evrende, o bildiğiniz zaman diliminde, yine o bildiğiniz kişi olarak her zamanki gibi o bildiğiniz işime doğru gidiyorum. Günlerin ayları, ayların yılları hızlıca peşine taktığı o günlerde senenin sonuna doğru gelinirken, yeni yıla bir umut olmak üzere, derin düşüncelere daldım birden.

Gözümün önüne yıllar önce ilk girdiğim işletmem geldi. Nasıl da tatlı bir heyecan ile kapıdan girmiş, masama oturmuş ve iş yapmayı hevesle beklemiştim. İlk günlerin verdiği çömezlik ile üstüme almadığım, yapmadığım hamallık kalmadığı gibi, yapılan şakaların ya da arkamdan söylenen dedikoduların da sesi sol kulağımda hala çınlıyor. Bu ses beni bir anda aldı başka bir yolculuğa, bu sefer başka bir işletmede bir başka yeni çalışana yaptığım şakaya doğru götürdü. Ne kadar da eğlenmiştim o gün. Halbuki bugün baktığımda bu eğlence, o ilk iş yerinde yaşadıklarımın bir nevi intikamı idi. Oldukça saçma bir intikam. Zihin kameramdan yaptığım bu yolculuk, aslında kariyerimin yolculuğu idi, kimi zaman kariyerim etrafında dönen hayatımın diğer alanlarını da içine alan. Canlı renklerde ve gayet gözümün önünde oynayan kendi hikayemin görüntüsü, sesleri ve duygularıydı.

Tüm filmi ve filmin içindeki yerler, kahramanlar ve olayları izleyip bugüne döndüğümde şunu fark ettim. Her bir yerde farklı bir yaşam vardı, vardı da sahi “Kariyer” denen şey neydi, diye kendimi düşünmekten de alamadım.

Tertemiz bir A4 kağıdının ortasının en üst noktasına büyük harflerle “BENİM HİKAYEM” yazdım. Zira bu benim yolculuğum benim hikayemdi. Sonra da altına kariyer yolculuğumda önemli gördüğüm kelimeleri döktüm.

  • Yönetici Olmak
  • Para Kazanmak
  • Güçlü İnsanlarla Olmak
  • Etki Alanı Yaratmak
  • Sosyal Statü Elde Etmek
  • Beğenilmek
  • Örnek Gösterilmek
  • Güç Kazanmak
  • İstediklerime Rahat Ulaşmak
  • Huzurlu Olmak
  • Tatmin Olmak
  • Mutlu Olmak

Yıllar geçtikten sonra geldiğim bu noktada yukarıdakilerden hangilerini elde ettiğimi sorguladığımda gözlerimden kimi zaman tatmin ve mutluluk, kimi zamansa kırgınlıkların ve kızgınlıkların hayal kırıklıkları ile süslendiğini deneyimledim.

Sonra bazı inançlarımla karşılaştım; beni yolculuğumda yalnız bırakmayan:

  • Önceliğini her zaman işine vermelisin!
  • Birilerinin adamı olmadığın için çok çalışman gerek!
  • Her zaman canını sıkan insanlar etrafında olacaktır! Bu nedenle bulunduğun ortamda savaşacaksın!
  • Savaştıkça başaracaksın! Terfi, iyi ücret zammı, iyi prim alacaksın!
  • Savaş kimi zaman seni yorabilir!
  • Sağlığımı kaybetmemek elde değil!
  • İnsanlar da her zaman dürüst ve şeffaf değil!
  • Torpilin olmadan bir yere kadar!
  • Korkuyorum!
  • Ben bu işletmeye uygun bir adam değilim!

Buradan başka ne yapabilirim ki! Sesini çıkartmadan devam etmek en güzeli!

İnançların olumludan olumsuza gidişini gördüğümde, düşüncelerimin üzerinde oluşturduğu o güçlü BEN duygusunu zayıf bir BEN’e doğru ittiğini fark ettim.

Bir karar almanın zamanı artık gelmişti ve hatta geçmişti. Geçmişimde kendime yaptıklarımdan ötürü kendimi ve geçmişimde diğerlerinin bana yaptıklarından ötürü de diğerlerini affediyorum. Temiz ve yeni bir beyaz sayfa elime alıp, yeni bir keşfe çıkmanın zamanı geldi dedim. İlk satıra şunu yazdım;

 

“BENİM YENİ HİKAYEM”

…………………………………………………………………………

 

Yüklerinizden arınmaya, yolculuğunuza dışardan bir göz ile bakmaya ve/veya yeni bir yolculuğa cesaretiniz var mı?

 

Yolunuz ve yolculuğunuz keyifli, rahat ve huzur dolu geçsin.

Güzel bir hafta sonu dileklerimle.

 

Kariyer konusunda şu iki yazım Sene Sonu Görüşmenizde Yol Gösterici olabilir. Okumak İster misiniz?

“Yıl Sonu Görüşmesi”nin Başarısı için İlk 4 Altın Kural

“Yıl Sonu Görüşmesi”ni Rahatlıkla Başarmak için 4 Altın Kural

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

Business image created by Freepik

 

“Yıl Sonu Görüşmesi”ni Rahatlıkla Başarmak için 4 Altın Kural

Geçen hafta yazdığım makalemde İş Hayatında Yıl Sonu Görüşmesi’nin başarısı için daha çok fiziksel konulara değinmiştik.

Görüşmede sizin kaliteniz, görüşme sürecini nasıl yönettiğiniz ile ölçülebilir. “İlişki Yönetimi ile Ben Farkındalığı”nızı sürece yansıtmak için aşağıdaki dört konuya dikkat etmeniz; sizi takım arkadaşlarınızın En Az 1 Adım Önüne geçirecektir.

 

1. OLUMLUYA ODAKLANIN! Her zaman kendiniz, içinde bulunduğunuz takım ve yöneticinizin olumlu özelliklerine odaklanın! Olumsuz durumlarla ilgili olarak konuşmak kaçınılmaz olduğunda kısa-öz ve objektif geri bildirimlerde bulunun.

 

2. MÜTEVAZİ OLMAYIN, NE İSENİZ TAM OLARAK O OLUN! Evet yanlış duymadınız. Ülkemizde mütevazi olmak yanlış anlaşılıyor. “Yaptığınız işi anlatmayın zaten görülüyordur” gibi bir yaklaşım var. İş bitiren biriyseniz, bunu doğru ifadelerle karşınızdakine anlatınız. Aksi halde Dunning Kruger Sendromu’na yakalananların kariyerde zirveye çıkmalarına şaşırmayın! (*)

 

3. NEZAKET VE SAYGIYI NE OLURSA OLSUN KORUYUN! Konuştuğunuz her cümleye dikkat edin! Zira konuştuğunuz her şey ve görüşme süresince göstereceğiniz davranışlar birçok kişi tarafından öğrenebilecek şeylerdir.

 

4.  PROFESYONEL OLUN: Görüşmelere profesyonelce hazırlanın! Gerekirse profesyonellerden destek alın!

Geçen haftaki makalemle beraber bu makale dikkat alındığında ve farkındalıkla uygulandığında “Yıl Sonu Görüşmesi” artık sizler için “Bir Sonraki Kariyer Adımınızın Hikayesi” olacaktır.

Sizlere Başarılı Ve Huzur Dolu Geçecek Bir “Yıl Sonu Görüşmesi” diliyorum.

 

 

(*) Kısaca Dunning Kruger (ya da Cahil Cesareti) Araştırması Sonuçları

  • Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
  • Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir. 
  • Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler
  • Nitelikleri, eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

Business image created by Freepik

“Yıl Sonu Görüşmesi”nin Başarısı için İlk 4 Altın Kural

İş hayatının en zor günlerini yıl sonu değerlendirmelerinin yapıldığı şu günler oluşturmaktadır. Bu dönem aslında sizin bir yıllık süreç içerisinde yaptıklarınıza karşılık alacaklarınızdır; bir nevi hasat dönemi. Bunlar maaş artışı, prim gibi maddi değerler olduğu gibi gelecek kariyerinizde bir sonraki adım da olabilir.

 

 

Sene sonu değerlendirmelerinde genellikle çalışanlar sürece hazır gelmezler. Yöneticilerin onlarla ilgili geri beslemelerini dinler. Sonuçta görüşme gerginlik ya da küskünlük içinde geçer!

Sevgili çalışanlar bu yıl görüşmenizi aşağıdaki ilk dört altın kurala dikkat ederek kendi lehinize çevirebilirsiniz!

 

1. HEDEFLERİNİZİ KONTROL ALTINDA TUTUN! Size önerim, sene başı hedeflerinizi üçer aylık dilimler halinde takip etmenizdir. Bu sayede hedefi kontrol altında tutup onu aşma şansını da kendinize yaratabilirsiniz.

 

 

2. KİM OLDUĞUNUZU ÇOK İYİ BİLİN VE BİLDİĞİNİZİ GÖSTERİN! Görüşmeye giderken mutlaka kendi SWOT’unuzu (Güçlü –Gelişime Açık (*) – Fırsat – Tehdit) oluşturun. Mümkün olduğunca detaylı bir SWOT’unuz olsun.

Her bir SWOT elemanı içinse bir örneğiniz. En az 5 Güçlü, 3 Gelişime Açık, 3 Fırsat, 1 Tehdidinizi tanıyın. İhtiyacınıza göre bunları kullanmaktan çekinmeyin!

Özellikle güçlü yanlarınızı işinize ve içinde bulunduğunuz takıma nasıl yansıttığınızı anlatabilecek durumda olun!

 

 

3. KATMA DEĞERİNİZİ ORTAYA ÇIKARTIN! Yöneticilerin yazılı olan sene başı hedefleri dışında görüşmelerde atladığı çok önemli bir konu vardır. Bunlar yıl içinde gerçekleştirdiğiniz hedefler dışındaki farklı çalışmalardır. Bu nedenle yaptığınız önemli işleri listeleyin. Amacınız kurumunuza yaptığınız katkıyı net bir şekilde göstermektir.

Öncelikle MADDİ KATMA DEĞER varsa bunu gösterin. Aksi halde DİĞER KATMA DEĞERLİ İŞLERE odaklanın. Örneğin etkin işlemeyen bir süreci iyileştirmiş olabilirsiniz! Ya da bir başka çalışma arkadaşınızın probleminin çözümünde katalizör olarak bulunmuş olabilirsiniz. Bunları ifade etmekten çekinmeyin!

 

 

4. KARİYERİNİZİN KONTROLÜNÜN KENDİ ELİNİZDE OLDUĞUNU FARK ETTİRİN: Kendinize ait gelecek vizyonunuz olsun. Yani o gün itibari ile bir sonraki hatta iki sonraki pozisyonlarınızın hayali zihninizde net olsun. Tabii bunu nasıl gerçekleştireceğinizin adımları da.

Bu Arada Yıl Sonu Görüşmelerinde Bir Sonraki Pozisyonunuzu Mutlaka Yazılı Olarak Talep Edin! Bu yer içinde bulunduğunuz takımın sorumlusunun (yani yöneticinizin) yeri olsa bile! İnsan kaynakları yazılı olmayan hiç bir talebin farkında değildir!

 

 

Bunları Okuyarak Başarılı Bir Yıl Sonu Görüşmesi İçin

İlk Adımları Attınız!

Uyguladığınızda Sonuçlarını Da Göreceksiniz!

 

Diğer 4 Altın Kural, 14 Ekim Cumartesi saat 10:00’da günce adresimde…

www.kemalbasaranoglu.com 

Güzel bir pazar diliyorum.

 

(*) SWOT’ta W : Weakness zayıflık olarak geçer. Zayıflık olumsuz bir düşüncedir. Olumsuz bir düşünce üzerinden insanı geliştiremezsiniz. Ben bu nedenle Zayıflık yerine Gelişime Açık diyorum.

 

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

Background image created by Luis_molinero – Freepik.com

Karambol Anlarda Nasıl Karar Alıyorsunuz? Anne Hindi Sendromu

Sizce, hayatında hiç kasım kasım kasılan hindi görmeyen ya da o çıkardığı “GULU GULU”ları duymamış olan biri var mıdır? Peki anne hindilerin en önemli özelliği nedir?

Anne hindinin sizleri şaşırtacak bu en önemli özelliğine girmeden önce insanların alışveriş yaparken gösterdiği akıl almaz davranışları hiç düşündünüz mü?

GULU GULU!

 

 “Ucuz Mal Alacak Kadar Zengin Değilim”. İngiliz Atasözü 

 

Siz de “Pahalı Mal İyidir” diyenlerden misiniz? Ya da sizin de etrafınızda pahalı malın büyüleyici atmosferini size anlatan insanlarla mısınız? Bu Aslında İnançtan Başka Bir Şey Değildir ve Her Zaman Da Geçerli Değildir!

 

Varsayalım ki artık “Hayatınızı Çok Kolaylaştıracak Bir Ürünü Yavaş Yavaş Düşünmeye Başladınız”! Ve hatta işi oldukça ciddiye aldınız ve o ürüne karşı bir kadına ya da erkeğe duyduğunuz tutkuyu duyuyorsunuz! Peki ürünü almaya giden keyifli bu yolculukta hangi sorulara cevap ararsınız?

  • Benim Tam Olarak Neye İhtiyacım Var?
  • Ne Kadarlık Bir Bütçeyi Buna Ayırabilirim?
  • O Ürün Olmadığında Hayatımda Ne Hissediyorum?
  • O Ürün Olmadığında O Ürünün İhtiyacını Hayatımda Nasıl Karşılıyorum?
  • Ürünün Hangi Markaları Mevcut?
  • Bu Markaların Sundukları Garanti Süresi Ne Kadardır?
  • Bu Markaların Verdiği Servis Hizmet Kalitesi Nasıldır?
  • Ürün Memnuniyet Anketleri Sonuçları Nasıldır?
  • Ürün Bana Ne Kadara Mal Olacaktır?

Bu arada gerçekten ürünü büyük bir aşkla istiyorsanız, gözünüz hiçbir şey görmez! Yukarıdaki soruları düşünmeden

“Gider Direk Alırsınız”.

 

Anne hindilerin şaşırtan özelliğine gelince; anne hindiler birçok anne gibi yavrularına karşı çok sevecen, dikkatli ve aşırı korumacıdırlar. Zamanlarının büyük bir çoğunluğunu yavrularının aç kalmamasına, temiz olmalarına, üşümeyerek büyümeleri için onları sarıp sarmalayarak geçirirler. Hindilerin annelik iç güdüleri araştırıldığında, yavrunun anne için değerini sizce neler oluşturur?

Belki de bir anne-bebek ilişkisini gözünüzün önüne getirdiniz. Ve cevabınız, yavru hindinin görüntüsü, yaydığı koku ve annenin ona dokunduğundaki hissettiği duygu dediğinizi duyuyorum.

 

Y-A-N-I-L-D-I-N-I-Z!

 

Annenin en önemli arayışı bir kuple “GULU GULU”dur. “GULU GULU” sesi çıkarmak annelik iç güdüsünün en önemli kısmını oluşturur.

Varsayalım ki hindi yavrularının arasına doldurulmuş bir kokarca koydunuz ve kokarcanın içine de bir mp3 çalar. Mp3 çalardan hindi sesi geldiği durumda anne hindi diğer yavrularına gösterdiği ilgiyi kokarcaya da gösterecektir. Ne zaman ki ses kesildi, o zaman hazin bir son kokarcayı bekliyordur.

 

 

İnsanlar da Tıpkı Hindilerde Olduğu Gibi

“GULU GULU”

İç Güdülere Sahiptir.

 

Her durumun bir “GULU GULU”su olduğunu ve buna göre davranışlarda bulunduğunuzu hayal edin. Hayat aslında ne kadar otomatik ve rahat olur değil mi? Peki ya yanlış “GULU GULU” devreye girerse başınıza gelenleri düşünmek ister misiniz?

 

Tam Olarak Alınacak Şey ile İlgili Fikriniz Yoksa, En Pahalıyı Seçersiniz! Neden Mi?

“GULU GULU”

 

 

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

Başarı Elinizdekilerin Değerini Bilmekten Geçer!

Market alışverişi yaparsınız değil mi? Tam alışverişinizin ortasında bir anda etrafa mis gibi bir koku yayılır. Kokunun geldiği fırın reyonuna doğru ilerlersiniz. Ve çıtır çıtır çıkan pastane ürünlerini görürsünüz. Dayanamaz bu ürünlerden sizi cezbedenlerini sepetinize atarsınız. Hatta bir kısmını da midenize. Aslında duyduğunuz koku sizi bir anda geçmişte bir yerde belki de sizin için özel biri ile ya da özel bir anda yediğiniz bir şeye yönlendiriyor. O güzel anlara, o gün alınan hazza, mutluluğa ve belki de eğlenceye. Bir süre daha o markette gezinmeye devam ettiğinizde, ürün sepetinizde olsa bile aldığınız kokunun etkisinin düştüğünü ya da devam etmediğini fark ediyor musunuz?

Aşağıdaki listedeki alanlardan bazıları ya da hepsinden mutlu olan insan, zaman ilerledikçe elindekilere alıştığı için bu alanların anlamlarını unutur.

  • Aile
  • Akraba
  • Sağlık
  • Çocuk
  • İş
  • Gelir
  • Arkadaşlar/Dostlar
  • İş Arkadaşları
  • Hobiler
  • Spor
  • Kişisel Gelişim
  • ….

 “Daha fazla şöhret ve servete

uyum sağlama kapasitemiz sayesinde

dünün lüksleri günümüzün gereklilikleri ve yarının hatıraları olabilir”

 David Myers

Bugün birçok insanın kendini başarısız görmesi ve bunun sonucunda da mutsuz olmasının arkasında marketteki fırın reyonunun etkisi büyüktür. Zira elde edilenler zaten olduğu için daha da fazlası arayışı başlar. Bu aslında beynin boş durmayı sevmemesinden ileri gelir. Doğrudan doğruya kişinin bu egosunu tatmin etmek üzere bahane üretir.

  • Geçmiş zamanın imkansızlık dolu koşulları,
  • Erken kaybedilmiş ebeveynler
  • Olmamış ya da geç kalınmış bir evlilik
  • Bir takım fiziksel rahatsızlıklar
  • Geç gelen bir çocuk
  • Henüz gelmemiş ya da gecikmiş bir kariyer
  • ….

Viktor Frankl “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabının ön sözünde şöyle demiştir: “Başarıyı hedeflemeyin – onu ne kadar çok hedeflerseniz o kadar çok kaçırırsınız. Çünkü başarı da mutluluk gibi takip edilemez; insanın kendisinden daha büyük bir yola kendisini adamasının istenmeyen yan etkisi olarak gelmelidir”.

Bu konuda yapabileceğiniz basit bir şey var. Her gün yatmadan önce ya da uyandığınızda varlığına şükredeceğiniz en az bir şeyi özel bir not defterine not edin! Kendi el yazınız ile. Bu sayede beyninize de boş durma şansı vermediğiniz gibi, ara ara okuyarak daha da içselleştirebilirsiniz.

Parfüm alımı yapanlar bilir, birkaç parfüm koklama denemesi sonrasında burun koku almamaya başlar. Satıcılar da sizin denemelere devam etmeniz ve satın almanız için size kahve koklatırlar.

Elinizdekilerin değerinin farkına varmak ve yolda kararlılıkla devam etme motivasyonunuzu korumak için siz kahve yerine neyi koyabilirsiniz?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

Yolculuğunun mesajlarını alıyor musun?

Saatler ilerledikçe gün geceye dönüyordu. Yatağa zar zor kendini attığında ayaklarının altının ağrıdığını ve o gün aslında ne kadar çok gezdiğini fark ediyordu. Bir an için tüm ömrünü düşündü. Ayaklarının onu nerelerde ve ne kadar çok gezdirdiğini fark etti. Bu düşünceler içinde gözleri kapanmıştı.

Kendini bir binanın önünde buldu. Karanlık ve büyük bir bina. Girer girmez önünde bir ışık belirdi, duvarda da bir yazı: “Her bir kata çıktıkça senin yolculuğunun anlamını ifade eden bir mesaj bulacaksın.“

Mesajı okuduktan sonra heyecanla merdivenlerden çıkıp ilk kata geldi. Oldukça karanlık olan katı aydınlatmak üzere önünde duran sigortayı kaldırdı. Etrafta eski ve yeni eşyalar bulunuyordu. Sonra karşısındaki ekranda bir mesaj belirdi:

“ Geçmiş geçmiştir. Tarihin sınırı ŞU AN’dır.

Seçebileceğin tek şey bir sonraki adımdır.

Geçmişin hataları geleceğini kontrol etmesin”

 

Mesajı okuması ile adım atması bir oldu. Geçmişten uzaklaşmak istercesine… İkinci kata geldiğinde tekrar sigortayı kaldırdı. Bu katta her şey o kadar düzen içindeydi ki; en son bu düzeni annesinin evinde görmüştü. Yeni bir mesaj daha göründü:

“ Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür,

Hayal gücü ise her yere”

 

Üçüncü kata çıktığında bu kat yarım yamalak ortada bırakılmış mobilyalarla doluydu. En arkada en uç noktada bir masa dikkatini çekti. Tamamen ince bir el işçiliği ve sabır ile yapılmıştı.  Masanın sağ alt köşesine el yazısı ile şu işlenmişti:

“Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında,

başarıya ne kadar yakın olduklarını bilmemeleridir.”

 

Dördüncü kat bir toplantı salonunu andırıyordu. Az önce keyifli ve sonuç odaklı bir toplantının yapıldığı belli oluyordu. Zira duvarlar karalanmış kağıtlarla kaplıydı. Bu karalamalara bakınca bol miktarda yapılacaklar ve bu yapılacakların neden yapılacağı yazıyordu. En son gördüğü kağıdın üzerinde bu senin için diyordu:

“Söylediklerinize dikkat edin düşüncelerinize dönüşür

Düşüncelerinize dikkat edin duygularınıza dönüşür,

Duygularınıza dikkat edin davranışlarınıza dönüşür,

Davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür,

Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür,

Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür,

Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür”

 

Beşinci kata geldiğinde aydınlık ve fotoğraflarla dolu bir kat buldu. Kimi zaman başarılar, kimi zamansa başarısızlıklar vardı fotoğraflarda. Köşede bir masa ve masanın üzerinde kupalar duruyordu…. Bir kupanın üzerinde ise şöyle yazıyordu:

“Ringin içinde olsanız da olmasanız da, yere düşmek sorun değil.

Sorun yerde kalmak!”

 

Altıncı katta hiç eşya yoktu. Sadece duvarda evreni ve güneş sistemini simgeleyen görüntüler vardı. Bu görüntülerin içinde biri çok küçük diğer çok büyük iç içe iki insan silueti fark etti. Siluetin altında şu yazıyordu:

“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler.

Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir.

Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür.”

 

Aklı karmakarışık bir şekilde yedinci katın merdivenlerini tırmandı. Bu kat heykellerle doluydu. Küçük olan heykellerde bilgelik ve sükûnet göze çarparken, büyük olanlar öfke, hiddet doluydu. En köşede bir heykelin avucunun içinde küçük bir kağıt parçası buldu. Ve kağıtta şu yazıyordu.

“Bir insanın büyüklüğü dilinin altında saklıdır.”

 

Beyninin içinde konuşan kendini fark ederken, bir üst kata doğru yol alıyordu. Konuşmalara dikkat ettiğinde huzursuzluk verenler ağırlıkta idi. Bu arada içeri girdiğinde kendini eski, pis kokan bir çöplükte buldu. İncelemek istemedi, bunun yerine bir an önce buradan çıkayım dedi. Çıkarken kapının kolunda küçük karakterlerle

“Kiminle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.

Çünkü, bülbül güle, karga çöplüğe götürür.”

yazıyordu.

Dokuzuncu kata çıkarken bir anda aklına ona huzur veren dostları geldi. Bu kata geldiğinde gördüğü dört dörtlük bir kütüphane oldu. Kitapların arasında gezerken kitapların çoğunluğunun sevgi, insanlık ve barış üzerine olduğunu fark etti. Ortada masanın üzerinde onu bekleyen bir kitap olduğunu fark etti. Kitaba ulaşınca kitabın bir sayfasının açık olduğunu ve sayfada şunların yazdığını okudu:

“Zengin çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir.

Terazide güzel huydan daha ağır gelen hiçbir şey yoktur.”

 

Sekizinci katın huzursuzluğu onuncu kata gelirken tatlı bir tebessüme dönüşmeye başladı. Bu kata geldiğinde sadece dev bir ekran ve karşısında bir koltuk, bir de kumanda gördü. Koltuğa oturup kumandadaki tek tuşa basınca ekranda görüntü beliriverdi. Daha bebeklikten itibaren ona kimi zaman keyif kimi zaman sıkıntı veren tüm görüntüleri gördü. Her biri bir sonraki adımın garantisi olan, öğreten ve başarıları oluşturan o anlar. O an “nasıl da bu kadar çok şeyi başarmışken, bunları yok sayabiliyorum” diye kendi kendine düşündü. Bunu düşünürken ekran dondu ve donan ekranda,

“Zafer, zafer benimdir diyebilenindir.

Başarı ise başaracağım diye başlayarak

sonunda başardım diyenindir.”

yazısı belirdi.

 

Artık tamamen huzura kavuşmuş, geçmişi ile barışık ve geleceğe de umutla bakar şekilde binanın terasına çıktı. Terasta bulunan sandalyeye oturdu. Orada onu bekleyen kahvesini yudumlarken gökyüzüne doğru  baktı. Ve gökyüzü kendisine son mesajı yıldızlarla yazarak gönderdi:

 

“Bu mesajların hepsi sana ne söylüyor?”

 

Sahi bu yazıyı okuyan siz, gökyüzüne bakarsanız tüm bu mesajlar size neler söyler?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

 

Liderliğinize Giden Yolda İlk Adımı Nasıl Atabilirsiniz?

Herkes bulunduğu ortamda aşağıdaki altı adımlık merdiveni tırmanarak etki alanı oluşturabilir ve ortamın lideri haline gelebilir.

1. Etkin dinleyin: Dinlerken elinizde cep telefonu ya da önünüzde laptop mı var! Bunlar olmasa bile, aklınızdan başka şeyler mi geçiyor! Ya da konuşan kişiye karşı iç sesleriniz mi harekete geçiyor! Etkin dinlemiyorsunuz. Dinliyormuş gibi yapıyorsunuz. İnsanları odaklanarak dinlemek için anda olmak size neler kazandırır?

2. Güçlü sorular sorun: Karşınızdaki kişiye soru sorduğunuzda hemen cevap mı veriyor? Cevabı “evet” ya da “hayır”, “o” ya da “bu” gibi iki seçenekle mi sınırlı? O zaman sorularınız güçlü olmayıp, basit bir bilgi elde etme ya da bir onay-teyit alma amaçlı soruyorsunuz. Soru dağarcığınıza “Ne, Nasıl, … vb. gibi.” kelimeleri eklemekle sizce hangi fırsatlarla karşılaşabilirsiniz?

3. Öğrenmeye açık olun: Herhangi bir konuşmada ya da katıldığınız toplantıda duyduğunuz şeyleri hemen beyninizde geçmiş kayıtlarla kıyaslayıp, bilip bilmediğinizi mi sorguluyorsunuz? Bunu sorgularken mutlaka en az bir kayıt mı buluyorsunuz! Biliyor musunuz, bir tek şeyde dahi “evet bunu ben biliyorum” dediğinizde kulaklar dinlemeyi, beyin de algılamayı kesiyor! Sonuçta öğrenmiyorsunuz ve kendinizi bilinçli olarak kapatıyorsunuz! Her şeyi ilk kez dinliyormuş gibi dinlerseniz, neleri keşfedebileceğinizi hayal edebiliyor musunuz?

4. Olduğu gibi kabul edin: Olduğu gibi kabul etmek aslında önyargısız olmanın karşılığıdır. Kendinizle olan iletişiminiz de dahil olmak üzere; “Ben zaten hep böyleyim”, “O her zaman hep böyle şeyler yapar”,… vs. dediğiniz oluyor mu? Kendiniz başta olmak üzere bir takım etiketlere ya da peşin yargılara sahipseniz, “olduğu gibi kabul” etmiyorsunuz. Önyargılarınızı devreye alıyorsunuz. Önyargıları çöp kutusuna atarsanız, o insanın hangi güzel ve sadece ona özgü olan taraflarını görebilirsiniz?

5. Odağınızı bugüne alın: Konu ne olursa olsun; aklınızdan geçmişte yapamadıklarınıza karşı bir üzüntü ya da gelecek olacaklara karşı kaygılar mı taşıyorsunuz. Şu an geçmişe dönme şansınız olmadığına göre, geçmişi değiştirme şansınız da yok. Evet, geleceği oluşturma şansınız var. Ama… Geleceğiniz tamamen bugün yaptıklarınız ile oluşacak. Kendinizi pişmanlıklar ve kaygılar içinde buluyorsanız, odağınız bugün hariç her yerdedir. Bugün şu saat itibari ile neleri yapıyor olursanız, hayatınızda bir dönüm noktası oluşturabilirsiniz?

Tüm bunları yaptıktan sonra son bir merdiven adımı kalıyor. Bu adım tam da sıçrama noktasınız…

6. Adım atın: Çok mu konuşuyorsunuz? Her konuda fikriniz var değil mi? Bunları nasıl sonuca dönüştürüyorsunuz? Yani  yazıyor musunuz? Çiziyor musunuz? Üretiyor musunuz? Kısaca adım atmıyorsanız olduğunuz yerde dönüyorsunuz. Artık bildiklerinizi, duyduklarınızı, istediklerinizi eyleme dökerseniz, hayatınıza daha başka neleri katabilirsiniz?

Bir an için tüm bunları yapan bir siz olsanız, en yakın çevrenizden en uzak çevrenize kadar neler dalga dalga gelişmeye, değişmeye ya da dönüşmeye başlar?

 

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

 

A’dan Z’ye 29 adımda başta iş ortamı olmak üzere kendinizi nasıl korursunuz!

İş görüşmelerinde her şey “tam bir huzur ortamı” olarak anlatılırken, işe girdiğinizde “tam bir dikenlikle” karşılaştığınız oldu mu? Ya da çalıştığınız ortamdan ve kişilerden memnunken bir anda davranış değiştiren ve ortamı zehirleyen kişilerle karşılaştınız mı? Ya da ortamın huzursuz prensi ya da prenseslerinin tacizlerine maruz kaldınız mı?

İnsan beden, ruh ve zihin üçlüsünden oluşmaktadır. Bu üçlünün herhangi birinde değişim olması aslında gerek sizin ortamı bozmanıza gerekse bir başkasının sizin ortamınızı bozmasına neden olur.

Dikenlik ortamında korunmak ve istediğiniz sonuçları öncelikle kendiniz sonra herkes için almanız için 29 önerim var:

 

Az ve öz konuşun! Gereksiz konuşmalar zaman kaybı olduğu gibi, dikenlikler için bulunmaz bir fırsattır.

Bilginin her zaman güç olduğunu aklınızda tutun! Doğru zamanda doğru şekilde bilginizi ifade ederseniz, farkı göreceksiniz.

Cesur olun. Sessiz kalmak her zaman sabırlıyım olarak algılanmaz. Kimi zaman suçlu olduğunuz anlamına da gelir. Farklı ortamlarda bulunup sohbetlere katılarak konuşkanlığınızı geliştirin.

Çok iyi bir dinleyici olun! İnsanların anlattıklarını cevap hazırlamak yerine son kelimelerine kadar duyun ve dinleyin. Daha sonra cevabınızı düşünün! Verdiğiniz cevabın gücünü fark edeceksiniz.

Duyguların geçici olduğunu unutmayın. İnsan duygu varlığıdır. Duygular gelip geçer. En kötü anınızda bile başınızı gök yüzüne çevirin. Farkı göreceksiniz.

Eski deneyimlerinizden yola çıkarak varsayımlarda bulunmayın! Geçmişten ders alın ama eski derslerde de kalmayın! Artık balık tutmayı öğretmek de yetersiz kalıyor! Ne de olsa balıklar da gelişti, değişti. Yeni şeyler bulmak şart!

Farkındalıklarınızı arttıracak faaliyetlere katılın. Günümüzün tılsımlı kelimesi farkındalığı size getirecek her türlü çalışmanın sizi bir adım öne çıkaracağını unutmayın.

Güçlü ve açık uçlu sorular sorun! İnsanların daha fazla olumlu düşünmelerine yardımcı olacak içinde ne(ler), nasıl gibi kelimeler içeren olumluyu araştıran sorular sorun.

AĞza alınmaması gereken hiçbir kelimeyi lûgatınızda tutmayın! Büyük kazalar yaşamamak için proaktif olun!

Her insanın davranışının arkasında pozitif bir niyet olduğunu unutmayın. İnsanların yaptıklarının arkasında mutlaka en az onlar için önemli ve olumlu bir niyet barındırdığını bilin.

Israrcı olun. Attığınız olumlu adımlara bugün cevap almamış olabilirsiniz. Yarın da alamayabilirsiniz. Ama ısrarcı olun Bambu ağaçlarının yetişmesi üzerine olan hikayeyi öğrenin!

İnsanları gözlemleyin! Gözlemlemek insanı anlamanın giriş kapısı.

Jargon kullanımını aza indirin! Bilinmeyen kelimelerin kullanıldığı bir ortamda sizinle konuşulsa nasıl hissederdiniz?!

Kaile alın! Bir insana verilecek en büyük cezalardan biri kaile (dikkate) alınmamaktır. İnsanları önemseyin!

Laf atın! İnsanları sabah gördüğünüzde gerçekten beğendiğiniz yönlerini onlara söylemek üzere lafınızı esirgemeyin! “Bugün kıyafetiniz çok şık! Sizin böyle rahat tarzınızı beğeniyorum! Kahvaltılık jestiniz için teşekkür ederim..”

Mantığınızı ön planda tutmak yerine mantık ve duyguları beraber yönetmeyi öğrenin. Profesyonelce çalışmaya evet! Ama duygusuz profesyonellik de olmaz!

Nazik davranışlar sergileyin! Nezaketi katalizör olarak hayatınıza entegre etmeye ne dersiniz.

Ortaklıklar oluşturun! Sağlıklı insanlarla sağlıklı ilişkiler geliştirin. Bakın ortaklarınız da siz de bulunduğunuz konumdan en az bir tık daha ilerleyeceksiniz.

Önyargıları kapıya koyun! Önyargılar sizi bir adım öne geçirmeyeceği gibi, geri götürmek için beklemektedir.

Potansiyelinizi keşfetmek ve harekete geçirmek üzere koçluk alın. Alınan hizmetin sonuçlarının sizi nerelere götüreceğini öğrenmek için profesyonellerden koçluk alan diğer insanlarla tanışın ve onların yorumlarını dinleyin.

Resmiyet yeri geldiğinde kullanılmalıdır. Aynı ortamda isim ile birbirinize hitap edebilirsiniz. Fakat tanımadığınız ya da resmi ortamlarda kültürel tanımları kullanın.

Sistematik olarak insanlarla iletişime geçin. Küçük adımların büyük kapıları açtığını unutmayın.

Şirketiniz ya da içinde bulunduğunuz kurumlarda motivasyonun yollarını bulun. Uzun zaman geçirdiğiniz bu ortamda sizi motive edecek değerleri (eğlence, huzur, tatmin, başarı) burada nasıl harekete geçirebileceğinizin yollarını arayın.

Takım olmaya özen gösterin! Tek başına her şey olma devri taş devrinde kaldı.

Uzlaşı kariyerinizdeki en önemli becerilerden biri olacaktır. Herkes ile doğru temelde uyumlanmak önemli bir kapasite.

Üzülebilirsiniz ve hatta üzebilirsiniz! Size kötü bir şey de söylenmiş olabilir, siz de kötü bir şey söylemiş olabilirsiniz. Her iki durumda da doğru zamanda ve doğru yerde açık iletişimle kendinizi ifade etmeyi bilin.

Vekaleti kullanın! Delegasyon ya da vekil atama korkular nedeni ile harekete geçirilememektedir. Vekalet sistemini doğru ve aktif kullanırsanız, olmamanız gereken yerlerde de olmamış, dikenlerden kendinizi korumuş olursunuz.

Yetişkin yetişkin iletişimi en büyük koruyucunuz olacaktır! Gerçek olaylar ve gözlemlerde objektif geri bildirimler ve değerlendirmeler yapma kapasitenizi harekete geçirin.

Zekisiniz, olmadığınızı düşünüyorsanız bile zekice davranabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey yukarıdaki adımları uygulamak.

Bir an için içinde bulunduğunuz ortamı iyi bir şekilde yönetmenize yardımcı olacak 3 değeriniz ne olurdu dersem, aklınıza neler gelir?

Bunlardan her birini hayatınızın hangi zaman dilimlerinde deneyimlediniz?

Bugün bunları tekrar hayatınıza katmanın büyük resminize olan katkısı ne olacaktır?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook 
Linkedin
www.tykocluk.com

 

Daha Uzun ve Kaliteli Bir Ömür İçin 4 Basit Adım

Bir an için yeniden doğduğunuzu varsayalım. Ömrünüzün ilk 6 yılını sadece beslenerek geçiriyorsunuz, 1 yılını da tamamen tuvalette… Sonra 23 yıl derin bir uykuya dalıyorsunuz. Uyanınca 9 yıl mutlu geçiriyorsunuz. Dokuz mutlu yılı, 7 kaygılı, üzüntülü, ağlamalı yıl takip ediyor. Dokuz yıl sürekli yollardasınız. Üç yıl da sürekli şikayet ediyorsunuz. Sonra 3 yıl durmadan çalışıyorsunuz. Bunun ardından 2 yıl okuyorsunuz, 2 yıl da müzik dinliyorsunuz. Daha sonra 3 yıl sürekli paylaşımdasınız. Bir yılı maneviyatınıza ayırıyorsunuz. Son bir yılı da sadece kendinize ayırıyorsunuz. Ve 70 yıllık ömrünüz bu şekilde tamamlanıyor….

Aslında bu hesabı gün bazında yapsaydık; günde 2 saat yemek, 15 dakika tuvalet, 8 saat uyku, 45’er dakika kitap okuma ve müzik dinleme, birer saat şikayet etme, çalışma, paylaşımda bulunma, 3 saat yol, 3 saat mutlu zaman geçirme, 2,5 saat kaygılanma-üzülme-ağlama, 30 dakika maneviyat, 15 dakika sadece ve sadece kendinize ayırıyorsunuz…

Tüm ömrünüze baktığınızda nelere, ne kadar çok yıl harcadığınızın farkında mısınız? Ya hepsini ardışık yaşamak zorunda olsaydınız, o zaman bu şekilde yaşamak sizi ne kadar tatmin ederdi?

Hayatınızı dolu dolu yaşamak istiyorsanız size 4 basit önerim var:

1. Kendinize daha fazla zaman ayırın: BEN dediğiniz kişiye alan açın. Bırakın diğerleri dışarda kalsın. Bu sizin “bencil” olduğunuz anlamına gelmez, başkalarına da daha fazla ve kaliteli zaman ayırmanıza yardımcı olur. Potansiyelinizi sorgulayın. Her şey mümkün olsaydı neler gerçekleştirebileceğinizi bir düşünün. Sonra da onları gerçekleştirmek için neler yapabileceğinizi araştırın. Gerekirse profesyonellerden (koç, mentör, danışman,..) destek alın. Alacağınız desteğin size geri dönüşünün büyük resminizi ne kadar besleyebileceğini hiç hayal ettiniz mi?

2. İnsanlarla daha kaliteli ilişkiler geliştirin: Sadece buluşmak için buluşmayın. Buluşmanıza mutlaka bir anlam katın. Toplumsal faydayı önde tutun, göreceksiniz arkasından bireysel fayda da gelecek. Bu da, sizlerin daha fazla mutlu zaman geçirmenize, kaygılarınızdan üzüntülerinizden ayrılmanıza yardımcı olacak. Paylaşımınız daha da artacaktır. Neden öğrenciler için bir faaliyette bulunmak üzere toplanmıyorsunuz?

3. Daha az uyuyun: Uyku aslında insanın doksanar dakikalık döngüler içinde yaşadığı bir şeydir. Yani 9 saat de uyusanız, 4,5 saatte aynı seviyede dinleneceksiniz. Neden daha az uyuyup, kendinize daha fazla mutlu olacağınız zaman dilimi yaratmıyorsunuz? Her 90 dakika kazancınızı BEN’inize yansıtırsanız, hayatınızda hangi noktalarda devrim niteliğinde gelişmeler yaratabilirsiniz?

4. Niteliğe değer verin: Hayatınıza kattığınız nesnelerin niceliklerinden ziyade niteliklerindeki değeri göz önünde bulundurun. Her şeye ve en yeniye sahip olmanın tatminden ziyade doyumsuzluk ve tatminsizlik (daha da fazlası, daha da iyisi,..vs) getirdiğine dikkat edin. Etrafınızda az ve öz şeye sahip olanların mutluluğunun ne kadar çok ve yoğun olduğuna hiç dikkat ettiniz mi?
Ve…

Yetmiş yıllık ömrünüzün sonuna geldiğinizde, oradan geriye doğru ömrünüzün bütününe bakarsanız; nerede, nasıl zaman geçirmiş olmak sizi daha tatmin edici bir yaşama götürür?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook 
Linkedin
www.tykocluk.com