İçsel Diyaloglar…

Yılın Filmi: İçsel Diyaloglar 
Oyuncular: Siz, SİZ
Mekan: x Kurumu VIP toplantı salonu
Zaman: 20xx, güneşli bir sabah
Konu: Yıllardır kendinizi adayarak çalıştığınız kurumunuzda iyi ve kötü günleriniz oldu. Zaman zaman çalışmalarınız takdir gördü ve ilerlediniz. Zaman zaman ise ağır ilerleyen bir iş kariyeriniz oldu. Kurumunuz için daha başka ne(ler) yapabileceğinizi araştırıyorsunuz. Kurumunuzun gelecekte ayakta kalmasına yardımcı olacak, rekabet gücünü arttıracak, çok iyi bir yöntem bulduğunuza inandınız. Bu yöntemi ve kazançlarını üst yönetime sunma zamanı geldi. Bu sunum sizin kariyerinizde çok önemli bir basamak olacak, bunun farkındasınız. Yapmanız gereken tek şey, sadece o kürsüye çıkıp, karşınızdaki topluluğa çok iyi bildiğiniz konunuzu aktarmak. Ama sahnede siz tek değilsiniz. BU siz ve SİZ’in FİLMİ….
Geçen 6 ayın özeti:

Sonbahar başları idi. O gün işletme kaynaklarının daha verimli nasıl kullanılabileceğini düşünüyordunuz.. Sahilde yürürken aniden aklınıza …. fikri geldi ve birden bire beyninizin içinde susmak bilmeyen o konuşmalar serisi başladı…
siz: “Harika bir fikir bu. Mutlaka bunun üzerine detaylı çalışmalıyım” 
Bir an için bu fikrin başkalarının da aklına gelmiş olabileceğini düşündünüz. Moraliniz bozuldu. 
SİZ: “BU FİKİR İYİ AMA BAŞKALARININ DA AKLINA GELDİ. İYİ DÜŞÜN. SENCE BAŞKALARININ AKLINA GELEN FİKİR, BÜYÜK HATTA HARİKA BİR FİKİR MİDİR?”
Sonra tekrar düşündünüz;
siz: “Önemli olan fikre sahip olmak değil, bu fikri projelendirip uygulamaktır. Etraf fikir üreten insanlarla dolu ama o kadar…”
Kendi kendinize motivasyon sağladıktan sonra, koşar adımlarla sahilde park ettiği arabasına doğru ilerlediniz. Oradan da ofisinize gittiniz ve bilgisayarınızı açtınız. Ve altı ay sürecek o çalışmanın ilk adımlarını attınız…

Geçen 6 ay içinde, yaptıklarınız konusunda birçok zorlukla karşılaştınız. Beyninizin içindeki şu konuşmalar geçti;

siz: “Yaptıklarım gerçekten boşa kürek çekmek mi? Yöneticim bile yaptıklarıma inanmıyor? Biliyorum. :(”

SİZ: “EVET BAK İŞTE.. AFERİM.. SEN YOL YAKINKEN VAZGEÇ BU SEVDADAN.. AKSİ HALDE BİRİ SENİ MUTLAKA DURDURACAK”

Kimi zamansa, yönetemediğiniz durumlar ile karşılaştınız ve  çevrenizin dediklerine yenik düştüğünüzü hissettiniz.

SİZ: “DEMİŞTİM DEĞİL Mİ? O KADAR ZAMANI BOŞA HARCADIN..”

Bu durumlarda kendi motivasyonunuzu tekrar ayağa kaldırmak  için çalışma masanızdaki şu post-it’e baktınız.

“Yanlışı savunup, kalabalıkları arkama katmaktansa, doğrumu savunup yalnız kalmayı tercih ederim. Gandhi”
Aslında bu sözün sizin için anlamı;

“Benim … kurumundaki varlık amacım; katma değerimi ortaya koyarak, kurumumun bu rekabetçi ortamda ayakta kalmasına ve sektöründe iyi ve sağlam bir şekilde durmasına katkıda bulunmaktır. Bu uğurda yılmadan önüme çıkan her engel ile savaşmak benim aldığım parayı hak etmemin tek yoludur”.

Sahne öncesi sabahtan kareler:

Tüm gece uykusuz kalmıştınız. Aklınızdan hastalıklı düşünceler geçiyordu; sunumda gelebilecek ters köşe bir soru… O sert kahvenizden bir yudum daha alarak, düşüncelerinize devam ettiniz.

Siz: “Acaba bugün, 6 aydır harcadığım emeğin karşılığını alabilecek miyim?”

Konunuza hakimdiniz ve konu ile ilgili yoğun bir şekilde, bir çok birim ile çalışmıştınız. 

Siz: “Aslında konunun ana detaylarını daha önceden üst yönetime sunmuştum ve gelen geri bildirimlere istinaden gerekli güncellemeleri yapmıştım”.

Peki neydi sizi bu sabah rahatsız eden ve “sizi siz ile” kavga ettirecek kadar huzursuzlaştıran düşünceler..

Ve sahneye çıkış….
O gün o toplantı salonunda bulunanlar, aslında daha önceden gördüğünüz tanıdığınız kişilerdi. Bir çoğu ile her ne kadar hiyerarşi seviyesi olarak aynı yerde olmasanız da, daha önce bir çok konuyu beraber çalışmıştınız. Peki ama öyleyse bugün kendinizi neden bu kadar gergin hissediyorsunuz?

Salondaki kalabalık ve uğultular beyninizin içinde çınlıyordu. Bir an için kendi kendinize;

Siz: Salak ben.. dün gece niye uyumadın ki? Kendi kendime uyumamak için bahaneler yarattım. Halbuki anlatacağım şeye tamamen hakimim. Yapmam gereken şey çok basit, tenis hocamın bana öğrettiği tarzda davranmalıydım.

Size tenis oynamayı öğreten tenis öğretmeninizin oldukça değişik bir öğretme tarzı vardı. Normal öğretmenlerin öyle vurma yanlış olur, böyle vur. İşte bu şekilde raketi tutarak başarabilirsin…vs.. derlerken sizin öğretmeniniz… sizi öncelikle karşıdan gelen topa ve topun geliş yönüne odaklamıştı. Bu sırada siz hamle yaptığınızda bu ilk topu çoktan kaçırmıştınız ama şunu anlamıştınız; hamle öncesi hedefine odaklan.. Hocanız bu başarısızlık sonrasında size vuruşunuz ile ilgili geri bildirim yapmamıştı. Diğer bir ifade ile, önce hatanızı gösterip, sonra size nasıl vurmanız gerektiğini anlatmamıştı. O sizden ikinci atışta, topa öncekine göre daha fazla odaklanmanızı ve topun gelişine göre hamle yapmanızı istemişti..
………
Bu şekilde yönlendirmeler ile aslında siz doğal hareketlerle tenisi öğrenmiştiniz… Yaptığınız hareketler tamamen içten gelen hareketler bütünü idi. 
Aslında konunuza odaklandığınızda, bu sunumun da olağan sürecinde başarılı bir şekilde gerçekleşeceğini düşünmeye başladınız; tıpkı tenis oynamayı öğrendiğiniz gibi.. Tüm bu süreci hızlıca gözünüzün önünden, katılımcıları selamlarken geçirdikten  sonra konuşmaya başladınız…

“ Bildiğiniz üzere, son 10 yıldır kurumumuzun … konusunda her yıl kaybettiği paralar  oldukça önemli değerlere ulaştı. Bizler … kaynaklarımızı daha etkin bir şekilde kullanmadığımız sürece bu rakamlar daha da büyüyecektir. Bugün bile bizim varlığımız bu noktada tehdit altındadır. Bu tehdidi önce kontrol altına almak, daha sonra ortadan kaldırmak gerekmektedir. Bunun için … yapmayı öneriyorum. Yapılan bu çalışma sonucunda, ilk 3 ay içinde bu tehdit rahatlıkla kontrol altına girecek, 1 yıl sonra da ortadan kaldırılabilecektir. Şimdi sizlere ….. …..”

“Önemli atletlere en iyi performanslarını gerçekleştirdiklerinde,
ne düşündükleri sorulduğunda, hiçbir şey düşünmediklerini beyan ederler. 
Düşüncelerde huzur ve isteklerine odaklanma vardır. 
The Inner Game of Work: W. Timothy Gallwey”
Bugün iç diyaloglarımız üzerine kısa bir hikaye yazmak istedim. Hani bazen beynimizin içinde, bir ya da birden fazla kişilerin olduğunu düşündüğümüz olur ya.. İşte tam olarak bundan bahsediyorum.
En son aklınızdan böyle bir konuşmanın geçtiği zamanı, gözünüzün önünden bir film şeridi halinde geçirmenizi rica ediyorum.
                 1. Bu olay tam olarak ne kadar süre önce geçti?
                     • az önce, 1 gün önce, 1 hafta önce,….
                 2. Olayda kaç kişi konuşuyordu?
                     • bu bir monolog muydu? Yoksa birileri size sürekli bir şeyler mi söylüyordu? 
                 3. Konuşmalarda yaklaşım nasıl idi?
                     • yargılayıcı, emir verici, alaycı,…vs
Bu türdeki konuşmaların bütününü göz önüne aldığınızda aslında;
  • düşüncelerinizde bir siz varsınız.. bir de diğerleri(SİZ)…
  • bazen siz susarsınız, diğerleri(SİZ) konuşur….
  • bazen siz konuşursunuz, diğerleri(SİZ) susar..
  • bazen ise herkes hep bir ağızdan konuşur;  ne kimin konuştuğu, ne de neyin konuşulduğu belli değildir
  • ama en önemlisi herkesin sustuğu, siz’in kendinizi gerçekleştirdiğiniz an’dır.
Limitlerinizi engelleyen SİZ’e, lütfen siz engel olun…
SİZ’i de yaratan siz’siniz..

Kemal BASARANOGLU

kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com

Yazar: Kemal BASARANOGLU

İnsan potansiyelinin ötesine geçmek için araştırmalar, çalışmalar yapıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.