Bugünkü yazımı koçluk
almanın değerinin ne olabileceğini göstermek üzerine yazıyorum. Geçenlerde okuduğum bir doğu hikâyesi, bunu çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. 

Sonsuz bir yolda yürüyen bir gezgin vardır. Bu yolcu her türlü yükle yüklüymüş.
Sırtında ağır bir kum torbası varmış; büyük su kabı yanından sarkıyormuş. Sağ
elinde garip şekilli bir taş, sol elinde iri bir kaya parçası taşıyormuş.
Boynunda   yıpranmış bir ipin ucunda eski bir değirmentaşı
sallanıyormuş. Ayak bileklerindeki paslı zincirlere bağlı ağırlıkları tozlu
topraklarda sürüklüyormuş. Başında ise yarı çürümüş bir balkabağını dengede
tutmaya çalışıyormuş. Attığı her adımda zincirler tıkırdıyormuş. Sızlana inleye
adım adım ilerlemekte ve kötü talihinden,   kendini tüketen
yorgunluktan yakınmaktaymış. Öğle sıcağında bir çiftçiye rastlamış. Çiftçi
sormuş:
“Yorgun yolcu, niye bu iri kaya parçasını kendine yük ediyorsun?”
Gezgin cevap vermiş:
 “Çok saçma, fakat daha önce
fark etmemiştim.”

Bunun üzerine kayayı atarak kendini daha hafif hissetmiş.

Uzun süre yoluna devam ettikten sonra yeniden bir çiftçiye rastlamış ve o da
sormuş:
“Yorgun yolcu, söyle bana, niye başındaki yarı çürümüş bal kabağı ile
kendine eziyet ediyor ve niye o demir ağırlıkları ayaklarında
sürüklüyorsun?”

Gezgin cevap vermiş:
“İyi ki bunu söylediniz. Kendime ne yaptığımın farkında
değildim.”
Zincirleri çözmüş ve bal kabağını yolun kenarındaki hendeğe fırlatmış. Yine
kendini daha hafif hissetmiş. Fakat yol aldıkça tekrar yorgunluk bastırmış. Tarladan
gelen bir başka çiftçi kendisini şaşkınlık içinde izlemiş ve
 “Çuvalda kum taşıyorsun, fakat
ilerde taşıyabileceğinden çok daha fazla kum var. Sanki Kawir Çölü’nü geçmeyi
planlamışsın gibi, o büyük su kabını ne yapacaksın? Nasıl olsa yol boyunca uzun
süre sana eşlik edecek temiz bir dere akıyor,”
demiş.

Bunu duyan gezgin su kabının ağzını
açmış ve içindeki acı suyu yola boşaltmış. Sırt çantasındaki kumu yere dökünce,
bir çukuru doldurmuş. Bütün bunlardan sonra dalgın dalgın durmuş ve batmakta
olan güneşe bakmış. Ona ulaşanlar güneşin son ışıklarıymış. Şöyle bir kendine
baktığında boynundaki ağır değirmentaşını görmüş ve birden öne eğilerek
yürümesine bu taşın neden olduğunu fark etmiş. Hemen gevşetmiş ve nehire, atabildiği
kadar uzağa fırlatmış. Sonunda yüklerinden kurtulmuş bir şekilde akşamın
serinliğinde kalacak bir yer bulmak üzere yoluna devam etmiş.

Hikaye burada biter.
Aslında doğum ile beraber önce aileden sonra çevreden bir takım
mesajlar alırız.
  • Sabırlı ol
  • Çalışkan ol
  • Saygılı ol
  • Başarılı ol
  • Zengin ol
  • Mutlu ol
Bu yaşınıza kadar, size gönderilen mesajları gözden geçirebilir misiniz? Sizin hayat yolculuğunuzdaki yükleriniz nelerdir?
İşte KOÇ, sizin mevcut
durumunuzu size fark ettiren kişidir. Size soracağı doğru sorular ile, yüklerinizi size buldurtur. Daha sonra da bunlarla
ne yapmak istiyorsanız, onu yapmanız için sizi yüreklendirir.
Gandhi’nin bir sözünü, aldığımız bu mesajlara göre yeniden düzenledim;


Duyduklarınıza dikkat edin, düşüncelerinize etki ederler



Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza etki
ederler


Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza etki
ederler

Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklara etki
ederler

Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize etki ederler

Değerlerinize dikkat edin, karakterinize etki ederler


Karakterinize dikkat edin, kaderinize etki ederler


Yeni bir yıla girerken, hayatınızdaki kum
torbası, büyük su kabı, eski bir değirmentaşı, yarı çürümüş bir balkabağı,..
vb.’den kurtulmaya ne dersiniz?


2012’de yaşadığınız 
tatmin ve mutluluğun ötesinde 
bir 2013 sizi bekliyor…

Kemal Başaranoğlu

Kategoriler: Uncategorized

Kemal BASARANOGLU

İnsan potansiyelinin ötesine geçmek için araştırmalar, çalışmalar yapıyorum.

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.