Çocuğunuzun içindeki dehayı öldürmeyin…

Bu haftaki yazımda, bebeklikten çocukluğa geçiş sürecinde ebeveynlerin etkisini yazmak istiyorum. Diğer bir ifade ile sizlerle, kendi kuşağımın içinde bulunduğu süreci irdeleyeceğim.
 
Anatole France’sın bir sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum: “Çocuklar keşfedemediğimiz dehalardır. Onlar tahminlerimizin üzerinde yeteneklere sahiptir. Ancak biz cehaletimiz ve atalarımızdan gördüğümüz yanlış eğitimle onların bu yeteneklerini köreltiyoruz”
Kendi kendinizin en geçmişine giderseniz, en geride aklınızda kalan, hayal meyal görebildiğiniz ne var? Tam bu noktadan bugüne doğru yavaşça zamanda ilerleyin. Lütfen tüm bunları gözünüzün önünde oynayan bir film gibi seyredin. 
  • Ne hissediyorsunuz?
  • Sizi ne mutlu etti? ne mutsuz etti?
  • Ebeveynlerinizin bu süreçteki davranış ve tavırları nasıl?
  • Ebeveynleriniz ne tür duygular ve istekler içinde size böyle davranıyor?
  • Siz ne istiyorsunuz?
  • Bugün aynı süreci yaşasaydınız; neleri daha farklı yapmak isterdiniz?
  • Bunu başarabilmek için ne yapardınız? Bu yaptıklarınızın filmin ilerleyişi üzerindeki etkisi ne olurdu?
  •  …
Sorularıma devam edebilirim fakat durmak istiyorum. Bu noktada;
  • İlk olarak dikkatinizi ne çekti?
  • Ebeveynlerinizin davranış ve duygularının, sizin bugüne gelişinizdeki yeri ve önemi sizce nedir?
 
Çocuğu olanlar ricam, çocuğu ile bugüne kadar yaşadıklarını (çocuğunuzun geldiği yaşa kadar ki) göz önüne getirsin. Çocuk bekleyenler ya da çocuk isteyenler ise gelecek günleri hayal etsin lütfen.
Şimdi aşağıda sorduğum soruların yanına lütfen evet ya da hayır diye not düşünüz..
  1. Bebeğiniz ağladı, her türlü fiziki durumunu (açlık, altının temizliği, ateş,..vb. gibi) kontrol ettiniz. Hiçbir problem ile karşılaşmıyorsunuz. Ama bir türlü de susmuyor.  Kalkıp bebeğinizi sallamaya (ya da daha başka birçok sakinleştirme tekniğine) başladınız mı?
  2. Bebeğiniz biraz büyüsün; öyle ki mama sandalyesinde oturmaya başlasın. Siz ona yemek verdiniz ama o yemedi. Aç kalması konusunda kaygılandınız mı?
  3. Aç kalacak endişesi ile bebeğiniz ya da biraz daha büyümüş olan çocuğunuzla kavga dövüş halinde yemek seansları yaptınız mı? Hatta siz verdiniz; o da çıkarttı mı?
  4. Bebeğiniz bir gün artık yürümeye ve hatta koşmaya başladı. Koşarken bir yerlere ilk  kez çarptığı anı düşünün.. O an, ne yaptınız? Müdahale ettiniz mi? Ya da sonraki çarpmalarını düşünerek, bir takım eylem planları aldınız mı?
…..
 
“Evet”leriniz de “hayır”larsınız da sizin olsun. Patron sizce kim? Ben söyleyeyim. PATRON O ARKADAŞTIR, SİZ DEĞİL… Siz sadece onun hayatına müdahale etme şansına sahipsiniz.
 
 
Şimdi yukarıdaki 4 sorunun bir sonraki adımlarını yazıyorum.
  1. Bebeğinizin canı her sıkıldığında ağlamaya başlar ve hoopp kucağınıza almışsınızdır bile..
  2. Bebeğiniz sizi uğraştırmak ya da bir takım duygularını (kıskançlık, eğlence..vs) size yansıtmak için yemek yememeye devam eder.
  3. Bir kere öğrendi sizi bezdirmeyi ve sizinle inatlaşmayı; hatta tüm ilgiyi üzerine çekmeyi…neden dursun ki?
  4. Baktı ki siz peşindesiniz; o kaçtı, siz kovaladınız. Bu arada, siz de birkaç düşme vakası yaşadınız…:)

Unutmayın bebekler ve çocuklar çok hızlı öğrenirler. Yukarıdaki durumlar karşısında siz aslında çıldırma noktasına geldiniz değil mi? Okuduğum ve duyduğum örneklerde kişiler çocuklarına korku ve baskı ile müdahale etmeye, onları bu şekilde eğitmeye çalıştıklarını gördüm. Peki sonuçta gerçekten istenen, sağılıklı bireyler yetişiyor mu?

Herkesin içine doğduğunda konulan ve ölene kadar da orada olan bir çocuk vardır. Yalnız bu çocuk zaman içerisinde başta ailesel, sonra da .çevresel sebepler ile sağlıklı büyüyemez, gelişimini tamamlayamaz.  İşte bu nedenle çevrenize bakarsanız bir sürü kopyacı tavırlı, beceriksiz, bencil, kişiliksiz … ve hatta sadist tiplerle karşılaşırsınız. Tüm bunların temelinde öncelikle aileden gelen davranışlar ve öğretilerin esas olduğuna inanıyorum. Zira ilk eğitimcilerimiz, anne ve babalarımızdır. 
 
Neden çocuklarınızı daha serbest bırakmıyorsunuz?

Neden kaşığı nasıl tutacağını kendi kendine öğrenmiyor?

Neden düşmenin de doğal olduğunu, sizin dövdüğünüz o masa veya sandalyenin bu işte hiçbir suçunun olmadığını bilmiyor?
Son olarak sizce o koca ağaca tırmanan kedi yavrusu düştüğünde (ki genelde düşmez), neden anne ya da baba kedi ağacı kökünden sökmez?
 
 
Kemal Basaranoglu
Not 1:  Patronun o olması, onun doğruyu yapması ve/veya sizin acı çekmeniz değildir. Önemli olan çocuğunuzun kendine zarar vermediği duruma kadar (kesici bir şey ile oynaması, ilaçlar ile oynaması..vb gibi), kendi keşfini kendisinin yapmasına izin vermenizdir.. Yaratıcılık ve dehası burada gizlidir; kendisinin keşfetmesi gerekir.
Not 2: Her ebeveyn için kendi çocuğu zekidir. Bunun arkasında aslında anne babasının bastıramadığı egolar vardır. Zaman içinde çocuk anne ve babasının bu egolarını sırtındaki küfesinde hissetmeye başlar (anne ve babasının geçmiş başarılarının ya da başarısızlıklarının faturasını). Zira bunlar anne ve babadan bir şekilde kalıtımsalmış gibi aktarılır. Önce gelen ilk başarılar, alkış ve kutlama havasında karşılanır. Daha sonra ise başarısızlık ile geçen her an için, cezalandırma başlar. Kimse çocuğun yeteneğinin ne olduğunu sorgulamaz; ebeveyn tarafından biçilmiş bir kıyafet vardır ve bu kıyafet ne olursa olsun çocuk tarafından giyilmelidir. Bol ya da dar olduğunun farkına varılmaz. Sonuçta ne olduğunu J.J Rousseau’dan bir alıntı ile anlatmak istiyorum: “Bir odaya ilk defa giren bir kediye dikkat ediniz. Kulaklarını diker, etrafı dinler, koklar, kendini güvende hissetmedikçe bir girişimde bulunmaz. Köşeye sıkıştırılıp alanını daralttığınız zaman korkar, huzursuz olur, alanını genişletmek için saldırıya geçer”. Dikkat edin, bebeğinize de siz zorla bir şey yapmaya kalktığınızda, saldırganlaşıyor mu? Huysuzlaşıyor mu?

Yazar: Kemal BASARANOGLU

İnsan potansiyelinin ötesine geçmek için araştırmalar, çalışmalar yapıyorum.

“Çocuğunuzun içindeki dehayı öldürmeyin…” için bir yorum

  1. henüz bebişler dünyaya gelmeden ahkam kesmem ne derece doğru olur bilemiyorum 🙂 yaşayıp göreceğiz muhakkak. ancak etrafımda anne olmuş arkadaşlarım arasında öyle bilinçli olanlar var ki, onları örnek alamacağıma daha bebişler yokken söz vermiştim kendime. minik pıtırcıkların özgüveni yüksek akıl küpü çocuklar haline geldiğini görünce de ne kadar doğru yapmış olduklarını bir daha idrak ediyorum bu arkadaşlarımın. bakalım 🙂
    duble anne

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.