Bu hafta sizlere, içinizdeki unuttuğunuz kıyıda köşe de kalmış birinden bahsetmek istiyorum. Sizinle beraber doğan ama sonrasında bir şekilde unuttuğunuz, köşeye attığınız o içinizdeki çocuktan.  Bugün başta kızım olmak üzere farklı yaşlarda çocukları, gençleri ve orta & ileri yaşlı insanları gözlemlediğimde şunları tespit ediyorum.
  • Çocuklar: Özgür, hayalci, genelde mutlu, sınırsız istekli, elde etmek için gerekirse savaşan ve bir şekilde ikna eden, sınır tanımayan,…
  • Gençler: Özgür, kaygılı, beklentileri yüksek, istekleri çok ama sekteye uğramış, düş kırıkları olan, ikna etmek isteyen ama çoğu zaman da ikna olan, sınırlarını zorlayan ama 2 ileri 1 de geri gidebilen,
  • Orta ve İleri yaşlı insanlar: Özgürlükleri belirli çerçevelerde kısıtlanmış (aile, iş, sosyal çevre), hayal kurmayı unutmuş – kursa bile gerçekleşmeyeceğini düşünen, ağırlıklı mutsuz, mutluları da başkalarının mutsuzlukları ile sağlayan(?!), gençlik dönemi düş kırıklıkların artık öfkeye dönüşmüş, ikna etmekten ziyade boş vermiş, sınırları çok net belli olan kişi.
 

 

Sürece baktığınızda, aslında içinizdeki çocuk, çocukluğunuzda sizinle el ele kol kola iken, yaş ilerledikçe hayatınızda gittikçe güdük bir boyuta inen sizsiniz.  Hayatta olumlu şeyler ile olumsuz şeyler oluyorken, genelde olumlu olanlar göze önünde tutulmaz, unutulur… Daha çok olumsuzları hatırlarız. Aile içi ilişkilerinize bakın, düşünün kaç tane olumlu, kaç tane olumsuz bulabiliyorsunuz? Ya da iş ortamınızdakilere… “olumlu daha çok buluyorum” diyorsanız tebrik ediyorum, inanın azınlıktasınız….
 
 
Jorge Bucay’ın Düşündürücü Hikayeler adlı kitabını öneririm. Çocukları uyutmak ve yetişkinleri uyandırmak için masallar diye not var kapağında. Aşağıdaki hikaye, bugüne özel, bizim için…
 
Çocuklar Yalnızdı
Anneleri sabah erkenden evden çıkmış, çocukları arada bir birkaç kuruş karşılığında onlara bakan 18 yaşındaki Marina’ya emanet etmişti.

Babaları öldüğünden beri hayat yeterince zorlaşmıştı, bir de anneanne her hastalandığında ya da kent dışında olduğunda işe gitmeyerek işini riske atmak istemiyordu.
Sevgilisi genç kızı yeni arabasıyla biraz dolaşmaları için davet edince, Marina pek tereddüt etmedi. Neticede çocuklar her öğleden sonra yaptıkları gibi uyuyorlardı, saat 17:00’den önce de uyanmazlardı. Korna sesini duyar duymaz çantasını kaptı, telefonun fişini çekti. Çocukların odasının kapısını dikkatle kilitledi ve anahtarı çantasına koydu. Panço’nun uyanıp, onu aramak için merdivenden aşağı inmesini istemiyordu, henüz altı yaşında olduğu için düşüp yaralanabilirdi. Ayrıca diye düşündü, böyle bir şey olursa, uyanıp da onu bulamadıklarında annelerine nasıl açıklardı?
Belki açık bıraktığı televizyonda kısa devre oldu, belki salonun ışıklarında, belki de içinde odun yanan ocaktan bir kıvılcım fırladı; ne olduysa, salonun perdeleri alev alınca, ateş bir anda yatak odalarına çıkan ahşap basamaklara sıçradı.
Bebeğin, kapının altından sızan dumanın neden olduğu öksürükleri Panço’yu uyandırmış olmalı. Hiç düşünmeden yatağından atladı, açmak için kapının kolunu zorladıysa da, başaramadı. Açabilmiş olsaydı bile, alevler birkaç dakikada hem oğlanı hem de daha kundak bebeği olan kardeşini yutacaklardı.
Panço, Marina’yu çağırdı ama yardım isteyen sesine karşılık veren olmadı. Odadaki telefona koştu (annesinin numarasını çevirmeyi öğrenmişti); ama hat yoktu. Panço kardeşini o odadan çıkarması gerektiğini anladı. Dar oluğa bakan pencereyi zorladı, ama minik elleri için kilidi açmak olanaksızdı. Açabilmiş olsaydı bile, ebeveynlerinin yerleştirdikleri parmaklıkları yerinden sökmesi gerekecekti.
İtfaiyeciler yangını söndürdükleri zaman, hepsinin konuşma konusu aynıydı;
“Nasıl olur da bu kadar küçük bir çocuk, giysi askısıyla önce camı, sonra da parmaklıkları kırabilir?”
“Nasıl olur da bebeği sırt çantasına koymayı akıl eder?”
“Nasıl olur da, öyle bir ağırlıkla oluğun üzerinden yürür ve ardından ağaçtan aşağı iner?”
“Hem kendi yaşamını hem de bebeğinkini kurtarmayı nasıl becerebilir?”
Çok saygı duyulan itfaiye şefi görmüş geçirmiş ve bilge bir adamdı, onlara yanıt verdi:
“Pan çocuk tek başınaydı… ona tüm bunları yapamayacağını söyleyecek hiç kimse yoktu.”
 
 
Elinizi alın kalbine dokundurun ve oradaki çocuğa sevgi ile yaklaşın..
Sevgi ile yaklaşın ki o da sizin uyuyanınızı uyandırsın..
 
 
 
Bugünkü konumun içinde yangın geçti. Zira bu hafta mezunu olduğum üniversitem; Galatasaray’ımın eski saray binası Salı gecesi cayır cayır yandı. Orada yüzbinlerin anıları, benimkiler ile beraber kül oldu. Binanın yaptırılması için tüm Galatasaray Camiası (ilkokulu, lisesi, üniversitesi, eski mezunları, vakıfları ve taraftarları) seferber oldu; o binanın eski haline getirilmesi kararını aldı.  Bilginiz olsun; yasal olarak bağışlar Galatasaray Eğitim Vakfı tarafından toplanmaktadır.
 
 
Bu ülkede sadece İstanbul, Ankara, İzmir değil, Anadolu’nun her köşesinden gelen gençlere kucak açan okulum için yardımlarınızı bekliyoruz.
 
sevgi ve saygılarımla…
 
Kemal Başaranoğlu
 
Hesap Bilgileri:

Galatasaray Egitim Vakfi
Yapi Kredi Ozel Bankacilik Merkezi
TL IBAN No: TR67 0006 7010 0000 0088 3090 50
USD IBAN No: TR60 0006 7010 0000 0085 4167 33
EUR IBAN No: TR28 0006 7010 0000 0085 4239 05
 
(Galatasaray Eğitim Vakfı’na Bakanlar Kurulu’nun 8/11/1982 gün, 8/5685 sayılı kararıyla vergi muafiyeti tanınmıştır.)
 
Kategoriler: Uncategorized

Kemal BASARANOGLU

İnsan potansiyelinin ötesine geçmek için araştırmalar, çalışmalar yapıyorum.

1 yorum

Adsız · Ocak 29, 2013 9:35 pm tarihinde

Howdy! I simply wish to offer you a big thumbs up for
the excellent information you have here on this post.

I will be coming back to your site for more soon.
My webpage motivasyon

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.