İnsanı
diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği düşünme kabiliyeti ve
duygusallığıdır. 
Başınıza
iyi bir şey geldiğinde, daha başka ne tür iyi şeylerin geleceğini düşünür,
hayal ederiz. Tam tersi durumda da (kötü bir şey geldiğinde) geçmiş
kötü anıları hatırlar, hatta tüm canlılığı ile tekrar yaşarız. Duygusal beynin(*) insanın hayatındaki etkinliği işte bu noktada ortaya çıkmaktadır. Beynin bu
bölümü aslında hayatımızı belli sınırlar içinde geçirmemizi destekler. Zira
onun dışına çıkmak, bilinmezdir. Bilinmezliğin riskleri, getirilerini
görmememize neden olur.
Geçenlerde
bir koçluk alanımla yaptığım görüşme beni bu yazıyı yazmaya itti. Hiç beklemediği
bir anda aldığı bir telefon, 7-8 yıl önceki bir olayı hatırlatmış. Aslında
yazının başında bahsettiğim duygusallık bu noktada devreye giriyor. Ve kişinin
bir anda ruh halinde değişmeler başlamış. Neşesi kaçmış, geçmiş hayallere
dalmış ve yaşadığı tüm süreci ve bu süreçteki karın ağrılarını yine aynı
şekilde yaşamaya başlamış. İşte duygusal beyin ve geçmiş tecrübelerin
hatırlanması.  Aslında sorun o geçmiş
yaşanmışlıklardan ziyade, konuşmada konuşulanlardan istenen eylem adımlarıymış.
Zira bir takım şeylere karar vermesi ve uygulaması gerekmekte, ama bunun
hayatında yaratacağı etkinin sonucunu görememekte, ya da geçmiş tecrübeleri ile
tahmin etmeye (yeni olumsuz sonuçlar) sürüklemekteymiş.
Kelebek
Etkisi filmini duymuşsunuz, belki de izlemişssinizdir. Hayatta attığımız her
adım bir tercihtir. Her tercihimizin arkasında bir şeylere ulaşmak için ya da
bir şeylerden kaçınmak için bir seçim yaparız. Bu seçimler küçük seçimler olsa
da, zaman içinde bu yaptığımız küçük seçimler, bizlerin hayatındaki o büyük
fotoğrafı değiştiren büyük adımlar olabilir. Hayatınızın fotoğrafını bir
çerçevede görmek isterseniz, o fotoğrafa ulaşma yolunda önünüze çıkan engel ve
fırsatları ona göre değerlendirmeniz, kelebek etkisini kendi lehinize doğru
çevirmeniz gerekmektedir.
Sizin
geçmişinizde canınızı sıkan bir şeyler varsa ve bunu bir şekilde zaman içinde
hatırlıyorsanız, kendinize bir şans verin ve şu soruyu sorun:  “Ben bu konu ile ilgili olarak ne yapmak
istiyorum?”
.
Bu sorunun
cevabı;
  1. Bu durum sizi bir şekilde rahatsız etse bile üzerine
    aksiyon almıyorsanız veya almak istemiyorsanız, lütfen bu durumdan gerçekten
    hoşnutsuz olup olmadığınızı kendi kendinize sorun. Bu durum sizi besliyor
    olabilir mi?
  2. Durumdan rahatsızsanız ve bu durum ile ilgili olarak,
a.  
 geçmişi konuşmak ve geçmiş ile ilgili duruma
(örneğin, sıkıntı veya acıya) çözüm getirmek (bir nevi kanayan bir yarayı
durdurmak) istiyorsanız, lütfen konusunda uzman bir psikoloğa danışınız.
b.  
birilerinden
destek/akıl almak istiyorsanız, konusunda uzman bir danışmandan destek alınız.
c.   
geçmiş sizin için
önemli değil, bugün ve bugünden sonraki gelecek önemli ise, konusunda uzman bir
koç ile çalışınız.
Temelde
önemli olan soru şu: “NE İSTİYORSUNUZ?” Çözüm üretmek mi? Mevcut durumda yaşamaya mı
devam etmek?

Doğu
toplumlarının ortak özelliği “Geçmişi düşünüp üzülmek ve geleceği düşünüp
kaygılanmaktır. İşte bu noktada bugün unutulur”. Oysa unutulan bugün de “yarın” geçmiş olacaktır. Yani üzülünecek yeni bir geçmiş.
Önünüze
bir fotoğraf çerçevesi konulsa ve bu çerçevede sizin gelecek fotoğrafınız olsa
idi, nasıl bir şey olurdu? Sizin fotoğrafınıza erişmek için, “kelebek
etkisi”
yaratacağını düşündüğünüz, eylem adımları neler olurdu? 
Kemal BASARANOGLU

kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com


(*)
http://kemalbasaranoglu.com/?p=93
http://kemalbasaranoglu.com/?p=88


Kemal BASARANOGLU

İnsan potansiyelinin ötesine geçmek için araştırmalar, çalışmalar yapıyorum.

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.