YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

 YAŞADIKLARIMDAN
ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene
karışırcasına   
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.
Zamanını çok
iyi çıkaramamış olsam da sanırım Pertevniyal Lisesi yıllarından kalma  bir atasözü vardır aklımda; “Akıl yaşta değil baştadır. Ama aklı da
başa yaş getirir”
diye. Yıllar geçtikçe sanırım bu sözün gerçekten ne anlama
geldiğini daha iyi anlıyorum. Akıl başa geldikçe daha bir farklı daha anlamlı
görüyorum her şeyi.
Ne demiş üstat Behramoğlu;
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey
var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

Evet, geçen bunca zaman içinde gerçekten de yoğunluğuna
yaşadığım. Yoğun olmak sizi yanıltmasın, sürekli bir faaliyet, sürekli bir şey
yaratmak ya da katılmak değil, ama her anını iliklerinde hissedebilmek. 
Gerektiğinde
uykusuz kalabilmek bir çalışmayı ya da bir faydayı birilerine sunabilmek veya her karesinde renk cümbüşünün yansıdığı eğlenceli anların görüntüsü içinde
olabilmektir yaşamak. Tüm hücrelerinde o toprağın, denizin ve yağmurun kokusunu
hissedebilmektir.

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Ve sonra tüm o kareleri renklendirmek,
hareketlendirmek, seslendirmek için sarılacaksın hayat dediğin o görüntülere,
seslere, duygulara. Duygularınla alabildiğince uzanacaksın en yakınlarına; ailene, dostlarına, arkadaşlarına, komşuna ve hatta sokakta selam verdiğin o
yaşlı amcaya, mırnav kediye, karabaşa… Hissedeceksin gerektiğinde o
tırmalamanın acısını bedeninde ve akan kanın kırmızısını kalbinin
derinliklerine. Hayat bu içinde sevinç de var hüzün de, kaygı da var umut da…
Kucakladın mı sımsıkı
kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

Kimi zaman da huzur veren bir ezgi bulacaksın bir
köşede ya da o seni bulacak senin köşende. Hiç dilinden düşmeyecek uykularını kaçırtacak.
Belki de hayatındaki farkındalığın sana sunduğu bir fırsatın ilk belirtileri
olacak. Değişimin habercisi..

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli
alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

Bütünleşeceksin seni heyecanlandıran değişimin müziğiyle,
her tınısında farklı bir amaç bulacaksın kendin için, dostların için, çevren
için, ülken için ve evren için. Ve bunların her biri içinde daha kapsayıcı daha
bütünleyici bir amaca hizmet edecek, öyle ki artık sen o hayatın içindeki
olmayacaksın. SEN HAYAT OLACAKSIN!

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Hayat artık içinde keşiflerle dolu bir macera ve hep
bir adım ötesindeki arayış olacak. Her seferinde bir adım daha atacaksın.
Öğrenmenin açlığını karnındaki kramplarla hissedeceksin, yeni insanlar yeni
yerler tanıyarak gözlerinin o sınırsızlığını keşfedeceksin. Ve yeniyi görmüş
olmanın verdiği huzur ve tatmini yaşayacak, gözlerin kapalı ezgini dinler
bulacaksın kendini o köşende…

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Hayatın içinde doğmak da var ölmek de. Severek ve
inanarak söylediğim gibi, “Her doğum bir
başka hayatı sonlandırdığı gibi, her ölüm de başka bir hayatın dünyaya
gelmesine neden olur”
. Doğumu sevinçle karşılarken, belki de ölümü de yine
aynı duygular ile karşılamalısın. Acı verse bile! Evrenin dengesi olarak
görmeli onu, ölüm anına kadar yaşanmışlıkların bir karşılığı olarak algılamalı
belki, dengenin hiç bozulmaması adına.
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey
var:
 Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene
karışırcasına   
 Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
 Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ama ne olursa olsun, insan olacaksın; hayatın içinde hayat olan; dürüst, özgür, öz’ünde olarak. Bırakacaksın kendini insanlığının
boyutlarına ve hayatı iliklerine kadar her anı ile yaşayacaksın. İçinde bir
tutam sevinç, iki tutam acı, bir okka da kaygı olacak belki. Ama gerektiğinde
katacaksın mizahı, eğlenceyi ve sanatı, avuç avuç. Karacaksın hepsini bir arada
ve bir taraftan neşelenerek kaldıracaksın üzerindeki matemi, diğer taraftan
hayatın ebruli renklerinde bulacaksın kendini…
38. yaşıma işte bu duygular ile giriyorum. Bugüne
kadar birçok şeyi tattığıma inanıyorum; iyi ya da kötü, bana zarar veren ya da
bana faydası olan. Biliyorum ki, başıma gelen her şeyin bir anlamı vardı ve tüm
bunlar bugün beni bugün KEMAL BAŞARANOĞLU yaptı.
Tüm bunlar için şükranlarımı sunuyorum. İyi ki varsınız
ailem, iyi ki varsınız dostlarım, iyi varsınız iş arkadaşlarım, iyi ki varsınız
bir şekilde sizlerle tanışma fırsatı bulduklarım, iyi ki varsın ey evren….
Saat: 01.35 –
Uyku tutmadı J
Kemal
Başaranoğlu

Yazar: Kemal BASARANOGLU

İnsan potansiyelinin ötesine geçmek için araştırmalar, çalışmalar yapıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.