Dünya gerek bireysel gerekse bireyin dışında (iş dünyası, toplumsal sorunlar, ülke politikaları,…vs) yer alan bir  kaosun tam ortasında ve bu kaos her geçen
gün daha da değişime uğruyor, tıpkı tıpta bir virüsün değişime uğrayıp
farklılaşması ve buna istinaden daha da güçlü olarak varlığını ortaya tekrar
koyması gibi.
Soğuk savaşyılları sonrasında ortaya çıkan ve 1990’lardan sonra varlığını daha çok yönetim alanlarında hissettiren bir kelime VUCA. Hızlı değişimler çerçevesinde VUCA;
V / Volatility : Kırılganlık
U / Uncertainty: Öngörülemeyen, belirsizlik
C / Complexity : Çok fazla parametre nedeni ile neden sonuç ilişkisi kurulamayan kompleks durumlar
A / Ambiguity : Neden ve sonuç arasındaki karmaşa ve gerçekliğin bulanıklığı,
muğlak kalması, anlamına gelmektedir.

 

Her şey aslında beş duyumuzu aracılığı ile elde edilen bilginin beyin tarafından yorumlanması sonucunda oluşuyor. Bilinçli zihnin düşük kapasitesi sürecin içinde kaybolmayı kolaylaştırıyor. Niyetin kompleks ve muğlak kalması, odağında belirsizleşmesine
neden oluyor.
 
VUCA dünyası şayet bir tünel ise bu tünelin içinde nasıl bir çıkış yolu bulabiliriz? 
Tam da bu noktada aklıma gelen bir hikayeyi paylaşmak istiyorum.
Hepiniz bilirsiniz kurumsal kurumları değil mi? Gücünün geçmişin köklerinden alan, verimli, üretken ve motive çalışanları ile dünyanın en önde gelen şirketlerini.
Birçoğumuzun çalıştığı ve birçoğumuzun da çalışmayı arzuladığı. En azından hiç tecrübeniz olmasa bile, duymuş, okumuş ya da bir filmde izlemişsinizdir.
Bizim hikayemizde çok uluslu bir şirkette geçiyor. Bu şirket geçmiş yıllarda olduğu gibi 3 – 5 yıllık planları ile sektöründe emin adımlarla ilerliyordu. Önceliği müşterileriydi. Müşterileri ikiye ayırmıştı. Birincisi dış müşterileri diğer
bir ifade ile varoluş sebepleriydi. Kazançları ve büyümelerinin en önemli
alıcılarıydı. İç müşteri ise varoluşun garantisi ve sürekliliğiydi. Dış
müşterinin devamlılığı ve büyümesi, iç müşterinin özgürlüğü, özgünlüğü,
yaratıcılığı ve adanmışlığı ile gerçekleşiyordu. İnsanlar işlerine her gün
keyifle, huzurla ve mutlulukla gidip geliyordu.
Derken bir gün hiç beklenmedik bir şey oldu, 2008 krizi patlak verdi. Dış müşteri alımı azalma hatta durdurma noktasına kadar geriledi. Şirket zarar etmeye başladı. Yarattığı katma değerli ürünlere bile alıcı çıkmamaya başladı. Ekonomik olarak yapılan açıklamalar, iflaslar ve işten çıkarmaların başlaması kırılgan bir durumun daha da kötüleşmesine neden olmuştu. Şirket geçmişinde çok nadir olarak aldığı kararlarından birini uygulamaya koydu. Artık o da işten çıkarmaya başladı. Ortam o kadar karışıktı ki, kimse durumu yadırgamıyordu sadece herkes şaşkındı.
İşten ayrılanların birçoğunun borçları vardı. Ayrılmayanların da gelecek kaygısı.
İşten çıkarılanlardan biri de Kerem idi. Henüz daha 36 yaşında ve kariyerinin en
parlak noktalarından birindeydi. Finansal bir birimin 3 yıllık yöneticisi idi.
Hedeflerle yaşamaya çocukluktan alıştırılmıştı. İlk defa hedefsiz kalmıştı. Durumunu dumur olmuş bir beyne benzetiyordu. Evinin yolunu tutmadan önce son bir defa çalıştığı odasına ve masasına buğulanmış gözleri ile baktı. Kutu içinde birkaç parça özel eşyası ile son 8 yılını geçirdiği ofisinden bir daha geri dönmemek üzere ayrıldı. O sırada arkasından bakan arkadaşlarının farkında bile değildi…
Yolda yürürken, bir anda gözüne bir kuş çarptı.  Kuşa bakarken bir anda güneşin
sıcaklığını ve havanın temizliğini fark etti. Uzun süreden beri bu saatlerde
dışarda olmamıştı. En yakın parka gidip, bir bankın üzerine oturmadan önce,
kutusunu yere bıraktı. Etrafını gözlemlemeye başlarken, az önce gördüğü kuşun yanına konduğunu fark etti. Bir süre sessizce bakıştılar, sonra kuşun “cik
cik”leri başladı. Kutusundan çıkardığı krakeri ufalttı. Kuş yemeğe başladı.
Paylaşmanın verdiği derin tatmini içinde hissetti.
Bu sırada etrafını süzmeye devam etti. Ağaçların dallarında bir sürü kuş gördü. Ve bir anda aklından “nasıl olurda bu incecik dalın kırılmayacağına güveniyor bu kuşlar” diye geçirirken, kendi kuşunun da bir ağacın üzerine uçtuğunu gördü. Kuşa bakarken gözlerini kapattı ve “keşke bir kuş olsaydım da bu sırrı çözseydim” diye içinden geçirdi.  Gözlerini açtığında kendini dalda buldu. Çok korkmuştu. Zira dal çok inceydi. Önce bedenine bir göz geçirdi, sonra  kanatlarına ve daha sonra ağaca. Şaşkınlığı geçince etrafına baktığında bir de ne görsün; aşağıda halen kendisi vardı, insan olarak. Aklını mı kaçırmıştı, bilemiyordu. Tek bildiği, mutsuz, umutsuz bir halde aşağıda oturan kendisini görüyordu. Uyuyor gibiydi ya da derin bir meditasyon içindeydi. Uçup üzerine kondu ama o bunun farkında bile değildi.
Daha sonra “madem kuş oldum şöyle bir uçayım da, etrafı keşfedeyim” dedi. İlk başta kanat çırpmak biraz zor gelse de bir süre sonra alıştı. Hatta kanat çırptığının farkında bile olmama başladı. Etrafta farklı ağaçlar, değişik bitkiler, hayvanlar ve insanlar vardı. Her yeni keşfi ona daha önce tatmadığı farklı bir duygu veriyordu.
Bir ara gözü çocuk parkına takıldı. Bir sürü çocuk oradan oraya koşuyordu. Kimisi bir tahterevallide, kimisi bir kaydırakta, kimisi ise kum havuzunda oynuyordu. Ortak noktaları paylaşımları, eğlenmeleri ve neşe içinde oluşlarıydı. Tek bir amaçları vardı: Anın tadını çıkartmak! Anın tadını çıkarmayı da oyun ile eğlenerek sağlıyorlardı. 
 
Daha sonra parkta gezen aileler fark etti. Yaşları oldukça ileri olan kişiler ve o
kişilerin çocukları. Ağır ağır yürürken bir şeyler konuşuyorlardı. Kimi zaman
seslerden kızgınlık kimi zamansa neşe algılanıyordu. Onların da ortak
noktası anın tadını çıkartmaktı! Anın tadını çıkarmayı da sohbet ile paylaşımda buluyorlardı.
 
Daha sonra arkadaş olduğunu düşündüğü bir grup yetişkini bisikletle gezerken fark etti. Onları takibe almak üzere üstlerinden uçtu. Aynı renk kıyafetleri giyiyorlardı ve kıyafetleri üzerinde bir şeyler yazıyordu. Ortak bir amaca hizmet
ediyorlardı diye düşünürken kuş hali ile yazıları okuyamadığını fark etti. Bir
yere yetişircesine pedallar hızla çevriliyordu. Bu grup diğer gruplara göre daha
çok şakalaşıyordu. Bir an için aralarından biri onu fark etti ve durdu. Yere
çantasından çıkardığı bir parça sandviç ekmeğini bıraktı ve tekrar pedal
çevirmeye başladı. Acıktığını hissetti ve ekmekten eşelenirken, bisikletlilerin
amacını anlamaya çalıştı: Anın tadını çıkartmak! Bunu da çevrelerine
sosyal bir proje ile paylaşım şeklinde gerçekleştiriyorlardı.
 
Tekrar ilk başladığı ağaca geri döndü. Aşağıda kendisinin kıpırdadığını fark etti.
Gözlerini açınca ağaçtaki kuşu tekrar gördü. Kendine sordu. Ben anın tadını
bundan sonra nasıl çıkaracağım? Bunun için bugünden itibaren hangi değeri hayatıma dahil etmeliyim?
 

 

Herkesin bir tüneli var, sonu aydınlık ve huzur olan. Sahi tünelinizin sonu nereye çıkıyor?
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk Eğitim Danışmanlık

Kemal BASARANOGLU

İnsan potansiyelinin ötesine geçmek için araştırmalar, çalışmalar yapıyorum.

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.