Odaklanamıyoruz!

Babam ilkokul öğretmeniydi. Zihnimdeki
eski kayıtlardan biri, sanırım 5-6 yaşlarındayken, Yedikule İlkokulu’nda
öğrencilerine söylediği: “Dikkatiniz başka yerde olmasın. Dikkatiniz sadece
dersleriniz üzerinde olsun”
sözü.  O
zamanlar bugün bir çoğumuzun bilmediği ya da dizilerde gördüğü beyaz yakalı siyah önlükler vardı. Kara
tahta üzerine beyaz tebeşir ile yazılırdı. Söylenen bu sözlerin arkasında o
beyaz tebeşirle tahtaya yazılmayan ama verilen çok önemli bir mesaj vardı:
Odaklanmak!

1980’lerde söylenen bu cümlenin değerini bence bugün daha fazla anlayabiliriz.
Zira günümüzün teknolojik imkanlarını göz önünde bulundurduğumuzda odaklanmamamız
için aslında her şey var!
En sondan başa gelirsek, Whatsapp ve benzeri
mesajlaşma sistemleri (herkesin en az 10-20 mesajlaştığı kişi ya da grup
vardır), emaillerimiz (o da en az 2 adettir), sadece çağrı amacı için telefonlarımız
(en az 1 adettir), sosyal medya hesapları (facebook, linkedin, instagram,..vs).


Eskiden televizyon büyük bir tehlike olarak görülürken, bugün cep telefonları
daha büyük bir tehlike. Zira bir cep telefonu ile hemen hemen her şey
yapılabilir duruma geldi. Bunlardan hangilerini cep telefonu ile siz
yapıyorsunuz? Çağrı, mesajlaşma, sosyal medya, bankacılık işlemleri, kitap
okuma, indirim takibi, webde gezinme, oyun oynama, televizyon izleme, radyo
dinleme, … vs. Bunların hiçbirini yapmıyorsanız bile, bunlardan birini yapanı hiç
görmediniz mi?
Gözünüzün önünden şöyle bir
gününüzü geçirirseniz, bu bir gün içinde herhangi bir sebepten kaç defa cep
telefonunuza sarılıyorsunuz bir düşündünüz mü? Bir yerlerde okumuştum meşgul
görünmek istiyorsanız emailler bu konuda en büyük yardımcılarınız olabilir
(Bu
bir sonraki yazımda değineceğim). Ben de diyorum ki, etraftan eleştiri almamak
için (eşiniz, anne-babanız, patronunuz, mesai arkadaşlarınız, … vs.) cep
telefonunuzu kendinizden biraz uzakta bir yerlerde konumlandırın. Zira, bir
zamanların büyük mitlerinden biri artık çöktü. Kurumsal kariyerimin ilk
yıllarında çevremde bazı kişiler birden fazla işi aynı anda yapma becerisine
(multitask) sahip olduğu konusunda övünürdü. Yöneticilerde bu kişileri parmakla
göstererek, “hem toplantıya katılıyor hem de mailleri okuyor ya da maillere
cevap veriyor. İşte bir insan kapasitesinin üst düzeyde kullanılması”
diyerek
biz yenilere örnek kişiler olarak gösterilirdi. Hatta öyle ki, benim bir keşfim
daha vardı. Bu kişiler genelde not da tutmazlar, daha çok hafızalarına
yazarlardı. Buna karşın, yapılan araştırmalar bir kişinin multitask
çalışmasının mümkün ama ortaya çıkan işin kalitesinin ve üretkenliğinin
30%’lara kadar düştüğünü belirtmektedir. Buradan belki de insan kaynaklarına ve
kurumlardaki yöneticilere öneri vermek lazım. “Acilen çalışanınızın dizüstü
bilgisayarına ve telefonlara toplantılarda el koyun! Toplantı notlarını
bilgisayara direk yazıyorum diyorlarsa, mutlaka email ve mesajlaşma sistemleri
ile dikkatlerini dağıtabilecek her türlü dosyanın kendi menfaatleri için
kapatmaları gerektiğinin farkına varmalarını sağlayın”
. Yoksa neredeyse beş
kişilik ekibiniz ile dört kişi çalışıyorsunuz,
bunu kabul edin.

Aklıma geçenlerde bir yönetici ile yaptığımız bir çalışma geldi. Yöneticinin en
önemli sorunlarından biri çalışanlarının işlerini verimli bir şekilde
zamanında gerçekleştirememesi idi. Odaklı bir şekilde çalışmadığından şikayet
ediyordu.
Bu iş hayatında hepimizin başına
gelmez mi?
İşler o kadar çoktur ama bizim
zamanımız o kadar kısıtlıdır ki, 

biz işlere yetişemeyiz. Gerçekten bu durum
böyle mi?
Yönetici konuşmamız içerisinde
kendisine bir öz değerlendirme yapmak istedi. Ve kendisini bir şekilde dışardan
izlediğinde, aslında çizdiği davranış örüntülerinin çalışanlarından genel
olarak farklı olmadığını görünce şaşkına döndü. Tek farkı sabah işe vaktinde
gelip hızlıca bir gün öncesinden gelen emailleri kontrol etmek ve işten geç
ayrılması idi. Tıpkı çalışma arkadaşları gibi, toplantılara dizüstü bilgisayarı
ve cep telefonu ile gidiyordu. Toplantı içinde gözüne takılan maillere bakıyor
ve hatta cevap bile veriyordu. Telefon araması olduğunda tüm işini bırakıp
cevap veriyor ve hatta uzun uzun görüşüyordu. Ara sıra da Linkedin, Facebook,
Instagram gibi sosyal medya hesaplarına bakıyordu, zira sosyal medya demek kafa
dağıtmak idi! KAFA DAĞITMAK mı? dedi bir anda kendi kendine.. Evet kafayı değil ama ODAĞI dağıttığı kesindi!
Zira her bölünme yeni bir zaman kaybı idi. Oldukça yenilikçi, yaratıcı ve
proaktif biri olan bu yönetici kendisi ile ilgili şu kararları aldı.
Öncelikle: toplantılara laptop
olmaksızın katılım göstermeye başladı. Bu sayede, toplantı boyunca anda kalıp
hem konuşulanları tam olarak kavradı hem de takımını rahat bir şekilde
sorumluluk alması için doğru sorularla yönlendirdi. Görüşmelere girmeden önce
telefonunu sessize aldı. Her görüşme sonrası cebini kontrol etti ve gelen
çağrıları cevapladı. Zamansız kapı çalışlara karşı, dur! demeyi öğrendi.
Aslında bu yaptığı daha sonra tüm çalışanlarına da yansıdı. Bu yaptığı basit
ama etkili odaklayıcı çözümler bile mesaisini sekiz saatin üzerinde
deneyimlemesine yetti.  Bir sonraki
gündemi çalışanlarının iş yükü dengelenmesi oldu. Tabii önce kendi iş
yükünden başlamak üzere…
Sahi siz günde kaç defa
odağınızın dağılmasına müsaade ediyorsunuz? Unutmayın, “dikkatiniz dersleriniz
üzerinde olsun”.



Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk Eğitim Danışmanlık
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook Turuncu Yeşil
Linkedin Turuncu Yeşil
www.tykocluk.com

Yazar: Kemal BASARANOGLU

İnsan potansiyelinin ötesine geçmek için araştırmalar, çalışmalar yapıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.