Back

Bir Koçun Deneyimsel Nörobilim Yolculuğu

Koçluk camiası, COVID’in sağladığı öğrenme fırsatlarından önemli ölçüde faydalandı; Uzaktan çalışma mantığına adaptasyon, insanların yaşadığı zorluklara daha fazla cevap arama ihtiyacı, mevcut bilinen yolların yetersizlikleri ve yeni yolların aranması.

Ben bu süre zarfında bir değil iki kez COVID’e yakalandım ve COVID’le ilginç bir öğrenme deneyimi yaşadım. 2021’in ilk birkaç gününde sadece iki saat süren bir ateşle COVID’den kurtulmama rağmen, üç ay sonra otoimmün bir hastalığa yakalandım.

Hastalığın seyri zordu ve hastalığın bir sonucu olarak hem zihnimde hem de bedenimde farklılıklar yaşamaya başladım. Zaman geçtikçe, hastalığı tedavi etmek için reçete edilen ilaçların olumsuz yan etkilerini de yaşıyordum. Bir koç ve NLP Uzman Uygulayıcı olarak karşılaştığım zorluklara çözüm arıyordum. Kendi başıma bir çözüm bulamadığım noktaya geldiğimde de, terapistimden randevu alıyordum.

Ve aynı zamanda o günlerde Üsküdar Üniversitesi’nde Nörobilim alanında yüksek lisans yapmak için derslere devam ediyordum.

Zaman geçiyor ve yılın son günleri geliyordu.

Tarih: 30 Aralık 2022, sabaha karşı saat 4:00.

Çok rahatsız, ağrılı bir şekilde uyandım. Yataktan kalktım ve oturma odasına gittim. Kanepeye zorlukla oturdum, birkaç saniye sonra da uzandım. Birdenbire beynimin farklı bölümlerinin birbirleriyle etkileşim içinde olduğunu fark ettim. Nörobilim derslerinde öğretilen bir kavram olan Varsayılan Mod Ağı’nı (Default Mode Network – DMN) deneyimliyordum. Bir kişi dinlenme halindeyken, herhangi bir zihinsel faaliyete konsantre olmadığında ve herhangi bir dış uyaranla meşgul olmadığında, bu ağ aktif hale gelir. Bu ağ, parlak mucitlerin en beklenmedik durumlarda keşifler yapmasını sağlayan ağdır.

Sinirbilimin merkezinde sinir hücreleri yer alır. Sinir hücreleri ile diğer hücreler arasındaki temel fark, uyarılabilir bir hücre zarına sahip olmaları ve elektrik sinyalleri üretip bunları vücudun farklı bölgelerine iletebilmeleridir. Sistem her iki yönde de çalışır, vücudun hem içinden hem de dışından bilgi alır. Sistemi biraz daha açıklamak gerekirse bir sinir hücresi; hücre gövdesi (soma), dendritler ve aksondan oluşur. Dendritler farklı yerlerden bilgi alır ve somaya gönderir. Soma tarafından alınan bilgi geçici bir elektriksel değişim yaratır. Bu değişim belli bir eşiği geçtikten sonra, bilgiyi somadan çıkan uzun uzantı (akson) aracılığıyla hedef hücrelere (diğer sinir hücreleri, kas hücreleri, salgı hücreleri, duyu hücreleri, iç organlar gibi diğer sistemler) aktarır. Bu süreçte elektriksel değişimler, yukarıda bahsedilen iletimlerin gerçekleşmesine yardımcı olan “aksiyon potansiyellerini” oluşturur. İletimler, en önemli keşiflerden biri olan sinaptik bağlantı, hücreler arası iletişimi yaratır.

(Resim: https://www.simplypsychology.org/neuron.html adresinden alınmıştır)

Aksiyon potansiyeli, Hodgkin ve Huxley’e sinir hücrelerindeki iyon kanallarının rolünü ve aksiyon potansiyelinin moleküler temelini açıklayan çalışmalarından dolayı 1952 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü getirdi. Zihnimde dönüp duran bu kavramlar bende büyük farkındalıklar uyandırıyordu. Sinir hücrelerimde yoğunlaşan bazı mesajların bağışıklık sistemindeki bazı kontrol mekanizmalarını devre dışı bırakarak otoimmün hastalık gelişimine neden olması mümkündü. Bu süreçte sinapslar arası iletişim için farklı nörotransmitterlerin de salındığını anladım. Hemen o mesajları düşündüğümde o dönemde yaşadığım zorlukların, çözemediğim sorunların, takıntıların zihnimi kemirdiğini fark ettim.

 

(Resim: https://my.clevelandclinic.org/health/articles/22513-neurotransmitters adresinden alınmıştır)

Beynimde yeni sinir yollarının oluşturduğu bu sinaptik bağlantılar, bana yeni bir farkındalık ve önemli bir öğrenme sürecinin tatminini yaşatırken (eğer nöro-görüntüleme yapılsaydı beynimin birçok farklı bölgesinin ışıl ışıl olduğu görülecekti; hipokampus, preferontal korteks, parietal lob, temporal lob, motor korteks vb) aklımda bir sorunun daha oluşmasına neden oldu.

Bazı yol arkadaşlarımızın harekete geçememesinin ardındaki en önemli eksiklik, koçluğun yeterince derin olmamasıydı. Başka bir deyişle, somada hücresel düzeyde aksiyon potansiyelleri üretilmiyor olabilir miydi?

Koçluk dünyasında “derin koçluk” ifadesi çok kullanılır, hatta çoğu zaman “Aha! Anı” ile eşleştirilir. Ancak koçluk alan yol arkadaşı her zaman “Aha’ Anı” yaşıyorsa, gerçekten yeterli farkındalığa ulaşıyor mu ve bu aksiyon potansiyeli tetikleniyor mu? Bu sırada hangi nörotransmitterler aktive oluyor? “Nöro” başlığı altında hangi çalışma alanları (Nörogörüntüleme, Bilişsel Sinirbilim, Nörolinguistik, Nörofarmakoloji, Nörogenetik, … vb) kişiyi yolda tutuyor? Tüm bu sorular arasında odağım tekrar “koçluk alan kişi “Aha anı” yaşıyorsa, gerçekten yeterli farkındalığa ulaşıp o aksiyon potansiyelini tetikleyebiliyor mu?” sorusuna geri döndü.

Ben 11 yıldır hem koçluk hizmeti alan hem de veren bir MCC koç olarak “HAYIR” diyorum. Bunun en kolay kanıtı, fark ettiğini ve eylem adımlarını tanımladığını iddia eden ancak eyleme geçemeyen yol arkadaşlarınızdan görebilirsiniz.

Koçluk sertifikası almak, unvanlanmak herkes için mümkün olsa da gerçekten içselleştirilmiş, kavranarak uygulamaya konulmuş koçluk becerisi, yalnızca çok az kişinin sahip olduğu bir beceridir. Yol arkadaşına derinlemesine koçluk yapmak isteyen biri için sadece koçluk eğitimi almış olmak tek başına yeterli olmayacaktır. Koçların ilk olarak, kendi farkındalıklarını harekete geçirmek, bunu eyleme ve sonuçlara dönüştürmek için koçluk almayı hayatlarının bir parçası haline getirmelidirler.

Buna ek olarak, koçların rutin koçluktan daha anlamlı ve sonuç odaklı bir koçluğa geçiş yapabilmeleri için nörobilim anlayışlarını genişletmeleri ve kendilerini bu alanlarda uzmanlıkla donatmaları gerekmektedir. Koç olarak kendi deneyimleriyle edindikleri bilgileri kişisel olarak yorumlayarak ve bağlantılar kurarak yolculuktaki yol arkadaşlarını daha etkili bir şekilde destekleyebilirler.

Günümüzde nörobilim alanı henüz emekleme aşamasında olsa da insan beynine ve sahip olduğu muazzam potansiyele yönelik ciddi bir ilgi var. Araştırmalar ve sürekli gelişen görüntüleme sistemleri her geçen gün yeni bir gizemi ortaya çıkarıyor. Bu nedenle dün psikoloji temelli olan koçluk araştırmalarının artık nörobilime kayması kaçınılmaz olacaktır. Koçlar olarak geleceğin dünyasında başarılı olabilmemiz, yol arkadaşlarımıza daha fazla yardımcı olabilmemiz, kişisel ve mesleki tatminimizi artırabilmemiz için beyin araştırmaları alanını takip etmemiz, anlamamız ve hatta bu alana katkıda bulunmamız çok önemli olacaktır. Bu bilgi birikimimle önce kendime, sonra koçluk yaptığım yol arkadaşlarıma ve son olarak da mentorluk yaptığım koç meslektaşlarıma daha fazla katkıda bulunabileceğimi aldığım geri bildirimlerden somut olarak anlayabiliyorum.

 

Makalenin Choice Online’de yayınlanmış haline şu linkten ulaşabilirsiniz.


Değerli Koç meslektaşlarım;

18 Şubat itibari ile Profesyonel Koçlar ve koçluğa meraklıları ilgilendiren “Koçun Yolculuğundan Senin Hikayene” 4 oturumluk bir seri başlatıyoruz.

Oturumları izlemek isterseniz şu linke tıklayın.

İlk oturum 18 Şubat saat 21:45’te..

Kemal Başaranoğlu
Kemal Başaranoğlu
https://www.kemalbasaranoglu.com