Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz?

“Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama bakar, özünü
görmek isteyen Can’a bakar…” Mevlana
Mevlana’nın
söylediği gibi, gerçekten özümüze bakıyor muyuz? İçimizde, ne gibi duygu ve
düşünceleri barındırıyoruz?

Bugünkü yazımı Bireysel
Farkındalık üzerine yazmak istedim.
Koçluk yolculuğuna
çıktığımdan beri, koçluk alanlar ile yaptığım görüşmelerden aldığım önemli geri
dönüşler şu cümleler ile ifade edilebilir;
  •           İçimde şu an ki benden başka bir ben var
  •           İçimde dışarı çıkmak isteyen bir ben var
  •           İçimde beni sabote eden/yok eden bir ben var
  •           İçimde beni benden alıp götürebilecek bir ben var
  •           İçimde beni korkutan bir ben var

Koçluk (*) kendini tanımaktır; özünü
görmek, değerlerini tanımak ve bu değerler çerçevesinde kendine erişmektir.
Daha önceki yazılarımda altını
çizdiğim konular kişinin;
  •           kendini tanıması,
  •           içindeki inançları görmesi,
  •           bu inançları kendini tamamlayan ve kendini sabote eden
    olarak tanımlaması
  •           ve hayattan beklentilerini net olarak tanımlayıp bunların
    üzerine eylem planlarını (değişim) oluşturması olarak belirlemiştim.

“Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsan bir amaca bağlan, insanlara ya da
eşyalara değil…” Einstein
Yukarıdaki 4 adımdan sonuncusunu
tanımlamadan önce; erişmek istediğiniz noktada ne olup ne bittiğini de
görebilmek önemlidir. O noktada olup bitenleri görmek, sizler için doğru eylem
adımlarını tanımada hayati bir önem taşır. Zira değişim riskli bir oyundur. Bilinç
öteniz sizi bu riskli oyunlardan fırsatlara eriştirmeye çalışır.
Eylem
adımlarınızı tanımlamadan önce; KENDİNİZİ NE KADAR TANIYORSUNUZ? Hiç bunu
düşündünüz mü? Bunu bir skalaya koydunuzda; 1 kendinizi en az tanımayı, 10 ise
kendinizi tam anlamı ile tanımayı ifade etse; siz bu skalada kendinizi nerede
görürsünüz?
Şu
an iki dudağınızdan çıkan rakamları duyabiliyorum.

Bu rakamları 5 ve altında olanlar, “Neden kendinize bu kadar acımasız davrandınız? Gerçekten kendinizi
tanımadığınızı mı düşünüyorsunuz? Yoksa mütevazi mi davranıyorsunuz?

Bu rakamları 5 ve üstünde olanlar, “Nasıl bu kanıya vardınız? Gerçekten kendinizi tanıyor musunuz? Yoksa kibrinizden
mi bu durumunuz?


Aşağıdaki
sorular sizin için ne anlama geliyor, düşünür müsünüz?
  1.         Sık sık düşünüyor musunuz?
    (sesli –sessiz)
  2.        Davranış, alışkanlık, tutumlarınızı
    tanıyor musunuz?
  3.        Hedef koyma gibi bir
    alışkanlığınız var mı?
  4.        Hedeflerinizi ve hedeflere
    giden yolu tek başınıza tanımlayabiliyor musunuz?
  5.        Çıkmaza girdiğiniz yolda,
    çözümü bulana kadar çabalıyor musunuz?
  6.        İç hesaplaşmalar yaşıyor
    musunuz?
  7.        Her iç hesaplaşmadan daha
    güçlü çıkabiliyor musunuz?
  8.       Değişim sizin için önemli
    midir?

Öncelikle,
bu soruları kendinize yüksek sesle sormanızı rica ediyorum ve aldığınız
cevaplara tatmin anlamında 1 ile 10 arasında bir not verin (1. En az tatmin –
10 en çok tatmin).
Şimdi
ise; bu sorulara bir de dışarıdan bakan bir “SİZ” olarak cevap verin… ve tekrar
verdiğiniz cevapların tatmin seviyesini 1-10 skalasından ölçünüz.
Dışardan
bakan sizin, içerden bakan size göre sapması ne kadar büyük oldu? Yazımızın
başından şu noktaya geldiğimizde, ne fark ediyorsunuz?
Hadi, aynı şeyleri tekrar etmekten vazgeçiniz; yeni bir keşfe, kendinizi
bulma yoluna çıkınız…
“Eğer bir hikayeyi anlatıyorsan, ondan hala kurtulamamışsın
demektir…” Paulo Coelho
KB
kemalbasaranoglu@gmail.com

Kendi kendinizi sabote etmektesiniz – İnançlar 2…

Bugünkü yazımın konusunu “KENDİ İÇ DİNAMİKLERİMİZİN HAREKETE GEÇMESİNİ ENGELLEYEN KISITLARIMIZ”a ayırdım.

                                  Bir kişi eğer yapacağı bir şeye kısıtlama koyuyorsa, bu kişi yapabileceklerine de sınır koymuş demektir. CHARLES M.SCHWAP

Bir an için yapmak isteyip de yapmadığınız ya da yapamadığınız şeyleri hayal etmenizi rica ediyorum… Yani kendinize şu soruyu sorar mısınız?….
“BEN NEYİ İSTİYORUM AMA HAREKETE GEÇMİYORUM…”
……………………
Bu konuların bir listesini çıkarıp, bunlardan 1 tanesini seçer misiniz?
……………………

Şimdi bu konu ile ilgili olarak neden harekete geçemediklerinizi düşünmenizi istiyorum. Lütfen, şu soruyu yüksek sesle kendinize sorunuz..
“BEN NEDEN HAREKETE GEÇMİYORUM/GEÇEMİYORUM. BENİ NE ENGELLİYOR”..
……………………
Bu konuların da bir listesini çıkarıp, listenize şöyle 5 dakika boyunca odaklanabilir misiniz? Bu listeyi defalarca okumak, odaklanmanıza yardımcı olacaktır.
……………………
Bu 5 dakika sonunda, ne fark ediyorsunuz… 
……………………

BAHANELER, mi? Aşağıdakilerin, sizlerin verdiği cevaba ne kadar yakın olduğunu sorgular mısınız?
– İstediğim şey için yeterli vaktim yok
– İstediğim şey için yeterli param yok
– İstediğim şey için yeterli gücüm yok
– İstediğim şey için yeterli sabrım yok
– İstediğim şey için ümidim yok
– İstediğim şey için yeterli inancım yok
– İstediğim şey çok da önemli bir şey değil.. Öyle olsa zaten çoktan birileri yapmıştı. 
– ……….
Sizin de yukarıdakiler gibi bahaneleriniz var mı? Peki, kim bu bahaneleri üreten ? Gerçekten siz misiniz?  Yoksa sizi vuran bir başka siz mi var?

İçinizdeki bu sesi bir an için durdurmanızı istersem, bunu yapabilir misiniz?
………………
Geçmişinize dönün lütfen.. Geçmişte gerçekleşmesini çok istediğiniz ve gerçekleştirdiğiniz bir durumu gözünüzün önüne tekrar getirmenizi istiyorum. Bunu nasıl başardığınızı bir film izler gibi seyrediniz. Film bitince  ve lütfen 5 dakika boyunca bunun üzerinde düşününüz.
………………..

Bu sürenin sonunda, ne fark ediyorsunuz…Aşağıdakilerin, sizlerin verdiği cevaplarla bağlantısını  sorgular mısınız?
– İstediğim şey için vakit ayırdım
– İstediğim şey için para ayırdım
– İstediğim şey için güç-çaba harcadım
– İstediğim şey için sabır gösterdim
– İstediğim şeye ümitle sarıldım
– İstediğim şey için inançla yaşadım
– İstediğim şey çok önemli idi. Ve bunu da ben başardım.. 
– ……….

Asıl önemli olan soru “NEDEN HAREKETE GEÇEMİYORUM DEĞİL”, 
“BENİM HAREKETE GEÇMEM İÇİN NE YAPMAM GEREKİR” olmalıdır.

İnancınız sizi bir adım öteye götürüyor ve sonrasını da düşletiyorsa, onu sımsıkı sarılınız.

Son söz: Türk milletinin büyük zaferlerinden biri olan, Çanakkale muharebesinin, o zamanki koşullara rağmen kazanılmasını, oradaki ordunun içindeki yüksek inanç sağlamıştır.



KB


kemalbasaranoglu@gmail.com


Hatırlatma:

Mustafa Kemal Atatürk anlatıyor:




“Bombasırtı olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’anı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i Şehâdet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak, cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”






Kaynak


http://www.ataturkdevrimleri.com/yazi-540-ataturk-un-canakkale-savasi-ile-ilgili-anilari.html




İstemek ve Eyleme Geçmek…

Bugünkü yazımın konusunu “NE İSTEDİĞİNİ BİLMEK” olarak seçtim….


                         İstemek, ‘ istiyorum ‘ demek değil harekete geçmektir. A.Maurrois
   

Bu soruyu şimdi yüksek sesle kendinize sorunuz: “NE İSTİYORUM”

Aldığınız cevaplar arasında aşağıdakilerden bir ya da birkaçı bulunuyor mu?

• Sağlık
• Huzur
• Mutluluk
• Sükûnet
• İyi bir iş
• Kariyer
• İyi bir gelir
• İyi bir eş
• Çocuk
• Para
• Güzel bir ev
• Eğlence
• …

Bu listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Bu liste ve bunun dışında burada yazılmayan birçok şeyi birleştirdiğinizde sizin arzuladığınız, hedeflediğiniz sizi tanımlarsınız. Peki, etrafınıza baktığınızda, imrendiğiniz ve kendinize rol model olarak alabileceğiniz kişiler var mı? Hadi gerçekten bu insanların hayatlarını yaşamak isteyip istemediğimizi sorgulayalım. Öncelikle, rol modelinizi tanıyalım?

“Adam, işinde başarılı bir kişidir. Güzel ve kendisi gibi başarılı bir eşi vardır. Bu çiftin, 2 çocuğu bulunmakta olup, bu iki çocukta oldukça iyi koşullarda yetişmekte, maddi ve manevi olarak iyi bir şekilde desteklenmektir. Güzel bir evleri vardır. Hafta içi hem ebeveynlerin hem de çocukların ayrı ayrı katıldığı aktiviteler vardır. Hafta sonları ise ailecek, keyif ve mutluluk içinde geçirilmektedir…….”

Şimdi burada duralım…Bu kişinin bu duruma nasıl ulaştığını; düşünmenizi istiyorum…

…………………..

Neler görüyorsunuz?

Sizce adam, hayatının olağan akışı ve şansı ile mi bu duruma erişti?

                                              Üç tür insan görmekteyiz;                     
                                                     – olayları gerçekleştirenler                   
                                                     – onları seyredenler,                                 
                                                     – olana bitene hayret edenler… Bernard Shaw           

Şimdi adamın bu duruma erişmek için aldığı kararları düşünmenizi istiyorum.

……………………..
Neyi fark ettiniz?

Bu adam erişmek istediği noktaya gelene kadar, kaç farklı dönüm noktasından geçti? Ve her dönüm noktasında nasıl karar verdi?

Şimdi kendinize yüksek sesle şu soruları sorun;

“BEN DE AYNI DURUMDA KALIRSAM BU KARARLARI ALABİLİR MİYİM?”


“BU KARARLARI UYGULARKEN KARŞILAŞTIĞIM ZORLUKLARA KARŞI TUTARLI TAVIRLAR SERGİLEYEBİLİR MİYİZ?”


“ZORLUKLAR KARŞISINDA BENİ PES ETMEKTEN NE ALIKOYACAKTIR?”

                                          Hayatın çeşitli güçlüklerine karşı üç şey hediye edilmiştir; ümit, uyku ve gülmek.  Immanuel Kant

Yukarıdaki tüm bu soruları kendinize sorduğunuzda, “NE İSTİYORSUNUZ?”

Son Söz; önemli olan hayattan beklentilerinizi tanımanız ve kendi hayatınızı yaşamak için gerekli eylem adımlarınızı vaktinde almanızdır. İşte, gerçek tatmin budur.

                                              Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer.          
                                              İçsen de tükenir içmesen de                              
                                              Bu yüzden hayattan tat almaya bak                         
                                              Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da.                  
                                                                                           Neyzen Tevfik                  

Suyun akışını yönetmek ister misiniz?

Gecen hafta Erickson Coaching International’da katıldığım,
Koçluğun Sanatı ve Bilimi Sertifika Programı sonrasında, bugün KOÇLUK üzerine yazmak istiyorum.

KOÇLUK
Nedir?
KOÇLUK; Hayatınızdaki önemli konuları (hatta en
önemlilerini) tespit etmenize ve bunları gerçekleştirmenize yardımcı olan süreçtir.

Diğer bir ifade ile, aşağıdaki 3 temel sorunun cevabını bulma sürecidir:
– Hayatınızda sizin için neler önemlidir?
– Hayatta neyi hak ettiğinizi düşünüyorsunuz? Ve bunların ne
kadarına sahipsiniz?
– Hayallerinizi neler süsler? Bunlara erişmek sizin için önemli
midir?
KOÇLUK, kişinin yaşamı boyunca yapacağı,
sonu olmayan yolculuklar bütünüdür. 



KOÇLUK, bugün ulaşmak istediğiniz SİZ’in
ötesinde bir SİZ’e
ulaşmanıza yardımcı olacak sistematiktir. 



KOÇLUK, geçmişinizle değil; yarınınız ve bu yarında olmak istediğiniz siz ile ilginir.
Milton Erickson’ın söylediği gibi “Her
insan tam ve bütündür ve kendi içinde gereksinim duyduğu kaynaklara sahiptir”.
KOÇLUK Ne Değildir?
KOÇLUK hizmeti veren kişiye KOÇ denir. KOÇLUK; kesinlikle KOÇ’unuz ile arkadaşlık
kurmak değildir. Akıl hocalığından faydalanmak ya da danışmana danışmakta değildir.

KOÇLUK’tan
Ne Beklenmelidir?
KOÇLUK alan kişi kendisi tanır (bireysel
farkındalığa erişme), kendi zenginliğini  fark eder (Duygularını, Değerlerini ve İnançlarını
tanıması) , potansiyelini keşfeder, hedeflerini belirler (ya da var
olan hedeflerini net bir şekilde tanımlar). 

KOÇ, kişinin motivasyonu üst seviyelere getiren ve o noktada tutandır.

KOÇLUK’tan Ne Beklenmemelidir?
KOÇ, sizlere yönlendirme yapmayacak, akıl vermeyecektir.
KOÇ ne
yapar?
Doğru sorular sorarak, kişinin kendi değerleri
çerçevesinde, kendi doğrularını
keşfetmesine yardım eder.
Hangi
konularda KOÇLUK alınur?
Gelecekte erişilmek istenen her türlü konu olabilir. KOÇLUK’ta
geçmiş üzerinde durulmaz; patalojik (hastalık) durumlar ile ilgilenmez. Şayet,
durumunuz KOÇ’luk almak için uygun değilse, etik olarak KOÇ’unuz sizi bir
uzmana (psikolog, psikiyatrist, ..vs) yönlendirir.  
KOÇLUK
Süreci Nasıl İşler?
Başarılı KOÇLUK sürecinin arkasında; samimiyet ve güven
yatar. Temelde müşterinin getireceği konular üzerine odaklanılır. Konusu ile ilgili olarak, müşterinin kendisini tanıması ve içindeki potansiyelini kullanarak
kendi eylem planlarını oluşturması sağlanır. 

KOÇ’un görevi, kişinin kendi
zenginliğini keşfetmesinde aracı olmaktır.
KOÇ, yaşanılacak süreç içerisinde
müşterisinin yaşam alanlarını tespit eder. Ve bu alanlar üzerine müşterinin
farkındalığını arttırarak, müşterisini istediği gelişim ve değişime hazırlar.

Genellikle KOÇLUK seansları; haftada 1 gün, 1
saat şeklinde yapılır. Gerçek anlamda değişim 3-4. seanslardan sonra başlar. Sürecin verimli
ve başarılı olması için minimum 3 aylık bir süreç önerilmektedir.
KOÇLUK alan kişi, kendi bireysel farkındalığına
vararak bir süre sonra konularına kendi kendine yön verebilir hale gelir.
KOÇLUK’ta
Gizlilik?
KOÇLUK görüşmelerinde konuşulanlar, müşterinin
izni/rızası olmadan 3. kişilere aktarılamaz
. Kurumsal olarak alınan KOÇLUKlarda, kurum ile KOÇ arasında geribildirim konusunda baştan anlaşılır. Kurumsal KOÇLUK’larda geri bildirimler, KOÇLUK alan müşterinin istediği ölçüde ve/veya müşterinin kendisi ile verilmektedir.  
Kimden
KOÇLUK Alınmalı ?
Uluslar arası KOÇLUK Federasyonu’ndan (ICF)
onaylı kurumlarda (*) eğitim görmüş koçlar ile ICF onaylı koçlar tercih
edilmelidir.
Bugünlük, Koçluk konusuna ufak bir nokta koymak istiyorum. Konu ile ilgili merak ettiğiniz detaylar için tarafıma ulaşabilirsiniz.

kemalbasaranoglu@gmail.com

KB
(*) Türkiye için;
http://www.icfturkey.org/index.php?option=com_content&view=article&id=82&Itemid=68

Üzerimize yapışan etiketlerimiz… İnançlar 1…

Bugün “ETİKETLER”imiz
üzerine konuşmak istiyorum.
Herkesin anıldığı bir takım sıfatları ya da kelimeleri
vardır değil mi? Şu cümleleri dinleyin:
–         
Tez canlı çocuk
–         
Çalışkan kız
–         
Budalanın teki..
–         
Yerinde duramayan
bir tip…. vs
Bu cümleler ve/veya benzerlerini her gün çevrenizde
duyuyorsunuz değil mi?
Peki, sizin için ne söylüyorlar? Haydi; sizin için söylenenleri kendinize sesli bir
şekilde tekrar edin. Ne zamandan beri bu kelimeleri duyuyorsunuz? ve sizin için doğru olduğunu düşünüyor musunuz?
…………………………..

Yeni bir elbiseye ihtiyacınızın olduğunu düşünün. Öncelikle
bir mağazaya gidersiniz değil mi? Şimdi de, gözünüzün önüne burada yaptıklarınızı getirin.
  1. Öncelikle etrafa söyle
    genel bir bakış atarsınız
  2. Daha sonra gözünüze
    kestirdiğiniz bir elbiseyi daha yakından incelemek üzere elinize alır, ona
    dokunursunuz
  3. Dokunduğunuzda hissettiklerinizle,
    gözünüzle yakından bakışınız sizi tatmin ettiyse, bir sonraki aşama olan
    üzerinizde denemeye geçersiniz (hatta belki deneme kabinine girmeden
    zihninizde onu giymiş, kendinize aynadan bakıyorsunuzdur bile…)
  4. Öncelikle bu elbisenin
    üzerinize oturup oturmadığına bakarsınız, şayet oturmazsa, doğru bedeni
    alıp onu denersiniz.
  5. Doğru bedeni bulduktan
    sonra bu elbisenin sizin varlığınız ile oluşturduğu bütüne bakıp, bunu
    değerlendirirsiniz. Ve sizin beğenme ya da beğenmeme durumunuz ortaya çıkar.
  6. Beğendiğiniz elbiseyi
    almadan önce bunun fiyatına bakarak sizin bütçenizdeki yerini görmeye çalışırsınız.(Bu
    aşama yukarıda anlatılan diğer aşamalarında önüne geçebilir).
…………………………..


Farkında mısınız? Bir elbiseyi bile almak için bile 6
adım atıyorken; neden size yapıştırılan etiketlerde yukarıdaki gibi bir sürece
girmeden, kabul ediyorsunuz?
Bir de size yakıştırılan bu etiketler üzerine farklı bir
şekilde düşünelim. Bunlar olumlu etiketler mi? olumsuz etiketler mi? 
Aman dikkat! Bugün her toplumda affınıza
sığınarak söylerim ki; “Başkalarının
mutsuzluğu ile mutlu olan insanlar”
bulunmaktadır (*). İnsan beyni öyle bir
mekanizmadır ki; o kendi içinde her durumda kötü durumu hatırlama ya da kötü
fotoğrafları öne çıkarma eğilimindedir. Sıkıntılı ve zor bir zamanınızda, aklınıza
ilk neler gelir?
Geçmişte yaşadığınız benzer düşünceler tecrübeleriniz
değil mi. Bu aslında beyninizin duygusal tarafından size yapılan bir çağrıdır. Peki; bu tecrübelerde neyi hatırladınız?
Doğrularınızı mı? Yanlışlarınızı mı?
Girişte söylediğimiz bu etiketler sürekli olarak size karşı tekrarlandığında, beyninizde yer eder ve sizler için sınırlayıcı inançlar
oluşur.
Siz hiç bu etiketlerden kurtulmayı düşündünüz mü? Bunun için bir
çaba harcadınız mı? Ya da harcayacak mısınız?
İlerleyen günlerde sizlere sınırlayıcı inançlardan
bahsedeceğim.
İyi aksamlar
KB
(*)“Başkalarının
mutsuzluğu ile mutlu olan insanlar”
: Bu cümlenin yerine bir arkadaşım
sürekli söylediği; “İyi gün dostu azdır”
cümlesini de kendi dağarcığınızda bulundurmanızı öneririm.

Koçluk Bilimi’nde son tango….

Merhaba,

Gecen ay çıktığım  KOÇLUĞUN BİLİMİ ve SANATI.. yolculuğunda BİLİMİ tamamlamaya az kaldı..

KOÇLUK’la ilgisi olanlar, paylaşımlar için benimle doğrudan doğruya iletişime geçebilirler…


Önümüzdeki günlerde KOÇLUK üzerine yazılarımla da sizlerle olacağım
KB

Yazgıların engellenemez yönlendiriciliği…


Ben umutsuzluğu
ve bu dertli dünyayı kabul etmeyerek, insanların birleşmesini ve kötü
yazgılarına karşı savaşmalarını istiyorum. Albert Camus

Bu haftaki konumu
“YAZGI” olarak belirledim. Öncelikle Türk Dil Kurumu’nun bu kelimeyi nasıl
tanımladığına bakalım:  isim, din b. (***) Tanrı’nın
uygun görmesi, Tanrı’nın isteği, kader, ezelî takdir, yazı, alın yazısı, hayat,
mukadderat, takdiriilahi

Alın yazısı mı?
Yoksa alın yazısını kabullenme mi?
……………..

Yazgılarımızın nasıl
oluştuğunu bir düşünün? Aslında yaşam planlarımızı çocukluktan itibaren
kendimiz oluşturmaktayız. Çocukken verdiğimiz kararları düşünün. Bu
kararlarımız genelde ebeveyn tarafından alkış alma amaçlı yapılan ve bunun
sonucunda ebeveynler tarafından pekiştirilen kararlardı. Onlar “baba – anne”
dedi diye; siz “baba-anne” dediniz daha o bebeklik günlerinizde. Onlardı size
okumanızı, adam olmanızı söyleyen; sizde okudunuz onlar için. Yani onların
hayallerini yaşadınız/yaşıyorsunuz.
Tabiî ki bunun aksi
bir durumda söz konusu olabilir:  Yani ebeveynlere inat, ters yönde
aldığınız davranışlarınızda olmuş olabilir (çocuğun varlığını ispatlaması
şeklinde). Bunun sonuçları kendinize farklı yollar seçmenize neden
oldu; belki şimdi bu yolda ilerliyorsunuzdur.

Genel olarak tüm
yaşamımıza baktığımızda kararlarımız şu durumda ortaya çıkmaktadır.
·       
Güçsüz olma
·       
Stresle baş etmede yetersizlik
·       
Olgunlaşmamış düşünceler
·       
Bilgi Eksikliği
·       
Seçeneklerin olmayışı

Aslında yukarıda
sayılan durumların hepsini, zaman içinde çevremizden gelen gizli mesajlar
şeklinde alıyoruz. Nasıl mı? Aşağıdaki cümleleri düşünün. Size tanıdık
geliyorlar mı?
·  Ahmet’in oğlu öyle bir çocuk ki; x Üniversitesini
bitirdi, sonra Amerika’ya gitti ve MBA yaptı. Yurda döndüğünde ise hemen x şirketi tarafından kapıldı. Bravo ona! Ya sen?
·  O kadar baskı altında çalıştı bana mısın demedi. Sen
ise….?
· Söylediklerinde bir gün diğerini tutmuyor! Artık senden
düşüncelerinde kararlı olmanı istiyorum.
·  Konuyu araştırdığını söylüyorsun ama yine görüyorum ki
yetersizsin.
·  Yok. 🙁 Artık kendimi bulunduğum yere çakılmış olarak
hissediyorum.
·       
…..

İşte hayatta bu
ve bunun gibi cümlelerin altında, sizlere geçilen gizli bir mesaj vardır. Bu
mesajlar sizleri yönlendiren; içinizdeki kaynakları kurutan, kötü niyetli
cümlelerdir. Kendinize şu soruları sorarak sınırlarınızı genişletin.

  • Benim yaşamımı yönlendirmem için ne
    yapmam gerekli?
  • Hangi kaynaklarımı etkin kullanırsam,
    istediğim yaşama erişebilirim
    .


Kısa 2 hikaye;

  •       Edison’un ampulü 999 deneyden sonra
    bulduğunu biliyor musunuz? Düşünün bir kere, tam 999 deneme ve her denemede
    başarısızlık. Rivayete göre 1000. deneme bulunca, ben 999 deneme ile, bu işin nasıl
    olamayacağını ispatladım; demişti…
  • Peki, Hayatımızın vazgeçilmezlerinden olan
    post-it nasıl bulundu? Post-it’in çıkış noktasında aslında 3M firmasının çok
    güçlü bir yapıştırıcı arayışı olduğunu söylesem ne dersiniz? Tam bir
     hayal kırıklığı: hafifçe yapışan ve kolayca sökülen bir yapıştırıcı. Peki
    neydi bu yapıştırıcıyı günümüze taşıyan? mucidi tarafından bitip tükenmez bir
    sabır ile yeni kullanım alanını araştırması olabilir mi?


Son söz;
hayatımızın yönünü her zaman kendimiz belirleriz. Yeter ki isteyelim ve kendi iç
kaynaklarımız ile sonuna kadar savaşalım. Ben
bu nedenle yazgıyı: yıllarca alınan kararlar ve bunların tekrarlanması ile
kendi seçimimiz olan bir yaşam planına yönelme olarak tanımlıyorum.
 

Değişimin kaçınılmaz vazgeçilmezliği…

“Değişim sadece mümkün değil, aynı zamanda kaçınılmazdır”. Milton Erickson
“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” Herakleitos
Günümüz işletmelerinin ana sloganını bu cümleler
oluşturmaktadır. Siz şayet değişmezseniz, müşteri ve/veya pazar kaybına
uğrarsınız. Bu kayıp, kaçınılmaz sonun başlangıcı anlamına gelmektedir. İşletmeler günümüz koşullarına uyum sağlamak ve yok olmamak için değişirler. Bu değişimde sadece dış müşteri üzerine odaklanılmak ile kalmaz, iç müşteri üzerine de
odaklanılır. Zira işletmenin içgüdüsel yürüyüşlerinin arkasındaki yaratıcılık,
üretkenlik ve verimliliğin lokomotifini bu iç müşteri oluşturmaktadır.
Peki, bu sonun başlangıcı sadece işletmeler için mi
gerçekleşmektedir. Bu noktada çalışanlara da önemli görevler düşmektedir. Bir
anlamda Milton Erickson ve Herakleitos’un yukarıdaki cümleleri çalışanlar için
de geçerlidir. Bunun için, ilk başta kendi beynimizin içinde değişim
yaratmalıyız.
  • Bugün iş konusunda seçim hakkınızın olmadığını mı
    düşünüyorsunuz? 
    Öyle olsa bile, işi yapış şeklinize kim karar veriyor?
  • Siz yoksa o iş için daha önceden belirlenmiş, üzerine
    uymayan bir kalıp içinde çalışıp, kendinizi bir hapishanedeymiş gibi mi hissediyorsunuz? 
    Neden işinizi sıkıcı kılan noktaları tespit edip, üzerine
    gitmiyorsunuz?
  • Biraz esneklik, biraz yaratıcılık, tutkularınızla beraber iç
    dinamiklerinizi harekete geçirerek, sizleri yaşadığınız o “Toksik Enerji
    Çöplüğü(*)’nden çıkarmaya yetmez mi?

Güne güler bir yüz ve kahkaha ile başlayıp,  daha sonrasında da günü bir oyuna çevirmeye ne
dersiniz. Oyun bu; beraber oynanınca güzel, neden iş arkadaşlarınızı ve
müşterilerinizi oyunun içine alarak onlarında günlerini gün etmelerine izin
vermiyorsunuz. Ama unutmayın ki; harekete geçmenin riskinden daha büyük
olan bir şey var: hiçbir şey yapmamak.
Son Söz: “Neden bazı insanlar tohuma kaçarken,
bazıları ömürlerinin son gününe kadar vazgeçilmezliklerini korurlar. Bu bir
bilmecedir. Tohuma kaçmak, yersiz bir ifade olabilir. Belki de birçok insan
günün birinde öğrenmekten ve gelişmekten vazgeçiyor demeliydim”. John Gardner

 (*): Toksik Enerji Çöplüğü: Bugünkü yazımın esin
kaynağını Stephen C. Lundin – Harry Paul ve John Christensen’in beraber yazmış olduğu Balık (Fish) adlı
kitap oluşturmaktadır. Hayatta değişimin kaçınılmaz olduğu, ama cesaret ve
hevesin bu değişim riskleri kaldıramayacağı bir durumda, bu durumdan kurtuluşun hikayesidir. Bir yöneticinin, balık pazarı çalışanlarının yarattığı verimli çalışma
ortamından esinlenerek, nasıl başta kendisi olmak üzere, TOKSİK ENERJİ ÇÖPLÜĞÜ
adını verdiği yerdeki değişimi yarattığının hikayesi.

Başkalarının hayallerini yaşamaktan vazgeçin….

Serin bir Mayıs akşamından merhaba,
Hiç kendi kendinize aşağıdaki soruları sordunuz mu?
–        
Hayatınızda sizin için neler önemlidir?
–        
Hayatınızdaki bu önemli şeylerin sizin için anlamı
nedir?
–        
Hayallerinizi nelerle süslüyor, neleri düşlüyorsunuz?
–        
Hayallerinize hangi sıklıkla ulaşıyorsunuz?
–        
Hayallerinize ulaştığınızda nasıl hissediyorsunuz? Ve
yeni hayallere yelken açıyor musunuz?
–        
Hayatta ne hak ettiğinizi düşünüyorsunuz? Ve şu an hak
ettiğiniz her şeye sahip misiniz?
–       ……………………………..

Yukarıdaki soruları daha da arttırmamız elbette mümkün. Ve eminim ki sizlerde
aslında bu ve buna benzer soruları kendinize daha önceden sormuşsunuzdur.
Peki, bu soruların cevaplarını buldunuz mu? Yoksa geçiştirerek örttünüz
mü 
üstünü?

İşte size tekrar düşünmek için güzel bir fırsat.. Bırakın bu
noktada bu yazıyı okumayı. Durun ve bu soruların cevaplarını düşünün. Cevapları
bitirdiğinize inandığınızda, kaldığınız yerden tekrar devam edebilirsiniz.
……………..
……………..
……………..
……………..
……………..
……………..


Günümüzde hayatımızın karmaşıklığı içinde (bunun suçlusu kim hiç düşündünüz mü?), Bizi Biz Yapan en temel değerleri
sorgulamıyor/sorgulayamıyoruz. Bunu yapamama nedenimizi ise genelde zamanımızın
olmamasına bağlıyoruz.  Peki gerçekten zamanımız mı yok? Yoksa kendi
kendimizden sakladığımız bir şey mi var? Ya da
korkuyor olabilir miyiz? Yoksa
cesaretimiz mi yok?

KENDİNİZİ GERÇEKTEN TANIYOR MUSUNUZ?             Hadi bir defa daha düşünün…

BİREY OLARAK KENDİNİZİN FARKINDA MISINIZ?     Siz kimsiniz…
GÜCÜNÜZ NEDİR ve NELER YAPABİLİRSİNİZ?             Neleri değiştirebilirsiniz …
Ya da yüzleşmek için birinin yardımına mı ihtiyacınız var. İşte
Koçunuz,
–        
kendinizi tanımanıza yardımcı olacak,
–        
sizi hayallerinize ulaştıracak,
–        
ve hatta ötesine taşıyarak ve olmak istediğiniz “SİZ”i,
sorularıyla “SİZ”e bulduracak kişidir
Unutulmaması gerekir ki, tatmin ve
mutluluk önce kendinizi tanımaktan geçmektedir. 

Duygularınız, değerleriniz ve
inançlarınızdan oluşan iç dinamikleriniz ile kurulacak bir temel, güven ve samimiyet
harcı ile bütünleşerek, SİZİ o hayalini kurduğunuz SİZE ulaştıracaktır.
Başkalarının hayalini yaşamayı
bırakıp, kendi hayalinizi yaşamaya ne dersiniz….
KB