ORDA YENİ BİR BEN VAR YAKINDA…O BEN GERÇEKTEN İSTEDİĞİM BEN MİYİM?

Kendime Yeni Bir Ben Lazım
Bu senem iyi geçmedi söylemem lazım
Kader beni seçmedi ama görmemem lazım
Belki birdenbire yeniden başlamam gerek
Eskiden taptığımı bugün taşlamam gerek

Yeni bir aşk 
Yeni bir iş 
Yine gülecek bir neden lazım
Yeni bir haber
Yeni bir kader
Bunlar için bana şans lazım
………….
Sertab Erener 

23 Haziran 2012’de Sertab Erener’in Bursa Açıkhava Tiyartosu’nda verdiği konserde, bu şarkıyı daha önce de dinlemiş olmama rağmen, canlı performansın etkisi ile (yoksa bireysel farkındalık mı desek buna) şarkı içindeki “YENİ”ye olan “İSTEKLİLİĞİ” farkettim. GERÇEKTEN SİZDE İSTEKLİ MİSİNİZ?

Bugün sizlerle bir çalışma yapmak istiyorum. Çalışma dedim, zira az sonra anlatacaklarımı uygular (İSTEKLİLİK durumunuz yani), yazılı hale getirir ve üzerine düşünürseniz (benimle bu konuda konuşmak, değerlendirme yapmak isterseniz; mail adresimden bana ulaşabilirsiniz; çekinmeyin ulaşın) gerçekten kendinize “YENİ BİR BEN” yaratabilirsiniz (İddialı oldu biliyorum… Ama, SİZ DE KENDİNİZDE YENİ BİR BEN YARATACAK KADAR İDDİALI MISINIZ?).

Öncelikle gerçekten ne istediğinizin bir listesini yapmanızı rica ediyorum. Aynen söyle bir liste…

Şimdi sizlerden beklentim bu listenizde bir önceliklendirme yapmanız… Alaaddin’in sihirli lambası sizin elinizde olsa ve o sevgili cin lambadan çıksa, 3 hakkınız var derse, siz bu koca listeden hangi 3’ü seçerdiniz.

Peki, şimdi benimle istekli olduğunuz bu üç konudan, hangisi üzerinde çalışmak istersiniz.

Müsadenizle, adım adım isteklerimi bir A4 üzerine not etmenizi, her madde için en az 5dk düşünmenizi sonra beyaz A4 kağıdınıza “kendinizi dökmenizi” istiyorum. Toplamda ortalama 30 ila 45 dk’nızı alacak bir egzersiz. Hazırsanız hadi başlayalım…

  1. Öncelikle kendinize gereken süreyi ayırıp, istediğinizi elde ettiğinizi düşünmenizi istiyorum. Bu istediğinizi elde etmenizin sizin üzerinde yarattığı duyguların üzerine yoğunlaşın lütfen… Hadi 5 dakika bu duygulara odaklanın ve neler hissettiginizi not ediniz…
  2. Bu deneyimi yaşadığınız yerde kalmaya devam edin ve o AN’ı ANBEAN yaşayın (Tadını çıkartın). Neler oluyor orada.. bunları not ediniz…
  3. Bahsettiğiniz bu duruma eriştiniz tebrikler.. . Şimdi bu AN’da kalırken, siz ve sizin tüm çevrenize bir göz geçirmenizi istiyorum (Aile, Sosyal, Ekonomik, ….vs). Nasıl bir durum ile karşılaşıyorsunuz. Bunları not ediniz…
  4. 3. Maddede karşılaşılan durum sonucunda duygularınızı bir daha yoklamanızı rica ediyorum… 1. Duruma göre neredesiniz. Hadi yazmaya devam edin lütfen…
  5. “GERÇEKTEN” çalışmak istediğiniz konu bu noktada sizin için hala geçerli mi?
  • Şayet cevabınız evet ise; durmayın o noktaya ulaşmak için gerekli adımları belirleyin ve ilerleyin..KORKMAYIN… 
  • Aksi halde, şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz? Konudan vazgeçmek mi? (ya da yeni konu seçip, tekrar üzerine çalışmak mı?) Ya da konuda revizyon yapıp tekrardan süreci 1’den 5’e kadar yaşamak mı?


İstediğinizi elde etmiş olmuş bir SİZ olarak gerçekten tatminkar mısınız? Yoksa “İSTEDİĞİNİZ ŞEY”, “GERÇEKTEN İSTEDİĞİNİZ ŞEY” değil mi? 

İşte yukarıda süreç ile, istediğinize erişmenin ne demek olduğunu ve size getireceklerini gördünüz… Şayet bunu gerçekten istiyorsanız, yapmanız gereken tek şey, harekete geçmek. Ne duruyorsunuz… 


Peki ya istemiyorsanız?

Son söz: Hiçbir şeyi kolay kolay kader/şans’a bağlamayın(her ne kadar parçada buna bağlansa da..). Siz hiç piyango bileti olmayan/almayan piyango talihlisi gördünüz mü?

Kemal Başaranoğlu
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com

Konuşmalarınızı Ring’te mi Gerçekleştiriyorsunuz…

Sözlü-sözsüz her temas bir iletişimdir… Bugünkü iletişiminize göz atın, saldırı ya da savunma halinde bir  ring de mi konuşuyorsunuz?
Bugünkü, yazımı okuduktan sonra karşınıza çıkan ilk kişi ile iletişiminize dikkat ediniz ve görüşmeniz bittikten sonra aşağıdaki başlıklar altında görüşmenizi tekrar
gözden geçiriniz.

                 1.      
Öncelikle görüşmeyi gözlemleyiniz. Ne görüyorsunuz?
                 2.     
Bu
gözlemin sonucunda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
                 3.     
Bu
hisleriniz bir yansıması olan ihtiyaçlarınız nelerdir?
                 4.     
Bunun
sonucunda istediğiniz/rica ettiğiniz bir şey oldu mu?
Cevaplarınızı verdikten sonra, lütfen bir kez daha gözden geçiriniz. Özellikle 3 ve4. maddeler ile ilgili ne düşünüyorsunuz.
Yukarıda
bahsedilen durumu daha de netleştirmek için aşağıdaki örneği vermek istiyorum.
Hikaye bir baba ile oğlu arasında geçmektedir. Üzerinde konuşulan konu; babanın
oğlunun gece geç saatlere kadar gezmesinden duyduğu huzursuzluktur. Baba aşağıdaki konuşmada yüksek ses
tonunu kullanırken, oğul ise isyankâr bir ses tonu ile cevap vermektedir.
…………….
Baba:
 Yeter artık, bu kadar sorumsuz bir şekil yaşamanı-davranmanı istemiyorum! Artık gece geç saatlere kadar sokakta kalmayacaksın.
Oğul:
 Arkadaşlarım ile eğleniyorduk, bunun neresi kötü. Hem istersen cep telefonumdan
beni arayabilirdin.
Baba:
Hayır bundan sonra, 9’dan sonra evde olmanı istiyorum. Ayrıca bizlere de
gittiğin yeri ve kiminle gittiğini de söyleyeceksin.
Oğul:
Öf be ya! Bir türlü büyüyemedik
…………….
 Bu görüşmeyi gözünün önünde tekrar canlandırın. Kendinize görüşme üzerine yeterince düşünecek kadar zaman ayırın. 
Şimdi; aşağıdaki ikinci görüşmeyi okuyunuz..
…………….
Baba:
 
Son 1 haftadır, eve geliş saatlerini not ettim, 5 gecedir sabaha karşı 3’den önce gelmiyorsun ve ne bana ne de
annene nereye kiminle gittiğin hakkında, bilgi vermiyorsun Bu saatlere kadar dışarıda olman, bizi tedirgin
ediyor.
Oğul:
Düşündüğümde bu hafta geç saatlere kadar dışarıdaydım, bu doğru;
arkadaşlarım ile takıldık. Hani senin tanıdığın, ….. ile idik. Bu nedenle
endişelenmene gerek olduğunu düşünmüyorum baba.
Baba:
Arkadaşlarını tanısam dahi, her gün en az 2-3 tane gazete haberlerini görünce, gece geç saatlere kadar dışarıda olman beni korkutuyor. Gençsin eğlenmen
kesinlikle hakkın. Biz sadece dikkatli – temkinli olmanı ve bizleri
bilgilendirmeni istiyoruz.
Oğul:
Tamam baba. Kaygılarınızı anlıyorum, bundan sonra gece geç saatlere kalışlarım konusunda daha dikkatli olacağım. 
…………….
Şimdi bu görüşmeyi de gözünün önünde tekrar canlandırın. Kendinize bu görüşme üzerine düşünecek kadar yeterli zaman ayırın. 

Şimdi
yazımın başında sorduğum soruları bu iki görüşme için sorgulayalım.

İlk
görüşmede; baba saldırı durumunda ve doğrudan doğruya değerlendirme yapmaya,
çocuğunu etiketlemeye geçerken; oğul ise babanın karşısında savunmaya geçmiştir.
Baba öfkesini oğluna döküp emirler yağdırırken, oğulda bu duruma isyan etmiş ve
görüşme babanın baskın ebeveyn karakteri ile tamamlanmıştır. Muhtemelen
ilerleyen günlerde çocuk;
·        
ya verilen
emirleri yerin getirmeyecek ve sonu, daha vahim olacak (son nokta şiddet uygulama),
·     ya da
babasını dinleyecek ama kendisi ile ilgili davranışlarda ilgili ilerleyen yıllarda bir
takım eksiklikler hissedecektir (aile içi veya dışı çevrede, çatışma ortamında
baskın karakterlerin davranışlarını kabul etme,..vs).
İkinci
görüşmede; baba öncelikle oğluna 1 haftalık gözlemini (durum tespiti) belirtmiştir.Oğulda bu tespiti onaylamış ve kendi açısından eklemelerini yapmıştır. Baba bu
durum tespiti ile ilgili hissettiklerini (kaygılar ve korkular) oğluna aktarmış
ve oğlundan beklentisini dile getirerek istekte bulunmuştur. Yapılan
görüşmede babanın durum tespiti ve empati ile olaya yaklaşması süreci
rahatlatmış, ortamı yumuşatmış; karşılıklı istek ve beklentileri net bir şekilde
ortaya  koymuştur. Bunun sonucunda ise;
görüşme karşılıklı bir anlaşma içinde tamamlanmıştır.
Bu haftaki yazımın esin kaynağını, şu sıralar okuduğum; “Şiddetsiz İletişim: Bir Yaşam Dili(*)”
adlı kitap oluşturmaktadır. Yazar Rosenberg Şiddetsiz İletişimi: “İnsanı
gönülden vermeye yönelten bir iletişim yoludur”
diye tanımlamaktadır.
Yukarıda
bahsedilen örnekte kısaca Şiddetsiz İletişimin 4 öğesinden bahsettim:
           1.      
Gözlem
           2.     
Duygu
           3.     
İhtiyaçlar
           4.     
İstek/rica
İletişimde
farklı bir bakış ve farklı bir tat tatmak isteyenlere…
(*) Şiddetsiz İletişimBir Yaşam Dili  
Yazar : Marshall B. Rosenberg Ph. D.
Sayfa Sayısı : 232
Çevirmen : Lalegül
Hümaşah Ergun
Remzi Kitabevi
Kemal
BASARANOGLU
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com

Ne istediğimi biliyorum: Günü 25 Saat Yaşamak

Bugünkü yazımı, KOÇLUK çalışmalarımda yaşadığım tecrübelerimin bir kesitini paylaşmaya ayırıyorum.

Daha önceki yazılarımda KOÇLUK yolculuğundan ve bu yolculuktaki genel prensiplerden bahsetmiştim.
http://kemalbasaranoglu.com/?p=113
http://kemalbasaranoglu.com/?p=106

KOÇLUK çalışmaları sırasında en önemli ilk tespitim, KOÇLUK’un ne olduğu henüz anlaşılmış (ya da biliniyor) değildir. Genellikle KOÇLUK için şu tanımlamalar yapılmıştır. KOÇLUK;
– Danışmanlık hizmetidir
– Karşındaki kişiden akıl almadır
– Yönlendirilmedir
– Tavsiye almaktır
– İçinin rahatlıkla döküldüğü bir terapi seansıdır
– Geçmişin sorgulanmasıdır
– Geçmişteki kötü anların tekrar yaşatılmasıdır
– … vs.

Tekrar belirtmek isterim ki; KOÇLUK kesinlikle ve kesinlikle yukarıda sayılanlardan hiçbiri değildir.

                                                                                             “ Shall we dance?” The King and I

KOÇLUK yolculuğu aslında KOÇ ile KOÇLUK ALAN arasında yapılan bir danstır. Bu dansın baş-rolünü KOÇLUK ALAN oynar; ve KOÇLUK ALAN tarafından yaratılan ritmik hareketler, KOÇ’un da gösterdiği  uyum ile muhteşem – büyüleyici  güzellikte  bir gösteriyi ortaya çıkarır. 


KOÇLUK dansı, iki bedenin, müziğin ve ritmin içinde tek bir beden haline dönüşmesidir. 


Her insan ayrı bir dünyadır. Çalışmalarımı farklı birkaç millet üzerinde gerçekleştirirken; en önemli tespitim herkesin bir takım ortak konularda KOÇLUK seansı yapmak istemesi oldu: ilişkiler (ailevi, özel, iş..vs) ve gelecek kaygısı.  


                                                                                              “Bizler zamanın ücretli köleleriyiz”

Aslında baktığımızda, hayatın koşuşturmacası ve telaşesi içerisinde öyle kaybolmuşuz ki; hiçbir şeyi düşünemez olmuşuz. Hatta kendimizi bile…

Sürekli bir şeye ya da bir yerlere yetişme telaşesi içindeyiz:
       – Erken kalkmalıyım, zira çocuk okula (ya da bakıcıya) bırakılması gerek
       – İşe erken gitmeliyim
       – Benden istenen işleri  akşama kadar bitirmem lazım
       – Gün içinde ödemeleri yapmam lazım
       – Aksam alışverişini de unutmamalıyım
       – Çocuğun da ödevleri  var, akşam ona da yardımcı olmam gerekiyor
       – Spor yapmalıyım aksi halde kilolarım hızlı bir şekilde artışını engelleyemeyeceğim
       – Kendime de zaman ayırmalıyım: Ebru(*) derslerimi aksatıyorum
       – ………

Yukarıdaki cümleler tanıdık geldi mi? Lütfen yukarıdaki listeye kendi eklemelerinizi de yapınız. Aslında hepimiz bu telaşenin farkındayız ama çözüm arayışı içine girmek istediğimizde, cümlemiz “AMA” ile başlayıp sonrasında da “ZAMANIM YOK; 24 SAAT BANA YETMİYOR” diye bitiriyoruz. Peki bu cevap gerçekten doğru mu? 

                            “Günü 25 saat yaşamasını bilmek lazım” Aydın Boysan (**)

Hiç bu yaptığınız işlerin aciliyet ve önem seviyesini düşündünüz mü? Bu açıdan bakarak bir de düşünürseniz, sizi yarın ayakta motive bir şekilde tutacak olan şey; Alışverişi sizin yapmanız mı? yoksa  Spor yapmanız ya da Ebru dersleriniz mi?

Gerçekten de, çalışmalarımdaki en önemli tespitlerimden biri koşuşturmaca içindeki kaybolmuşluğumuzda “NE İSTEDİĞİMİZİ BİLMEDİĞİMİZ” ve “BUNU DÜŞÜNMEK İÇİN ZAMANIMIZIN OLMADIĞIDIR”.

                                           Zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, en çok, zamanın                  
                                           kısalığından şikayet ederler. La Bruyere 

Sonuç olarak seans sonunda kişilerin en büyük kazanımlarını: 
       – Neyi istediğini düşünmesi gerektiği (ve hatta seansta bulması)
       – Zamanı doğru bir şekilde kullanması için çalışması gerektiği
       – Kendisini hayata bağlayacak olan kişisel gelişime yatırım yapmasının kaçılnılmaz     
      olduğunu görmesi, oluşturmaktadır.

Çalışmalarımda seans sonu değerlendirmelerinde şu yorumlar yapılmıştır.
       – Soğuk bir duş sonrası rahatladım.
       – Arada sırada evin içini süpürmek gerekmiş
       – Sanki bir arabanın içinde bilinmez bir yöne giderken yolumu buldum
       – İstediğimi elde etmem için önümdeki tek engel benim
       – Şayet gerçekten istersem, başarırım
       – İçimdeki beni değişimden alı koyan ne varsa, hepsini tespit etmek istiyorum
       – Kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum
       –       ….

Son söz: Bu yazıyı okuduktan sonra bırakın ekrana bakmayı ve düşünün; “Yarın SİZ’i ayakta tutacak olan şey nedir? Ve bunu gerçekleştirmek için zamanınız var mı?”


Kemal BAŞARANOĞLU
kemalbasaranoglu@gmail.com

Not: Yukarıda seanslardan yaptığım alıntıların hepsi KOÇLUK etik kuralları içerisinde kalınarak yazılmıştır. Bknz: KOÇLUKTA GİZLİLİK
http://kemalbasaranoglu.com/?p=106

(*)Ebru, kitreyle yoğunlaştırılmış su üstünde, özel hazırlamış boyalarla oluşturulan desenlerin kâğıt üzerine geçirilmesi yoluyla yapılan bir süsleme sanatıdır
(**) 1993 yılında şahsen tanışma şansına eriştiğim, Pertevniyal Lisesi Mezunu ağabeyim ile yaptığımız sohbette duyduğum ve bir daha unutamadığım cümle

Aynadan yansıyan yüz: Seni anlıyorum…

Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma!

Bugünkü
yazımı « Empati » üzerine yazmak istiyorum…
Empati sözcüğü;
              –        
“Em”, Latincede “İç, içine, içinde”
              –        “Patheia” ise Yunancada “Duygu acı, ıstırap,
algılama” anlamına gelen kelimeler ile türetilmiştir.
Hiç;
               –        
ebeveynleriniz
               –        
eşiniz
               –        
çocuğunuz
               –        
kardeşiniz
               –        
arkadaşlarınız,
               –        
 … vs’nin
davranış ve
duyguları üzerine düşündünüz mü? Neydi onları o içinde bulundukları durumda, o
şekilde davranmaya iten şey?

Sizlerden yukarıda bahsedilen kişilerden birini gözünüzün önüne getirmenizi ve
daha sonra bu kişinin içine, o bulunduğu durumda girmenizi rica ediyorum.  Kendi duygularınızdan, düşüncelerinizden
sıyrılın… O kişinin duygularını, düşüncelerini üzerinize alın ve bunları
içselleştirerek kişiyi anlayın… Son olarak ta, bu kişi ile o yaşadığı durumda
karşılaşın ve ona kendisi gibi, onu anladığınızı gösterir şekilde davranın…
Empatiyi
gerçekleştirdiğiniz için tebrik ederim.
Nasıl bir şey olduğunu anladınız. Aslında
farkına varmadan yukarıda bahsedilen sahne ile, empatinin önemli şu adımlarını
gerçekleştirmiş oldunuz;
            –        
O kişinin yerine geçtiniz; O KİŞİ OLDUNUZ..
            –        
O kişinin yaşadıklarını hissettiniz (duygular, düşünceler..vs), anladınız;
ONU YAŞADINIZ
           –        
O kişiye, ondan davranışlarla cevap verdiniz; ONU YAŞAYIP ANLADIĞINIZI ONA GÖSTERDİNİZ.
Hiç bebekleri
ya da çocukları gözlemlediniz mi?  Dikkat edin çok iyi birer kopyalayıcıdırlar. 

– İlk örnek için bir çocuğu
inceleyelim. Çocuklar, bir anda annesinin yaptıklarının ya da babasının
yaptıklarının kopyası olabilmektedirler. Hatta daha dikkatli bakıldığında,
mutlaka taklit ettikleri kişinin ruh halini de almaktadırlar. 

– İkinci bir
örnek ise; ağlayan bir bebeği gören diğer bebeğinde ağlamaya başlaması gözünüzün önüne getirin.
Görüldüğü
gibi empati daha bizim bebekliğimizden gelen bir yetenek iken bu yetenek zaman
içerisinde, yaşanmışlıklar ile kaybedilmektedir. Bunun listesi çıkarılırsa; korkular, kötü tecrübeler, ön
yargılar, sabit fikirlilik
… vs. Liste istediğimiz kadar uzatılabilir. Tüm
bunlar bizlerde empati yetisini öldürmektedir.
Doğuştan
varolan, ama bir şekilde kaybettiğimiz empatiyi nasıl tekrar kazanabiliriz? Bu
sorunun cevabı öncelikle kişinin kendisine karşı dürüst olması ve bunu gerçekten istemesinden geçmektedir. Daha sonra ise, ön yargılar ve sabit fikirlerden
arınmayı, karşısındaki gözlemlemeyi ve buna karşılık karşısındakinin duygu ve
düşüncelerini hissettiğini ifade etmesinden geçmektedir. Bu arada tüm bu duyguları yaşamak, sizin o kişi ile
aynı fikirde olmanızı gerektirmez.
Her insanda “Ayna
Nöronları (*)” bulunmaktadır. Ayna nöronlar sayesinde;
             –        
Katıla katıla gülen birini seyrederken kendimizi alamayıp güleriz
             –        
Duygusal bir filmde bir anda hüngür hüngür ağlarız
             –        
Birimiz esnersek mutlaka diğerlerimize de bunu bulaştırırız.
             –         Birimizin gerginliği diğerlerini de gerer.
Aslında ayna
nöronlarımız bize karşımızdakini anlama ve empati kurmaya yardımcı olur.
Kişiler arasındaki iletişimde empatik yaklaşım, uzlaşmacı ve
dayanışmacı bir iletişimi destekler.
Sonuç olarak;
iyi niyetle empati yapmak karşımızdaki kişiler ile olumlu ilişkiler yaratabileceği
gibi, niyetin kötü olması durumunda sonuç manipülasyon olmaktadır. 
Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol. Mevlana
Karşınızdaki kişinin aynada yansıyan yüzü olmaya hazır mısınız?
Kemal
Basaranoglu

(*)“Ayna Nöronları: 1990’larda Vittorio
Gallase ve Giacomo Rizzolatti adlı iki İtalyan bilim adamı düşünce okuma
konusunda maymunlar üzerinde yaptıkları deneyler sırasında yeni bir tip nöron
keşfettiler. Bu nöronlar, belli işleri yaparken aktif hale geliyorlardı,
tesadüfen farkedilen diğer özellikleri ise bir başkası aynı işi yaparken de
aktif hale geçmeleriydi. Bu nöronlar primatları, insanları ve kuşları
karşısındakini taklit etmeye zorluyordu! Bu özelliklerinden dolayı “ayna nöron ” adını aldılar. 
Daha sonra yapılan araştırmalar ayna
nöronların insan beyninde broca denen ve konuşmadan sorumlu
olduğu bilinen bölgede bulunduğunu gösterdi. Bilim insanları buradan yola
çıkarak, konuşmanın, başkalarının hareketlerini tanıma ve algılama ile
başladığını düşündüler. Önceleri el kol işaretlerine ve mimiklere dayanan
haberleşme, zaman içinde konuşmaya dönüşmüştü.
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/biyopsiko.htm »

Dünyaya açılan pencerelerimiz…. Bireysel Farkındalık 2

Bugünkü yazımı tekrar “bireysel farkındalık” üzerine yazmak istedim.. 

Herhangi bir ortamda kendinizi tanıtmanız istenirse, ne söylerdiniz? 

Sizden kendinizi tanıtmanızı istiyorum. Yani şu an olduğunuz yerde… “Siz kimsiniz? diye soruyorum. Lütfen cevabınızı bir yere not edin… İstediğiniz kadar süreniz var; bitirdiğinizde tekrar yazıya dönersiniz…
………………………

“Nosce te ipsum”: Kendini  bil! – Apollo Mabedi Kapısı


Ne ararsan kendinde ara.. Yunus Emre

………………………

Az önce seçtiğiniz cümleler/kelimeler önemli: zira bunlar sizin kendiniz olarak tanımladığınız şeyleri ifade etmektedir. İletişimde alıcı ve verici arasındaki ilişkiyi geçen haftaki yazımda anlatmıştım.

http://kemalbasaranoglu.com/?p=101

Az önce basit gibi görünen sorunun cevabı, aslında karşınızdaki kişiye SİZ’i tanıtacak ve bu kişinin zihninde SİZ’i oluşturacak ilk kavramlardır.

Bu seçtiğiniz kelimelerde ne kadar açık ve dürüst davrandınız? 


Kendimizi tanımamız kendi kontrolümüz altındadır. Bir başka kişiye kendimizi aktarırken şayet açık davranmazsak, kapalı kalan alanlar, karşımızdaki kişi tarafından tahmin ve önyargılar ile doldurulur.

                   AÇIK OLMAMAK KARŞI TARAFIN HÜKÜMLERİNİ PEŞİNEN KABUL ETMEK DEMEKTİR.

Kişisel Görüş Penceresi (JOHARİ Penceresi) kendinizi tanımanız için sizlere yardımcı olabilecek önemli araçlardan biridir. 4 gözden oluşan bir penceredir.

Bu pencerenin
1. Sol üst köşesinde AÇIK ALAN yani hem kişinin hem de karşısındakinin bildiği (ör: kişinin adı)
2. Sol alt köşesinde GİZLİ ALAN yani kişinin bildiği ama karşısındakinin bilmediği (ör: ailevi sorunlar)
3. Sağ üst köşesinde KÖR ALAN yani kişinin bilmediği ama karşısındakinin bildiği bir (ör: kişinin kendine has kokusu)
4. Sağ alt köşesinde BİLİNMEYEN ALAN yani ne kişi tarafından ne de karşısındaki tarafından bilinen alandır.

Kişi şayet penceredeki alanlar arasında gezinmek isterse;
Örnek 1: Gizli alanını azaltmak isterse, bunun için karşısındakine karşı daha açık davranmalı
Örnek 2: Kör alanını azaltmak isterse, bunun için karşısındakinden geri bildirim istemelidir.

Kişinin kendini tanıması için bireysel farkındalığına varması gerekmektedir.
http://kemalbasaranoglu.com/?p=102

Bu bireysel farkındalığa erişirken, çevresinden aldığı geri bildirimler kişinin kör alanını azaltmasına ve kendisini daha rahat tanımasına yardımcı olur. Şayet kişi kendini tanırsa, başkaları tarafından nasıl algılandığını da bilebilir. 

Sonuç, başkalarının size karşı olan davranışlarının nedenlerini anlamanın yolu, kendinizi tanımaktan geçmektedir.

……………………… 
İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendini bilmezsin, Ya nice okumaktır. Yunus Emre
………………………

Şimdi duruma karşı taraftan bakalım. Unutmayın ki; her bir davranışın altında bir neden vardır. Karşınızdaki kişiyi yeterince tanıdığınızı düşünüyor ama herhangi bir olay karşısında yaptığı davranışa anlam veremiyorsanız; o kişinin gizli ya da bilinmeyen alanı ile karşılaşmış olabileceğinizi unutmayınız. 

Herhangi bir şekilde karşınızdaki kişiden size doğru, açıklık ya da geri bildirim gelirse, gelen bu bildirimlerin NEDENİNİ DEĞİL, NE OLDUĞUNU anlamak önemlidir. 

Merak ve sabırsızlık karşı tarafın size karşı gizli alanlarını korumasına, kendini savunmasına neden olur. Bu nedenle karşınızdakinin verdiği kadarı ile yetinmeyi biliniz. Karşılıklı oluşacak güven, bu kapalı kapıları sonuna kadar açacaktır..

Siz, kendi pencere gözlerinizin büyüklüğünü hiç ölçtünüz  mü?

KB
kemalbasaranoglu@gmail.com

Mesajınız var.. İletişim 1…

Hadi ufak bir test ile bugünkü yazıma başlayayım; aşağıda gördüğünüz sayı kaçtır?

Düşündüğünüz,
Söylemek istediğiniz,
Söylediğinizi sandığınız,
Söylediğiniz,
Karşınızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı, 
Anladığı… arasında farklar vardır.
Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması
için en az 9 ihtimal var.
                                                                                 Sylviane Herpin

Bugünkü yazımı “İletişim”imiz üzerine yazmak istedim.

Türk Dil Kurumu İletişimi : “Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına
aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon” şeklinde tanımlamaktadır
.
Ben ise iletişimi : “Karşımızdakine sözlü ya da
sözsüz olarak geçtiğimiz mesajlar bütünü” olarak tanımlıyorum.
Örnek vermek gerekirse; çocuğunuz ile iletişime geçecekseniz; siz gönderici
olarak mesajınızı bir şekilde alıcısı olan çocuğunuza aktarırsınız. Çocuğun
ise, sizin gönderdiğiniz mesajı anlayıp anlamadığını, size gönderdiği geri
bildirim ile anlayabilirsiniz.
Etkin iletişimin temel prensiplerini;
–      Kendimizi net
bir şekilde ifade etmek
–      Gönderilen
mesajı takip etmek
–      Karşı tarafa ön yargılı bakmamak (iyi niyet)
–      Zamanlamaya
dikkat etmek
–      Uyuşmazlık
durumlarında tolerans gösterebilmek
–      Doğru
iletişim araçları ile doğru metotları seçmek oluşturmaktadır.
Sabah uyandığınızda ilk karşılaştığınız kişiye (eş, çocuk, apartman
görevlisi, komşu, iş arkadaşı.. vs) , “GÜNAYDIN” dediğinizde (ki günün ilk
iletişimini bu şekilde gerçekleştirmektesiniz), bunu güzel bir günün
başlangıcı olması temennisi ile mi söylüyorsunuz? Yoksa alışkanlık nedeni ile mi? 
Yarın sabah uyandığınızda karşılaştığınız
ilk kişiye “Günaydın” deyin ve daha sonra durumu gözlemleyip, aşağıdaki
sorulara cevap verin. 
1.       Öncelikle
güne iyi bir başlangıç yapmış mıydınız?
2.      Günaydın dediğinizde,
gönderici olarak siz; bu kelimeyi
a.      Nasıl bir ruh hali ile
b.      Nasıl bir
fiziksel duruş ile
c.       Nasıl bir ses
tonunu ile
d.      …..,                                 söylediniz.
3.      Alıcı ise, bu kelimeyi duyduğunda,
a.      Ne yaptı?
b.      Cevap verdi
mi?
c.       Cevap verdi
ise; nasıl verdi?
d.      Ses tonu
nasıldı?
e.      ….
Soğuk çay ve pilavı kabul edebiliriz ama asık
suratlılığı asla. (Çin Atasözü)
Tüm bu yukarıdaki soruların cevaplarından sonra, günün bu ilk iletişiminize bir not verin (10
üzerinden..)
İletişime geçtiğinizde ya da sizinle iletişime geçildiğini gördüğünüzde
lütfen;
–      Kalıplaşmış
düşüncelerinizden
–      Zihninizdeki
genellemelerinizden
–      Bir kişinin
diğerine sözünü kabul ettirme çabasında olduğunu düşünmekten
–      Bir kişinin
diğerini değiştirmeye çalıştığını düşünmekten
–      Bir kişinin
diğerine geçtiği mesajların arasındaki taleplerden ötürü, diğerinin aşırıya
kaçan boyutlarda özverili olması gerektiği
–      ……
düşüncelerinden, kendinizi kurtarın… Zira yukarıda ifade edilen cümleler
sizleri “İletişim Kör Kuyuları”na çekecek inançlarınızdır.
Geçmişte yaşadığınız bir iyi bir de kötü tecrübeyi düşünüp, zihninizde
tekrar tecrübe ediniz. Sizi kötü tecrübenizde “İletişim Kör
Kuyulara” ne çekmişti? peki iyi tecrübenizde neden sizleri yolunuzdan alı koyamadılar?
Etkin bir iletişimi kısıtlayacak bir çok engel olabilir. Bunlar fiziksel olabileceği
gibi;
–      Zaman kısıtı
–      Ortam
sıcaklığı (aşırı soğuk/sıcak)
–      Ortamdaki gürültü
–      Yorgunluk
–      …..
psikolojik ;
–      Önyargılar
–      Moralsizlik
–      İsteksizlik
–      Tatminsizlik
–      …
ya da semantik (anlam üzerine);
–      Aynı şekilde
ifade edilen kelimelerin farklı anlamlarda algılanması
–      Yoğun bir
şekilde jargon kullanılması
–      …
olabilir.                                                                                              
Az önceki kötü tecrübelerinizde gördüğünüz engelleri, yukarıda bahsedilen
gruplardan hangisine/hangilerine koyabilirsiniz?  

Peki, iyi tecrübenizde hiçbir engel ile karşılaşmadınız mı?
Karşılaştıysanız bunu nasıl ortadan kaldırdınız da, iletişim doğru bir şekilde
gerçekleşerek mesaj alıcısına ulaştı.
Son söz: Kaliteli bir iletişim için kişi öncelikle kendisini tanımak
zorundadır.

Haydi bugün bir adım atıp kendinizi tanımaya ne dersiniz?
KB
kemalbasaranoglu@gmail.com

Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz?

“Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama bakar, özünü
görmek isteyen Can’a bakar…” Mevlana
Mevlana’nın
söylediği gibi, gerçekten özümüze bakıyor muyuz? İçimizde, ne gibi duygu ve
düşünceleri barındırıyoruz?

Bugünkü yazımı Bireysel
Farkındalık üzerine yazmak istedim.
Koçluk yolculuğuna
çıktığımdan beri, koçluk alanlar ile yaptığım görüşmelerden aldığım önemli geri
dönüşler şu cümleler ile ifade edilebilir;
  •           İçimde şu an ki benden başka bir ben var
  •           İçimde dışarı çıkmak isteyen bir ben var
  •           İçimde beni sabote eden/yok eden bir ben var
  •           İçimde beni benden alıp götürebilecek bir ben var
  •           İçimde beni korkutan bir ben var

Koçluk (*) kendini tanımaktır; özünü
görmek, değerlerini tanımak ve bu değerler çerçevesinde kendine erişmektir.
Daha önceki yazılarımda altını
çizdiğim konular kişinin;
  •           kendini tanıması,
  •           içindeki inançları görmesi,
  •           bu inançları kendini tamamlayan ve kendini sabote eden
    olarak tanımlaması
  •           ve hayattan beklentilerini net olarak tanımlayıp bunların
    üzerine eylem planlarını (değişim) oluşturması olarak belirlemiştim.

“Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsan bir amaca bağlan, insanlara ya da
eşyalara değil…” Einstein
Yukarıdaki 4 adımdan sonuncusunu
tanımlamadan önce; erişmek istediğiniz noktada ne olup ne bittiğini de
görebilmek önemlidir. O noktada olup bitenleri görmek, sizler için doğru eylem
adımlarını tanımada hayati bir önem taşır. Zira değişim riskli bir oyundur. Bilinç
öteniz sizi bu riskli oyunlardan fırsatlara eriştirmeye çalışır.
Eylem
adımlarınızı tanımlamadan önce; KENDİNİZİ NE KADAR TANIYORSUNUZ? Hiç bunu
düşündünüz mü? Bunu bir skalaya koydunuzda; 1 kendinizi en az tanımayı, 10 ise
kendinizi tam anlamı ile tanımayı ifade etse; siz bu skalada kendinizi nerede
görürsünüz?
Şu
an iki dudağınızdan çıkan rakamları duyabiliyorum.

Bu rakamları 5 ve altında olanlar, “Neden kendinize bu kadar acımasız davrandınız? Gerçekten kendinizi
tanımadığınızı mı düşünüyorsunuz? Yoksa mütevazi mi davranıyorsunuz?

Bu rakamları 5 ve üstünde olanlar, “Nasıl bu kanıya vardınız? Gerçekten kendinizi tanıyor musunuz? Yoksa kibrinizden
mi bu durumunuz?


Aşağıdaki
sorular sizin için ne anlama geliyor, düşünür müsünüz?
  1.         Sık sık düşünüyor musunuz?
    (sesli –sessiz)
  2.        Davranış, alışkanlık, tutumlarınızı
    tanıyor musunuz?
  3.        Hedef koyma gibi bir
    alışkanlığınız var mı?
  4.        Hedeflerinizi ve hedeflere
    giden yolu tek başınıza tanımlayabiliyor musunuz?
  5.        Çıkmaza girdiğiniz yolda,
    çözümü bulana kadar çabalıyor musunuz?
  6.        İç hesaplaşmalar yaşıyor
    musunuz?
  7.        Her iç hesaplaşmadan daha
    güçlü çıkabiliyor musunuz?
  8.       Değişim sizin için önemli
    midir?

Öncelikle,
bu soruları kendinize yüksek sesle sormanızı rica ediyorum ve aldığınız
cevaplara tatmin anlamında 1 ile 10 arasında bir not verin (1. En az tatmin –
10 en çok tatmin).
Şimdi
ise; bu sorulara bir de dışarıdan bakan bir “SİZ” olarak cevap verin… ve tekrar
verdiğiniz cevapların tatmin seviyesini 1-10 skalasından ölçünüz.
Dışardan
bakan sizin, içerden bakan size göre sapması ne kadar büyük oldu? Yazımızın
başından şu noktaya geldiğimizde, ne fark ediyorsunuz?
Hadi, aynı şeyleri tekrar etmekten vazgeçiniz; yeni bir keşfe, kendinizi
bulma yoluna çıkınız…
“Eğer bir hikayeyi anlatıyorsan, ondan hala kurtulamamışsın
demektir…” Paulo Coelho
KB
kemalbasaranoglu@gmail.com

Kendi kendinizi sabote etmektesiniz – İnançlar 2…

Bugünkü yazımın konusunu “KENDİ İÇ DİNAMİKLERİMİZİN HAREKETE GEÇMESİNİ ENGELLEYEN KISITLARIMIZ”a ayırdım.

                                  Bir kişi eğer yapacağı bir şeye kısıtlama koyuyorsa, bu kişi yapabileceklerine de sınır koymuş demektir. CHARLES M.SCHWAP

Bir an için yapmak isteyip de yapmadığınız ya da yapamadığınız şeyleri hayal etmenizi rica ediyorum… Yani kendinize şu soruyu sorar mısınız?….
“BEN NEYİ İSTİYORUM AMA HAREKETE GEÇMİYORUM…”
……………………
Bu konuların bir listesini çıkarıp, bunlardan 1 tanesini seçer misiniz?
……………………

Şimdi bu konu ile ilgili olarak neden harekete geçemediklerinizi düşünmenizi istiyorum. Lütfen, şu soruyu yüksek sesle kendinize sorunuz..
“BEN NEDEN HAREKETE GEÇMİYORUM/GEÇEMİYORUM. BENİ NE ENGELLİYOR”..
……………………
Bu konuların da bir listesini çıkarıp, listenize şöyle 5 dakika boyunca odaklanabilir misiniz? Bu listeyi defalarca okumak, odaklanmanıza yardımcı olacaktır.
……………………
Bu 5 dakika sonunda, ne fark ediyorsunuz… 
……………………

BAHANELER, mi? Aşağıdakilerin, sizlerin verdiği cevaba ne kadar yakın olduğunu sorgular mısınız?
– İstediğim şey için yeterli vaktim yok
– İstediğim şey için yeterli param yok
– İstediğim şey için yeterli gücüm yok
– İstediğim şey için yeterli sabrım yok
– İstediğim şey için ümidim yok
– İstediğim şey için yeterli inancım yok
– İstediğim şey çok da önemli bir şey değil.. Öyle olsa zaten çoktan birileri yapmıştı. 
– ……….
Sizin de yukarıdakiler gibi bahaneleriniz var mı? Peki, kim bu bahaneleri üreten ? Gerçekten siz misiniz?  Yoksa sizi vuran bir başka siz mi var?

İçinizdeki bu sesi bir an için durdurmanızı istersem, bunu yapabilir misiniz?
………………
Geçmişinize dönün lütfen.. Geçmişte gerçekleşmesini çok istediğiniz ve gerçekleştirdiğiniz bir durumu gözünüzün önüne tekrar getirmenizi istiyorum. Bunu nasıl başardığınızı bir film izler gibi seyrediniz. Film bitince  ve lütfen 5 dakika boyunca bunun üzerinde düşününüz.
………………..

Bu sürenin sonunda, ne fark ediyorsunuz…Aşağıdakilerin, sizlerin verdiği cevaplarla bağlantısını  sorgular mısınız?
– İstediğim şey için vakit ayırdım
– İstediğim şey için para ayırdım
– İstediğim şey için güç-çaba harcadım
– İstediğim şey için sabır gösterdim
– İstediğim şeye ümitle sarıldım
– İstediğim şey için inançla yaşadım
– İstediğim şey çok önemli idi. Ve bunu da ben başardım.. 
– ……….

Asıl önemli olan soru “NEDEN HAREKETE GEÇEMİYORUM DEĞİL”, 
“BENİM HAREKETE GEÇMEM İÇİN NE YAPMAM GEREKİR” olmalıdır.

İnancınız sizi bir adım öteye götürüyor ve sonrasını da düşletiyorsa, onu sımsıkı sarılınız.

Son söz: Türk milletinin büyük zaferlerinden biri olan, Çanakkale muharebesinin, o zamanki koşullara rağmen kazanılmasını, oradaki ordunun içindeki yüksek inanç sağlamıştır.



KB


kemalbasaranoglu@gmail.com


Hatırlatma:

Mustafa Kemal Atatürk anlatıyor:




“Bombasırtı olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’anı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i Şehâdet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak, cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”






Kaynak


http://www.ataturkdevrimleri.com/yazi-540-ataturk-un-canakkale-savasi-ile-ilgili-anilari.html




İstemek ve Eyleme Geçmek…

Bugünkü yazımın konusunu “NE İSTEDİĞİNİ BİLMEK” olarak seçtim….


                         İstemek, ‘ istiyorum ‘ demek değil harekete geçmektir. A.Maurrois
   

Bu soruyu şimdi yüksek sesle kendinize sorunuz: “NE İSTİYORUM”

Aldığınız cevaplar arasında aşağıdakilerden bir ya da birkaçı bulunuyor mu?

• Sağlık
• Huzur
• Mutluluk
• Sükûnet
• İyi bir iş
• Kariyer
• İyi bir gelir
• İyi bir eş
• Çocuk
• Para
• Güzel bir ev
• Eğlence
• …

Bu listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Bu liste ve bunun dışında burada yazılmayan birçok şeyi birleştirdiğinizde sizin arzuladığınız, hedeflediğiniz sizi tanımlarsınız. Peki, etrafınıza baktığınızda, imrendiğiniz ve kendinize rol model olarak alabileceğiniz kişiler var mı? Hadi gerçekten bu insanların hayatlarını yaşamak isteyip istemediğimizi sorgulayalım. Öncelikle, rol modelinizi tanıyalım?

“Adam, işinde başarılı bir kişidir. Güzel ve kendisi gibi başarılı bir eşi vardır. Bu çiftin, 2 çocuğu bulunmakta olup, bu iki çocukta oldukça iyi koşullarda yetişmekte, maddi ve manevi olarak iyi bir şekilde desteklenmektir. Güzel bir evleri vardır. Hafta içi hem ebeveynlerin hem de çocukların ayrı ayrı katıldığı aktiviteler vardır. Hafta sonları ise ailecek, keyif ve mutluluk içinde geçirilmektedir…….”

Şimdi burada duralım…Bu kişinin bu duruma nasıl ulaştığını; düşünmenizi istiyorum…

…………………..

Neler görüyorsunuz?

Sizce adam, hayatının olağan akışı ve şansı ile mi bu duruma erişti?

                                              Üç tür insan görmekteyiz;                     
                                                     – olayları gerçekleştirenler                   
                                                     – onları seyredenler,                                 
                                                     – olana bitene hayret edenler… Bernard Shaw           

Şimdi adamın bu duruma erişmek için aldığı kararları düşünmenizi istiyorum.

……………………..
Neyi fark ettiniz?

Bu adam erişmek istediği noktaya gelene kadar, kaç farklı dönüm noktasından geçti? Ve her dönüm noktasında nasıl karar verdi?

Şimdi kendinize yüksek sesle şu soruları sorun;

“BEN DE AYNI DURUMDA KALIRSAM BU KARARLARI ALABİLİR MİYİM?”


“BU KARARLARI UYGULARKEN KARŞILAŞTIĞIM ZORLUKLARA KARŞI TUTARLI TAVIRLAR SERGİLEYEBİLİR MİYİZ?”


“ZORLUKLAR KARŞISINDA BENİ PES ETMEKTEN NE ALIKOYACAKTIR?”

                                          Hayatın çeşitli güçlüklerine karşı üç şey hediye edilmiştir; ümit, uyku ve gülmek.  Immanuel Kant

Yukarıdaki tüm bu soruları kendinize sorduğunuzda, “NE İSTİYORSUNUZ?”

Son Söz; önemli olan hayattan beklentilerinizi tanımanız ve kendi hayatınızı yaşamak için gerekli eylem adımlarınızı vaktinde almanızdır. İşte, gerçek tatmin budur.

                                              Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer.          
                                              İçsen de tükenir içmesen de                              
                                              Bu yüzden hayattan tat almaya bak                         
                                              Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da.                  
                                                                                           Neyzen Tevfik