Farklı Kapıları Açacak 7 Anahtar

Bir parça balın ötesinde kovanı görebilmek, size kariyerinizde hangi adımları attırır?…

Ferrari’ye Yakıt Olarak LPG Sunulursa Ne Olur?

Geç Gelen Adaletin Çalışana Kaybettirdiği ve Hatta Kaybettireceği Fırsatlar Neler Olabilir?

Size Yeni Kapılar Açabileceğiniz Anahtarlar Versem, Hayatınızda Hangi Kapıları Açmak İsterdiniz?

HBR Türkiye’de yayınlanan Potansiyel ve Liderlik Odağından Kariyere Yolculuk yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz..

Mayıs ayının yazısı HBR Türkiye’de…

https://hbrturkiye.com/blog/farkli-kapilari-acacak-7-anahtar

 

Liderliğinize Giden Yolda İlk Adımı Nasıl Atabilirsiniz?

Herkes bulunduğu ortamda aşağıdaki altı adımlık merdiveni tırmanarak etki alanı oluşturabilir ve ortamın lideri haline gelebilir.

1. Etkin dinleyin: Dinlerken elinizde cep telefonu ya da önünüzde laptop mı var! Bunlar olmasa bile, aklınızdan başka şeyler mi geçiyor! Ya da konuşan kişiye karşı iç sesleriniz mi harekete geçiyor! Etkin dinlemiyorsunuz. Dinliyormuş gibi yapıyorsunuz. İnsanları odaklanarak dinlemek için anda olmak size neler kazandırır?

2. Güçlü sorular sorun: Karşınızdaki kişiye soru sorduğunuzda hemen cevap mı veriyor? Cevabı “evet” ya da “hayır”, “o” ya da “bu” gibi iki seçenekle mi sınırlı? O zaman sorularınız güçlü olmayıp, basit bir bilgi elde etme ya da bir onay-teyit alma amaçlı soruyorsunuz. Soru dağarcığınıza “Ne, Nasıl, … vb. gibi.” kelimeleri eklemekle sizce hangi fırsatlarla karşılaşabilirsiniz?

3. Öğrenmeye açık olun: Herhangi bir konuşmada ya da katıldığınız toplantıda duyduğunuz şeyleri hemen beyninizde geçmiş kayıtlarla kıyaslayıp, bilip bilmediğinizi mi sorguluyorsunuz? Bunu sorgularken mutlaka en az bir kayıt mı buluyorsunuz! Biliyor musunuz, bir tek şeyde dahi “evet bunu ben biliyorum” dediğinizde kulaklar dinlemeyi, beyin de algılamayı kesiyor! Sonuçta öğrenmiyorsunuz ve kendinizi bilinçli olarak kapatıyorsunuz! Her şeyi ilk kez dinliyormuş gibi dinlerseniz, neleri keşfedebileceğinizi hayal edebiliyor musunuz?

4. Olduğu gibi kabul edin: Olduğu gibi kabul etmek aslında önyargısız olmanın karşılığıdır. Kendinizle olan iletişiminiz de dahil olmak üzere; “Ben zaten hep böyleyim”, “O her zaman hep böyle şeyler yapar”,… vs. dediğiniz oluyor mu? Kendiniz başta olmak üzere bir takım etiketlere ya da peşin yargılara sahipseniz, “olduğu gibi kabul” etmiyorsunuz. Önyargılarınızı devreye alıyorsunuz. Önyargıları çöp kutusuna atarsanız, o insanın hangi güzel ve sadece ona özgü olan taraflarını görebilirsiniz?

5. Odağınızı bugüne alın: Konu ne olursa olsun; aklınızdan geçmişte yapamadıklarınıza karşı bir üzüntü ya da gelecek olacaklara karşı kaygılar mı taşıyorsunuz. Şu an geçmişe dönme şansınız olmadığına göre, geçmişi değiştirme şansınız da yok. Evet, geleceği oluşturma şansınız var. Ama… Geleceğiniz tamamen bugün yaptıklarınız ile oluşacak. Kendinizi pişmanlıklar ve kaygılar içinde buluyorsanız, odağınız bugün hariç her yerdedir. Bugün şu saat itibari ile neleri yapıyor olursanız, hayatınızda bir dönüm noktası oluşturabilirsiniz?

Tüm bunları yaptıktan sonra son bir merdiven adımı kalıyor. Bu adım tam da sıçrama noktasınız…

6. Adım atın: Çok mu konuşuyorsunuz? Her konuda fikriniz var değil mi? Bunları nasıl sonuca dönüştürüyorsunuz? Yani  yazıyor musunuz? Çiziyor musunuz? Üretiyor musunuz? Kısaca adım atmıyorsanız olduğunuz yerde dönüyorsunuz. Artık bildiklerinizi, duyduklarınızı, istediklerinizi eyleme dökerseniz, hayatınıza daha başka neleri katabilirsiniz?

Bir an için tüm bunları yapan bir siz olsanız, en yakın çevrenizden en uzak çevrenize kadar neler dalga dalga gelişmeye, değişmeye ya da dönüşmeye başlar?

 

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

 

A’dan Z’ye 29 adımda başta iş ortamı olmak üzere kendinizi nasıl korursunuz!

İş görüşmelerinde her şey “tam bir huzur ortamı” olarak anlatılırken, işe girdiğinizde “tam bir dikenlikle” karşılaştığınız oldu mu? Ya da çalıştığınız ortamdan ve kişilerden memnunken bir anda davranış değiştiren ve ortamı zehirleyen kişilerle karşılaştınız mı? Ya da ortamın huzursuz prensi ya da prenseslerinin tacizlerine maruz kaldınız mı?

İnsan beden, ruh ve zihin üçlüsünden oluşmaktadır. Bu üçlünün herhangi birinde değişim olması aslında gerek sizin ortamı bozmanıza gerekse bir başkasının sizin ortamınızı bozmasına neden olur.

Dikenlik ortamında korunmak ve istediğiniz sonuçları öncelikle kendiniz sonra herkes için almanız için 29 önerim var:

 

Az ve öz konuşun! Gereksiz konuşmalar zaman kaybı olduğu gibi, dikenlikler için bulunmaz bir fırsattır.

Bilginin her zaman güç olduğunu aklınızda tutun! Doğru zamanda doğru şekilde bilginizi ifade ederseniz, farkı göreceksiniz.

Cesur olun. Sessiz kalmak her zaman sabırlıyım olarak algılanmaz. Kimi zaman suçlu olduğunuz anlamına da gelir. Farklı ortamlarda bulunup sohbetlere katılarak konuşkanlığınızı geliştirin.

Çok iyi bir dinleyici olun! İnsanların anlattıklarını cevap hazırlamak yerine son kelimelerine kadar duyun ve dinleyin. Daha sonra cevabınızı düşünün! Verdiğiniz cevabın gücünü fark edeceksiniz.

Duyguların geçici olduğunu unutmayın. İnsan duygu varlığıdır. Duygular gelip geçer. En kötü anınızda bile başınızı gök yüzüne çevirin. Farkı göreceksiniz.

Eski deneyimlerinizden yola çıkarak varsayımlarda bulunmayın! Geçmişten ders alın ama eski derslerde de kalmayın! Artık balık tutmayı öğretmek de yetersiz kalıyor! Ne de olsa balıklar da gelişti, değişti. Yeni şeyler bulmak şart!

Farkındalıklarınızı arttıracak faaliyetlere katılın. Günümüzün tılsımlı kelimesi farkındalığı size getirecek her türlü çalışmanın sizi bir adım öne çıkaracağını unutmayın.

Güçlü ve açık uçlu sorular sorun! İnsanların daha fazla olumlu düşünmelerine yardımcı olacak içinde ne(ler), nasıl gibi kelimeler içeren olumluyu araştıran sorular sorun.

AĞza alınmaması gereken hiçbir kelimeyi lûgatınızda tutmayın! Büyük kazalar yaşamamak için proaktif olun!

Her insanın davranışının arkasında pozitif bir niyet olduğunu unutmayın. İnsanların yaptıklarının arkasında mutlaka en az onlar için önemli ve olumlu bir niyet barındırdığını bilin.

Israrcı olun. Attığınız olumlu adımlara bugün cevap almamış olabilirsiniz. Yarın da alamayabilirsiniz. Ama ısrarcı olun Bambu ağaçlarının yetişmesi üzerine olan hikayeyi öğrenin!

İnsanları gözlemleyin! Gözlemlemek insanı anlamanın giriş kapısı.

Jargon kullanımını aza indirin! Bilinmeyen kelimelerin kullanıldığı bir ortamda sizinle konuşulsa nasıl hissederdiniz?!

Kaile alın! Bir insana verilecek en büyük cezalardan biri kaile (dikkate) alınmamaktır. İnsanları önemseyin!

Laf atın! İnsanları sabah gördüğünüzde gerçekten beğendiğiniz yönlerini onlara söylemek üzere lafınızı esirgemeyin! “Bugün kıyafetiniz çok şık! Sizin böyle rahat tarzınızı beğeniyorum! Kahvaltılık jestiniz için teşekkür ederim..”

Mantığınızı ön planda tutmak yerine mantık ve duyguları beraber yönetmeyi öğrenin. Profesyonelce çalışmaya evet! Ama duygusuz profesyonellik de olmaz!

Nazik davranışlar sergileyin! Nezaketi katalizör olarak hayatınıza entegre etmeye ne dersiniz.

Ortaklıklar oluşturun! Sağlıklı insanlarla sağlıklı ilişkiler geliştirin. Bakın ortaklarınız da siz de bulunduğunuz konumdan en az bir tık daha ilerleyeceksiniz.

Önyargıları kapıya koyun! Önyargılar sizi bir adım öne geçirmeyeceği gibi, geri götürmek için beklemektedir.

Potansiyelinizi keşfetmek ve harekete geçirmek üzere koçluk alın. Alınan hizmetin sonuçlarının sizi nerelere götüreceğini öğrenmek için profesyonellerden koçluk alan diğer insanlarla tanışın ve onların yorumlarını dinleyin.

Resmiyet yeri geldiğinde kullanılmalıdır. Aynı ortamda isim ile birbirinize hitap edebilirsiniz. Fakat tanımadığınız ya da resmi ortamlarda kültürel tanımları kullanın.

Sistematik olarak insanlarla iletişime geçin. Küçük adımların büyük kapıları açtığını unutmayın.

Şirketiniz ya da içinde bulunduğunuz kurumlarda motivasyonun yollarını bulun. Uzun zaman geçirdiğiniz bu ortamda sizi motive edecek değerleri (eğlence, huzur, tatmin, başarı) burada nasıl harekete geçirebileceğinizin yollarını arayın.

Takım olmaya özen gösterin! Tek başına her şey olma devri taş devrinde kaldı.

Uzlaşı kariyerinizdeki en önemli becerilerden biri olacaktır. Herkes ile doğru temelde uyumlanmak önemli bir kapasite.

Üzülebilirsiniz ve hatta üzebilirsiniz! Size kötü bir şey de söylenmiş olabilir, siz de kötü bir şey söylemiş olabilirsiniz. Her iki durumda da doğru zamanda ve doğru yerde açık iletişimle kendinizi ifade etmeyi bilin.

Vekaleti kullanın! Delegasyon ya da vekil atama korkular nedeni ile harekete geçirilememektedir. Vekalet sistemini doğru ve aktif kullanırsanız, olmamanız gereken yerlerde de olmamış, dikenlerden kendinizi korumuş olursunuz.

Yetişkin yetişkin iletişimi en büyük koruyucunuz olacaktır! Gerçek olaylar ve gözlemlerde objektif geri bildirimler ve değerlendirmeler yapma kapasitenizi harekete geçirin.

Zekisiniz, olmadığınızı düşünüyorsanız bile zekice davranabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey yukarıdaki adımları uygulamak.

Bir an için içinde bulunduğunuz ortamı iyi bir şekilde yönetmenize yardımcı olacak 3 değeriniz ne olurdu dersem, aklınıza neler gelir?

Bunlardan her birini hayatınızın hangi zaman dilimlerinde deneyimlediniz?

Bugün bunları tekrar hayatınıza katmanın büyük resminize olan katkısı ne olacaktır?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook 
Linkedin
www.tykocluk.com

 

Koçluk Almak için 16 Önemli Nedeniniz Var…

Profesyonel Erickson Koçu olarak, farklı meslek ve yaş gruplarında koçluk alan müşterilerimle yaptığım koçluklarım sonucunda ortaya çıkan en önemli 16 koçluk alma nedeninin sentezidir…

Sunum için görsele tıklayınız…

Farkındalık dolu günler dileğimle..

“İnsan Potansiyelini Fırsatlara Dönüştüren Görüşmeler”

 

Kemal Başaranoğlu

Profesyonel Erickson Koçu

kemalbasaranoglu@gmail.com

Facebook 

Linkedin 

www.tykocluk.com

Hop Hop Değiş Tonton! İnançlar 2

Hayatın anlamı bizim sembollere
verdiğimiz anlamların arkasında şekillenmektedir.
Dünyayı algılamamız semboller
üzerinden olmaktadır. Örneğin şu an bu yazıyı okuyan siz de harflerin
oluşturduğu sembollerle benimle iletişime geçiyorsunuz. Ya da tam tersi bir
şekilde ben sizinle iletişime geçiyorum.
Her yazımı yazarken aklımdan şu
sözler geçer:
“Bugün acaba kimleri düşündürüp, hayatlarındaki
hassas bir noktaya temas edeceğim. Belki de kişinin hayatında önemli bir
farkındalık yaratacağım ve bu farkındalık da kelebek etkisi şeklinde hem
kişinin hayatını hem de toplumu dönüştürecek”.
Bir düşünsenize sizin hayatınızda
çok büyük öneme sahip olan okuduğunuz bir kitabı, izlediğiniz bir filmi ya da rol
model aldığınız bir kişiyi. Herkesin hayatında yok mudur böyle şeyler? İşte
benim de hayatımda önemi olan yazılar, kitaplar, filmler olduğu gibi, ben de
yazdıklarımla insanların hayatlarına dokunuyorum.  Kimi zaman geri dönüşler hemen olduğu gibi,
kimi zaman bir toplantıda “ben sizi uzun süredir takip ediyorum”, “geçen yıl
sonunda yazdığınız yazıyı ara ara okur, nerede olduğuma bakarım”, …vb. gibi de
olmaktadır.
Aslında yukarıya yazdıklarıma
bakarsanız, her yazıda içimden geçen cümle ile kendime güçlü bir inanç
oluşturmuş olduğumu fark edersiniz. Bu inancı birçok değerlerle destekliyorum: Üretkenlik, Paylaşım, Gelişim, Değişim ve
Dönüşüm.
Değerlerimle destekli inançlarım sayesinde de neredeyse her hafta
mutlaka bir konuyu kaleme alıyorum.
İnançlar gördüğünüz gibi kendi
kendimize oluşturabileceğimiz ve hatta güçlendirebileceğimiz şeyler.

Geçen haftaki yazı sonrasında inançlarınızı listelediniz mi? Bunlardan sizi
destekleyen yanınıza almanız gereken en önemli 3 inancınız hangisidir? Peki ya
sizi köstekleyen bir şekilde hayatı size zindan eden ve kurtulursanız hayatın
dizginlerini elinize alacağınızı düşündüğünüz 3 negatif inancınız nedir?
Listeyi yapmayanlar, hemen listesini oluşturabilir ve kaldıkları yerden yazıyı
okumaya devam edebilir.
Sizi rahatsız eden bir inancınız
mı var? O zaman inancı sorgulayın! Bir süre sonra bu inancın sallandığını
göreceksiniz. İnancı yıkmak mı? Daha fazla sorgulayın!
İnançları farklı boyutlarda
inceleyebiliriz. Kimi inançlar çok hafiftir. İskambil kağıtlarından oluşan kule
gibi. Bunlar genellikle o gün ihtiyacımız olduğu için birilerinden (aile içi,
kurum içi, sevdiğimiz bir dosttan, sosyal medya’dan, … vb. gibi) satın
almışızdır. Eminizdir ama geçici bir durumdur, çok sık kullanılmadığı gibi en
ufak bir sorgulama ile ortadan kalkabilir. Örneğin farklı birçok diyeti
deneyimlemiş kilo vermeye çalışan bir birey (farklı diyetleri deneyimleme
uzmanı), her yeni duyduğu diyeti denemek ister. O başlangıç motivasyonu ile ilk
etkisini de görür. Ta ki o ilk kaçamağı yapana kadar. Sonrasında ne olduğunu
herkes biliyor zaten. Bu kişilerden değilseniz bile çevrenize bakmanız yeterli…
İkinci seviye inançlar daha
güçlü, kendini sürekli olarak doğrulayan ve arkasında tekrarlayan ve aynı
sonucu taşıyan bir deneyimi de taşırlar. Öğrencilik yıllarında bazı arkadaşlarıma
hayrandım. Tüm yıl çalışmasalar bile son 1 hafta boyunca yaptıkları çalışma ile
okulu oldukça rahat bitirirlerdi. Bu kişiler belki benim kabul edemediğim ve
inanmadığım genel bir inancı kabul etmişlerdi: “Sınavlardan önce son bir hafta sınavlara çalışırsan rahat rahat okulu
bitirsin”
. Tabi ilk sınav sonuçları, ikinci sınav sonuçları ,.. derken
gerçekten de sınav önceleri hariç oldukça konforlu okul hayatları vardı.
Kurumsal iş ortamlarında en çok inanılan konulardan biri de ‘torpil algısı’.
Nasıl da kendini gerçekleştirir bir kehanettir bu inanç! Torpili olmayanlar bir
yere gelemez değil mi? Çevrenizdeki herkes torpilli değil mi?  Bir kişi dahi, işi hak ederek oraya gelmemiş
midir? İnançları yıkmak isterseniz, sorular sorup sorgulayın. Uzun uzun…
Üçüncü seviye inançlar daha katı,
kemikleşmiş (Anthony Robbins buna iman der), sağlam binanın sağlam sütunları
gibi olanlardır. Buna dini inançlar girdiği gibi kişinin (kendisi ile ilgili)
büyük resmi ile ilgili olanlar da girebilir. Bu inançların olumlu olanları
sizleri rahatlıkla ayakta tutarken, olumsuz olanları hayatınızı bir kapanın
içinde yaşamanıza neden olur. Benim bugüne kadar duyduğum en güzel ve olumlu
inanç, bir doktor arkadaşımın inancı olan:
“Ben Allah’ın sevgili kuluyum. Benim işlerim hep rast gider”
olandır. Tabi
duyduğum en kötü inanç cümlesi de “Değişim
çok zor”
dur. Zor olan değişim mi?
Yoksa değişimin düşüncesi mi?
Yüzme öğrenecek kişinin korkusu başına
gelecek tehlikeleri düşünmesindendir. Yoksa denize girdiğinde başına ne gelirse
gelsin, ona adapte olmaya, uyum sağlamaya ve yaşamını devam ettirmeye çalışır.
Yani değişerek adapte olur. 
Bu seviyede inançları sorgulama konusunda kişi
oldukça dirençlidir! Sorgulamak istemediği gibi sorgulatmak da istemez.
Hadi biraz sorgulayın
inançlarınızı bakın neler olacak?
Altın kural 1: Değiştirmek istediğiniz, size köstek olan bir
inancınızı ele alın.
Altın Kural 2: Bu inancı sorgulayın.
–      
En az 1, en çok 10 olmak üzere bu inanç ne kadar
doğru bir inançtır?
–      
Bu inanç sizce saçma bir inanç olabilir mi?
Neden?
–      
Bu inançla yaşamanın
o  
Fiziksel alanınıza (genel olarak yaptıklarınız,
ettikleriniz)
o  
Duygusal alanınıza ve ilişkilerinize,
o  
Kendinize (BEN’inize)
o  
Büyük resminize maliyeti nedir?
–      
Bu inançla artık yaşamazsanız ne olur?
İnancınız sarsılmaya başladı mı?
Altın Kural 3: Bu olumsuz inancın yerine olumu bir inanç
yerleştirin. Bu inancı daha da güçlü deneyimlemek ve güçlendirmek için neler
yapabilirsiniz?
Coğrafyamız içinde köstekleyecek
inançları barındırdığı gibi aynı zamanda başarılı olmuş birçok örneği de
barındırır. Bu noktada konusunda başarılı insanları gözlemleyin, tanışın,
modelleyin.
İnançlar, arkasında neden sonuç
ilişkisinin yanında, NLP (Neuro Linguistic Programming)’de anlatılan silme,
bozma ve genelleme modellerini de içermektedir. Bu konuları önümüzdeki
yazılarda paylaşmayı planlıyorum.
 Farkındalık yaratan koçluk çalışmaları ve NLP
ile birçok inanç değiştirilebilir.
Japonların kalitesi konusunda
şüpheniz yoktur değil mi? Biliyor musunuz 1950’lere kadar Japonların kalitesi
çok kötüydü. General Mac Arthur, Dr. W. Deming’i Japonya’ya gönderir. Zira
Japonlarla bir telefon görüşmesini dahi doğru düzgün yapamamaktadır. Dr. W. Deming,
Japonlara çok güçlü bir inanç aşılar: “Çalışmaların
kalitesini yükseltmek yolunda, her gün ve hiç bitmeyecek şekilde adanmanın
dünya pazarına 10-20 yıl içinde  hakim olmak
anlamına gelmektedir”
. Japonlar’ın sürekli iyileşme (Kaizen) felsefesinin
sırrı buradan gelmektedir.
Hayatınızda bir şeyi
gerçekleştirmek isterseniz, Alman düşünür Arthur Schopenhaeur’ın felsefesini
uygulayabilirsiniz.
–      
Önce alay edilme
–      
Sonra şiddetle karşı çıkılma
–      
Son olarak, zaten belli olan bir şey, denilme ve
kabul edilme.
Başınıza gelenler her neyse bu
şekilde olmuyor mu?
Hop hop değiş Tonton diyerek inançlarınız
değiştirmenin zamanı gelmedi mi?



Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
(*) 1980’lerde yayınlanan Tonton Ailesi. “Hop
hop değiş tonton” denilerek, farklı şekillere bürünen karakterler.

Düğümün Farkına Varmak? İnançlar: 1

Ne
kadar çok değişiklik oluyor etrafımızda farkında mısınız? Yeni bir ilişki, yeni
bir dili öğrenme, yeni arkadaşlıklar, yeni bir iş, yeni sosyal çevre, yeni
ilişkiler, yenilerin arayışı, … vb. gibi. Diğer bir ifade ile yaptıklarımız, belki de
yapamadıklarımız. O kadar çok cümle sayılabilir ki bizim zihinlerimizde yer
eden;
–       Elimizde imkanlar olmadığı için yeterince iyi
okullarda okuyamadık
–       İçinde olduğum sosyal çevrenin kısıtlığı ve niteliği
nedeni ile bu durumdayım
–     Bu işi yıllardır yapıyorum ve kurumumu tanıyorum. Bu
nedenle ben başka bir iş düşünemiyorum
–       Yeni bir kariyer için her şeye sıfırdan başlamak ve
çok çalışmak gerekir
–       İlişkimiz yürümüyor, çünkü ortama uygun davranışlar
sergilemiyor.
–       …
Yukarıdaki
cümleler, belli bir yerde ve belli bir zaman dilimindeki davranışları ifade
etmektedir. Ve genellikle bu davranışların üzerinden yine çözüm üretmeye
çalışırız.
Bir
zamanlar Anthony Robbins’in bir kitabında okumuştum. Baba alkolik ve uyuşturucu
bağımlısıydı. Çok yakın aralıklarla doğan iki oğlu vardı. Çocuklardan biri
uyuşturucu bataklığı, gangsterlik ve hapishaneleri yaşarken, diğeri ailesi ile
mutlu bir yönetici olarak hayatını devam ettiriyordu. Bu noktada iki çocuğa da
sorulur: “Hayatın neden böyle?”. Cevap birebir aynıdır: “Böyle bir baba ile
büyürken daha başka nasıl olmasını beklersiniz ki?”
Çevre ve davranış düzleminde aynı
koşullarda iki insandan iki farklı hayat…
Sizce bu farkın arkasındaki o sır nedir? Bu sırra erişmiş olmak
hayatınızda hangi alanlarda sizlere sıçrama yaşatır?
Einstein’ın
bir sözünü başucu cümleniz yapmanızı öneririm: “Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde
kalarak çözemezsiniz”.
Yani problemlere problemin içinde gezinerek cevap
aramak size sonuç getirmeyeceği gibi; varsayalım elde ettiniz, bu elde
ettiğinizin kalitesi ve etkinliği tartışma götürecektir.
Bir
yönetici yaptığım koçluk görüşmesinde sürekli sorunlarla uğraştığını ve bunun
onun üzerinde olumsuz ve yıkıcı etkisi olduğunu ifade etti. Pozitif koçluğun
önemini bilerek, sorunun yerine ne ile uğraşırsa kendini daha rahat
hissedeceğini sorduğumda, cevabı “Düğüm Çözmek” oldu. Düğüm çözmek
dediği anda fizyolojik ve psikolojik olarak algısı değişti, gülümsedi ve konusuna
hakim olmaya ve onu yönetmeye başladı. Bu sayede artık çözülmesi için düğümün
sadece çekilmesi kaldı.
Aslında
bir düğümü çözmek için yapılması gereken ilk şey düğümü çekiştirmekten ziyade
düğüme tepeden bakıp bir strateji geliştirmektir. İnsanlar genelde bir şeyleri
yapmanın zorluğundan bahseder ve açıklamaları genellikle, “..ama”lar veya “..evet ama
çok zor..”
lar ile devam eder. Yukarıdaki gibi, aynı zaman diliminde, aynı
koşullarda yaşayan ve aynı babanın iki çocuğu nasıl oldu da birbirinden çok
farklı hayat sürmeyi başardı? Üstelik aynı cevapları vererek!
Etrafınızda
ciddi travmalar yaşayan, ailesini kaybeden, intihardan dönen (ya da
kurtarılan), büyük şirketler yöneten ama bir anda her şeyi kenara bırakıp
Mandıra Filozof’unu yaşayan insanlar var mı? Yoksa bile bu şekilde kişilerin
varlıklarını ve başardıklarını sosyal medya, gazete, dergi,..vs üzerinden
görmüyor musunuz? Alkolik babanın oğulları ile bu durumdaki kişilerin ortak
noktası nedir sizce?
Bir
binayı ayakta tutan şey nedir dersem kolonlardır dersiniz herhalde. Gözlerinizi
kapatın. Bir bina düşünün kolonları olmayan. Bu binanın ayakta durması sizce ne
kadar mümkün olabilir ki? İskambil kağıtlarının üst üste konulması ile yapılan
şekillerin en ufak bir hamlede yıkılması gibi şayet kolonlar sağlam değilse, o
bina da yıkılacaktır. Ya bu bina sizseniz ? Sizi bu bina gibi dimdik tutacak
inançlarınız ve değerleriniz yoksa sizin kaderinizde alkolik babanın alkolik
oğlu gibi olmaya götürebilecektir. Değerler ve inançlarınız aslında yaşama
verdiğiniz anlamlılığı oluşturur. Arkasında bir anlamlılık yakalandığında, işte
o zaman sizi, alkolik babanın mutlu evliliği olan, iyi kariyerli çocuğu haline
getirir. Ya da hayatında bir travma yaşasa bile hayata daha farklı bir şekilde
bağlanıp, büyük toplumsal olayların ve oluşumların içinde yer alabilirsiniz.
Bugün
kendinize baktığınızda farkına vardığınız en temel inançlarınız nelerdir? Bu
inançlarınızdan hangileri sizleri olumlu olarak desteklemektedir? Hangileri
kösteklemektedir. Bir liste yapmanızı ve olumlu olanları koyu bir siyah veya
mavi renkle yazmanızı öneririm. Olumsuz yani size hayatınızda kısıt
yaratanları, kırmızı bir kalem ile yazıp onların da üzerine büyük bir çarpı
atmanızı öneririm.
Diğer
taraftan sizleri ayakta tutan değerlerinizin de bir listesini mutlaka yapın!
Bu
inançların nasıl oluştuğu ve inançların olumlularını sarımsaklayıp da mı
saklamalı? diğerlerini nasıl çöpe atmalı?”, “değerleri tanımak ne işinize
yarayacak?” gibi soruların cevabı bir sonraki güncelerde…
Güzel
bir hafta geçirmeniz dileğimle.
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç

V Tipi Kolektif Liderlik – Yaban Kazlarının Uçuş Sırrının Takımlara Uyarlanması

Doğadaki canlıları izlemek aslında biz insanlar için çok
önemli bir farkındalık oluşturabilir. Daha önce şu saydıklarımı ya da benzeri
bir şeyi yapmışsınızdır. Karınca sürülerini izlemek, bir söğüt ağacının
dallarının ne kadar esneyebildiğini gözlemlemek, göç yollarındaki hayvanları
takip etmek… Hiçbirini yapmamış olsanız bile, ben bugün size göç yollarındaki
yaban kazlarından bahsetmek istiyorum.
Yaban kazlarının yolculukları üzerine eminim ki birçok hikaye
duymuşsunuzdur. Duyanlar için farklı bir hikaye, duymayanlar için ise bu duyacağınız
ilk hikaye olsun.
Yaban kazları gökyüzünde sanatsal bir koreografi içinde
uçarlar. Yolculuklarında her bir kazın bir rolü vardır. Bu rol dışardan bakınca
bütün için “V” şeklinde uçmak olarak yorumlanabilir. Hiç “V” şeklinde uçuşun
arkasında ne var?” diye düşündünüz mü?
Bugün aslında bireysel olarak herkesin bir hedefi var.
Örneğin bir anne ya da babanın en temel hedefi çocuklarının önce kendilerine,
sonra vatana iyi birer evlat olarak yetişmesini sağlamaktır. Birey olmaktan
çıkıp takım olmaya geçildiğinde hedef birtakım rollerin paylaşımı yapılarak
ortak değerler etrafında bir amaca yolculuk olarak gerçekleşir. Tıpkı yaban kazlarındaki
gibi.
Yaban kazlarının seçtikleri bu uçuş şekli aslında keyfi
bulunmuş bir şekil değil. Kazların bu sistematik uçuşunun arkasındaki amaç; göç
yolculuğunu belirli prensipler çerçevesinde, sorumlulukları paylaşarak ve
performansı en üst düzeyde kullanarak gerçekleştirmektir.
Peki biz insanlar bir topluluk içinde farklı çalışmalarda
bulunurken ne kadar etkin, verimli ve yüksek performanslı çalışıyoruz. İnsan,
nasıl oluyor da diğer canlılara göre çok daha gelişmiş bir beyne sahip olmasına
(görsel beyin- prefrontal kortex) ve herkesin her şeyi bilmesine rağmen performansı
yüksek takımlar oluşturamıyor?
Bilge kişi bilgiyi elinde tutan, en iyi okula
gitmiş, en çok kitabı okumuş kişi değil; 
bilginin ne zaman kullanılacağını bilen
kişidir. 
Shaman Durek
Kuşların bu örüntü şeklinde uçmalarının arkasında en
temelde 5 sır bulunuyor:
1.  
Her kuşun kanat çırpması bir hava akımına ve her hava akımı ise bir
arkadaki kuşun daha az enerji harcamasına
yardımcı oluyor. Bu şekilde uçuş
kuşların uçuş menzilini artırırken, 2 kat yol almalarına yardımcı oluyor. Şimdi
bunu kendi içinde bulunduğunuz takımlarda bir hayal edin. Herkes verilen sorumluluğu
yerine getirse ve gerekli geri beslemeler 
ilgililere tam zamanında   yapılsa,
süreç ne kadar hızlanır ve insanlar yorulmadığı gibi, içsel motivasyonlarındaki
artışla ne büyük işlere imza atabilirler.
Düşünmesi
bile insanın içine heyecan, mutluluk ve enerji katıyor.
2. Hava akımının konforundan
yararlanmak isteyen kuşlar kesinlikle grupta kalmak istiyor
. Çalışma alanınızda
böyle bir konfor içinde çalıştığınızda, iç memnuniyet ve bu memnuniyet ile
ortaya çıkacak ürün ve hizmetin kalitesi sizce ne olurdu?

3. En öndeki lider kuş, hava akımından yararlanamadığı için çabuk
yorulur. Bir arkadaki bir süre sonra görevi devralarak yolculuk durmaksızın
devam etmesini sağlıyor.
Bir önceki lider kaz sürünün en arkasına geçerek gelen
hava akımı sayesinde dinlenerek uçuyor. Çalışma ortamlarına geldiğimizde, hep
bir lokomotif aranır değil mi? Bu kişiden de övgü ile bahsedilir genelde.
Sürekli takımı çeken en iyi oyuncu diye… Bu takımı çekme kişiyi diğer taraftan
ne kadar yıpratıyor? Bunu göz önüne alan kaç tane yönetici ya da kurum var?
Günümüz koşullarında artık tek kişinin liderlik yapıp etkin sonuçlar alması söz
konusu değil. Önümüzde Endüstri 4.0 var. Karmaşa ve karmaşıklık hat safhaya
ulaştı. Tek başına bir kişi her şeye çözüm olamayacağına göre herkesin artık
kendi içine dönmesi ve kendi kaynaklarını sorgulayıp, liderliğini ortaya
çıkartması lazım. Aylin Bozkurt Tüzmen, Nisan 2017 Harvard Business Review   dergisindeki  “Endüstri 4.0 ile Dönüşen Liderlik” adlı
makalesinde kolektif liderlik ve bu konuda koçluğun etkisini anlatıyor. Düşünsenize her
insanın kendine has özelliklerini, ortak değerler çerçevesinde içinde bulunduğu
takıma ya da topluma yansıttığını. Nasıl dur durak bilmeden sağlıklı bir
ilerleme yolculuğu olacaktır insanoğlu için.
Hayal etmesinin
bile tadına doyulmuyor.
4. Kimi zaman bu kuşların korkunç
çığlıkları gökyüzünde yankılanıyor. Aslında bu, kendi içlerinde geliştiren bir besleme.
Yolculukta hız düşmesi ya da herhangi bir sebeple yoldan çıkmalarda bir nevi
tekrar yola girmek ve yolculuğun sürdürülebilirliğini sağlamak için.
Biz insanlar ise en ufak bir geri
bildirimde bundan rahatsız oluyoruz. Mükemmel olmanın zorunluluğu ve sorumluluğu
içinde yaşıyoruz. Gelen bilgiyi geliştiren bir besleme olarak alamıyoruz.
Halbuki gelen bilgiyi alıp doğru işlersek, belki büyük bir fırsata kapı da
açmış olacağız. Bugün geçmişe dönüp baktığınızda hangi geri bildirimi
geliştiren bildirim olarak alsaydınız hayatınızda büyük bir fark yaratırdınız?
Bundan sonra bu bildirimleri alabilmek için kendinize nasıl bir yol çizmek
sizin için olmazsa olmazdır?

5. Kuşlardan herhangi biri bir şekilde yaralanır ya da hastalanırsa,
sürüden 2 kuş, bu kuşun başında ya iyileşene ya da ölene kadar beklerler. Daha
sonra kuşlar başka bir sürüye katılırlar. Gerçek bir takımda sadakat ve kabul
her zaman en önemli değerlerdir.
İnsanların birbirleri hakkında değil de, birbirleri ile konuştuğu
bir durumu düşünün. O zaman ortaya üretkenlik çıkar, kimi zaman takımdaki
oyuncularda eksikler olsa bile…
Bu eksiklik hiçbir zaman fark
ettirilmez dışarıya. Saygı her şeyin anahtarı olur.

Bu beş sırrı hayata
geçiren takımlar;
  • Hızlıca belirledikleri hedefe ilerler,
  • Herkes her zaman oyuna girmeye ve
    liderlik etmeye hazırdır,
  • Herkes farklılıklara saygı duyarak
    sürdürülebilir performans için geliştiren beslemeyi prensip edinmiştir.
  • Yüksek farkındalık ile birbirini
    dinleyerek ve birbirleri ile konuşarak hareket ederler.

Yukarıda anlatılanları hayatına geçirmiş organizasyonlar,
şirketler, toplumlar, ülkeler, coğrafyalar hayal ediyorum. Dünyanın daha bir
yeşerdiğini, insanların birbirlerini geliştirdiğini ve değiştirdiğini, sağlıklı
değişim ve dönüşümün olduğunu…

Gökten 3 elma düşmüş. Biri bu yazıyı yazan bana, biri bu yazıyı okuyan size,
diğeri ise bu yazıda yazılanları hayata geçirerek bir gelişim ve değişim
yaratacak ve bunun için diğer insanlarla bu bilgiyi paylaşacak olan tüm
insanlara…

Odaklanamıyoruz!

Babam ilkokul öğretmeniydi. Zihnimdeki
eski kayıtlardan biri, sanırım 5-6 yaşlarındayken, Yedikule İlkokulu’nda
öğrencilerine söylediği: “Dikkatiniz başka yerde olmasın. Dikkatiniz sadece
dersleriniz üzerinde olsun”
sözü.  O
zamanlar bugün bir çoğumuzun bilmediği ya da dizilerde gördüğü beyaz yakalı siyah önlükler vardı. Kara
tahta üzerine beyaz tebeşir ile yazılırdı. Söylenen bu sözlerin arkasında o
beyaz tebeşirle tahtaya yazılmayan ama verilen çok önemli bir mesaj vardı:
Odaklanmak!

1980’lerde söylenen bu cümlenin değerini bence bugün daha fazla anlayabiliriz.
Zira günümüzün teknolojik imkanlarını göz önünde bulundurduğumuzda odaklanmamamız
için aslında her şey var!
En sondan başa gelirsek, Whatsapp ve benzeri
mesajlaşma sistemleri (herkesin en az 10-20 mesajlaştığı kişi ya da grup
vardır), emaillerimiz (o da en az 2 adettir), sadece çağrı amacı için telefonlarımız
(en az 1 adettir), sosyal medya hesapları (facebook, linkedin, instagram,..vs).


Eskiden televizyon büyük bir tehlike olarak görülürken, bugün cep telefonları
daha büyük bir tehlike. Zira bir cep telefonu ile hemen hemen her şey
yapılabilir duruma geldi. Bunlardan hangilerini cep telefonu ile siz
yapıyorsunuz? Çağrı, mesajlaşma, sosyal medya, bankacılık işlemleri, kitap
okuma, indirim takibi, webde gezinme, oyun oynama, televizyon izleme, radyo
dinleme, … vs. Bunların hiçbirini yapmıyorsanız bile, bunlardan birini yapanı hiç
görmediniz mi?
Gözünüzün önünden şöyle bir
gününüzü geçirirseniz, bu bir gün içinde herhangi bir sebepten kaç defa cep
telefonunuza sarılıyorsunuz bir düşündünüz mü? Bir yerlerde okumuştum meşgul
görünmek istiyorsanız emailler bu konuda en büyük yardımcılarınız olabilir
(Bu
bir sonraki yazımda değineceğim). Ben de diyorum ki, etraftan eleştiri almamak
için (eşiniz, anne-babanız, patronunuz, mesai arkadaşlarınız, … vs.) cep
telefonunuzu kendinizden biraz uzakta bir yerlerde konumlandırın. Zira, bir
zamanların büyük mitlerinden biri artık çöktü. Kurumsal kariyerimin ilk
yıllarında çevremde bazı kişiler birden fazla işi aynı anda yapma becerisine
(multitask) sahip olduğu konusunda övünürdü. Yöneticilerde bu kişileri parmakla
göstererek, “hem toplantıya katılıyor hem de mailleri okuyor ya da maillere
cevap veriyor. İşte bir insan kapasitesinin üst düzeyde kullanılması”
diyerek
biz yenilere örnek kişiler olarak gösterilirdi. Hatta öyle ki, benim bir keşfim
daha vardı. Bu kişiler genelde not da tutmazlar, daha çok hafızalarına
yazarlardı. Buna karşın, yapılan araştırmalar bir kişinin multitask
çalışmasının mümkün ama ortaya çıkan işin kalitesinin ve üretkenliğinin
30%’lara kadar düştüğünü belirtmektedir. Buradan belki de insan kaynaklarına ve
kurumlardaki yöneticilere öneri vermek lazım. “Acilen çalışanınızın dizüstü
bilgisayarına ve telefonlara toplantılarda el koyun! Toplantı notlarını
bilgisayara direk yazıyorum diyorlarsa, mutlaka email ve mesajlaşma sistemleri
ile dikkatlerini dağıtabilecek her türlü dosyanın kendi menfaatleri için
kapatmaları gerektiğinin farkına varmalarını sağlayın”
. Yoksa neredeyse beş
kişilik ekibiniz ile dört kişi çalışıyorsunuz,
bunu kabul edin.

Aklıma geçenlerde bir yönetici ile yaptığımız bir çalışma geldi. Yöneticinin en
önemli sorunlarından biri çalışanlarının işlerini verimli bir şekilde
zamanında gerçekleştirememesi idi. Odaklı bir şekilde çalışmadığından şikayet
ediyordu.
Bu iş hayatında hepimizin başına
gelmez mi?
İşler o kadar çoktur ama bizim
zamanımız o kadar kısıtlıdır ki, 

biz işlere yetişemeyiz. Gerçekten bu durum
böyle mi?
Yönetici konuşmamız içerisinde
kendisine bir öz değerlendirme yapmak istedi. Ve kendisini bir şekilde dışardan
izlediğinde, aslında çizdiği davranış örüntülerinin çalışanlarından genel
olarak farklı olmadığını görünce şaşkına döndü. Tek farkı sabah işe vaktinde
gelip hızlıca bir gün öncesinden gelen emailleri kontrol etmek ve işten geç
ayrılması idi. Tıpkı çalışma arkadaşları gibi, toplantılara dizüstü bilgisayarı
ve cep telefonu ile gidiyordu. Toplantı içinde gözüne takılan maillere bakıyor
ve hatta cevap bile veriyordu. Telefon araması olduğunda tüm işini bırakıp
cevap veriyor ve hatta uzun uzun görüşüyordu. Ara sıra da Linkedin, Facebook,
Instagram gibi sosyal medya hesaplarına bakıyordu, zira sosyal medya demek kafa
dağıtmak idi! KAFA DAĞITMAK mı? dedi bir anda kendi kendine.. Evet kafayı değil ama ODAĞI dağıttığı kesindi!
Zira her bölünme yeni bir zaman kaybı idi. Oldukça yenilikçi, yaratıcı ve
proaktif biri olan bu yönetici kendisi ile ilgili şu kararları aldı.
Öncelikle: toplantılara laptop
olmaksızın katılım göstermeye başladı. Bu sayede, toplantı boyunca anda kalıp
hem konuşulanları tam olarak kavradı hem de takımını rahat bir şekilde
sorumluluk alması için doğru sorularla yönlendirdi. Görüşmelere girmeden önce
telefonunu sessize aldı. Her görüşme sonrası cebini kontrol etti ve gelen
çağrıları cevapladı. Zamansız kapı çalışlara karşı, dur! demeyi öğrendi.
Aslında bu yaptığı daha sonra tüm çalışanlarına da yansıdı. Bu yaptığı basit
ama etkili odaklayıcı çözümler bile mesaisini sekiz saatin üzerinde
deneyimlemesine yetti.  Bir sonraki
gündemi çalışanlarının iş yükü dengelenmesi oldu. Tabii önce kendi iş
yükünden başlamak üzere…
Sahi siz günde kaç defa
odağınızın dağılmasına müsaade ediyorsunuz? Unutmayın, “dikkatiniz dersleriniz
üzerinde olsun”.



Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk Eğitim Danışmanlık
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook Turuncu Yeşil
Linkedin Turuncu Yeşil
www.tykocluk.com