Bakış Açısındaki Gerçeklikten İnsanın Özüne Geri Dönüş

Düşünüyorum da, dünyadaki anlaşmazlıkların temelinde yatan en
önemli faktörler bireylerin taşıdığı inançlar ve hayata
bakış açılarındaki farklılıklardır.
Gerçeklik tek midir? Ya da diğer bir ifade ile tek bir
hakikat mi vardır? Kiminiz buna “Evet!” diye yanıt verirken, kiminiz “Olmaz
öyle şey!” diyebilirsiniz. Evet, nesnel olarak tek bir gerçeklik vardır ama diğer
taraftan bizlerin bakış açısı tarafından oluşturulmuş, insan zihninden çıkan öznel
(yorumlanmış) gerçeklikler de vardır. Sonuç olarak, kişiden kişiye değişen
yorum farklılıkları olasılığı olduğuna göre, anlaşabilmek ne kadar mümkün!
Bir örnek vermek istiyorum. Eskiden çocuklara baktığımda, ne
çirkin çocuk ya da ne güzel bir çocuk derdim. 
Kendimce oluşturduğum bir takım ölçütler, çocuğa bu şekilde sıfatlar
vermeme yol açıyordu. Güzelliği görünüşe, ten rengine, fiziksel bütünlüğe ve
aklınıza gelecek diğer birçok yorumsal ya da geçmiş öğretilerden aldığım ve/veya
kendi oluşturduğum sanal gerçekliğe bağlıyordum. Bir gün eşim ‘hiçbir
çocuk çirkin değildir’
dediğinde, ben bu sözü satın aldım. Burada bir
parantez açmak istiyorum.  Mesajları
nasıl satın alırız? Öncelikle işimize gelen mesajları satın alırız.
Bunun haricinde mesaj, ya saygı/sevgi duyduklarımız ya da önemli seviyelerde
birinden geliyorsa, biz onları sorgusuz bir şekilde hayatımızın yeni gerçekliği
haline getiririz. Çocukların güzelliği ile ilgili yeni gerçekliğim saygı ve
sevgi duyduğum eşimin bir cümlesi sayesinde oldu. Sonuçta o bakımsız –
sümüklü, canım ülkemin ten rengine sahip çocukları, belki de alışkın olmadığım
ten rengine ve ölçütlerime karşı ilk kez galip geldi. Bu galibiyet aslında
benim kendi zihinsel gerçekliğimde yeni bir farkındalık yarattı. Yıllar içinde her geçen gün yaşadığım farkındalıklar hayatımda yeni seçimlere ve yeni sanal gerçeklere doğru beni götürüyor.

 ‘Farkındalık milyonlarca olasılığa kapı açar ve kendi
hayatımızın sanatçısı olduğunu bildiğimiz sürece tüm bu olasılıkların arasından
seçim yapabiliriz’ Don Miguel Ruitz

Sosyal medya ya da internet dünyasında sanırım yukarıdaki resmi
görmüşsünüzdür. Aslında bu resim zihnin bizde oluşturduğu gerçekliğin
en iyi ifadesi. Sol taraftaki mahkûm gözleri görmesine rağmen, zihinsel olarak kendini
içinde bulunduğu fiziksel gerçekliğe hapsetmişken, sağ taraftaki gözleri
görmeyen mahkûm, aynı fiziksel gerçeklikte zihinsel özgürlüğe bırakmıştır
kendini.
Hangisi sizce daha kör? Sizce hangisi yerinde olmak daha
tatmin edici bir yaşam gerçekliğini sizlere sunabilir?
Biraz zihinlerinizi karıştırayım mı? Hepimiz hayatımızda aynı
yolculukları yapıyoruz! Ama kimimiz yolculuklarını keyifli ve tatmin yaşarken, diğerlerimiz
hüznün ve belirsizliğin bir yansıması olarak vaktimizi tüketiyoruz.
Kutsal kitaplarda ‘Tanrı insanı yarattı’ der. Bakınca özünde
hepimiz insanız ama nedense zaman içinde oluşturulan inançlar ve bu inançlarla
oluşturduğumuz bakış açısı bize özümüzü yani insan olduğumuzu unutturur.  Dünya üzerinde bir çok farkı ülke, dil, din,
ırk,…vs var. Bir an için varsayalım ki bunların hepsinde bir tekliğe gidilsin.
Yani ülkeler kalksın tek bir ülke olsun. Diller kalksın, tek bir dil
olsun. Keza dinler de tek olsun, tıpkı ırkın da tek olacağı gibi. Tam bu
noktada durumu gözden geçirdiğinizde ne görürsünüz orada, düşünür müsünüz?

İNSANI!

Geçmişten günümüze gerek dinsel gerekse öğrenilmiş birçok
inanç ve inanış insanlardan insanlara, o günün koşulları (insan bencilliği ve menfaatçiliğiyle)
ve farklı bakış açıları ile sanal algılarla taşındı. Öz unutuldu. Öz unutulunca
çatışmalar çıktı. Çatışmanın ilki insanın içinde başladı ve bu çatışma,
huzursuzluk ve mutsuzluk olarak dünyaya yayıldı.
Mutlu olmak için öze
dönmeye ve bu özün içinden gerçekliği bulup o gerçeklik üzerinden yeniden insan
olmaya ne dersiniz? Baharın ilk günlerini yaşadığımız bugünlerde minik bir
adım atmaya kalkarsanız, hangi adımı atarak insanlığ(ınız)a hizmet edersiniz?
Kemal Başaranoğlu
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com

İletişim Nefes Almaktır…Nefes Alışınızı Gözlemlemek İster Misiniz?



Sizce neden “İletişim Nefes Almaktır” ?


……………………………………………………………………….

Hayatın hangi noktasına bakarsanız
bakın, mutlaka her yerinde iletişimi görecek, duyacak ve iliklerinize kadar
hissedeceksiniz. Sabah kapıdan çıktığınızda karşınıza çıkan apartman görevlisi,
komşun, mahallenin kedisi ve hatta arabanız. İşte tüm bunlar sizi bir şekilde
iletişime geçmeye zorlayan etmenlerdir.
Bu güncede iletişimle ilgili teknik
bilgileri anlatmayacağım. Bunları seminerimde(*) zaten anlatıyorum. Ama iletişim
en basit ve güzel örneklerinden birini arıyorsanız, Ahmet Şerif İzgören’in “50
puanlık Sınav Sorusu”
nun ne olduğunu öğrenin.
İletişim ile ilgili aklınızda bulunması gereken en önemli şey, hayatımızı bakış açısı
ve 5 duyu organımızın algısı ile yaşamamızdır. Dr. Zerrin Başer’in 2014 yılındaki eğitimlerinden
birinde söylediği aşağıdaki cümle aslında bana bu semineri oluşturma fikrini vermişti.
“Aynı gezegende yaşayıp, iletişim
kazası yaşamamak bir mucize! Algılayış davranışı etkiler. Algılayış değişince
davranış da değişir.” 

Evet. Aslında hepimiz renkleri farklı
tonlarda algılarız. Hepimizin farklı farklı davranış kalıpları vardır. Dünyayı
algılayışımız açısından da tıpkı bir elin parmakları gibiyiz. Ah bir de şu
bizim evrensel adı altında topladığımız öğrenilmişliklerimiz yok mu?
Rahmetli babam hep “Ağzından çıkanı
kulağın duysun!” derdi. Dilimize hâkim miyiz? Dilimizden çıkanı karşı taraf duyuyor ve dinliyor mu? Sahi biz dinliyor muyuz ki, karşı taraf da bizi
dinlesin
. Buyur şimdi buradan yak! J
Sağlıklı bir iletişimi tanımak ve kendinizde küçük bir karınca adımı
ilerleme kaydetmek isterseniz, beklerim
Son söz: “Nefes alış dedik de neden
nefes veriş yok” diyenlere. Önce temiz havayı içimize çekip kendimizin farkına
varalım, gerisi zaten akışın içinde…
Kemal Başaranoğlu


(*) Hayatımın en önemli değerlerinden
birkaçını eğlenmek, keyif almak ve katkı sağlamak oluşturmaktadır. 2012
yılından beri atölye çalışması içeren seminerler vermekteyim. Seminer diyorum,
çünkü benim derdim her konuşmanın, sohbetin ya da çalışmanın arkasında katkı da
sağlamaktır. Seminerime gelenler neler ile karşılaşacak: “Katılımcılara bir
taraftan bilgi verirken, diğer taraftan kendilerini sorgulatıp, üzerinde çalışması
gereken noktayı/noktaları kendisine tespit ettiriyorum. Uğurlama faslımızda eylem
planını yine katılımcıya tanımlattırıyorum. 

Elbette bunu yaşamak isteyerek gelenlere ve buna niyet edenlere…



Seminer, 14 Mart Pazartesi günü, Bursa Nilüfer Dernekler Yerleşkesi’nde:
https://www.facebook.com/events/1172841342749700/