Hayatınıza mucizeleri katacak kadar becerikli misiniz?

Hayat inanılmaz mucizelerle dolu aslında ama siz bu mucizelerin
ne kadarını günlük yaşantınızda deneyimliyorsunuz? Doğaya bakarsanız birçok mucizeyi
rahatlıkla çıplak gözle görebilirsiniz. Örneğin göçmen kuşların örüntülerini
izlemeye bayılırım. Sayısını bilmediğiniz bir sürü kuş, öyle bir denge ve uyum
içinde uçuyorlar ki, hiçbiri birbirine çarpmadığı gibi, benim gibi izleyenler
için tam bir görsel şölen sergiliyorlar. Bir anda biri ya da birkaçı yön
değiştiriyor, koreografi değişiyor ve kuşlar yeni örüntülerine geçiyorlar.
Peki insanoğlu olarak kendi yaşam koreografinizi gözden geçirseniz,
neyi fark edersiniz?
Yazılarımda, konuşma/seminer/atölye çalışmalarımda ya da
koçluk görüşmelerinin tanışma seanslarında mutlaka insan beynini anlatmak ile
işe başlarım. Zira beynin 3 farklı bölümünü tanımak ve gerektiğinde ‘’kendi
kendimizi ebelemek’’, hayatımızın gideceği yönü kendimizin belirlemesine
yardımcı olacaktır.

Sürüngen beyin sisteminde varoluşu devam ettirmek esas iken,
duygusal tarafta duygu merkezlerinden gelen tepkileri oluşturur. Görsel
taraf tamamen bir çocuğun merakı ile yapılan bir yolculuğu temsil ederken, yaşantımızın
son bulacağı noktaya kadar ki, resmimizi kendimizin çizmesine izin vermektedir. 
Hayatlarımıza bakarsak, bir çoğumuz günlerimizi benzer
döngüler içinde yaşıyoruz.
  • Kahvaltı ve işe gitmeden önce son hazırlıklar
  • Çocukların servise bindirilmesi, işe gidiş
  • İş yerinde geçen zaman
  • Eve varış, akşam yemeği
  • Televizyon, 

Burada iş yerinde geçen zamana bakıldığında günün uzunca bir
süresi gereksiz maillerle ilgilenme (egolarla savaş), anlamsız ve sonuçsuz toplantılara
katılmak, kurum içi dedikodularla ortamın temiz kalan son havasını kirletmek ve
kalan zamanda da gerçekten yapılması gereken işleri yapmak (projeler,
yaratıcılık gerektiren konular, … vs. ).
Yukarıdaki anlatılan duruma baktığımızda, aslında zamanımızın
%90’ını beynimizin sürüngen ve duygusal taraflarına bırakıyoruz. Onlar da, bizi
ego savaşlarının arasında bir o yana bir bu yana savurarak ya korkutuyor ya
endişelendiriyor ya da geçici bir tatmin kazandırarak egoyu bir seviye daha
güçlendiriyor sonunda daha büyük endişeler olsa bile.
Mucize mi arıyorsunuz? O zaman şunları denemeye ne dersiniz?

  • Haftada 1 kitap bitirmek, ayda 4, yılda 48 kitap bitirmek
    demektir. Yani yaratıcılığınız üzeri 48 sayısı kadar zihninizi çalıştırmanız …
  • Doğaya sık sık çıkıp doğayı izleyin. Kuş, karınca, balık gibi
    hayvanların çizdiği örüntüleri izleyin. 
  • Zihninizin var olan, belki farkında
    olmadığınız belki de farkında olup henüz nasıl kullanacağınızı bilmediğiniz
    sanatsal tarafınızı harekete geçirmek için, sanatsal faaliyetlerde bulunun.
    Sanat galerilerini gezin, bir enstrüman çalmayı öğrenmeye niyetlenin.
  • Birisine yardım edin, teşekkür edin,
Sonra izleyin, daha önce farkına varmadığınız nelerin farkına
varacaksınız.

Bunların hiç birisini yapacak zamanınız yoksa hayatınıza
tekrar göz atmaya değmez mi sizce? Bir şeyleri yanlış yapıyor olabilir misiniz?
En azından bugün monotonluğu kırarak eve farklı bir
güzergahtan gidin ve hayatın sizin için sunduğu mucizeleri kabule geçin. Bunun
için gözlerinizi dört açmayı unutmayın.
Son olarak, hayatınızda bu yazıyı okuduktan sonra bir mucize
gerçekleşse idi, bu mucize ne olurdu ve önce sizde sonra da çevrenizde nelerin
değişmesine yol açardı?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk

Karar verme mekanizmanızı gözden geçirmek ister misiniz?

Hayatın hangi noktasında olursanız olun sürekli bir karar
mekanizması içinde bulursunuz kendinizi. Çocuktunuz daha dün, birden fazla şeyi
istiyordunuz, önce anne veya babanız size “ya o ya da bu” derken bir karar
vermenizi istedi. Büyüdünüz sınavlara girdiniz, okulu seçmek için bir karar
vermek durumunda kaldınız. Hayatınıza özel biri günün birinde çıkageldi. Bir
baktınız, nikah davetiyelerinizi  “Biz
artık karar verdik…” diye dağıtıyorsunuz. Günün birinde artık kariyerde bir
dönüm noktası, “yıllardır yaptığınız işiniz ve çalıştığınız ortam mı, yoksa
yeni bir dünyaya yolculuk mu?”  diye
tekrar kendinizi bir karar noktasında buldunuz.
“Biçim verilebilen ve aldığı bu
biçimi koruyabilen şeyleri “plastik” sıfatıyla niteleriz. Beyin de
bunlardan biridir; hatta yetişkinlikte bile: Deneyim beyni değiştirir ve bu
değişim korunur. (David Eagleman / Beyin – 2016) “
Beyin bu kadar plastiğimsi bir yapıda ise neden her karar
aldığımızda yine karnımıza kramplar girer? Hâlbuki biz daha çocukluktan karar
mekanizmasının içinde yetişmiyor muyuz?
Beyni sağ ve sol diye 2 yarım küreye ayıralım.  Zira boyutsal olarak eş olsa bile çalışma şekli
tamamen farklıdır.

  • Sol Yarım Küre: Bu yarım kürenin özelliği bilinçli düşünce
    şeklinde mantıksal açıdan bakarak konuları ele alır. Tek bir doğrunun olduğuna
    inanır ve konulara ve yapılanlara eleştirel yönden yaklaşır.
  • Sağ Yarım Küre: Bu yarım küre olayları bireylerin
    engin bilinç ötesi kütüphanesini kullanarak ele alır. Sezgisel bir yaklaşımın
    sergilendiği bu düşünce biçiminde olasılıklar ağır basar.
Şunu söylediğiniz zamanları hatırlıyor musunuz? “Mantığım ile
sezgilerim arasında bocalıyorum?” ya da “Kalbim ile aklımın arasında gelgitler
yaşıyorum”.
“Modern toplumlarda, bizler sol beynimizi sağ beynimizden çok
daha fazla kullanma eğilimindeyiz. Bu durum öyle yaygındır ki pek çok insanda
hayal kuran, yaratıcı sağ beyin çok uzun zamandır kullanılmayan bir kas gibi
adeta dumura uğratılmıştır. (En üst düzey performans için 21 günde beyin
eğitimi – Dr Harry Alder – 1997).”
Nedir karar alırken sizi zorlayan şeyler?
Seçeneklerin
yokluğu ya da azlığı:
Seçenekleri görmüyor musunuz, yoksa bu seçenekler çok mu
kısıtlı? Kendinize bu durumda tersten bir soru sormayı deneyin. Varsayalım ki
elinizde her türlü imkân mevcut olsun. O ruh halini yaşamaya kendinize müsaade
ettiğinizde, ne tür seçeneklerle karşılaşıyorsunuz?
Alınan
karar ile gelecek riskler:
 Aldığınız kararın size getireceği sonuçları
kaldıramayacağını mı düşünüyorsunuz? Hemen zihninizde sınırsız bir algı
oluşturun. A, B, C kararlarını aldığınızda olası sonuçlarını gözünüzün önünde
imgeleyin. Her bir durumun SWOT’unu çıkarın (*). Sonra her bir durumun SWOT’una
bakıp, o durumu seçmenin sizin için neden önemli olduğunu ifade edin ve üç durumdan
birini seçin. Riski minimize etmeye başladınız bile…
Karar
ile yaşanacak belirsizlik stresi:
Hata yapma korkusu, karar ile ortaya çıkacak
sonucun kaygısı,…kısaca belirsizlikler üzerinizde strese mi yol açıyor. Aslına
bakarsanız, sağ beynin engin bilinç ötesi kütüphanesi size yol göstermeye
hazırdır. Size anda (‘şimdi’nin içinde) olmanızı öneririm. Anda olduğunuzu
nasıl mı anlayacaksınız; bedeniniz, duygularınız ve zihniniz aynı düzlemde mi
buna bakın ya da davranışlarınızı gözlemleyin, doğal bir ritim içinde mi
ilerliyor?
“Kişinin duygusal durumları, aslında
görünür hale geçmek isteyen ve kişinin başına geçmek için fırsat kollayan
olaylardır.” (Tanrılar Okulu – Stefano d’Anna)

Yeni farkındalıklar
karar mekanizmalarını kolaylaştırıcıdır. Koçluk beynin sağ ve sol bölümlerini en etkin bir şekilde kullanmanın yollarını
gösteren ve öğreten, hızlı sonuç veren çalışmalar bütünüdür.
Yeni farkındalıklar
edinmek için yola çıkmaya hazır mısınız?

“Unutmayın, en kötü karar kararsızlıktan
iyidir”.

Kemal Başaranoğlu

(*) SWOT: SWOT ingilizce’de
Strengths(Güçlü), Weaknesses(Zayıf), Opportunities (Fırsat), Threats (Tehdit)
kelimelerinin ilk harflerinden oluşur. Swot analizi, bir durumun analizinin yapılırken
güçlü, zayıf, fırsat ve tehdit oluşturan yönlerini belirlemede kullanılan bir
metodolojidir.

Değişmememek için BAHANELERİM, değişmek içinse GEREKÇELERİM var…

Bugün
sizlere değişime karşı direnç gösterme bahanelerini sıralamak istedim. İşte
size “EN İYİ 10 BAHANE”:
  1. Şanssız bir insanım, hayatımda yapacağım bir
    değişiklik kesinlikle başarısızlık ile sonuçlanacaktır. Bunun olası
    sonuçlarıyla karşılaşmaktansa, bana göre değişmemek en iyisi.
  2. Kendimi bildim bileli, ben böyle yaşarım.
    Ailemde de böyle idi.
  3. Bu, benim bildiğim veya yapmış olduğum bir şey
    değil. Çevremde yapanı görmedim.
  4. Bir büyüğe danışmak lazım. Ama böyle bir büyük
    tanımıyorum.
  5. Değişimi gerçekleştirecek ne param, ne zamanım,
    ne gücüm, ne de beni destekleyen biri var.
  6. Değişimi gerçekleştirsem bile bunun karşısında
    ödeyeceğim bedel çok yüksek.
  7. Değişim ve sonunda başarı zaman alacaktır. Bu
    zamanı harcamaya değeceğini düşünmüyorum.
  8. Mevcut durumum dramatize ettiğim kadar kötü
    değil, neden değişeyim ki?
  9. Değişim için şu an doğru zaman değil. Belki
    yarın belki de yarından sonra.
  10. Ne gerek var şimdi var olan düzeni bozmaya.
Yukarıda
yazılanların arkasındaki giz perdesini aralarsak neler buluruz sizce?
  • Hayal kurmaktan mı korkuyorsunuz?
  • Geçmiş başarısızlıklarınızın yenilerinin ortaya
    çıkma riski ile karşılaşmak mı istemediğiniz?
  • Kendi yeteneklerinize ve içinizdeki kaynaklara
    güveniniz mi yok ?
  • Başkaları ile kendinizi kıyaslayıp, kendinizi
    değersizleştiriyor musunuz?
  • Kendinizi bir kurban olarak mı görüyorsunuz? Bu
    sistem ve düzen içinde var olamayacağınıza mı inanıyorsunuz?
  • Mevcut yapının verdiği güvenilirliğin,
    varlığınızı sürdürmeniz için yeterli olduğunu mu düşünüyorsunuz?
  • Bazı şeylere artık boyun mu eğiyorsunuz?
Daha önceki yazılarımda beyni işleyişi ve değişimden
bahsetmiştim . Bugün hayatınızda bir
değişiklik yapmak ve değişim gerçekleştirmek istiyorsanız, öncelikle beyninizi
esnetmeyi ve düşüncelerinize üzerine hakim olmayı öğrenmelisiniz(Beyninizi yeterince kullanıyor musunuz?). Daha sonra
Beckhard formülünü hızla hayata geçirmelisiniz. (Ey Değişim Söyle.. Fiyatın ne?).
Bence değişim için “EN İYİ 5 GEREKÇE” şunlardır:

  1. Değişim içinde risk barındırır. Risk Çincede, içinde
    hem tehlike hem de fırsat anlamına gelen işaretlerden oluşur. Yarının size
    getireceği fırsatlara ulaşmak istiyorsanız DEĞİŞİN.
  2. Her insan tamdır ve bütündür ve her insan içinde
    ihtiyaç duyduğu kaynaklara sahiptir (Milton Erickson Prensipleri). Hatırlayın
    daha önceden başardıklarınızı. Onlar o kadar da küçümsenecek şeyler değildi.
    Onların üzerine daha büyüklerini koymak istiyorsanız DEĞİŞİN.
  3. Her şeyin ve herkesin bu dünyaya geliş amacı
    vardır. Okumadıysanız “Nick Vujicic – Limitsiz Yaşam” öneririm. Bir insanın
    diğer birçok insana nasıl ilham verdiğini. Birilerine ilham vermek istiyorsanız
    DEĞİŞİN.
  4. Jorge Bucay’ın Düşündürücü Hikayeler adlı
    kitabında bulunan “Farkına Varmak” şiirini bulun ve okuyun derim. Tek düze
    yaşamların ve düzenin çarkından çıkmak, farkındalık kazanmak istiyorsanız DEĞİŞİN.
  5. Nossrat Peseschkian’ın Doğu Hikayeleriyle
    Psikoterapi kitabındaki “Gezginin Hikayesini” okuyun. Bu gezgin gibi siz de
    üzerinizdeki farkına varamadığınız yüklerinizden kurtulmak için, DEĞİŞİN.
Değişim için size “EN İYİ 5 GEREKÇE” nedir diye sorsam, ne
cevap verirsiniz?
Kemal Basaranoglu
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com

İçimizdeki Çocuktan Sağlıklı Bireye…

Hepimiz bir yolun yolcusuyuz. Bir yerlerden gelip, bir yerlere
gidiyoruz. Herkesin yolu farklı ve hiçbir yol pürüzsüz, dümdüz değil. İnişleri de
var, çıkışları da…
 “Ey yolcu, sana bir daralma
gelirse kaygılanma, yararınadır. Yoksa güneş tüm bahçeyi yakıp kavururdu” Mevlana
İnsanları genel olarak koçluk yolculuğuna sürükleyen şey, yaşadıkları inişler,
çıkışlar ve gidilen yolun bilinmezliğinden kurtulma, kendi yolunu
seçme/seçebilme isteğidir. Hayatı nehre düşen ve rüzgârın esişine göre
ilerleyen bir yaprak tanesi gibi yaşamak istememektir.
Aşağıdaki kısa hikâyedeki kahraman, bugüne kadar tanıdığınız insanların yüzde
kaçını oluşturmaktadır?  
Sonsuz bir yolda yürüyen bir gezgin vardır. Bu
yolcu her türlü yükle yüklüymüş. Sırtında ağır bir kum torbası varmış; büyük su
kabı yanından sarkıyormuş. Sağ elinde garip şekilli bir taş, sol elinde iri bir
kaya parçası taşıyormuş. Boynunda yıpranmış bir ipin ucunda eski bir
değirmentaşı sallanıyormuş. Ayak bileklerindeki paslı zincirlere bağlı
ağırlıkları tozlu topraklarda sürüklüyormuş. Başında ise yarı çürümüş bir
balkabağını dengede tutmaya çalışıyormuş. Attığı her adımda zincirler
tıkırdıyormuş. Sızlana inleye adım adım ilerlemekte ve kötü talihinden,   kendini tüketen yorgunluktan yakınmaktaymış.
Öğle sıcağında bir çiftçiye rastlamış. Çiftçi sormuş:
“Yorgun yolcu, niye bu iri kaya parçasını
kendine yük ediyorsun?”
Gezgin cevap vermiş:
 “Çok
saçma, fakat daha önce fark etmemiştim.”
Bunun üzerine kayayı atarak kendini daha hafif
hissetmiş.
Uzun süre yoluna devam ettikten sonra yeniden bir
çiftçiye rastlamış ve o da sormuş:
“Yorgun yolcu, söyle bana, niye başındaki yarı
çürümüş bal kabağı ile kendine eziyet ediyor ve niye o demir ağırlıkları
ayaklarında sürüklüyorsun?”
Gezgin cevap vermiş:
“İyi ki bunu söylediniz. Kendime ne yaptığımın
farkında değildim.”
Zincirleri çözmüş ve balkabağını yolun kenarındaki
hendeğe fırlatmış. Yine kendini daha hafif hissetmiş. Fakat yol aldıkça tekrar
yorgunluk bastırmış. Tarladan gelen bir başka çiftçi kendisini şaşkınlık içinde
izlemiş ve
 “Çuvalda kum taşıyorsun, fakat ilerde
taşıyabileceğinden çok daha fazla kum var. Sanki Kavir Çölü’nü geçmeyi
planlamışsın gibi, o büyük su kabını ne yapacaksın? Nasıl olsa yol boyunca uzun
süre sana eşlik edecek temiz bir dere akıyor,” demiş.
Bunu duyan gezgin su kabının ağzını açmış ve
içindeki acı suyu yola boşaltmış. Sırt çantasındaki kumu yere dökünce, bir
çukuru doldurmuş. Bütün bunlardan sonra dalgın dalgın durmuş ve batmakta olan
güneşe bakmış. Ona ulaşanlar güneşin son ışıklarıymış. Şöyle bir kendine
baktığında boynundaki ağır değirmentaşını görmüş ve birden öne eğilerek
yürümesine bu taşın engel olduğunu fark etmiş. Hemen gevşetmiş ve nehire,
atabildiği kadar uzağa fırlatmış. Sonunda yüklerinden kurtulmuş bir şekilde
akşamın serinliğinde kalacak bir yer bulmak üzere yoluna devam etmiş.
Aslında hayatlarımıza baktığımızda; ağır bir kum torbası, büyük su kabı,
garip şekilli bir taş, iri bir kaya parçası, eski bir değirmen taşı, …vb gibi
daha birçok yükü yüklenmiş durumdayız. Bunların farkına varamıyoruz, zira bu
yükleri herkes taşımakta olup, bunun normal bir şey olduğunu düşünüyoruz. Hadi
kalkın oturduğunuz yerden ve çevrenize bakıp, biraz gözlem yapınız.  Aşağıdakileri duyuyor musunuz?
                 –     
“Böyle gelmiş, böyle gider”.
                 –     
“Kader”
                 –     
“Ben sistem kurbanıyım”
                 –     
“Fırsat verdiler de değerlendirmedik mi?”,
                –     
…vs

Ne dediğimi şimdi anlıyor musunuz? Bir kişi şayet bir şey istiyorsa,
buna erişmek için ihtiyaç duyduğu tek şey, kendi içine dönmesi ve kendisine
güvenmesidir.
Yaptığım koçluklardaki en önemli çıkış noktam; Milton Erickson’ın 5 prensibi ile
her insana yaklaşmamdır.
·       
Her
insan tamdır ve bütündür.
·       Her
insan gereksinim duyduğu kaynaklara sahiptir.
·       Her
insan o an için yaptığının en iyisini (ya da var olan en iyi seçimi) yapar.
·       Her
davranışın altında pozitif bir iyi niyet vardır.
·       Değişim
sadece mümkün değil, aynı zamanda kaçınılmazdır
.

Bu prensipler, koçluk yolcuğumun ilk günlerinde beynimin içinde birçok
soruyu da beraberinde getirmişti. 30 yılı aşan ömrümde, yaşadıklarım bu
maddelerin çoğunu kabul etmiyordu. Yolculuğun ilerlemesi ile, hayatımızın
farklı alanlarını, farklı farklı şekillerde yaşadığımızı fark ettim;
                –     
varoluşun
bej rengi,
                –     
kabile
yaşantısının moru,
                –     
gücün
kırmızısı,
                –     
düzen
ve kuralların mavisi,
                –     
ve
rekabetin turuncusu ile yaşam…
Hepimizin hayatı aslında bu renklerden oluşan bir bahçe gibidir.
Renklerin bahçe içinde dağılımı, yoğunluğu ve baskınlığı bizi birbirimizden
farklı hale getirmektedir. Koçluk, saatlerin günleri, günlerin haftaları,
haftaların ayları kovaladığı bir süreçte, hayat bahçenizde renklerin
dağılımının değişimine ve hatta yeşil, sarı ve turkuazı da bu bahçeye ekmeye
hizmet etmektedir. (*) İşte bu noktada bahçe tam olarak istediğiniz bahçe
olmaktadır.

Bu bahçenin ve o renk cümbüşünün oluşum süreci, çok kolay bir süreç değildir. Öncelikle
evrimleşmiş beynin farklı bölümlerinin kontrol altında tutulması gerekmektedir.
Buradaki amaç çok nettir; içimizdeki çocuğun bir an önce, sağlıklı bir şekilde
büyümesini sağlamak, diğer bir ifade ile, sağlıklı bir bireyin oluşumunu
garanti altına almaktır.
Sağlıklı bireyin oluşumunda koçluk, kendi içinizde, yaratıcı, olumlu ve yapıcı
bir yaklaşım ile içinizi kışkırtan sohbetler yaptırır. Bu sohbetler;
–      İçinizdeki çocuğu büyütür
–      Bu çocuğun kendi bütünlüğünü size hatırlatır
–      Bu bütünlük içinde, değerlerini gösterir
–      Bu değerin arkasındaki öz değerlere ulaştırır
–      Bu öz değerlere ulaşırken, bu değerlerin
arkasındaki pozitif niyeti ve bu pozitifliğin enerjisini bedeninize katar
–      Tüm bu alanlar tarafından hissedilen bu pozitif güç
ile kendi içsel dönüşüm yolculuğunuzu başlatır.
Bir dönüşüm yolculuğu olarak koçluk,
“Ne ararsan içinde ara” (Yunus Emre) sözünü hayata geçiren ve hayatta farklı
seçimlerin olduğunu bize hatırlatan bir yaşanmışlıktır.

(*) Spiral Dinamikler, insan gelişiminin incelendiği ve renkler ile
simgelendiği bir teoridir.
Kemal Başaranoğlu

Ey Değişim Söyle.. Fiyatın ne?

ESAS GÜÇ; BEYNİN 3 BÖLÜMÜNÜ,
DOĞRU ZAMANDA, DOĞRU YERDE KULLANMAYI ÖĞRENMEKTİR…
—————————————————————————————————————–
Geçen hafta “NE İSTİYORUM?” sorusuna özgürce cevabınızı verdikten sonra, şu an neredesiniz? 

İstediğinize erişmek için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?

Karşınıza çıkacak engellerle boğuşmaya hazır mısınız?
Şayet, DEĞİŞECEĞİM ve İSTEDİĞİME ERİŞECEĞİM diyorsanız, tebrik ederim, eminim bu konuda başarıya ulaşacaksınız…
—————————————————————————————————————–
Bugün değişim konusunda sizleri, farklı bir bakış açısı ile tanıştırmak istiyorum.
Öncelikle sizi Richard Beckhard (*)’ın Değişim Formülu ile tanıştırmak istiyorum.
D x V x FS > R 

Bu formüldeki harflerin tanımları aşağıdaki gibidir:

D = Dissatisfaction/ Tatminsizlik
V = Vision / Vizyon
FS = First Steps / İlk adımlar
R = Resistance to Change / Değişime karşı direnç

Değişim için;
1. Öncelikle D yani konunuz ile ilgili tatminsizliğiniz,
2. İkinci olarak V yani kendinizi görmek istediğiniz yer, yani vizyonunuz,
3. Son olarakta FS’iniz yani erişmek istediğiniz size ulaşmak  için, ilk küçük adımların (bebek adımlar),
olması gerekmektedir.
Değişimin gerçekleştirilebilmesi için, yukarıda bahsedilen değişimin 3 ön koşulunun oluşturacağı global etkinin R’den, yani Değişime Karşı Dirençten daha büyük olması gerekmektedir.

Değişime Karşı Direnç nedir?

Geçen haftaki yazı ile beynimizin 3 önemli bölümünü tanımıştık. (Beyninizi yeterince kullanıyor musunuz?) Hadi küçük bir sınav ile hafızalarımızı tazeliyelim mi? Aşağıdaki cümleler beyninizin hangi bölümünün sizi yönetmesidir?
“Geçmiş tecrübeler ile geleceğe yönelik uzun dönemli davranışların oluşturulduğu, birlikte yaşamın örgütlendirildiği, rutinliğin bir noktadan sonra yaşam biçimi haline getirildiği bölümdür
xxxxxxxx Beyin (cevabı geçen haftaki yazıda), sizi değişime karşı örgütleyecek, ve elinden geldiğince sizin Tatminsizlik x Vizyon x İlk Adımlar’ınızdan daha büyük bir değerde tutmaya çalıştıracaktır. Bunu nasıl mı yapacak;

  • Geçmişte yaşadığınız korkuları hafızanızda tekrar yaşatarak,
  • Yarına kaygı ile baktırarak,
  • Zaman ve parasal maliyetleri düşündürerek,
  • Duygusal tarafınızdan baktırarak
  • veya sizlerin bu listeye ekleyeceği bir çok sınırlayıcı inancı, hatırlatarak, yapacaktır.

Aşağıdaki cümlelerden kendiniz ile ilgili olduğunu düşündüklerinizin yanına bir tık atın;

  • Ekonomik olarak dip yaptım, çıkış yolu şart
  • Araba almak istiyorum, ama param günü yaşamama yetiyor
  • Gelirimi arttırmak istiyorum ama çok istememe rağmen iş değiştiremem
  • Ailevi sorunlarım var ama suçlusu ben değilim.
  • İşimde mutsuzum ama başka da alternatifim yok
  • Çok kiloluyum, ama bir türlü kilo veremiyorum. Binlerde defa denedim,
  • Karar almak istiyorum ama alamıyorum, sonuçlarından korkuyorum
  • ……

Lütfen,  yukarıdaki cümleleri kendinize göre arttırınız. Daha sonra aşağıdaki tabloyu kendiniz için doldurunuz 

Konuyu kafanızda netleştirmek için, bir örnekle detaylandıralım.

GELİRİMİ ARTTIRMAK İSTİYORUM;


1. Tatminsizlik açısından bakarsak; Tatminsizliğinizin seviyesi nedir? Dipte misiniz? Dipte olduğunuzu nasıl ifade edersiniz? Örnek: gelirim sadece temel sabit giderleri(ev kirası, elektrik, su, doğalgaz,…vs) ödemeye yetiyor. 10 TL kazanıyorum, 10TL (Belki 15 TL) sabit giderim var. Kendime harcayabileceğim 1 kuruşum yok, diye ifade edebilirsiniz.

2. Vizyon açısından bakarsak; Ekonomik olarak neye ulaşmak istiyorsunuz? “Lütfen kendinize, rahat hissedebileceğim bir gelir” diye kolaya kaçar bir cevap vermeyin. Bunun yerine şöyle bir hesaba girişin: 20 TL sabit giderlerim var,  5 TL kişisel gelişimime, 10 TL sosyal yaşama, 5 TL hobilerime, 2oTL de tasarruf yapmak istiyorum, toplamda en az 60TL kazanacağım” diye cevaplayınız.

3. İlk adımlar açısından bakarsak; Size 60 TL kazandırmaya götürecek ilk adımı gerçekten attınız mı? Bu adımlar neler olabilir?Daha iyi gelirli bir iş mi? Ya da kendi işinizi kurmak mı? Yaratıcılığınızı paraya çevirebilir misiniz? (Bunun gerçekten cevabı sizde.. Sizi en iyi Siz-Kendiniz tanır)…vs

4. Son olarak, sizi bu değişimden alı koyan nedir (Direç Faktörleri)? Yeni adım atacağınız yolun belirsizliği mi? Riskler mi? Geçmiş tecrübelerinizin (ya da çevrenizin) üzerinizde oluşturduğu korkunun, geleceğe kaygı ile baktırması mı?

Şimdi yukarıdaki, 1-2-3. Maddelere göz atın.. Sizler bu sorulara nasıl cevap verdiniz.

Değişim İstemenize Rağmen,
 Sizde Değişimin Tetikleyicisi 
3 Elemandan Herhangi Biri Eksikse 
(“Tatminsizlik / Vizyon / İlk Adımlar” ), 
Değişimi Gerçekleştirme Olasılığınız Düşüktür. 
Gerçekleşse Bile, Kalıcı Olmayacaktır. 
Yukarıdaki cümlenin gerekçesi, yine Duygusal Beyniniz. En ufak durum değişikliğinde geçmiş, durağan haline geçmek istemesi…
Peki bu ilk 3 elemanın globalde oluşturacağı etkinin, değişim karşısındaki gücü nedir? Değişim İsteği (DxVxFS) ile Değişime Karşı Direnç karşılaştırıldığında ne fark ediyorsunuz?
Cümlelerime son vermeden küçük bir anekdotu aktarmak istiyorum. Geçenlerde bir arkadaşım ile veremediğimiz kilolardan bahsediyorduk. Ben bir türlü verememekten yakınırken; kendisi ise henüz daha kötü durumda olmadığımızı gösterir örnekler verdi bana (Daha kilolular, zayıf ama daha az sağlıklılar,…vs)… İkimiz de ulaşmak istediğimiz yeri biliyorduk ve defalarca öğünlerimizden kısıp, spora başlamıştık… Peki, neydi bizim sorunumuz?
Her değişimin bir maliyeti vardır? Siz bu maliyeti ödemeye hazır mısınız?

Kemal Basaranoglu
kemal.basaranoglu.com

(*)Organizasyonel Gelişimin (1950-60) kurucularındandır.