Hayatınıza mucizeleri katacak kadar becerikli misiniz?

Hayat inanılmaz mucizelerle dolu aslında ama siz bu mucizelerin
ne kadarını günlük yaşantınızda deneyimliyorsunuz? Doğaya bakarsanız birçok mucizeyi
rahatlıkla çıplak gözle görebilirsiniz. Örneğin göçmen kuşların örüntülerini
izlemeye bayılırım. Sayısını bilmediğiniz bir sürü kuş, öyle bir denge ve uyum
içinde uçuyorlar ki, hiçbiri birbirine çarpmadığı gibi, benim gibi izleyenler
için tam bir görsel şölen sergiliyorlar. Bir anda biri ya da birkaçı yön
değiştiriyor, koreografi değişiyor ve kuşlar yeni örüntülerine geçiyorlar.
Peki insanoğlu olarak kendi yaşam koreografinizi gözden geçirseniz,
neyi fark edersiniz?
Yazılarımda, konuşma/seminer/atölye çalışmalarımda ya da
koçluk görüşmelerinin tanışma seanslarında mutlaka insan beynini anlatmak ile
işe başlarım. Zira beynin 3 farklı bölümünü tanımak ve gerektiğinde ‘’kendi
kendimizi ebelemek’’, hayatımızın gideceği yönü kendimizin belirlemesine
yardımcı olacaktır.

Sürüngen beyin sisteminde varoluşu devam ettirmek esas iken,
duygusal tarafta duygu merkezlerinden gelen tepkileri oluşturur. Görsel
taraf tamamen bir çocuğun merakı ile yapılan bir yolculuğu temsil ederken, yaşantımızın
son bulacağı noktaya kadar ki, resmimizi kendimizin çizmesine izin vermektedir. 
Hayatlarımıza bakarsak, bir çoğumuz günlerimizi benzer
döngüler içinde yaşıyoruz.
  • Kahvaltı ve işe gitmeden önce son hazırlıklar
  • Çocukların servise bindirilmesi, işe gidiş
  • İş yerinde geçen zaman
  • Eve varış, akşam yemeği
  • Televizyon, 

Burada iş yerinde geçen zamana bakıldığında günün uzunca bir
süresi gereksiz maillerle ilgilenme (egolarla savaş), anlamsız ve sonuçsuz toplantılara
katılmak, kurum içi dedikodularla ortamın temiz kalan son havasını kirletmek ve
kalan zamanda da gerçekten yapılması gereken işleri yapmak (projeler,
yaratıcılık gerektiren konular, … vs. ).
Yukarıdaki anlatılan duruma baktığımızda, aslında zamanımızın
%90’ını beynimizin sürüngen ve duygusal taraflarına bırakıyoruz. Onlar da, bizi
ego savaşlarının arasında bir o yana bir bu yana savurarak ya korkutuyor ya
endişelendiriyor ya da geçici bir tatmin kazandırarak egoyu bir seviye daha
güçlendiriyor sonunda daha büyük endişeler olsa bile.
Mucize mi arıyorsunuz? O zaman şunları denemeye ne dersiniz?

  • Haftada 1 kitap bitirmek, ayda 4, yılda 48 kitap bitirmek
    demektir. Yani yaratıcılığınız üzeri 48 sayısı kadar zihninizi çalıştırmanız …
  • Doğaya sık sık çıkıp doğayı izleyin. Kuş, karınca, balık gibi
    hayvanların çizdiği örüntüleri izleyin. 
  • Zihninizin var olan, belki farkında
    olmadığınız belki de farkında olup henüz nasıl kullanacağınızı bilmediğiniz
    sanatsal tarafınızı harekete geçirmek için, sanatsal faaliyetlerde bulunun.
    Sanat galerilerini gezin, bir enstrüman çalmayı öğrenmeye niyetlenin.
  • Birisine yardım edin, teşekkür edin,
Sonra izleyin, daha önce farkına varmadığınız nelerin farkına
varacaksınız.

Bunların hiç birisini yapacak zamanınız yoksa hayatınıza
tekrar göz atmaya değmez mi sizce? Bir şeyleri yanlış yapıyor olabilir misiniz?
En azından bugün monotonluğu kırarak eve farklı bir
güzergahtan gidin ve hayatın sizin için sunduğu mucizeleri kabule geçin. Bunun
için gözlerinizi dört açmayı unutmayın.
Son olarak, hayatınızda bu yazıyı okuduktan sonra bir mucize
gerçekleşse idi, bu mucize ne olurdu ve önce sizde sonra da çevrenizde nelerin
değişmesine yol açardı?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk

An’ın içindeki yaşam…

Eğer
yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde
yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu
anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt
almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey
taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak
ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına
varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…
Ölüyorum…
Arjantin-1985
Jorge Luis Borges – Anlar
 (*)
Arjantinli öykü yazarı Jorge Luis Borges, yukarıdaki dizeleri ölümü adım adım ensesinde
hissetmeye başladığında kaleme almıştır. Hayatını nasıl
yaşadığını tanımlayan yazar, bu mısralarının içine bir daha bu dünyaya tekrar
gelme şansına sahip olsaydı, neleri yaşamak istediğini de ilmik ilmik işlemiş…

Can alıcı noktayı, sözü gevelemeden, tüm açıklığıyla ifade etmiş.
 “Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın”


Yaşamlarımız (ya da başkalarının bizlere direttiği yaşamlar) kimi zaman
bizim özümüzün beklentisinden o kadar farklıdır ki, bu da bizi o anın
farkındalığından uzaklaştırır. Bir ömrü ya geçmişi düşünüp yapamadıklarımıza üzülerek  ya da gelecekte yapamayacaklarımızı hayal edip kaygılı olarak yaşarız. Sonuç olarak bugünü yaşamamış yani anı ıskalamışızdır.
Ne zaman ki olumlu ya da olumsuz bir sarsıcı olayla karşılaşırsak (doğum/vefat, evlenme/boşanma, mezun olma/sınıfta kalma, iş bulma/işten atılma, …vs.)
, işte o zaman anı tam anlamı ile doyasıya yaşarız.  Zira o zaman ya kelebeklerin uçuştuğu bir
bahar günü neşesini zihnimizin derinliklerinde yaşıyoruzdur ya da yağmur,
fırtına ve şimşeklerin çaktığı bir sonbahar akşamı hüznü bedenimize tüm acı ve ıstırabını
hissettiriyordur. Ben bu tür zamanları aslında dengelenme ya da dengeyi bulma
diye adlandırıyorum. Her insan doğduğunda dengede doğmuş olsa bile, bu denge zaman
içerisindeki yaşananlarla bozulur.
Olumlu bir örnek vermek gerekirse, bakın çevrenizde bulunan çocuklara,
onlar için “o an” vardır. O anın neşesi, o anın hüznü, o anın şımarıklığı. Onlar
o anı doyasıya yaşarlar ki, dünyaları o an yapmak istedikleri olur, gözleri
başka bir şey görmez. Çok derin düşünmenize gerek yok, alışveriş merkezlerini inleten
çocuğunuzu, yeğeninizi ya da arkadaşlarınızın çocuklarınızı düşünün 
Olumsuz bir örneği de kanser hastasında görebilirsiniz. Şayet kötümser
bir hasta ise ya da çevresindeki kötümser insanların yarattığı bir çemberde
hastalıkla baş ediyorsa, o an vücudunun her noktasında hastalığı ve hastalığın
kendisinde oluşturduğu tahribatı hissedecektir.
Oysaki anı yaşamamak, yaşanmamış bir ömür demektir. Uyku haricinde bir gün
on sekiz saat ise (altı saatini uyku ile geçirdiğinizi varsayıyorum), on
sekiz saatin sadece iki saatini “an”da geçiriyorsanız ömrümüzün dokuzda birini
yaşamış sayılırsınız. Yani doksan yaşına kadar yaşayacak biri, sadece on yılını
dolu dolu geçirmiştir. Neden on yerine yirmi ya da otuz yılı dolu dolu
yaşamıyorsunuz. Beyninize tırnaklarını geçiren zihninizin artık farkına varın.
Farkına varın ki ömrünüze ömür katın. Unutmayın; “Dikkatinizi hayatınızda neye
yönlendirirseniz o şey büyür ve gelişir. Dikkatinizi neden uzaklaştırmak
isterseniz, o şey solar, çözülür ve yok olur (Deepak Chopra)”. Dikkatinizi
özgürce anın üzerine bırakın, bırakın ki, bozulan dengenizi
tekrar yerine getirsin. Ara ara durun nefes alıp verişinizi gözlemleyin, bir çiçeği
koklayın, bir hayvana sevgi ile yaklaşın. Şefkatinizi ve sevginizi hiçbir şeyden
ya da hiç kimseden esirgemeyin; öncelikle ve hatta özellikle  kendinizden.
Siz de seksen beşinize geldiğinizde benzer duyguları yaşamamak için, bugünden
itibaren neyi farklı olarak yapmayı düşünüyorsunuz? Bugün bu değişimi kendinizde başlatabilmek için atacağınız ilk adım ne olur?
Son olarak da yazarın şu satırlarının da altını çizmeli bence:
Gerçek sorunlarım olurdu
hayali olanların yerine….
Ne kadar uzun yaşayacağınız kendi aklınızca belirlenir. Bu demektir ki,
eğer ölürsen, sorumlusu yalnızca sensin! (Tanrılar Okulu – Stefano d’Anna)
Kemal Başaranoğlu
(*) Bu şiire liseden
bir arkadaşım, Barış Coşkun’un internet sitesinde denk geldim. Aşağıda hem
internet adresini hem de kendi kelimeleri ile şiir ile ilgili görüşlerini
paylaşıyorum.
Herkese Merhaba,
Bugün sizlere Arjantinin ünlü öykü,
deneme yazarı ve şairlerinden Jorge Luis Borges’in Anlar şiirini paylaşmak
istiyorum. İlk bakışta yaşam dediğimiz şey bizlere bir süreç, görev yada
mecburiyet gibi gözükebilir fakat yaşamın sadece ve sadece kendimizi fark edebildiğimiz,
anlamlandırabildiğimiz, soluduğumuz havayı tüm hücrelerimize kadar hissettiğimiz
anlar içinde var olduğunu unutmamamız gerekir. Anlar yaşamın akciğerleridir.
Yaşamı sedyeden kaldırıp ayaklandırabilmek için gerekli olan tek şey
anı yaşarken o ana değer katabilmek ve onu hissedebilmektir..