Kendi Değerinizi Altı Adımda Yeniden Belirlemek…

Aslında bugün yaptığınız bazı davranışlardan ve bu
davranışların sonucunda elde ettiğiniz yaşama şeklinden, hayatınızda ilk defa
kenarına yüzünüzü çarptığınız masa sorumlu! Ne kadar da çok canınız yanmıştı
değil mi? Hatta alnınızın ortasında kocaman bir morluk oluşmuştu. Belki de
yüzünüzdeki o kan damlası ile o gün ilk kez karşılaşmıştınız.
Şimdi nereden çıktı bu masa diyeceksiniz. Şöyle bir
geçmişinize dönmeye ne dersiniz. Hatırlar mısınız, bir gün evde fark etmediniz
ve kazara bir masanın kenarına çarptınız. Sizinki masa değil de sehpa mıydı? Ya
da bir dolap? Yoksa kendi evinizde değil de, teyzenizin evinde mi çarpmıştınız?
Sonrasında ne oldu, onu da hatırlıyor musunuz? Anne ya da babanız size ne kadar
sakar olduğunuzu daha dikkatli olmanız gerektiğini mi söyledi? Hiç sanmıyorum.
Zira hepimiz bir şekilde korunduk, tıpkı bugün bizim de çocuklarımızı
koruduğumuz gibi
. Yani ne oldu? Suçlu bulundu! Masa, sehpa, dolap veya
çarptığımız her neyse…
Bundan sonra olaylar şuna benzer şekilde gerçekleşti.
Öncelikle ilk hareket olarak en yakın büyüğünüz tarafından kucaklandınız. Her
zaman arkanızda birilerinin olduğunu fark ettiniz,
en ufak bir çarpmada bile.
Halbuki onlar görmeden belki de kaçıncı defa masaya çarpıyordunuz da kimse fark
etmemişti ve sizin de sesiniz çıkmamıştı. Daha sonra da suçlu bir güzel
azarlandı, hatta dövüldü, hem de defalarca önce büyükleriniz tarafından sonra
da acılarınızı dindirsin diye sizin tarafınızdan. Siz istemeseniz bile onlar
sizin elinizi tutarak o masaya vurdu. O gün hayatınızın en önemli iki şeyini
öğrendiniz. Birincisi kendi başınıza bir şeylerle baş etmeye gerek yok, zira
arkanızda olacak mutlaka birileri var. İkincisi ise suçlu siz değilsiniz! Siz
dikkat etmeseniz suçlu olsanız bile sorumluluk sizde değil, cansız da olsa
canlı da olsa “onlarda”.
Ailenizde, iş yerinizde, sosyal ortamlarda, …vb. Bu
tarife uygun insanlarla karşılaşıyor musunuz? Yoksa çok daha uzağa gitmesek mi,
şöyle bir aynaya bakmak ister misiniz?

Bunca yıldır öğrendiğiniz ve uygulaya uygulaya zihinde
otoban haline getirdiğiniz bu zihinsel davranış modelini nasıl terk
edebilirsiniz?
  • SEÇİM:
    Yaptığınız şey bir seçimden ibarettir. Suçlamayı bırakın ve kendinize dönüp
    bakın. “Acaba ben neyi farklı yapsaydım sonuç benim için daha değerli olurdu?”
    diye düşünmeye başlayın.
  • NİYET: Bunu
    yapabilmeniz için öncelikle niyetiniz bütünün hayrına olmak üzere harekete
    geçmek olmalıdır.
  • İNANÇ:
    Yılların otobanından ayrılıp yeni bir yol, hatta tali yola geçmek sağlam bir
    inanç ister. Bu inancın sizin için neden önemli olduğunu bulursanız, tali
    yolunuzu oluşturmakla kalmayacak ayrıca bu yeni yolu hızlıca otobana da
    çevirebileceksiniz.
  • VİZYON: Bu
    inancın ötesinde aslında yaşamınızın sorumluluğunu alma gibi derin bir vizyonun
    farkına varmak bir diğer aşamanız.
  • Eylem Adımları: Yaptığınız seçim ile ilgili planlar yaparak harekete geçmek
    seçilmelidir.
  • Kararlılık: Bugüne
    kadar hiç bilmediğiniz bir yol olduğu için, daha önce hiç karşılaşmadığınız
    şeylerle de karşılaşabilirsiniz. Karşınıza ne çıkarsa çıksın kararlılıkla
    yolunuza devam edin. Elde edeceğiniz sonucun değeri sizi yolda tutacak
    motivasyonununuz olsun.

Bu altı adımı hayatınıza kattığınızda, hayatınızda ne tür
değişimlerin olabileceğini hayal edebiliyor musunuz?
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu

Düğümün Farkına Varmak? İnançlar: 1

Ne
kadar çok değişiklik oluyor etrafımızda farkında mısınız? Yeni bir ilişki, yeni
bir dili öğrenme, yeni arkadaşlıklar, yeni bir iş, yeni sosyal çevre, yeni
ilişkiler, yenilerin arayışı, … vb. gibi. Diğer bir ifade ile yaptıklarımız, belki de
yapamadıklarımız. O kadar çok cümle sayılabilir ki bizim zihinlerimizde yer
eden;
–       Elimizde imkanlar olmadığı için yeterince iyi
okullarda okuyamadık
–       İçinde olduğum sosyal çevrenin kısıtlığı ve niteliği
nedeni ile bu durumdayım
–     Bu işi yıllardır yapıyorum ve kurumumu tanıyorum. Bu
nedenle ben başka bir iş düşünemiyorum
–       Yeni bir kariyer için her şeye sıfırdan başlamak ve
çok çalışmak gerekir
–       İlişkimiz yürümüyor, çünkü ortama uygun davranışlar
sergilemiyor.
–       …
Yukarıdaki
cümleler, belli bir yerde ve belli bir zaman dilimindeki davranışları ifade
etmektedir. Ve genellikle bu davranışların üzerinden yine çözüm üretmeye
çalışırız.
Bir
zamanlar Anthony Robbins’in bir kitabında okumuştum. Baba alkolik ve uyuşturucu
bağımlısıydı. Çok yakın aralıklarla doğan iki oğlu vardı. Çocuklardan biri
uyuşturucu bataklığı, gangsterlik ve hapishaneleri yaşarken, diğeri ailesi ile
mutlu bir yönetici olarak hayatını devam ettiriyordu. Bu noktada iki çocuğa da
sorulur: “Hayatın neden böyle?”. Cevap birebir aynıdır: “Böyle bir baba ile
büyürken daha başka nasıl olmasını beklersiniz ki?”
Çevre ve davranış düzleminde aynı
koşullarda iki insandan iki farklı hayat…
Sizce bu farkın arkasındaki o sır nedir? Bu sırra erişmiş olmak
hayatınızda hangi alanlarda sizlere sıçrama yaşatır?
Einstein’ın
bir sözünü başucu cümleniz yapmanızı öneririm: “Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde
kalarak çözemezsiniz”.
Yani problemlere problemin içinde gezinerek cevap
aramak size sonuç getirmeyeceği gibi; varsayalım elde ettiniz, bu elde
ettiğinizin kalitesi ve etkinliği tartışma götürecektir.
Bir
yönetici yaptığım koçluk görüşmesinde sürekli sorunlarla uğraştığını ve bunun
onun üzerinde olumsuz ve yıkıcı etkisi olduğunu ifade etti. Pozitif koçluğun
önemini bilerek, sorunun yerine ne ile uğraşırsa kendini daha rahat
hissedeceğini sorduğumda, cevabı “Düğüm Çözmek” oldu. Düğüm çözmek
dediği anda fizyolojik ve psikolojik olarak algısı değişti, gülümsedi ve konusuna
hakim olmaya ve onu yönetmeye başladı. Bu sayede artık çözülmesi için düğümün
sadece çekilmesi kaldı.
Aslında
bir düğümü çözmek için yapılması gereken ilk şey düğümü çekiştirmekten ziyade
düğüme tepeden bakıp bir strateji geliştirmektir. İnsanlar genelde bir şeyleri
yapmanın zorluğundan bahseder ve açıklamaları genellikle, “..ama”lar veya “..evet ama
çok zor..”
lar ile devam eder. Yukarıdaki gibi, aynı zaman diliminde, aynı
koşullarda yaşayan ve aynı babanın iki çocuğu nasıl oldu da birbirinden çok
farklı hayat sürmeyi başardı? Üstelik aynı cevapları vererek!
Etrafınızda
ciddi travmalar yaşayan, ailesini kaybeden, intihardan dönen (ya da
kurtarılan), büyük şirketler yöneten ama bir anda her şeyi kenara bırakıp
Mandıra Filozof’unu yaşayan insanlar var mı? Yoksa bile bu şekilde kişilerin
varlıklarını ve başardıklarını sosyal medya, gazete, dergi,..vs üzerinden
görmüyor musunuz? Alkolik babanın oğulları ile bu durumdaki kişilerin ortak
noktası nedir sizce?
Bir
binayı ayakta tutan şey nedir dersem kolonlardır dersiniz herhalde. Gözlerinizi
kapatın. Bir bina düşünün kolonları olmayan. Bu binanın ayakta durması sizce ne
kadar mümkün olabilir ki? İskambil kağıtlarının üst üste konulması ile yapılan
şekillerin en ufak bir hamlede yıkılması gibi şayet kolonlar sağlam değilse, o
bina da yıkılacaktır. Ya bu bina sizseniz ? Sizi bu bina gibi dimdik tutacak
inançlarınız ve değerleriniz yoksa sizin kaderinizde alkolik babanın alkolik
oğlu gibi olmaya götürebilecektir. Değerler ve inançlarınız aslında yaşama
verdiğiniz anlamlılığı oluşturur. Arkasında bir anlamlılık yakalandığında, işte
o zaman sizi, alkolik babanın mutlu evliliği olan, iyi kariyerli çocuğu haline
getirir. Ya da hayatında bir travma yaşasa bile hayata daha farklı bir şekilde
bağlanıp, büyük toplumsal olayların ve oluşumların içinde yer alabilirsiniz.
Bugün
kendinize baktığınızda farkına vardığınız en temel inançlarınız nelerdir? Bu
inançlarınızdan hangileri sizleri olumlu olarak desteklemektedir? Hangileri
kösteklemektedir. Bir liste yapmanızı ve olumlu olanları koyu bir siyah veya
mavi renkle yazmanızı öneririm. Olumsuz yani size hayatınızda kısıt
yaratanları, kırmızı bir kalem ile yazıp onların da üzerine büyük bir çarpı
atmanızı öneririm.
Diğer
taraftan sizleri ayakta tutan değerlerinizin de bir listesini mutlaka yapın!
Bu
inançların nasıl oluştuğu ve inançların olumlularını sarımsaklayıp da mı
saklamalı? diğerlerini nasıl çöpe atmalı?”, “değerleri tanımak ne işinize
yarayacak?” gibi soruların cevabı bir sonraki güncelerde…
Güzel
bir hafta geçirmeniz dileğimle.
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç

Hayat bir okuldur. Öğrenmeye hazırlanın! “Farkındalık ve Değişimden Hayallerden Gerçeklere”

Çevrenizde
olup bitene siz karar veremeseniz bile
kendi
tepkilerinizi belirleyebilirsiniz.
Tepkileriniz
yaşamınızın düşüne,
kişisel
düşünüze yol gösterecektir.
Don
Miguel Ruiz
Size hayatınızı nasıl yönetiyorsunuz
dersem, bana ne söylersiniz? Kendi düşüncelerinizi mi, yoksa etrafınızda
bulunan kişilerin düşüncelerini mi? Peki bu düşüncelerin arkasında daha derinde
nelerin hayatımızı yönettiğini biliyor musunuz?

İnançlarımız
ve Değerlerimiz!
Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde
inanç şu şekilde tanımlanmaktadır: ‘inanılan şey, görüş ve öğreti’. Özüne
indiğinizde inançlarımız genelde gerekçe ifade eden cümlelerdir ve olumlu
inançlar olduğu gibi olumsuz inançlarda vardır. Bir koçluk alanımın inancını
hiç unutmuyorum. Bana demişti ki; ‘Şayet
anne ve babamın rızası olmayan bir şey gerçekleştirirsem (konusu yurt dışında
okumak idi), işlerim yolunda gitmez
’. Bu inanca baktığımızda aslında
kısmen olumlu görünse bile (anne-baba rızası olan her şeyde iyi sonuç alacağına
inanç), inancın bütünü onu kısıtladığı için olumsuz bir inançtı.
Gelmiş geçmiş bunca yıllık öğrenilmişliklere bakınca biz bu inançlarımız ile nasıl hayatımızı kısıtlamadan
daha özgür ve değerli tutup, yaşam amacımızı gerçekleştirebiliriz? Değerlerimize tutunarak. 
Hayatta
her şey, sizin onlara verdiğiniz değerdedir.
Değerin
tanımını ise TDK şöyle ifade etmektedir: Bir şeyin
önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet’
. Ben
ise değeri kısaca, yaptığımız
davranışların arkasındaki derin anlam
olarak adlandırıyorum. Ve hayatımızın
pusulasının bu değerlerden oluşturduğunu biliyorum. Genelde tek kelime, soyut
ve olumlu olan değerlerimize iyice sarılmak gerekir. Öyle ki bunlar sizinle andadır; inançlar gibi geçmiş ya da geleceğinizde değil.
Kendi değer ve inançlarınızı
tanıdıktan sonra motivasyonunuzun şifrelerini de öğrenerek hayatınızda fark yaratabilirsiniz.
Bunun için yapmanız gereken tek şey içinize dönmeyi başarmak! (*)
Kemal Başaranoğlu
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com
Hayat bir okuldur. Öğrenmeye
hazırlanın adlı Koçluk bakış açısından öğrenme ve içselleştirmelerin 3. Aşaması olan “Farkındalık
ve Değişimden Hayallerden Gerçeklere”
adlı
çalışmamın sonuncusu bu akşam (25 Nisan Pazartesi), 19:00’da Bursa Nilüfer
Dernekler Yerleşkesi’nde.

Kaç tane Küçük Prens kaldı şu yetişkin dünyada…

Hayatın içinde kendinize ait bir şeyler görmek
istiyorsanız, öykü okumanızı tavsiye ederim. Üniversite yıllarında orijinal dilinden
okuduğum ve birçoğunuzun bildiği “Küçük Prens” adlı kitabı seneler sonra
kitapçılarda ön sıralarda görünce dayanamadım ve Türkçe versiyonu satın aldım.
Kitabı yaklaşık 1-2 saatte okudum.  Daha
sonra kitabı elimden bırakıp, bir fincan bitki çayım ile beraber balkona doğru
ilerledim ve kitap üzerine biraz düşünmeye başladım.
İnsan doğasında ulaşmak istediği son nokta hep
mutluluktur. Bazen bu mutluluk erişilen bir huzur, elde edilen bir tatmin,
sevmek ya da sevilmek duygusu arkasında gizlenmiştir. Doğumun ilk günlerinde
sahip olduğumuz tüm bu değerler aslında ilerleyen günler ile beraber
unutulmaya, kaybedilmeye başlanıyor. Belki de hayal gücümüzü günden
güne tüketiyoruz, bir kum saatinin akışı gibi…
Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prensi de aslında
bir hayal ile başlıyor; küçük bir çocuğun hayali ve bu hayalini resmetmesi. Acı
olan şudur ki, küçük bir çocuk ile yetişkin arasında uçurum, bir anda devreye
giriyor ve çocuğun yaratıcı dünyası ile oluşturduğu basit bir resim, algı boyutları
tamamen yönlendirilmiş (körelmiş) yetişkinler tarafından farklı yorumlanıp,
basite indirgeniyor. Bunu açıklamaya çalışmak yine çocuğa düşüyor ve “Büyüklere
her şeyi açıklamak gerekir zaten”
diyerek çizdiği resmi anlatmaya
başlıyor. Sonuç olarak, hayatın ve yetişkinliğin gerçekliği işin içine giriyor
ve çocuğa hayatta daha önemli konuların olduğu (coğrafya, tarih, aritmetik,
..vs) öğretilip, yönlendiriliyor. Hoş geldin yaratılıcılığı sindirilmiş bir
birey (sınavlara hazırlandığınız dönemleri hatırlayın anlayacaksınız).
Öncelikle kendinize sonra da çevrenize söyle bir
baktığınızda, çocukluk ve gençlik dönemlerinizde ne tür yetenekleriniz vardı
ve neler hayal ederdiniz? Bunların hangilerini bugüne kadar taşıyabildiniz?
Hangilerini kaybettiniz? Şayet tüm bu yeteneklerinizi kullanmanız ve
geliştirmeniz için sizlere fırsat verilmiş olsa idi, bugün mevcut durumunuza
göre nerede olurdunuz? Bugün kaldığınız yerden tekrar başlamak için neye
ihtiyaç duyuyorsunuz? Çok mu geç? Neye göre çok geç? Bunları hiç düşündünüz mü?
Kitabın ilerleyen bölümlerine, pilot olan bizim küçük
çocuğumuz Küçük Prensle karşılaşıyor. Küçük prens aslında kendisi gibi küçük
bir gezegenden geliyor. Elindeki mal varlığı; iki sönmüş volkan, bir çiçek. Küçük prens yaptığı yolculuklarda birçok farklı insan profili ile
karşılaşıyor ve bunları pilot olan çocuğumuz ile paylaşıyor: krallar, kendini
beğenmişler, ayyaşlar, iş adamları, görev adamları, …vs.
Kitabı okuduğunuzda birçok can alıcı olumlu ya da
olumsuz bildik değerle karşılaşabilirsiniz: Hayat amacı (küçük prensin
volkanlarını temizlemesi ve çiçeğine bakması), sevgi ve bağlanma (tilki ile
ilişkisi), kendini beğenmişlik ve aşk (çiçeği ile ilişkisi),  sahip olma (iş adamı karşılaşması), sorumluluk
duygusu (fenerci), hükmetme (kral karşılaşması), … vs.

Siz kendi değerlerinizin farkında mısınız? Bu değerlerin sizlerin hayatında
yeri ve önemi ne kadar büyük? Sonuçta varsayalım ki, hayatınızın sonuna
geldiniz tüm bu değerlerinizi hayatınızın sonuna kadar taşıdınız. Tüm bunları
ömrünüz boyunca taşıyabilmiş olmanız öldüğünüzde arkanızdan nasıl anılmanızı
sağlayacaktır?
Bu yazıyı uzatmak istersem, kitaptan birçok konu bulabilirim. Zira kitap, içinde bir çok can alıcı mesajı barındırmaktır.
Ama en iyisi siz kendiniz bu  kitabı
okuyun (ya da tekrar okuyun). Kim bilir belki de kendi mesajlarınızı çıkarmak
sizin hayatınızın fotoğrafına o güne kadar hiç görmediğiniz farklı renkleri katacaktır. Kitap içinde paylaşmak istediğim
bir yer var:
“ Tam o sırada, gök gürültüsü gibi gürleyerek geçen
ışıl ışıl bir ekspres, makasçı kulübesini sarstı.
“Pek telaşlılar,” dedi Küçük Prens. “Neyin
peşindeler?”
“O trenin makinisti bile bilmez bunu,” dedi makasçı.
Işıl ışıl ikinci bir ekspres bu kez ters yöne doğru
geçti gürleyerek.
“Hemencecik dönüyorlar mı?” diye sordu Küçük Prens.
“Bunlar o gidenler değil,” dedi makasçı. “Karşıdan
gelen tren bu.”
“Kimse olduğu yerden memnun değil mi, yani?”
“Kimse bulunduğu yerden memnun olmaz ki,” dedi
makasçı.
O sırada ışıl ışıl gelen üçüncü bir ekspres sarstı
ortalığı.
“İlk trendeki yolcuların mı peşindeler?” diye sordu
Küçük Prens.
“Hiçbir şeyin peşinde değiller,” dedi makasçı. “Ya
uyuyorlar ya da esniyorlardır şimdi. Yalnızca çocuklar burunlarını cama
yapıştırmış dışarı bakıyorlardır.”
“Yalnızca çocuklar ne aradıklarını biliyorlar” dedi
Küçük Prens. “Bezden bir bebekle saatler geçirebilirler, her şeyleri o bebektir
sanki; biri onu ellerinden almaya kalkarsa da hemen ağlayıverirler…”
“Onların yerinde olmak vardı ..” dedi makasçı.
İçinizdeki çocuğa sevgiyle yaklaşıp onu uyandırmaya
ve neyin peşinde olduğunuzu bulmaya ne dersiniz?
Kemal Basaranoglu

(*) Bir süredir güncelerime devam edemiyorum, zira iş
dışı zamanımın büyük çoğunluğunu yazdığım ilk kitabımın yayınlanma süreci
oluşturmaktadır. Eylül – Ekim aylarına doğru kitapçılarda görüşmek üzere…

Hiç işe kendinizden başlamayı düşündünüz mü ?

…………………..
Bölüm
tercihi konusunda kararsızlık yaşayan bir lise öğrencisine verilen yanıtla
hayatıma giren koçluğu; şu anda bana beni öğretme sanatı olarak
tanımlayabilirim.
Ben kimim, değerlerim neler, beni ne mutlu eder, bu
hayattan beklentim ne, aslında istediğim şey ne? Tüm bu soruları kendime
sormamı sağlayan, en önemlisi de tüm yanıtların bende olduğunu fark ettiren bir
çalışma koçluk.
Üniversite
hayatımın sonuna doğru bende oluşan telaş, kararsızlık, korku yüzünden bir
arayışa girdim. Önemli olan noktayı sürekli kaçırdığımı düşünüyor, ne yapmak
istediğime, ne yapabileceğime bir türlü karar verip odaklanamıyordum. Bu
süreçte büyük bir boşluktaydım. Sonra koçlukla tanıştım ve benim sorunlarıma
çözüm sağlar mı diye araştırdım. Öncesinde
koçumla bir koçluk nedir görüşmesi yaptım ve karar verdim.
Aslında
karar vermekten öte kendim için çok büyük ve önemli olan adımı attım. İşe önce kendimden başladım.
Çalışmalarımız
boyunca hayatta zorlandığım alanları ele aldık. Aslında çözümünü bildiğim
sorunlarla boğuştuğumu fark ettim. Ama çözümü tek başıma bulamadım çünkü
kendime doğru soruları soramadım ve odak noktamı bir türlü belirleyemedim. İşte
bu noktada koçluk bana doğru soruları
sorarak amacıma ulaşmayı sağladı. Güçlü yanlarımı kullanmayı, benim herkesten
farklı özel bir yanımın olduğunu (herkes gibi), bunlar üzerine giderek
arzuladığım hayatı nasıl elde edebileceğimin yollarını somut bir şekilde
çizmemi sağladı.
Zamanla
korkularımı ve beynimdeki o kendi kendime oluşturduğum sınırları yıkmaya
başladım. En önemlisi ilk çalışmamızdan itibaren harekete geçtim. Hep
istediğim, hep yapmam gerektiğini bildiğim şeyleri neden yapmadığımı gördüm ve
artık adım atmaktan çekinmedim. Aksine her seans sonunda çözüm için aşırı istekli
ve kararlıydım. Neden daha önce de istediğim halde yapamadığımı hala
bilmiyorum. Sanırım bu da koçluk çalışmalarının bir sırrı olsa gerek.
Şimdi bu çalışmalardan kazandıklarımla hayatıma yön
veriyorum, kararlar alıp onları uyguluyorum. İlk adım o yoldaki tüm adımlardan
daha değerli. Bunu biliyorum, çünkü o ilk adım olmazsa aslında bir yol bile olmaz.
Kendimi, doğrularımı, önceliklerimi görerek kendi yolumu çizmeye başladım.
……………………..
Bir
üniversite öğrencisinin sekiz saat – iki buçuk aya yayılmış bir koçluk çalışması
içindeki geri bildirimini bu hafta sizlerle paylaştım.
Sevgi ve saygı ile…
Kemal
BASARANOGLU
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com

Motivasyon Sağlamanın En Kolay Yolu

Bu haftaki yazımı değerler
üzerine ayırmak istedim. Zira yaklaşık 1 aydır, özel sebeplerden ötürü günce
yazmaya ara vermiştim. Şu sıra tekrar başlamanın tam vakti olduğu düşündüm. Bu
haftaki konuyu düşünürken, “neden kaldığım yerden başlamak istediğimi, bu
konuda beni neyin motive ettiğini”
sorgulamak istedim. Aşağıda az sonra okuyacağınız, kendimle yapacağım
konuşmaya hoş geldiniz.

Günümüzde bir takım
inançları ya kendimize yakıştırarak ya da dışarıdan satın alarak yaşıyoruz. Oysa,
inançlar yerine değerlerimize bağlı olarak yaşarsak, hayatı kendimiz için cennete çevirebiliriz
Değer nedir?
1.    Bizlerin
tek kelime ile ifade ettiği, o andaki duygularımızdır.
Ör: mutluluk, huzur, eğlence, sağlık, sevgi, sanat, …vb gibi.
2.    Bu nedenle zamandan zamana, kişiden kişiye,
toplumdan topluma değişir. Düşünün bir kere, onlu yaşlardaki sevgiyi tanımlamanız ile yirmili yaşlardaki
tanımlamanızı. Ya da otuz-kırklı yaşlarda sevgiye nasıl anlam
yüklediğinizi. Ya da içinde yaşadığınız toplum için sanat nedir? Bir Avrupalı ve bir
Ortadoğulu için sanat nedir? Aradaki farklara dikkat edin. 
3.    Önemlidir ve bir anlamı ifade eder. Sağlık; anlamı
istediğin gibi hareket edebilme, istediğin gibi yiyebilme, … vb gibi.
4.    Değerler pozitiftir ve bu nedenle kişileri motive
eder. Spor yapmak önemlidir. Zira spor yaparak sağlığımı korurum
İnanç nedir?
1.   
Geçmiş veya da
gelecek ile ilgili olup, deneyim ve neden-sonuç ilişkisi içindedir. Dün çok
çalıştığım için başarmıştım, eğer yarın başarmak istiyorsam, yine çok
çalışmalıyım. Bu inancı ya siz oluşturdunuz ya da atalarınızdan size miras
kaldı. Bir kere bunun gerçekleştiğini gördüyseniz, zaten bunu tüm benliğiniz
ile hissediyorsunuzdur. Şu soruyu kendinize sorabilir misiniz? ”Etrafınızda hem
okul yıllarında hem de iş hayatında çok çalışmadan da başarılı olanlar var mı?
Onların farkı nedir?”
2.   
İnançların hepsi
değerler gibi motive etmez. Yıkıcı veya demotive inançlar da (gerekçeler)
vardır. Yeni sorumluluğunu yerine getirmesi için mutlaka çok iyi derecede
yabancı dil bilmesi gerekir. Bu inancı satın alan kişinin öz güveni yetersiz
ise, başarsızlık kaçınılmadır.
 
Bugün, bu yazıyı yazmadan
önce kendimle aşağıdaki diyalogu yaşadım. Not tuttuğum kâğıttan buraya aktarıyorum.
–      
Bu günceleri oluşturmanın benim için değeri
nedir?
o  
Çok önemli
–      
Çok önemli ile ne anlatmak istiyorum?
o  
Paylaşım değerlidir: Paylaşım
–      
Paylaşım arkasında aslında ne var?
o  
Güç
–      
Gücün daha gerisindeki niyetim nedir?
o  
Daha fazla kişiye erişmek: Erişim
–      
Daha fazla kişi ne anlam ifade eder?
o  
Tanınmışlık
–      
Tanınırsan ne olur?
o  
Kişisel tatmine erişirim: Tatmin
–      
Kişisel tatminin daha derinlerinde ne
buluyorsun?
o  
Mutluluk
–      
Mutluluktan bir adım daha ileri gidersen,
orada seni ne bekler?
o  
Huzur
–      
Huzurun hemen arkasından ne gelir?
o  
BEN varım: Varlık
 
Çok basit bir çalışma ile
kendim için gerekli değerleri buldum (kırmızı ile yazılanlar). Bendeki yazma
motivasyonu 9 farklı değerimden kaynaklanmaktadır.
Güncelerimle ilgili
olarak pozitif geri dönüşler aldığım gibi, çok çok az negatif geri dönüşler de
aldım. Negatif geri dönüşlerin arkasında bir ihtiyaç olduğuna inandım. Bunları tespit edip, pozitife çevirmenin yollarını aradım. Aslında her türlü geri bildirimim, beni benden alıp daha ilerilere götüreceğine inandım.
Sizin için önem ifade eden
bir konuyu, benim yaptığım gibi irdeleyip, sizin motivasyon kaynaklarınızı
tespit etmeye ne dersiniz?
Bunun karşılığında size;
MOTİVASYON, İŞİ SAHİPLENME, ADANMIŞLIK, ODAKLANMA, İSTEKLİLİK. DEĞİŞİM vaad ediyorum.
Her türlü soru veya bilgi
edinmek için bana ulaşabilirsiniz.
Güzel bir hafta sonu
geçirmeniz dileğimle
Kemal Basaranoglu