Küçük Bir Farkındalıkla Büyük Taşları Oynatın

Aktif koçluk ve danışmanlık yapan, yöneticiler ve çalışanlarla çokça zaman geçiren biri olarak bugüne kadar “farkındalığım yok” diyen birini görmedim. Aksine her seferinde “benim farkındalığım diğerlerine göre çok yüksek” cümlesini defalarca işittim. Bu cümlelerin, içine girilen çalışmalarla beraber “farkındalığım yavaş yavaş artıyor” cümlesine dönüştüğüne de defalarca şahit oldum.

…….

80-20 oranından farkındalık yaşamak denildiğinde zihin perdenizde neler canlanıyor?

Bu, İtalyan ekonomist Pareto’nun bulduğu bir oran. Pareto, yaptığı çalışmalarda, İtalya’daki servetin yüzde 80’ine nüfusun yüzde 20’sinin sahip olduğunu görür. Daha sonra yaptığı birçok gözlem sonucunda, ‘bir çıktının yüzde 80’ini bir girdinin yüzde 20’si oluşturmaktadır’ ya da ‘sonuçların yüzde 80’i nedenlerin yüzde 20’sinden gelir’ fikrini ortaya koyar.  Bugün özellikle iş dünyası bunu aktif bir şekilde süreçlerinde kullanıyor. Bu 80-20 kimi zaman 90-10 ya da 70-30’da olabiliyor. Ama 50-50 değil.

…..

Bill Gates’in “Zor işleri hep tembel birine veririm. Çünkü o mutlaka o işi yapmanın kolay bir yolunu bulur” sözü En Az Çaba Kuralı’nın bir uygulaması olabilir mi?

……..

Farkındalık çok değerlidir. 2 Dakikalık keşfe çıkmak, farkındalığın en önemli tetikleyicisidir.

……

Devam HBR Blog’da..

Kemal Başaranoğlu, PCC

Hop Hop Değiş Tonton! İnançlar 2

Hayatın anlamı bizim sembollere
verdiğimiz anlamların arkasında şekillenmektedir.
Dünyayı algılamamız semboller
üzerinden olmaktadır. Örneğin şu an bu yazıyı okuyan siz de harflerin
oluşturduğu sembollerle benimle iletişime geçiyorsunuz. Ya da tam tersi bir
şekilde ben sizinle iletişime geçiyorum.
Her yazımı yazarken aklımdan şu
sözler geçer:
“Bugün acaba kimleri düşündürüp, hayatlarındaki
hassas bir noktaya temas edeceğim. Belki de kişinin hayatında önemli bir
farkındalık yaratacağım ve bu farkındalık da kelebek etkisi şeklinde hem
kişinin hayatını hem de toplumu dönüştürecek”.
Bir düşünsenize sizin hayatınızda
çok büyük öneme sahip olan okuduğunuz bir kitabı, izlediğiniz bir filmi ya da rol
model aldığınız bir kişiyi. Herkesin hayatında yok mudur böyle şeyler? İşte
benim de hayatımda önemi olan yazılar, kitaplar, filmler olduğu gibi, ben de
yazdıklarımla insanların hayatlarına dokunuyorum.  Kimi zaman geri dönüşler hemen olduğu gibi,
kimi zaman bir toplantıda “ben sizi uzun süredir takip ediyorum”, “geçen yıl
sonunda yazdığınız yazıyı ara ara okur, nerede olduğuma bakarım”, …vb. gibi de
olmaktadır.
Aslında yukarıya yazdıklarıma
bakarsanız, her yazıda içimden geçen cümle ile kendime güçlü bir inanç
oluşturmuş olduğumu fark edersiniz. Bu inancı birçok değerlerle destekliyorum: Üretkenlik, Paylaşım, Gelişim, Değişim ve
Dönüşüm.
Değerlerimle destekli inançlarım sayesinde de neredeyse her hafta
mutlaka bir konuyu kaleme alıyorum.
İnançlar gördüğünüz gibi kendi
kendimize oluşturabileceğimiz ve hatta güçlendirebileceğimiz şeyler.

Geçen haftaki yazı sonrasında inançlarınızı listelediniz mi? Bunlardan sizi
destekleyen yanınıza almanız gereken en önemli 3 inancınız hangisidir? Peki ya
sizi köstekleyen bir şekilde hayatı size zindan eden ve kurtulursanız hayatın
dizginlerini elinize alacağınızı düşündüğünüz 3 negatif inancınız nedir?
Listeyi yapmayanlar, hemen listesini oluşturabilir ve kaldıkları yerden yazıyı
okumaya devam edebilir.
Sizi rahatsız eden bir inancınız
mı var? O zaman inancı sorgulayın! Bir süre sonra bu inancın sallandığını
göreceksiniz. İnancı yıkmak mı? Daha fazla sorgulayın!
İnançları farklı boyutlarda
inceleyebiliriz. Kimi inançlar çok hafiftir. İskambil kağıtlarından oluşan kule
gibi. Bunlar genellikle o gün ihtiyacımız olduğu için birilerinden (aile içi,
kurum içi, sevdiğimiz bir dosttan, sosyal medya’dan, … vb. gibi) satın
almışızdır. Eminizdir ama geçici bir durumdur, çok sık kullanılmadığı gibi en
ufak bir sorgulama ile ortadan kalkabilir. Örneğin farklı birçok diyeti
deneyimlemiş kilo vermeye çalışan bir birey (farklı diyetleri deneyimleme
uzmanı), her yeni duyduğu diyeti denemek ister. O başlangıç motivasyonu ile ilk
etkisini de görür. Ta ki o ilk kaçamağı yapana kadar. Sonrasında ne olduğunu
herkes biliyor zaten. Bu kişilerden değilseniz bile çevrenize bakmanız yeterli…
İkinci seviye inançlar daha
güçlü, kendini sürekli olarak doğrulayan ve arkasında tekrarlayan ve aynı
sonucu taşıyan bir deneyimi de taşırlar. Öğrencilik yıllarında bazı arkadaşlarıma
hayrandım. Tüm yıl çalışmasalar bile son 1 hafta boyunca yaptıkları çalışma ile
okulu oldukça rahat bitirirlerdi. Bu kişiler belki benim kabul edemediğim ve
inanmadığım genel bir inancı kabul etmişlerdi: “Sınavlardan önce son bir hafta sınavlara çalışırsan rahat rahat okulu
bitirsin”
. Tabi ilk sınav sonuçları, ikinci sınav sonuçları ,.. derken
gerçekten de sınav önceleri hariç oldukça konforlu okul hayatları vardı.
Kurumsal iş ortamlarında en çok inanılan konulardan biri de ‘torpil algısı’.
Nasıl da kendini gerçekleştirir bir kehanettir bu inanç! Torpili olmayanlar bir
yere gelemez değil mi? Çevrenizdeki herkes torpilli değil mi?  Bir kişi dahi, işi hak ederek oraya gelmemiş
midir? İnançları yıkmak isterseniz, sorular sorup sorgulayın. Uzun uzun…
Üçüncü seviye inançlar daha katı,
kemikleşmiş (Anthony Robbins buna iman der), sağlam binanın sağlam sütunları
gibi olanlardır. Buna dini inançlar girdiği gibi kişinin (kendisi ile ilgili)
büyük resmi ile ilgili olanlar da girebilir. Bu inançların olumlu olanları
sizleri rahatlıkla ayakta tutarken, olumsuz olanları hayatınızı bir kapanın
içinde yaşamanıza neden olur. Benim bugüne kadar duyduğum en güzel ve olumlu
inanç, bir doktor arkadaşımın inancı olan:
“Ben Allah’ın sevgili kuluyum. Benim işlerim hep rast gider”
olandır. Tabi
duyduğum en kötü inanç cümlesi de “Değişim
çok zor”
dur. Zor olan değişim mi?
Yoksa değişimin düşüncesi mi?
Yüzme öğrenecek kişinin korkusu başına
gelecek tehlikeleri düşünmesindendir. Yoksa denize girdiğinde başına ne gelirse
gelsin, ona adapte olmaya, uyum sağlamaya ve yaşamını devam ettirmeye çalışır.
Yani değişerek adapte olur. 
Bu seviyede inançları sorgulama konusunda kişi
oldukça dirençlidir! Sorgulamak istemediği gibi sorgulatmak da istemez.
Hadi biraz sorgulayın
inançlarınızı bakın neler olacak?
Altın kural 1: Değiştirmek istediğiniz, size köstek olan bir
inancınızı ele alın.
Altın Kural 2: Bu inancı sorgulayın.
–      
En az 1, en çok 10 olmak üzere bu inanç ne kadar
doğru bir inançtır?
–      
Bu inanç sizce saçma bir inanç olabilir mi?
Neden?
–      
Bu inançla yaşamanın
o  
Fiziksel alanınıza (genel olarak yaptıklarınız,
ettikleriniz)
o  
Duygusal alanınıza ve ilişkilerinize,
o  
Kendinize (BEN’inize)
o  
Büyük resminize maliyeti nedir?
–      
Bu inançla artık yaşamazsanız ne olur?
İnancınız sarsılmaya başladı mı?
Altın Kural 3: Bu olumsuz inancın yerine olumu bir inanç
yerleştirin. Bu inancı daha da güçlü deneyimlemek ve güçlendirmek için neler
yapabilirsiniz?
Coğrafyamız içinde köstekleyecek
inançları barındırdığı gibi aynı zamanda başarılı olmuş birçok örneği de
barındırır. Bu noktada konusunda başarılı insanları gözlemleyin, tanışın,
modelleyin.
İnançlar, arkasında neden sonuç
ilişkisinin yanında, NLP (Neuro Linguistic Programming)’de anlatılan silme,
bozma ve genelleme modellerini de içermektedir. Bu konuları önümüzdeki
yazılarda paylaşmayı planlıyorum.
 Farkındalık yaratan koçluk çalışmaları ve NLP
ile birçok inanç değiştirilebilir.
Japonların kalitesi konusunda
şüpheniz yoktur değil mi? Biliyor musunuz 1950’lere kadar Japonların kalitesi
çok kötüydü. General Mac Arthur, Dr. W. Deming’i Japonya’ya gönderir. Zira
Japonlarla bir telefon görüşmesini dahi doğru düzgün yapamamaktadır. Dr. W. Deming,
Japonlara çok güçlü bir inanç aşılar: “Çalışmaların
kalitesini yükseltmek yolunda, her gün ve hiç bitmeyecek şekilde adanmanın
dünya pazarına 10-20 yıl içinde  hakim olmak
anlamına gelmektedir”
. Japonlar’ın sürekli iyileşme (Kaizen) felsefesinin
sırrı buradan gelmektedir.
Hayatınızda bir şeyi
gerçekleştirmek isterseniz, Alman düşünür Arthur Schopenhaeur’ın felsefesini
uygulayabilirsiniz.
–      
Önce alay edilme
–      
Sonra şiddetle karşı çıkılma
–      
Son olarak, zaten belli olan bir şey, denilme ve
kabul edilme.
Başınıza gelenler her neyse bu
şekilde olmuyor mu?
Hop hop değiş Tonton diyerek inançlarınız
değiştirmenin zamanı gelmedi mi?



Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
(*) 1980’lerde yayınlanan Tonton Ailesi. “Hop
hop değiş tonton” denilerek, farklı şekillere bürünen karakterler.

Düğümün Farkına Varmak? İnançlar: 1

Ne
kadar çok değişiklik oluyor etrafımızda farkında mısınız? Yeni bir ilişki, yeni
bir dili öğrenme, yeni arkadaşlıklar, yeni bir iş, yeni sosyal çevre, yeni
ilişkiler, yenilerin arayışı, … vb. gibi. Diğer bir ifade ile yaptıklarımız, belki de
yapamadıklarımız. O kadar çok cümle sayılabilir ki bizim zihinlerimizde yer
eden;
–       Elimizde imkanlar olmadığı için yeterince iyi
okullarda okuyamadık
–       İçinde olduğum sosyal çevrenin kısıtlığı ve niteliği
nedeni ile bu durumdayım
–     Bu işi yıllardır yapıyorum ve kurumumu tanıyorum. Bu
nedenle ben başka bir iş düşünemiyorum
–       Yeni bir kariyer için her şeye sıfırdan başlamak ve
çok çalışmak gerekir
–       İlişkimiz yürümüyor, çünkü ortama uygun davranışlar
sergilemiyor.
–       …
Yukarıdaki
cümleler, belli bir yerde ve belli bir zaman dilimindeki davranışları ifade
etmektedir. Ve genellikle bu davranışların üzerinden yine çözüm üretmeye
çalışırız.
Bir
zamanlar Anthony Robbins’in bir kitabında okumuştum. Baba alkolik ve uyuşturucu
bağımlısıydı. Çok yakın aralıklarla doğan iki oğlu vardı. Çocuklardan biri
uyuşturucu bataklığı, gangsterlik ve hapishaneleri yaşarken, diğeri ailesi ile
mutlu bir yönetici olarak hayatını devam ettiriyordu. Bu noktada iki çocuğa da
sorulur: “Hayatın neden böyle?”. Cevap birebir aynıdır: “Böyle bir baba ile
büyürken daha başka nasıl olmasını beklersiniz ki?”
Çevre ve davranış düzleminde aynı
koşullarda iki insandan iki farklı hayat…
Sizce bu farkın arkasındaki o sır nedir? Bu sırra erişmiş olmak
hayatınızda hangi alanlarda sizlere sıçrama yaşatır?
Einstein’ın
bir sözünü başucu cümleniz yapmanızı öneririm: “Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde
kalarak çözemezsiniz”.
Yani problemlere problemin içinde gezinerek cevap
aramak size sonuç getirmeyeceği gibi; varsayalım elde ettiniz, bu elde
ettiğinizin kalitesi ve etkinliği tartışma götürecektir.
Bir
yönetici yaptığım koçluk görüşmesinde sürekli sorunlarla uğraştığını ve bunun
onun üzerinde olumsuz ve yıkıcı etkisi olduğunu ifade etti. Pozitif koçluğun
önemini bilerek, sorunun yerine ne ile uğraşırsa kendini daha rahat
hissedeceğini sorduğumda, cevabı “Düğüm Çözmek” oldu. Düğüm çözmek
dediği anda fizyolojik ve psikolojik olarak algısı değişti, gülümsedi ve konusuna
hakim olmaya ve onu yönetmeye başladı. Bu sayede artık çözülmesi için düğümün
sadece çekilmesi kaldı.
Aslında
bir düğümü çözmek için yapılması gereken ilk şey düğümü çekiştirmekten ziyade
düğüme tepeden bakıp bir strateji geliştirmektir. İnsanlar genelde bir şeyleri
yapmanın zorluğundan bahseder ve açıklamaları genellikle, “..ama”lar veya “..evet ama
çok zor..”
lar ile devam eder. Yukarıdaki gibi, aynı zaman diliminde, aynı
koşullarda yaşayan ve aynı babanın iki çocuğu nasıl oldu da birbirinden çok
farklı hayat sürmeyi başardı? Üstelik aynı cevapları vererek!
Etrafınızda
ciddi travmalar yaşayan, ailesini kaybeden, intihardan dönen (ya da
kurtarılan), büyük şirketler yöneten ama bir anda her şeyi kenara bırakıp
Mandıra Filozof’unu yaşayan insanlar var mı? Yoksa bile bu şekilde kişilerin
varlıklarını ve başardıklarını sosyal medya, gazete, dergi,..vs üzerinden
görmüyor musunuz? Alkolik babanın oğulları ile bu durumdaki kişilerin ortak
noktası nedir sizce?
Bir
binayı ayakta tutan şey nedir dersem kolonlardır dersiniz herhalde. Gözlerinizi
kapatın. Bir bina düşünün kolonları olmayan. Bu binanın ayakta durması sizce ne
kadar mümkün olabilir ki? İskambil kağıtlarının üst üste konulması ile yapılan
şekillerin en ufak bir hamlede yıkılması gibi şayet kolonlar sağlam değilse, o
bina da yıkılacaktır. Ya bu bina sizseniz ? Sizi bu bina gibi dimdik tutacak
inançlarınız ve değerleriniz yoksa sizin kaderinizde alkolik babanın alkolik
oğlu gibi olmaya götürebilecektir. Değerler ve inançlarınız aslında yaşama
verdiğiniz anlamlılığı oluşturur. Arkasında bir anlamlılık yakalandığında, işte
o zaman sizi, alkolik babanın mutlu evliliği olan, iyi kariyerli çocuğu haline
getirir. Ya da hayatında bir travma yaşasa bile hayata daha farklı bir şekilde
bağlanıp, büyük toplumsal olayların ve oluşumların içinde yer alabilirsiniz.
Bugün
kendinize baktığınızda farkına vardığınız en temel inançlarınız nelerdir? Bu
inançlarınızdan hangileri sizleri olumlu olarak desteklemektedir? Hangileri
kösteklemektedir. Bir liste yapmanızı ve olumlu olanları koyu bir siyah veya
mavi renkle yazmanızı öneririm. Olumsuz yani size hayatınızda kısıt
yaratanları, kırmızı bir kalem ile yazıp onların da üzerine büyük bir çarpı
atmanızı öneririm.
Diğer
taraftan sizleri ayakta tutan değerlerinizin de bir listesini mutlaka yapın!
Bu
inançların nasıl oluştuğu ve inançların olumlularını sarımsaklayıp da mı
saklamalı? diğerlerini nasıl çöpe atmalı?”, “değerleri tanımak ne işinize
yarayacak?” gibi soruların cevabı bir sonraki güncelerde…
Güzel
bir hafta geçirmeniz dileğimle.
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç

Hayatınıza mucizeleri katacak kadar becerikli misiniz?

Hayat inanılmaz mucizelerle dolu aslında ama siz bu mucizelerin
ne kadarını günlük yaşantınızda deneyimliyorsunuz? Doğaya bakarsanız birçok mucizeyi
rahatlıkla çıplak gözle görebilirsiniz. Örneğin göçmen kuşların örüntülerini
izlemeye bayılırım. Sayısını bilmediğiniz bir sürü kuş, öyle bir denge ve uyum
içinde uçuyorlar ki, hiçbiri birbirine çarpmadığı gibi, benim gibi izleyenler
için tam bir görsel şölen sergiliyorlar. Bir anda biri ya da birkaçı yön
değiştiriyor, koreografi değişiyor ve kuşlar yeni örüntülerine geçiyorlar.
Peki insanoğlu olarak kendi yaşam koreografinizi gözden geçirseniz,
neyi fark edersiniz?
Yazılarımda, konuşma/seminer/atölye çalışmalarımda ya da
koçluk görüşmelerinin tanışma seanslarında mutlaka insan beynini anlatmak ile
işe başlarım. Zira beynin 3 farklı bölümünü tanımak ve gerektiğinde ‘’kendi
kendimizi ebelemek’’, hayatımızın gideceği yönü kendimizin belirlemesine
yardımcı olacaktır.

Sürüngen beyin sisteminde varoluşu devam ettirmek esas iken,
duygusal tarafta duygu merkezlerinden gelen tepkileri oluşturur. Görsel
taraf tamamen bir çocuğun merakı ile yapılan bir yolculuğu temsil ederken, yaşantımızın
son bulacağı noktaya kadar ki, resmimizi kendimizin çizmesine izin vermektedir. 
Hayatlarımıza bakarsak, bir çoğumuz günlerimizi benzer
döngüler içinde yaşıyoruz.
  • Kahvaltı ve işe gitmeden önce son hazırlıklar
  • Çocukların servise bindirilmesi, işe gidiş
  • İş yerinde geçen zaman
  • Eve varış, akşam yemeği
  • Televizyon, 

Burada iş yerinde geçen zamana bakıldığında günün uzunca bir
süresi gereksiz maillerle ilgilenme (egolarla savaş), anlamsız ve sonuçsuz toplantılara
katılmak, kurum içi dedikodularla ortamın temiz kalan son havasını kirletmek ve
kalan zamanda da gerçekten yapılması gereken işleri yapmak (projeler,
yaratıcılık gerektiren konular, … vs. ).
Yukarıdaki anlatılan duruma baktığımızda, aslında zamanımızın
%90’ını beynimizin sürüngen ve duygusal taraflarına bırakıyoruz. Onlar da, bizi
ego savaşlarının arasında bir o yana bir bu yana savurarak ya korkutuyor ya
endişelendiriyor ya da geçici bir tatmin kazandırarak egoyu bir seviye daha
güçlendiriyor sonunda daha büyük endişeler olsa bile.
Mucize mi arıyorsunuz? O zaman şunları denemeye ne dersiniz?

  • Haftada 1 kitap bitirmek, ayda 4, yılda 48 kitap bitirmek
    demektir. Yani yaratıcılığınız üzeri 48 sayısı kadar zihninizi çalıştırmanız …
  • Doğaya sık sık çıkıp doğayı izleyin. Kuş, karınca, balık gibi
    hayvanların çizdiği örüntüleri izleyin. 
  • Zihninizin var olan, belki farkında
    olmadığınız belki de farkında olup henüz nasıl kullanacağınızı bilmediğiniz
    sanatsal tarafınızı harekete geçirmek için, sanatsal faaliyetlerde bulunun.
    Sanat galerilerini gezin, bir enstrüman çalmayı öğrenmeye niyetlenin.
  • Birisine yardım edin, teşekkür edin,
Sonra izleyin, daha önce farkına varmadığınız nelerin farkına
varacaksınız.

Bunların hiç birisini yapacak zamanınız yoksa hayatınıza
tekrar göz atmaya değmez mi sizce? Bir şeyleri yanlış yapıyor olabilir misiniz?
En azından bugün monotonluğu kırarak eve farklı bir
güzergahtan gidin ve hayatın sizin için sunduğu mucizeleri kabule geçin. Bunun
için gözlerinizi dört açmayı unutmayın.
Son olarak, hayatınızda bu yazıyı okuduktan sonra bir mucize
gerçekleşse idi, bu mucize ne olurdu ve önce sizde sonra da çevrenizde nelerin
değişmesine yol açardı?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk

Yeni Oyun Planında Tutkulara Karşı Konfor Alanı..

‘’ Konfor öyle bir şeydir ki, eve
misafir olarak gelir sonra ev sahibi, 
daha sonra da efendi olur.
Evet, bir kırbaç ve kamçı alır
eline, terbiyeciniz kesilir.
Çengeliyle, büyük arzularınızı
iplerine asıp, kuklaya çevirir.
Elleri ipekten ancak yüreği demirdendir.
O, sizi ninnileriyle uyutur.
Yalnızca, yatağınızın kenarına
oturup bedeninizin itibarıyla alay etmek için,
 sapasağlam duygularınızın taklidini yapar.
Ve onları, kırılgan çanaklar gibi, devedikeni pamuklarının arasına yerleştirir.
Çok doğrudur, konfor arzusu ruhun
tutkusunu öldürür; 
sonra da sırıtarak cenazesinde yürür.’’

Ermiş
&  Gezgin / Halil Cibran – Ulak
Yayınları

Aşağıdaki listeyi gözden geçirdiğinizde sizin konfor alanınız
olarak adlandıracaklarınız hangileridir?
  • Yaşadığınız
    şehir
  • Birlikte
    olduğunuz aileniz ve aile fertleri
  • İlişkiniz
    ya da eşiniz
  • Çocuklarınız
  • Çalıştığınız
    işiniz
  • Yaşadığınız
    semt
  • Sosyal
    çevreniz
Örneğin yaşadığımız şehirleri ele alalım. İstanbul, Ankara, İzmir
… vb. gibi şehirlerde yaşamanın neresi konfor da diyebilirsiniz? Trafik,
sosyokültürel bozulma, hayat pahalılığı, tam tersi de diyebilirsiniz. Ama bir
de şu tarafından bakar mısınız? Daha fazla iş imkânı, daha fazla sanatsal ve
kültürel aktivite, daha çok ürün/hizmet çeşitliği, …
Ya da işinizi ele alalım. Hiç memnun olmadığınız bir işiniz
var, işsizlikten şikâyet ederek ya da kendinize başka bir yerde iş
bulamayacağınıza kanaat getirerek konforunuzun olmadığını mı iddia ediyorsunuz?
Acaba maaşınızın zamanında yatması, iş garantinizin olması, işin beraberinde
gelen yan haklar, iş ortamındaki çalışma koşullarının rahatlığı (işe geliş
gidiş saatleri, keyfi molalar… vb. gibi.), var olan bilgilerle süreci götürme
ya da yeni bir şeyler öğrenmeme lüksü… Tüm bunlar acaba sizin yeni bir arayışa
girmenize engel oluyor olabilir mi?

‘‘Bir dilenci otuz yıldır bir yol kenarında oturmaktadır. Bir
gün onun önünden bir yabancı geçer. Dilenci, eski şapkasını mekanik bir biçimde
ona da uzatarak, ‘’Allah rızası için bir sadaka’’ der. ‘’Benim sana verecek
hiçbir şeyim yok’’, der yabancı. Sonra, ‘’Sen neyin üzerinde oturuyorsun?’’
diye sorar. ‘’Hiçbir şey’’, diye yanıtlar dilenci. ‘’Sadece eski bir sandık.
Kendimi bildim bileli onun üzerinde oturuyorum’’. ‘’Onun içine hiç bakmadın
mı?’’ diye sorar yabancı. ‘’Hayır’’, der dilenci. ‘’Niye bakayım ki, onun
içinde hiçbir şey yok’’. ‘’Sen yine de bir bak’’, diye ısrar eder yabancı.
Dilenci yerinden kalkar ve biraz uğraştıktan sonra sandığın kapağını açmayı
başarır. Ve o an şaşkınlık ve sevinç içinde, sandığın altınla dolu olduğunu
görür.’’
Şimdi’nin Gücü / Eckhart Tolle – Akaşa      
Yaşamınızda sizin için önemli gördüğünüz alanlara (aile,
kariyer, ekonomi, sağlık, spor, arkadaş, ..vs) ve o alanların sizin için önemli
alt detaylarına (iş için detay örneği; maaş, yan haklar, var olan
yetkinliklerinizi kabul, ..vs)  kendi
sahip olduklarınız ile (tüm yetkinlikleriniz) tekrar gözden geçirirseniz,
tutkularınızı gerçekleştirmek üzere konforunuzu bozmaya ne kadar istekli
olursunuz?
Varsayalım ki, bir gün siz istemeden biri sizin konforunuzu
bozdu! Yeni oyun planınızı oluşturmak zorunda kalacağınız hiç aklınıza gelmiş
miydi?
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk

Eğitime Karşı ya da Eğitimin Yanında Koçluk!


Bugün kurumların bütçelerinde önemli bir kalem olan ve aynı zamanda her yıl
yüzlerce ya da binlerce kişiye sundukları kişisel gelişim eğitimlerden bahsetmek istiyorum.
Eğitim kelime anlamı olarak bir kişide bir beceri yaratmak için bir başkası
tarafından bilgilendirilmedir. Sürece bakınca iki temel nokta bulunmaktadır.
–         
Bir kişi bilgisini aktarır.
–         
Diğer kişi bilgiyi dinleyerek, izleyerek ve kimi
zaman tecrübe ederek öğrenir.
Sürecin
kritik noktaları ise, eğitime katılacak kişinin istekliliği, edinilen bilginin
eğitim sırasında öğrenilmesi ve özümsenerek hayatın içindeki ilgili alanlara
dahil edilebilmesidir. Bunların tam olarak gerçekleştirilememesi eğitimin
başarısını düşürmektedir.
İş
hayatına girdiğim yıllarda, kurumlar çalışanlarını öncelikle eksik olduğu
tarafları geliştirmesi için (neyse ki, artık eksik taraf yerine gelişime açık
taraflar ile uğraşılmaktadır) eğitimlere gönderirlerdi.  Ayrıca kurumun çalışanını kendi bünyesinde
çalışmaya devam ettirebilmesi için İnsan Kaynakları birimlerinin en temel
enstrümanlarından biri eğitim idi. Zira kurumlar çalışanlarına bu eğitimlerle
‘değerli’ olduklarını hissettiriyorlardı.
Aslında
çalışanlar için her bir eğitim bir ‘es’ vermek ya da nefes almak olsa da içerik
ne olursa olsun, çalışanların şirketten uzak bir otelde, şirket içinde belki
hiç kesişmediği biri ile aynı eğitime girmesi, öğlen yemeğini otelin
restoranında alması farklı bir motivasyon ve tatmin olarak çalışana
dönmekteydi.
Bu
eğitimlerin bazıları ise sadece yönetim kademelerine geleceklere ya da yönetim
kademelerinde olanlara verildiği için, bu eğitimlere katılma şansını
yakalayanlar için ciddi bir tatmin, kurum tarafından değerli görülmüş olmak ve
gelecek vaad eden potansiyel olarak algılanma söz konusudur. Bunun sonucu kurum
için adanmış, şirketine öncelik veren ve sadık çalışan profilleridir.
Bugün
geldiğimiz noktada, kurumlar stratejilerini ekonomik sebepler göz önünde
bulundurularak hala eğitim yönünde tercih yapmaya devam etse de (zira 10-20
kişinin tek bir seansta aldığı eğitim bedeli ile kimi zaman sadece bir kişi
belirli bir süre koçluk hizmeti alabilir), durum artık geri dönülmez bir
değişime girmiştir. Eğitimin tek başına kişilerin gerek davranışlarında gerekse
performanslarında istenilen sonuçlar vermediği tespit edilmektedir.
Yapılan
araştırmalara göre sadece eğitim verilmesi geçici bir performans artışına neden
olmaktadır. 

Bu
şema eğitim sonrası artan bir performans ve davranış değişikliği ile nasıl sonuçlanabilir?
Koçluk bir sihirli değnek mi?

Yukarıdaki şemada da görüldüğü gibi koçluk çok önemli ve değerli bir çalışma… Eğitim
sonrası alınan koçluğun performansa gerek sonuç gerekse davranış olarak yansıması
88%
olarak ölçülmüştür.
Sihirli
bir değnek olarak koçluk
  • kişiye özel bir hizmettir.
  • kişinin tamamen isteği ile yürüyecek bir süreç
    olacağı için, sorumluluk tamamen kişiye bağlıdır.
  • kişiye 1-1,5 saat boyunca kendi kendini ifade
    etmesi için alan açar.
  • işinin potansiyelinin daha büyük olduğunu,
    isterse bunu hayatına geçirebileceğini ve daha farklı sonuçlar alabileceğini
    gösterir.
  • kişinin istediği sonuçları alabilmesi için
    ihtiyaç duyduğu kaynaklara sahip olduğunu, sadece bunlara nasıl ulaşabileceğini
    ve bunları hayatına nasıl alacağını buldurur.
  • koçun nötr ve kişiye düşünme alanı açan koç
    konumu yaklaşımları ve güçlü soruları ile kendini her açıdan sorgulamasına
    yardımcı olur.
  • sorgulama sürecinde kişinin değer ve inançlarını
    da göz önüne alarak kişinin en doğru çözümü kendisinin bulmasına yardımcı olur.
  • kendi içinde kişiye öğrenme fırsatı sunar.
  • kişiye hem kendi hem de yaşamındaki tüm
    alanların uyum içinde olması için düşünme fırsatı vererek, kişiyi büyük resme
    odaklar.
  • kurumlara kendi kendini yönetebilen, çözüm
    odaklı çalışanlar sağlar.
  • kurumların barındırdıkları liderlerin ortaya
    çıkmasına yardımcı olur.
  • kurumların kaynaklarını en etkin şekilde
    yönlendirmesine yardımcı olur.
  • kişilerin ve bunun sonunda kurumların iletişim
    yetkinliklerini geliştirir.
  • kurumlara çalışanlarının gerçekten kurumda
    kalmasının ya da ayrılmasının faydalarını sunar.

Bu
listedeki örnekler bir koç tarafından ya da koçluk sürecinin getirilerini
hayatında davranışa dönüştürmüş biri tarafından rahatlıkla arttırılabilir.

Yukarıdaki liste göz önünde bulundurulduğunda, var olan Y jenerasyonu ve gelecek
jenerasyonlar için koçluğun düz bir eğitimden daha değerli olduğu fark
edilebilir.
Zira Y ve sonrası jenerasyon kendini keşfetmeye çalışan ve sınırlarını görmek için zorlayan bir jenerasyondur (*).


Bu yazıda sadece eğitimleri koçlukla destekleyin demiyorum aksine bağımsız
olarak koçluk alınabilir ve alınmalıdır da demek istiyorum.
Bu sayede gerçek
ihtiyaçlar ortaya çıkar. Eğitim yerine başka ihtiyaçlar da söz konusu olabilir
(mentörlük, terapist ya da diğer uzmanlıklar, …).
‘Artık süreci paket eğitimlere bırakmak
yerine kurumun ihtiyacı olan konuların belirlenerek kurumlara koçluk destekli özel
eğitimler ya da atölye çalışmaları (deneyimleme ve sonuçları alma açısından
eğitime göre çok daha sonuç odaklı) yaparsanız, sizce kuruma mevcut eğitim katkısına
göre ne kadar daha fazla katkı sağlarsınız?
Son
söz beyaz yaka çalışanlar için… 
Her şeyi içinde bulunduğunuz kurumdan beklemeyin.
Kendinize şunu sorun:
‘Kendimi tanımak, limitlerimi aşmak,
üzerime yapıştırılan etiketlerden doğru olmayanlarından sıyrılmak (dinleme,
iletişimi, empati, özgüven, … vb. düşük gibi), kendime en iyi ve en uygun
olan koşulları sağlamak için 
bir koç ile çalışmaya değer mi?
Yolunuz açık, yolculuklarınız keyif dolu olsun…

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk

Hayat da bir okuldur. Öğrenmeye hazırlanın! “Gerçeklerden Farkındalık ve Değişim”

Her an ve her dakika algılarımızla
bir şeyleri görüyor, duyuyor, hissediyor, anlıyor ve hatta bazen seziyoruz.
Hayat denen bu sonsuz yolculuklar bütününde aslında farkındalıklarımızla öğreniyoruz.
 Hayat biz düşünen varlıklar için o kadar
büyük bir öğretmen ki, acısı ve tatlısı ile bize sürekli bir şeyler öğretiyor.
Hayatta bir şeyleri elde etmenin
bence üç aşaması var:
  •        Hayal
    kurarak gerçeği zihinde yaratmak
  •        Zihinsel
    gerçeklikten, farkındalık kazanmak ve değişimi yaratmak
  •        Farkındalık
    ve değişimden hayali gerçekleştirmek

Sağlıklı bir şekilde 3 aşamayı gerçekleştiren
aslında istediği her neyse ona er ya da geç ulaşacaktır.
Birinci aşama neyi içerir?
Öncelikle kişinin ne istediğini bilmesidir. Bunu net olarak ifade ettikten
sonra odağını bunun üzerine yönlendirmesidir. Daha sonra istediğine eriştiğinin
hayalini oluşturması ve bu hayale inanarak, o anın başarı tatminini tatmasıdır.
Bu tatmin için olumlu düşünce ve özgüveni tazelemek esastır. Sonuçta ilk
aşamanın sizi götüreceği yer gelecek görüntüsüdür. Unutmamak gerekir ki, “Umutsuz
durum yoktur, Umutsuz insanlar vardır”.
İkinci aşamada ise; zihinsel
başarının harekete dönüşmesidir. Bu kapsamda kişinin kendisini tanıması
esastır. Bakış açısı(ları)nın kişinin düşünceleri üzerindeki etkisini fark etmek,
en büyük farkındalıktır. Değişim için olmazsa olmaz üç eleman yani
tatminsizlik, geniş görüşlülük (vizyon) ve adım atma göz önünde bulundurulmalı, buna karşılık
direnç faktörlerini de unutmamalıyız! Bu noktada insan zihni nasıl hayal
kurmada en önemli dost ise, aynı zihin kişiyi içten çökertebilecek en tehlikeli
düşmandır. Kimi zaman bir farenin bir insandan üstün olabileceğini de göz
önünde bulundurmalıdır. (*)

Üçüncü ve son aşama, artık hayali
gerçekleştirmedir. Ama hayali gerçekleştirirken, yola çıkan taşlara da takılmamak gerekir.
Bunlar inanç ve kısıtlarımızdır. Olumlu bakış açısı, isteklilik
(motivasyon) ve kararlılık bizi bu yolculukta sürekte ayakta tutacak tek
şeydir!

Haydi! Öğrenmeye var mısınız? 

Kemal BAŞARANOĞLU

(*) Geçen yazımda da belirttiğim üzere; hayatımın en önemli değerlerinden
birkaçını eğlenmek, keyif almak ve katkı sağlamak oluşturmaktadır. 2012
yılından beri atölye çalışması içeren seminerler vermekteyim. Seminer diyorum,
çünkü benim derdim her konuşmanın, sohbetin ya da çalışmanın arkasında katkı da
sağlamaktır. Seminerime gelenler neler ile karşılaşacak: “Katılımcılara bir
taraftan bilgi verirken, diğer taraftan kendilerini sorgulatıp, üzerinde
çalışması gereken noktayı/noktaları kendisine tespit ettiriyorum. Uğurlama
faslımızda eylem planını yine katılımcıya tanımlattırıyorum. 
Elbette bunu yaşamak
isteyerek gelenlere ve buna niyet edenlere…


“Hayat da bir okuldur. Öğrenmeye hazırlanın!” adlı seminer dizisinin
ikincisi “Gerçeklerden Farkındalık ve Değişim” 28 Mart Pazartesi günü, Bursa
Nilüfer Dernekler Yerleşkesinde:

Çalışma Arkadaşlarıma Yeni Yıl Mektubu….

Değer Verdiğim ve Saygı Duyduğum, Sevgili Çalışma
Arkadaşım,

Bu mektup ile sana 30 Aralık 2016 gününden,
koca bir yılı tamamlarken sesleniyorum. Bunu sana şu an göndermemin amacı,
önümüzdeki bir yıl içinde tarihin önemli simalarıyla kendi potansiyelini
nerelere taşıdığını sana müjdelemektir.

Kış ayında Mevlana seni Konya’da,  dergâhında ağarlayacak ve senin kalbine dokunarak
seni harekete geçirecek; “Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek
isteyen cama bakar; özünü görmek isteyen Can’a bakar”
, diyecektir. Bu sözler sana nefsini
tanımanın kapısını, aynı zamanda da özüne yaklaşmanın ilk adımlarını attıracaktır.
Daha sonra kışı, Paris’in güneyinde Auteuil’de Marcel Proust’la karşılaşarak
tamamlayacaksın. Sana, “Gerçek keşif yolculuğu yeni topraklara
ulaşmak değil, eski olanı yeni gözlerle görmek demektir”
diyecek ve sen
bir anda gözlerindeki buğuyu, belki de gözlüklerini silerek, karşında olan
bitene artık daha farklı bir gözle bakmayı öğreneceksin.

Bu farklı bakışların arkasında, ilkbaharı Lewis
Caroll’un Alice Harikalar Diyarında öyküsünde geçireceksin. Bir bakacaksın, Alice
yani sen, öyküdeki kediye ‘Hangi yöne gitmem gerekiyor?’ sorusunu
sormuşsun. Kedi sana “Sorunun cevabı nereye gitmek istediğine
göre değişir”
diyecek ve bir anda ilkbaharın son günlerinde
kendini Frankfurt’ta Johann Wolfgang von Goethe ile hayatının mihenk
taşlarından birini oluşturacak bir sohbetin derinliğinde bulacaksın. Goethe
sana;
“Kimse bizi aldatamaz, biz ancak kendi kendimizi aldatırız”
derken,
farkındalık seviyeni farklı bir noktaya taşımanda sana yol arkadaşlığı
yapacaktır.

Yaza Milton Erickson’un serin bahçesindeki
terapi seansıyla kendini “TAM ve BÜTÜN” olarak deneyimleyerek
gireceksin. Bu arada değişimin zorluklarıyla baş etmeye çalışırken kendini
Anadolu’da Şems-i Tebrizi ile bulacaksın. Değişim yolculuğunu Şems’le
oluşturduğun şu dizelerle kolaylaştıracaksın: “Düzenim bozulur, hayatımın altı
üstüne gelir diye endişe etme; Nereden bilebilirsin, hayatın altının üstünden
daha iyi olmayacağını?”

 

Sonbaharın ilk
günlerinde değişim yolculuğunu tecrübe edecek öyle anlar yaşayacaksın ki,
kaderini de bir taraftan sorgulayacaksın. O sırada Hindistan’dan Gandhi
yetişecek imdadına ve sana “Söylediklerine dikkat et, düşüncelere
dönüşür, Düşüncelerine dikkat et, duygularına dönüşür, Duygularına dikkat et, Davranışlarına
dönüşür, Davranışlarına dikkat et, alışkanlıklarına dönüşür, Alışkanlıklarına
dikkat et, değerlerine dönüşür, Değerlerine dikkat et, karakterine dönüşür, Karakterine
dikkat et kaderine dönüşür”
diyecektir.  İşte o an artık ağzından çıkanı kulaklarında
duymaya ve daha dikkatli davranmaya başlayacaksın.

 

Sonbaharı tamamlayıp
kışa, Efes’li Herakleitos’un “Değişmeyen
tek şey değişimin kendisidir
” ifadesini zihninde mırıldanarak ve 2017 yılının
yeni umutlarına kalbinde yer açarak gireceksin.

Tüm bu bir
yıllık yolculukta bu farkındalıkları beraber yaşama fırsatını bana verdiğin
için sana teşekkür ve minnetimi sunarım.

 

30 Aralık 2016

Kemal Başaranoğlu

2015 yılının son güncesini, ‘beraber bir takım olduğumuz arkadaşlarıma gönderdiğim’ yukarıdaki mektuptan oluşturmak istedim.

Hadi siz de kendi mektubunuzu oluşturup, ailenize, eşinize, dostunuza,… 2016 Aralıktan seslenin…

Yeni yılın sizlere yeni farkındalıkları, huzur, neşe, keyif
ve erdemler içinde getirmesi dileğimle.
Sevgiyle kalın…
Kemal Başaranoğlu

Geleceğin Liderleri….

Dün gece rüyamda gelecekte
bir zaman dilimine doğru yolculuğa çıktım. Kalabalığın içinde geziniyordum. Etraf
rengârenk bir karnaval görünümündeydi. Kalabalığın her bir üyesine tek tek göz
attım.  Her yaş kadın ve erkeğin bir
arada olduğu, her dinden, her fikirden ve her görünüşten tam bir insan cümbüşüydü.
Şaşkınlık içinde yürümeye devam ediyor ama gördüklerime, duyduklarıma ve
hissettiklerime inanmıyordum. Bu gördüğüm ve alıştığım görüntülerden değildi.
Ben ilerledikçe insanlar kenarlara çekilerek bana yol açıyorlar, ben ise gözlerimi
insanların üzerinden ayıramıyordum. Bu ebruli renk cümbüşü içimi ısıtıyor, enerjimi
üst seviyelere taşıyordu.
Bir süre sonra aralarından
birinin bana sarıldığını gördüm. Heyecan, şaşkınlık ve biraz da korku
içinde, bana bakan bir çift gözün içine ben de bakmaya başladım. Sonra şaşkınlığımın
biraz azaldığı bir anda sordum kendisine; ‘Kimsin
sen?’
diye ‘insanım ben’ diye
cevap verdi ve elimi bir başkasının ellerine kilitledi. Şaşkınlığım artıyordu,
zira karşımdaki değerlerime çok ters karakterde biri görüntüsünde idi. ‘Nasıl
olur da, benim değerlerimle
örtüşmesen de, beni böyle sevgi ile kucaklayabilirsin?’” dedim, ‘Benim adım saygı’ dedi. Bir anda ona güven dolu olduğumu hissettim, korkum da
geçmişti bu arada. Sonrasında nasıl olduğunu bile anlamadan, bu defa
kendimi uçuk kaçık diye adlandırabileceğim birinin kollarında buldum. Tutkularından yükselen enerjisi ve gökkuşağını andıran
renkliliği ile etrafına ilham zerrecikleri
saçıyordu. Dayamadım sordum, ‘kimsin,
neyin nesisin? Bu kalabalıkta senin rolün nedir?’
diye, “Benim adım yaratıcılık” dedi ve tüm
gücü ile beni ileriye doğru itti, belki de fırlattı demek daha doğru olacaktır.
Çok hızlı bir şekilde sahneye doğru ilerlediğimi görüyor, ben ilerlerken
kalabalık yarılıyordu. Herkes bana bir şeyler söylüyor, bense söylenenlere ya sözlü cevap veriyor ya da anladığımı belirtir mimiklerle geri dönüş yapıyordum.
Geçilen mesajlar o kadar net ve karşılıklı alınıp veriliyordu ki, iletişim yeteneklerimizin bu kadar
hızlı gelişmiş olması büyük bir değişimin
gerçekleşmiş olduğunun farkındalığını bana yaşattı. Sahneye ulaştığımda karşımda
tüm olaylara bütünsel bakış açısı
ile yaklaştığını hissettiren ve lider olduğu her halinden belli bir karakter karşıladı.
Bir anda o karnaval ve o karnavalın renkli insanları gitti yerine az
önce saydığım tüm özelliklere sahip Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”unu yansıtan otantik bir insan gelmişti. Sonra
etrafıma tekrar baktığımda bu özelliklere sahip birçok birey belirmeye başladı ve bu bireyler takip eden büyük kalabalıklar…

05 Aralık Cumartesi günlerden “The World Game İstanbul” idi. Yukarıdaki
rüyam aslında bu etkinlikte gerçekleşen Liderlik Çalıştayı’ndaki ben ve içinde
bulunduğum ekibimizin hayalindeki gelecekteki liderinin tanımı idi.  

İlk kez katıldığım bu
organizasyonun benim için değeri; “Ufuk açıcı, umut dolu ve keyifli
konuşmalarla, geleceğin oluşturulduğu takım çalışmalarından biri olan Liderlik
grubunun bir parçası olmak” oldu.
Saygı, paylaşım dolu yeni bireylerle takım arkadaşı olmak
paha biçilmez bir tatmindi.
The World Game Bali 2016’da olur muyum şu an bilmiyorum ama
bir sonraki Türkiye buluşmasını sabırsızlıkla bekliyorum..
Kemal Başaranoğlu

Değişmememek için BAHANELERİM, değişmek içinse GEREKÇELERİM var…

Bugün
sizlere değişime karşı direnç gösterme bahanelerini sıralamak istedim. İşte
size “EN İYİ 10 BAHANE”:
  1. Şanssız bir insanım, hayatımda yapacağım bir
    değişiklik kesinlikle başarısızlık ile sonuçlanacaktır. Bunun olası
    sonuçlarıyla karşılaşmaktansa, bana göre değişmemek en iyisi.
  2. Kendimi bildim bileli, ben böyle yaşarım.
    Ailemde de böyle idi.
  3. Bu, benim bildiğim veya yapmış olduğum bir şey
    değil. Çevremde yapanı görmedim.
  4. Bir büyüğe danışmak lazım. Ama böyle bir büyük
    tanımıyorum.
  5. Değişimi gerçekleştirecek ne param, ne zamanım,
    ne gücüm, ne de beni destekleyen biri var.
  6. Değişimi gerçekleştirsem bile bunun karşısında
    ödeyeceğim bedel çok yüksek.
  7. Değişim ve sonunda başarı zaman alacaktır. Bu
    zamanı harcamaya değeceğini düşünmüyorum.
  8. Mevcut durumum dramatize ettiğim kadar kötü
    değil, neden değişeyim ki?
  9. Değişim için şu an doğru zaman değil. Belki
    yarın belki de yarından sonra.
  10. Ne gerek var şimdi var olan düzeni bozmaya.
Yukarıda
yazılanların arkasındaki giz perdesini aralarsak neler buluruz sizce?
  • Hayal kurmaktan mı korkuyorsunuz?
  • Geçmiş başarısızlıklarınızın yenilerinin ortaya
    çıkma riski ile karşılaşmak mı istemediğiniz?
  • Kendi yeteneklerinize ve içinizdeki kaynaklara
    güveniniz mi yok ?
  • Başkaları ile kendinizi kıyaslayıp, kendinizi
    değersizleştiriyor musunuz?
  • Kendinizi bir kurban olarak mı görüyorsunuz? Bu
    sistem ve düzen içinde var olamayacağınıza mı inanıyorsunuz?
  • Mevcut yapının verdiği güvenilirliğin,
    varlığınızı sürdürmeniz için yeterli olduğunu mu düşünüyorsunuz?
  • Bazı şeylere artık boyun mu eğiyorsunuz?
Daha önceki yazılarımda beyni işleyişi ve değişimden
bahsetmiştim . Bugün hayatınızda bir
değişiklik yapmak ve değişim gerçekleştirmek istiyorsanız, öncelikle beyninizi
esnetmeyi ve düşüncelerinize üzerine hakim olmayı öğrenmelisiniz(Beyninizi yeterince kullanıyor musunuz?). Daha sonra
Beckhard formülünü hızla hayata geçirmelisiniz. (Ey Değişim Söyle.. Fiyatın ne?).
Bence değişim için “EN İYİ 5 GEREKÇE” şunlardır:

  1. Değişim içinde risk barındırır. Risk Çincede, içinde
    hem tehlike hem de fırsat anlamına gelen işaretlerden oluşur. Yarının size
    getireceği fırsatlara ulaşmak istiyorsanız DEĞİŞİN.
  2. Her insan tamdır ve bütündür ve her insan içinde
    ihtiyaç duyduğu kaynaklara sahiptir (Milton Erickson Prensipleri). Hatırlayın
    daha önceden başardıklarınızı. Onlar o kadar da küçümsenecek şeyler değildi.
    Onların üzerine daha büyüklerini koymak istiyorsanız DEĞİŞİN.
  3. Her şeyin ve herkesin bu dünyaya geliş amacı
    vardır. Okumadıysanız “Nick Vujicic – Limitsiz Yaşam” öneririm. Bir insanın
    diğer birçok insana nasıl ilham verdiğini. Birilerine ilham vermek istiyorsanız
    DEĞİŞİN.
  4. Jorge Bucay’ın Düşündürücü Hikayeler adlı
    kitabında bulunan “Farkına Varmak” şiirini bulun ve okuyun derim. Tek düze
    yaşamların ve düzenin çarkından çıkmak, farkındalık kazanmak istiyorsanız DEĞİŞİN.
  5. Nossrat Peseschkian’ın Doğu Hikayeleriyle
    Psikoterapi kitabındaki “Gezginin Hikayesini” okuyun. Bu gezgin gibi siz de
    üzerinizdeki farkına varamadığınız yüklerinizden kurtulmak için, DEĞİŞİN.
Değişim için size “EN İYİ 5 GEREKÇE” nedir diye sorsam, ne
cevap verirsiniz?
Kemal Basaranoglu
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com