Güçlü Sorularla Keşfedilen Liderlik

KalDer Önce Kalite Dergisi’nde Haziran 2018’de Yayınlanmıştır..

Farkındalıktan Potansiyele Yolculuk

“Farkındalık” ve “denge” önümüzdeki yüzyılın en önemli iki kelimesi olacaktır. Günümüzde Uluslararası Koçluk Federasyonu (International Coach Federation) gibi çatı örgütlerin akredite ettiği okullar tarafından verilen eğitimler ve yetkin ünvanlı koçlar sayesinde farkındalıklar bugüne kadar hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılıyor. Koçluğun farkındalıklara yol vermesi, aynı zamanda insanın da bir noktada kendi potansiyelini keşfini sağlıyor. Dün tek tük liderden bahsedilirken, bugün aslında ihtiyaç halinde ortaya çıkan ve süreci başarı ile yönetip sonra geri çekilen birçok farklı alanda liderler görmeye başlıyoruz.

Farkındalıkla Düşünün! Görsel Beynin Keşfi ve Farkındalıkla Kullanımı İle Yeni İnsana Giden Yolculuk

Beyin üzerine son yıllarda yapılan araştırmalar, insan potansiyelini keşfetmenin en önemli adımını oluşturdu. Beynin işleyişini bilmek aynı zamanda onu farkındalıkla yönetmek dengeli bir liderliğin de kapılarını bu yüzyılın insanına açtı.

Beyin üç bölümde incelenebilir.

1.    Sürüngen Beyin: İlkel bir beyin sistemidir. Yaklaşık 100 milyon yıldır canlıların varlığını sürdürmesine yardımcı olan, dürtü bazlı tepkiler oluşturan beyin bölümüdür. Kimse saldırgan bir köpek tarafından ısırılmak istemez değil mi? İşte bu bölüm, tehlike gördüğünde sizleri yaşamda tutmak için kaçar ya da saldırır.

2.    Duygusal Beyin: Bu beyin sistemi memeli hayvanlarla birlikte gelişip, sürüngen beynin üzerinde 50 milyon yıldır bulunmaktadır. Duygu merkezleri gelişimi ile duygu bazlı tepkiler oluşturur. Önemli özelliği size sadece iki alternatif sunmasıdır. Ya “O” ya “Bu”, “Siyah”-“Beyaz” gibi. Bir nevi ikilem yaratması nedeni ile ikilem beyni olarak da adlandırılabilir. Siyah ve beyaz arasındaki grinin tonlarını bilmeyen bu bölüm aynı zamanda değişimi kendisine bir tehdit olarak algılar, sevmez. Evcil hayvanların yerlerini değiştirdiğinizde, nasıl tepkiler verdiklerini hiç gözlemlediniz mi?

3.    Görsel Beyin Sistemi: Bu sistem en son gelişen sistemdir. Yaklaşık 2,5 milyon yıllık ömrü olup, aslında bizlere en az üç seçenek sunarak (Ya “O”, ya “Bu”, Ya “Şu” Ya da “Onlar”,… vb. gibi), duygusal beynin yarattığı ikilemi ortadan kaldırır. Bu sistemin bir özelliği de hayal gücü ile yaratmadır. Beyin boşluk tanımaz ve hayali bir defa  oluşturup, ona odaklandıktan sonra onu nasıl gerçekleştireceğinin yollarını arar. İnsana tüm içsel kaynaklarını sorgulatıp, o hayale ulaşmanın yollarını buldurur.

Adım Atın! Yolculuğa Başlamanın En Kritik Adımı

Görsel beyin kapasitenin kullanılması bir anlamda kişinin aslında istediği vizyona giden yolun ilk adımını oluşur. Liderler harekete geçmeden önce ağırlıklı olarak süreci gözlerinde canlandırırlar. Bu yazdığımdan “hayalperesttirler” anlamı çıkartmayın. Zira hayallerini gerçekleştirme ve ayakları yere basar hale getirme açısından oldukça gerçekçi ve yapıcı eleştirileri kendilerine yapmaktan kaçınmazlar. Zira niyetlerinin içinde gündemi gerçekleştirmenin yakıcı bir isteği ve bu yolda adım atmanın dayanılmaz heyecanını taşırlar. Bir dişli çark bir kere döndü mü diğerleri de onun etrafında döner.

Değerini Tanımlayın! Hayale Ulaşmak Neden Önemlidir?

Hayalin gerçekleştirilmesinin garantisi aslında o hayalin arkasınd yatan değerde ya da anlamda gizlidir. Şayet kişi o hayale derin bir anlam yüklemişse, onu bir tutku olarak gece gündüz yaşar. Gözü başka hiçbir şey görmez. Önce kendi kaynakları olmak üzere, etrafında ihtiyaç duyduğu tüm kaynakları sürecin gerçekleşmesi için araştırır, organize eder ve harekete geçirir ya da geçirilmesini sağlar. Hayalin sonunda erişeceği hazinenin ne olacağını çok iyi bilmektedir.

Kararlılıkla Süreci Devam Ettirin! Sonuç Süreçle Gelir: Pes Etmek Yok!

Konu ne olursa olsun aslında bir sürecin başarısı tamamı ile atılan adımların kararlılıkla devam ettirilmesi ile gerçekleşir. Süreç içinde her ne ile karşılaşılırsa karşılaşılsın bunun o an diliminde o duruma özel olduğu kabulü ile yola devam etmek gerekir. Hayatta karşılaşılan zorluklar bir fırsatın anahtarı da olabilmektedir. Hazineye giden yolda yeni hazineler keşfetmek, nasıl bir duygu olur?

Bütünü Tamamlamak! Hikayenizdeki Yeri Nedir?

Bütünsel insan dört farklı alanda tanımlanır: Hedefleri, İlişkileri, Ben’i ve Büyük Resmi. Sizin liderlik hikayeniz ne olursa olsun, bu dört alanda olan bütünsellik mutlu sonun da garantisidir. Bütünsellik aslında yaşamda da dengenin ana unsurudur. Doğada dengenin olmadığı bir şey var mı? Dengede olan bir yaşam sizin liderliğinizi nasıl destekler?

5 adımda kendi liderliğinizi oluşturmak üzere aşağıdaki sorulara cevap vermeye ne dersiniz?

1.    Odaklanın: Hayatınızın hangi alanında lider olacaksınız? Bu alanı net olarak belirleyin.

2.    Niyet edin: Liderliğinize niyet edin ve bununla ilgili olarak ilk adımlarınızı atmaya başlayın. Bu niyetinizi bir yere yazın ve etrafınızda sizi destekleyeceğine inandığınız insanlarla paylaşın.

3.    Anlamı Bulun: Liderlik sizin için neden önemlidir? Etrafınızdakilere ne sağlayacaktır? Topluma ve dünyaya ne gibi olumlu getirileri olacaktır? Her bir sorunun üzerine tek tek düşünüp, bunları somut yazılı hale getirin. Sizi heyecanlandırmayan cevaplar aynı zamanda harekete de geçirmeyecektir.

4.    Sürdürülebilir Olun:  Her ne olursa olsun, potansiyelinizi ortaya çıkarıp liderliğinizi ilan edene kadar nasıl kararlılıkla sürdüreceksiniz? Bu yolculuğu keyif içinde gerçekleştirmek için nelere ihtiyacınız var? Bu soruların cevabı sizleri süreçte yol boyu destekleyecek elemanları verecektir.

5.    Bütünsel Yaklaşın: Liderliğinizin sizin hedeflerinize, diğerleri ile olan ilişkilerinize, Ben dediğiniz kendinize ve hayalinizdeki vizyon ya da anlam yüklediğiniz büyük resminize olan etkilerini nelerdir? Bu bütünsel yaklaşım, dengenin ve geleceğin garantisidir.

An’ın içindeki yaşam…

Eğer
yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde
yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu
anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt
almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey
taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak
ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına
varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…
Ölüyorum…
Arjantin-1985
Jorge Luis Borges – Anlar
 (*)
Arjantinli öykü yazarı Jorge Luis Borges, yukarıdaki dizeleri ölümü adım adım ensesinde
hissetmeye başladığında kaleme almıştır. Hayatını nasıl
yaşadığını tanımlayan yazar, bu mısralarının içine bir daha bu dünyaya tekrar
gelme şansına sahip olsaydı, neleri yaşamak istediğini de ilmik ilmik işlemiş…

Can alıcı noktayı, sözü gevelemeden, tüm açıklığıyla ifade etmiş.
 “Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın”


Yaşamlarımız (ya da başkalarının bizlere direttiği yaşamlar) kimi zaman
bizim özümüzün beklentisinden o kadar farklıdır ki, bu da bizi o anın
farkındalığından uzaklaştırır. Bir ömrü ya geçmişi düşünüp yapamadıklarımıza üzülerek  ya da gelecekte yapamayacaklarımızı hayal edip kaygılı olarak yaşarız. Sonuç olarak bugünü yaşamamış yani anı ıskalamışızdır.
Ne zaman ki olumlu ya da olumsuz bir sarsıcı olayla karşılaşırsak (doğum/vefat, evlenme/boşanma, mezun olma/sınıfta kalma, iş bulma/işten atılma, …vs.)
, işte o zaman anı tam anlamı ile doyasıya yaşarız.  Zira o zaman ya kelebeklerin uçuştuğu bir
bahar günü neşesini zihnimizin derinliklerinde yaşıyoruzdur ya da yağmur,
fırtına ve şimşeklerin çaktığı bir sonbahar akşamı hüznü bedenimize tüm acı ve ıstırabını
hissettiriyordur. Ben bu tür zamanları aslında dengelenme ya da dengeyi bulma
diye adlandırıyorum. Her insan doğduğunda dengede doğmuş olsa bile, bu denge zaman
içerisindeki yaşananlarla bozulur.
Olumlu bir örnek vermek gerekirse, bakın çevrenizde bulunan çocuklara,
onlar için “o an” vardır. O anın neşesi, o anın hüznü, o anın şımarıklığı. Onlar
o anı doyasıya yaşarlar ki, dünyaları o an yapmak istedikleri olur, gözleri
başka bir şey görmez. Çok derin düşünmenize gerek yok, alışveriş merkezlerini inleten
çocuğunuzu, yeğeninizi ya da arkadaşlarınızın çocuklarınızı düşünün 
Olumsuz bir örneği de kanser hastasında görebilirsiniz. Şayet kötümser
bir hasta ise ya da çevresindeki kötümser insanların yarattığı bir çemberde
hastalıkla baş ediyorsa, o an vücudunun her noktasında hastalığı ve hastalığın
kendisinde oluşturduğu tahribatı hissedecektir.
Oysaki anı yaşamamak, yaşanmamış bir ömür demektir. Uyku haricinde bir gün
on sekiz saat ise (altı saatini uyku ile geçirdiğinizi varsayıyorum), on
sekiz saatin sadece iki saatini “an”da geçiriyorsanız ömrümüzün dokuzda birini
yaşamış sayılırsınız. Yani doksan yaşına kadar yaşayacak biri, sadece on yılını
dolu dolu geçirmiştir. Neden on yerine yirmi ya da otuz yılı dolu dolu
yaşamıyorsunuz. Beyninize tırnaklarını geçiren zihninizin artık farkına varın.
Farkına varın ki ömrünüze ömür katın. Unutmayın; “Dikkatinizi hayatınızda neye
yönlendirirseniz o şey büyür ve gelişir. Dikkatinizi neden uzaklaştırmak
isterseniz, o şey solar, çözülür ve yok olur (Deepak Chopra)”. Dikkatinizi
özgürce anın üzerine bırakın, bırakın ki, bozulan dengenizi
tekrar yerine getirsin. Ara ara durun nefes alıp verişinizi gözlemleyin, bir çiçeği
koklayın, bir hayvana sevgi ile yaklaşın. Şefkatinizi ve sevginizi hiçbir şeyden
ya da hiç kimseden esirgemeyin; öncelikle ve hatta özellikle  kendinizden.
Siz de seksen beşinize geldiğinizde benzer duyguları yaşamamak için, bugünden
itibaren neyi farklı olarak yapmayı düşünüyorsunuz? Bugün bu değişimi kendinizde başlatabilmek için atacağınız ilk adım ne olur?
Son olarak da yazarın şu satırlarının da altını çizmeli bence:
Gerçek sorunlarım olurdu
hayali olanların yerine….
Ne kadar uzun yaşayacağınız kendi aklınızca belirlenir. Bu demektir ki,
eğer ölürsen, sorumlusu yalnızca sensin! (Tanrılar Okulu – Stefano d’Anna)
Kemal Başaranoğlu
(*) Bu şiire liseden
bir arkadaşım, Barış Coşkun’un internet sitesinde denk geldim. Aşağıda hem
internet adresini hem de kendi kelimeleri ile şiir ile ilgili görüşlerini
paylaşıyorum.
Herkese Merhaba,
Bugün sizlere Arjantinin ünlü öykü,
deneme yazarı ve şairlerinden Jorge Luis Borges’in Anlar şiirini paylaşmak
istiyorum. İlk bakışta yaşam dediğimiz şey bizlere bir süreç, görev yada
mecburiyet gibi gözükebilir fakat yaşamın sadece ve sadece kendimizi fark edebildiğimiz,
anlamlandırabildiğimiz, soluduğumuz havayı tüm hücrelerimize kadar hissettiğimiz
anlar içinde var olduğunu unutmamamız gerekir. Anlar yaşamın akciğerleridir.
Yaşamı sedyeden kaldırıp ayaklandırabilmek için gerekli olan tek şey
anı yaşarken o ana değer katabilmek ve onu hissedebilmektir..