Yolculuğunun mesajlarını alıyor musun?

Özlü sözler bütününden kendinize ne çıkarabilirsiniz?

Saatler ilerledikçe gün geceye dönüyordu. Yatağa zar zor kendini attığında ayaklarının altının ağrıdığını ve o gün aslında ne kadar çok gezdiğini fark ediyordu. Bir an için tüm ömrünü düşündü. Ayaklarının onu nerelerde ve ne kadar çok gezdirdiğini fark etti. Bu düşünceler içinde gözleri kapanmıştı.

Kendini bir binanın önünde buldu. Karanlık ve büyük bir bina. Girer girmez önünde bir ışık belirdi, duvarda da bir yazı: “Her bir kata çıktıkça senin yolculuğunun anlamını ifade eden bir mesaj bulacaksın.“

Mesajı okuduktan sonra heyecanla merdivenlerden çıkıp ilk kata geldi. Oldukça karanlık olan katı aydınlatmak üzere önünde duran sigortayı kaldırdı. Etrafta eski ve yeni eşyalar bulunuyordu. Sonra karşısındaki ekranda bir mesaj belirdi:

“ Geçmiş geçmiştir. Tarihin sınırı ŞU AN’dır.

Seçebileceğin tek şey bir sonraki adımdır.

Geçmişin hataları geleceğini kontrol etmesin”

 

Mesajı okuması ile adım atması bir oldu. Geçmişten uzaklaşmak istercesine… İkinci kata geldiğinde tekrar sigortayı kaldırdı. Bu katta her şey o kadar düzen içindeydi ki; en son bu düzeni annesinin evinde görmüştü. Yeni bir mesaj daha göründü:

“ Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür,

Hayal gücü ise her yere”

 

Üçüncü kata çıktığında bu kat yarım yamalak ortada bırakılmış mobilyalarla doluydu. En arkada en uç noktada bir masa dikkatini çekti. Tamamen ince bir el işçiliği ve sabır ile yapılmıştı.  Masanın sağ alt köşesine el yazısı ile şu işlenmişti:

“Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında,

başarıya ne kadar yakın olduklarını bilmemeleridir.”

 

Dördüncü kat bir toplantı salonunu andırıyordu. Az önce keyifli ve sonuç odaklı bir toplantının yapıldığı belli oluyordu. Zira duvarlar karalanmış kağıtlarla kaplıydı. Bu karalamalara bakınca bol miktarda yapılacaklar ve bu yapılacakların neden yapılacağı yazıyordu. En son gördüğü kağıdın üzerinde bu senin için diyordu:

“Söylediklerinize dikkat edin düşüncelerinize dönüşür

Düşüncelerinize dikkat edin duygularınıza dönüşür,

Duygularınıza dikkat edin davranışlarınıza dönüşür,

Davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür,

Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür,

Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür,

Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür”

 

Beşinci kata geldiğinde aydınlık ve fotoğraflarla dolu bir kat buldu. Kimi zaman başarılar, kimi zamansa başarısızlıklar vardı fotoğraflarda. Köşede bir masa ve masanın üzerinde kupalar duruyordu…. Bir kupanın üzerinde ise şöyle yazıyordu:

“Ringin içinde olsanız da olmasanız da, yere düşmek sorun değil.

Sorun yerde kalmak!”

 

Altıncı katta hiç eşya yoktu. Sadece duvarda evreni ve güneş sistemini simgeleyen görüntüler vardı. Bu görüntülerin içinde biri çok küçük diğer çok büyük iç içe iki insan silueti fark etti. Siluetin altında şu yazıyordu:

“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler.

Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir.

Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür.”

 

Aklı karmakarışık bir şekilde yedinci katın merdivenlerini tırmandı. Bu kat heykellerle doluydu. Küçük olan heykellerde bilgelik ve sükûnet göze çarparken, büyük olanlar öfke, hiddet doluydu. En köşede bir heykelin avucunun içinde küçük bir kağıt parçası buldu. Ve kağıtta şu yazıyordu.

“Bir insanın büyüklüğü dilinin altında saklıdır.”

 

Beyninin içinde konuşan kendini fark ederken, bir üst kata doğru yol alıyordu. Konuşmalara dikkat ettiğinde huzursuzluk verenler ağırlıkta idi. Bu arada içeri girdiğinde kendini eski, pis kokan bir çöplükte buldu. İncelemek istemedi, bunun yerine bir an önce buradan çıkayım dedi. Çıkarken kapının kolunda küçük karakterlerle

“Kiminle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.

Çünkü, bülbül güle, karga çöplüğe götürür.”

yazıyordu.

Dokuzuncu kata çıkarken bir anda aklına ona huzur veren dostları geldi. Bu kata geldiğinde gördüğü dört dörtlük bir kütüphane oldu. Kitapların arasında gezerken kitapların çoğunluğunun sevgi, insanlık ve barış üzerine olduğunu fark etti. Ortada masanın üzerinde onu bekleyen bir kitap olduğunu fark etti. Kitaba ulaşınca kitabın bir sayfasının açık olduğunu ve sayfada şunların yazdığını okudu:

“Zengin çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir.

Terazide güzel huydan daha ağır gelen hiçbir şey yoktur.”

 

Sekizinci katın huzursuzluğu onuncu kata gelirken tatlı bir tebessüme dönüşmeye başladı. Bu kata geldiğinde sadece dev bir ekran ve karşısında bir koltuk, bir de kumanda gördü. Koltuğa oturup kumandadaki tek tuşa basınca ekranda görüntü beliriverdi. Daha bebeklikten itibaren ona kimi zaman keyif kimi zaman sıkıntı veren tüm görüntüleri gördü. Her biri bir sonraki adımın garantisi olan, öğreten ve başarıları oluşturan o anlar. O an “nasıl da bu kadar çok şeyi başarmışken, bunları yok sayabiliyorum” diye kendi kendine düşündü. Bunu düşünürken ekran dondu ve donan ekranda,

“Zafer, zafer benimdir diyebilenindir.

Başarı ise başaracağım diye başlayarak

sonunda başardım diyenindir.”

yazısı belirdi.

 

Artık tamamen huzura kavuşmuş, geçmişi ile barışık ve geleceğe de umutla bakar şekilde binanın terasına çıktı. Terasta bulunan sandalyeye oturdu. Orada onu bekleyen kahvesini yudumlarken gökyüzüne doğru  baktı. Ve gökyüzü kendisine son mesajı yıldızlarla yazarak gönderdi:

 

“Bu mesajların hepsi sana ne söylüyor?”

 

Sahi bu yazıyı okuyan siz, gökyüzüne bakarsanız tüm bu mesajlar size neler söyler?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

 

Algı Açmazından Fırsat, Başarı ve Tatmine Yolculuk…

Bölüm 1: Açık Algı Farkındalığı

Cep telefonlarında bulunan pil
durumu göstergesinin bir benzeri vücudunuzda olsa idi ve bu sizin günlük olarak
açık algı (farkına varma) seviyenizi gösterseydi, sizce ne işe yarardı?

Her
sabah uyandığımızda bedenimiz de aynı tam dolu bir cep telefonunu andırır.
Aslında algılarımız %100 açıktır. Bir şekilde anlık bir gerginlik ya da
huzursuzluk yaşadığınızda bu algı seviyesinde hızlı bir şekilde düşmeye
başlarsınız. % 100 olan algımız %80 – 90’lara iner. Hatta huzursuzluk ve
gerginliğin artışı bu oranı daha da aşağılara çekip, size tüm gününüzü daha
başlamadan bitirtebilir.

  • Koçluk
    alanlarımın dilinden bakın nelere sabah sabah enerjimizi harcıyoruz.
  • Akşamdan toparlanmamış bir mutfak ya da ev,
  • Geç uyanma ya da eşini uyandıramama (erkek ya da
    kadın fark etmez)
  • Sabah erken kalkıp yapılması gereken ama bir
    türlü yapıl(a)mayan spor
  • Kahvaltıyı hazırlayacak gücün olmaması ve yine
    poğaçaya talim.
  •  …vs
Yukarıdakiler
kısmi olarak masum diye adlandırdıklarımız. Peki daha tehlikeli nelerimiz var?

  • Çocuğunu servise yetiştirme telaşesi
  • Çocuğa yemek yedirememe gerilimi
  • Eşler ya da ebeveynler arası tartışmalar
  • Mutsuz çalışılan bir ortama geri geri giden
    ayaklar
  • Sabah yapılacak toplantının gerginliği
  • Yine o suratsız çalışma arkadaşınızla aynı ortamı
    paylaşma zorunluluğunuz
  • ….vs.
Tam olarak algımızın içinde nelerin olduğunun şeması ve bunun
algıların açıklık seviyesine göre değişimi aşağıdaki gibidir.
Varsayalım
ki siz güne %100 tam enerji ile başladınız yani tüm algılarınız açık. O zaman
yukarıda görünenlerin tamamının farkına varma şansına sahipsiniz. Ve
bunlar arasından hayalini kurduğunuzu seçerek istediğiniz şeyi
gerçekleştirebilirsiniz.


Algı
100%’ün altına indikten sonra
 %80 ve %50 durumlarında 
neleri görüş alanınızdan
çıkardığınızın farkında mısınız?
 

Resme
bütünden bakarsanız, kıt duruma geçen bir şey yok. Sadece zihin insana,
geçmişten gelen inançlarla öğrettiği ya da genetikle taşıdığı kabulleri teker teker doğruluyor. Ve biz de gerçekleşenlere daha güçlü inanıyoruz. 





Farkında
mısınız, 
zihninizi ve enerjinizi doğru bir şekilde yönet(e)mezseniz, 
aslında
hayatınızda yapabileceğiniz birçok şeyi (potansiyelinizi) 
mazeret ve
bahanelerin arkasına saklarsınız

Bunun için kendinize dönmek ve ilk
adımı kendinizden başlayarak atmaya başlamak, sizin için ne kadar değerlidir?


Bölüm 2: Tekrarlanan Eylemler Kümesi

Bir de
yaptığınız şeylere göz atın. Sürekli aynı şeyleri yaparak yeni ve farklı bir sonuç elde
etmeyi beklemeyin. Einstein bile yıllar önce şunu söylemiş; 





‘aynı şeyleri yaparak
farklı sonuçlar elde etmek deliliktir’

Başarısız ilişkileriniz mi
var? İşinizde yeterince iyi değil misiniz? Para bir türlü sizi sevmedi mi?
Hiçbir zaman 10 numara bir takım üyesi hatta lideri olamayacağınızı mı
düşünüyorsunuz? 


Döngülerinizi düzlemsel halini de yukarıdaki gibi şematize edersek, sizin döngüleriniz hep tek düzlemde mi geçiyor? Yoksa düzlemler arası geçişler yapıyor musunuz? Neden
bir alt düzleme geçip, farklı ve yeni bir durumla tanışmıyorsunuz? Aslında
herhangi bir adımda yapacağınız değişiklik doğrudan doğruya diğerlerini de
etkileyecektir. 


Sizi frenleyen ve/veya korkutan belirsizlik
mi? 
Mevcut durum ve bu durumun konforu mu sizi güvenli alanınızın dışına
çıkartmıyor?
 

Farklı düzlemlere geçince, renkler, görüntüler, sesler,
duygular nasıl da değişecek, deneyin sonucunu hızlıca göreceksiniz.



Değişim; belirsizliktir, zorluktur, tehlikedir ve her şeyden öte risktir. 
Tamam kabul
ediyorum bu söylemlerin hepsini. 
Ama, 
sizce o riski göze almayarak kaçırdığınız
fırsat(lar) ne(ler)dir?





Hadi
artık sabah uyandığınızda öncelikle kendinizi güzelce motive edin. Önünüze
gelen ve sizin enerjinizi tüketecek her şey için de 

Aman be! Şimdi buna öfkelenmeye
değer mi?’
 

diye sorun.


Öfkelenmenin sizi beslediğini
düşünüyorsanız, tam orada durun! Her öfkelenme insan bedeninde milyonlarca
hücreyi öldürüyor

Yani
sevdiklerinizle yaşama sürenizden çalmaya değer mi?



Bu
tür durumlar için dilinize çocukların kelimelerini, katmaya ne dersiniz?

BANA
NE?

SANA
NE? 

ONA
NE?
Huzur
ve sevgi ile kalın.

Kemal Başaranoğlu
kemalbasaranoglu@gmail.com