Satranç tahtasında bir taş olsaydım….

Yaşam satranç tahtasında olmaya benzer.

Herkes için farklı bir cevabı var bu sorunun..

Ben satranç tahtasında bir taş olsaydım KALE olurdum, Çünkü korunaklı aynı zamanda atağa geçebilir bir alan sunar kale. 

Ben satranç tahtasında bir taş olsaydım AT olurdum, Çünkü hareket esnekliğim ile çok kişiyi şaşırtabilir özgür davranabilirdim.

Ben satranç tahtasında bir taş olsaydım FİL olurdum, Çünkü gözüm diğerlerine göre daha uç noktalarda gezebilir.

Ben satranç tahtasında bir taş olsaydım VEZİR olurdum, Çünkü hareket esnekliğimle tahtaya hükmederdim.

Ben satranç tahtasında bir taş olsaydım ŞAH olurdum, Çünkü ben oyun bitti demeden oyun bitmezdi.

Ben satranç tahtasında bir taş olsaydım PİYON olurdum, Çünkü …… 

Çok az kişi piyon olmayı seçiyor. Zira “piyon olmak, yavaş hareket etmek, tek yönde gitmek, hatta çoğunlukla korunmaya ihtiyaç duymak, başkası için kendini feda etmek diye anlaşılıyor” genellikle

Oysa satranç tahtasında piyon olmak, gelişim sürecinde olmak demek. Attığımız adımlarla olmak istediğimize doğru ilerlemek demek. Doğru zamanda doğru adım atarak en üst kareye geldiğinizde, ne olmak istiyorsanız o olmak demek. 

Zaman ilerledikçe tahtadaki oyuna göre ihtiyaç duyulan taş değişebilir. 

Zaman ilerledikçe değişen koşullarda ihtiyaca uygun olmak, hazır olmak gelecekte var olabilmek demek.

Piyon olmak demek aynı zamanda doğru zamanda doğru taş olabilmek demek.

Dün Gökyay Vakfı Satranç Müzesi’nde, bir satranç taşından kendi hikayemize giden yolda ilk adımı atmak üzere buluştuk. Katılımcıların farkındalıklarını, eylem adımlarına dönüştürdüğü bir çalışma oldu. 

 

Önümüzdeki çalışmalarda sizleri de aramızda görmekten memnuniyet duyarım.

6 Soruda Geleceğinizi Oluşturun ? ​

Bu hayatta zaman sınırlı. O sınırlı zamanı başkasının yaşamını yaşayarak harcamayın. Başka kişilerin düşünceleriyle yaşam, dogmaların tuzağına düşmek demektir. 

  1. Yaşamınızı istediğiniz şekilde yaşamaya başlamanın sizin için anlamı ne olur?
  2. Şu an sizi frenleyen, durduran şeyler nelerdir?
  3. Sizi durduran şeylerin bir an için ortadan kalktığını varsayarsanız. Tüm dünya sizin lehinize sizin için çalışıyor olsa, o zaman kendinize söyle bir baksanız, ne hissedersiniz? Neler görürsünüz?
  4. Şu an itibari ile hayatınızda fark yaratmanın ilk küçük hatta küçücük adımını atmaya kalksaydınız, o küçük adım ne olurdu?
  5. Sizi bu yolda motive edecek bir slogan oluştursanız bu ne olur?
  6. Bu dünyada yapmak istediklerinizi gerçekleştiren bir “siz” olmanın etrafınıza yansıması ne olur?

Türkiye’nin %83’ünün “Profesyonel Koçluk” hakkında farkındalığı olduğunu, Koçluk alanların %90’nın aldığı hizmetten tatmin ayrıldığını biliyor muydunuz? 

 “Global Tüketici Farkındalık Araştırması 2017 
ICF  & PricewaterhouseCoopers "
Tweet

Koçluk ile mentörlük – danışmanlık aynı şey değildir.

Mentör size yol gösterip, sizinle yolculuğun sorumluluğunu  paylaşır.

Danışman size ne yapmanız gerektiğini söyler. 

Koç ise, sizin olmak istediğiniz halinize giden yolda size yol arkadaşlığı yapar.  Koç ne yapmanızı söylemek yerine, sizin ne yapmanız gerektiğini ve bunları hangi kaynaklarınız ile gerçekleştirebileceğinizi size buldurur. Kendi kaynaklarınızın ve bu kaynakları nasıl harekete geçireceğinizin farkına varırsınız. Bu özelliği nedeni ile koçluk “Hızlı ve Etkin” sonuç veren görüşmeler bütünüdür.

Ana sayfadaki formu doldurarak, sizin için neler yapabileceğimizi konuşabiliriz.

Dikiz Aynasından Geleceğe Yapılan Huzurlu Bir Yolculuk

“Geçmişe bakıp, geçmişten ders alınmalıdır” derler değil mi? Aynı hataları
yapmamak ve başarıları kopyalamak için geçmiş iyi bir fırsattır. Peki geçmişe
odaklanmak ve geçmiş üzerinden yaşamak doğru bir gelecek kurmaya yardımcı olur
mu?
Gelin size bir dikiz aynası hikayesi anlatayım.  

Sıcak bir yaz günü adamın biri çok bunalmış. Anne ve
babası ile kendini bildi bileli atışma halindeymiş. Onlara göre adam çok
umursamaz, hiç söz dinlemezmiş. Adama göre ise, ebeveynler çok sıkı baskıcı ve kontrolcüymüş.
Tüm bunları düşünerek atmış kendini sokağa… Hepimiz bunaldığımızda kendimizi
rahatlatmak için bir şey yapmaz mıyız? Bazen yürürüz, bazen uyuruz, bazen
içimize kapanırız, vb.  gibi. Bu adam da
kendini atmış sokağa.  
Adam bu durumu zihninden geçirerek yürümeye başlamış.
Gökyüzü masmavi, güneş sapsarı ve sımsıcakmış. Sanki tüm ısısını sadece ve
sadece dünyaya yansıtıyormuş. Sizler de kimi zaman “her şey beni bulur” der
misiniz?  O gün de güneşin tüm ısısı
adamın üzerine doğru geliyormuş. Sanki bir tek o terliyor diğer insanlar serin
bir esinti içerisinde keyifle ilerliyormuş.
Bir anda önünden hızla bir araba geçmiş. Tozun dumanın
içinde bir an gözlerini kapatmış, kapatması ile açması bir olmuş. Bir de ne
görsün kendini bu aracın içinde bulmuş. Oldukça konforlu ve lüks bir araçmış.
Aracın içini incelerken bir anda gözü dikiz aynasına takılmış. Ve tozun dumanın
arasında tamamen bezmiş, umutsuz ve mutsuz, koy vermiş kendisini görmüş. Bir
an, arkasında bıraktığı izler ve tozlar önce gözüne takılmış sonra da
zihnine.  O yaşına kadar yaptığı
bulunduğu ortamları aklından geçirmiş. Ailesi ile geçirdiği zamanlar,
arkadaşları ile bulunduğu ortamlar, sosyal çevresi, … vb. gibi.  Daha sonra bu ortamlarda geçirdiği zamanları
ve bu zamanlardaki hislerinin farkına varmış. Huzursuz, keyifsiz, tatminsiz
dakikalarını görmüş. Bu anları görmüş görmesine de, anı yaşamadığı gibi o anı
hissetmediğini fark etmiş. Tıpkı şu anki gibi dikiz aynasından sürekli geriye
bakıyormuş
. Bir saniye sonra oldukça gürültülü bir korna sesi duymuş! Duyar
duymaz da, yoldan çıktığını fark etmiş. Önüne bakmış ve yoluna tekrar girmiş.
Kesintisiz dikiz aynasına bakarak araç kullanmanın güvenli bir sürüş
olmadığının farkına varmış.
Tehlike atlatıldıktan sonra bir süre önüne bakarak yola
devam etmiş. Bir tünelden geçmiş. Masallarda tünellerden geçmek farklı bir
dünyayı keşfetmektir değil mi? İşte bizim adam da tünelden geçerken, bir anda
zihninde önündeki yılların görüntüleri geçmiş. Görüntülerin oldukça benzer
şeylerden olduğunu fark etmiş. Her ne kadar niyetinde olan şeylerle uğraştığını
düşünse bile, görüntülerin verdiği hislerin kendisini rahatsız ettiğini fark
etmiş.  Kimi zaman siz de istediğinizi
yapmanıza rağmen  bir tatminsizlik
yaşarsınız değil mi? İçine bugüne kadar hiç yaşamadığı, oldukça değişik bir merak
düşmüş. Neydi onu sürekli aynı örüntülere iten, geçmişin benzerliklerini alıp
geleceği de bu benzerliklerle oluşturan?

Gözü aracının arkasında bıraktığı toza dumana takılmış ve
DİKİZ AYNASI! diye bağırmış. Evet “Sürekli dikiz aynası ile araç kullanmak ne
kadar güvenli ise, geçmişe odaklı bir gelecek de ancak o kadar güvenli olabilir
?”

“Hayatta dikiz aynasının kullanımını azaltır, sadece mevcut
deneyimlerin olumlu etkisini geleceğe yansıtmak için kullanırsam, her anında
kimlerle nasıl ve nerede güvenli ve huzurlu farkındalıklar yaşarım? diye sormuş. O gün arabasının
içine bir ayna daha koymuş. Bu aynayı öyle bir yere yerleştirmiş ki, ayna
aslında aracın arkasında olmakla beraber önündeki yolu gösteriyormuş. Dikiz
aynasına baktığında, arkasını gördüğü gibi, önünü de görerek geleceğine de dönmesi
gerektiğini hatırlar olmuş.
Herkesin kendine göre hatırlatıcıları vardır değil mi? Bu da bizim adamın hatırlatıcıları olmuş.
Sonra önünde bir adam görmüş. Adamı görmesi ile, yolda
yürüyen o adam bir anda kendisi olmuş. Gökyüzü masmavi, güneş sımsıcakmış.
Güneşin kavurucu sıcaklığı, onu artık rahatsız etmiyormuş. Önüne bir kahve dükkânı
çıkmış, içeri girmiş ve kendisine bir Türk kahvesi istemiş. O sırada yolun
karşısında, almak isteyip alamadığı o çok beğendiği arabayı tam da istediği
rengi ile görmüş. Kahvesini yudumlarken kendini o aracın içinde ağaçlar
arasından geçen bir yolda önüne bakarak yolculuk ederken bulmuş. Doğanın o
şahane görüntüsü, ağaçların kokusu ve kuşların seslerinin tüm bedenine yaydığı,
huzur, neşe ve umutla geleceğine doğru yolculuğuna devam etmiş.

2016-2017 çalışma yılında neleri başarmayı planlıyorsunuz?

Okulların kapandığı ve açıldığı Haziran ile Eylül
arası dönem genellikle tatil olarak geçirilen süreçlerdir. Tatilin en yoğun
yaşandığı bu Ağustos günlerinde, tam bir yılın karşılığında kıdeme göre 14 gün
ile 1 ay civarında bir izin yapıyoruz.
Uzun süre kurumsal hayatta farklı kademelerde
çalışan biri olarak, tatilin gelmeye başladığını hissettiğimiz Haziran-Temmuz
aylarında arkadaşlarımızla içimiz pırpır eder ve o uzun (!) tatil sürecini planlardık.
Tatil biter ve işe tekrar başladığımızda hep aynı cümleleri söylerdik: ’Yine
çabuk geçen bir yıl oldu. Altı üstü .. gün tatil için 52 hafta çalışmamız
gerekiyor’
. Bu sözü söylerken maalesef tatil dönüşünün keyfi ve tatlı
tebessümünü her zaman taşıyamıyorduk.
Her tatil döneminde geçen bir yılımı
değerlendirirdim. Bu, kendimle yaptığım bir iç hesaplaşma idi. Bir örnekle
açıklamak gerekirse; bir arsam vardı ve ben bu arsama bir ev yapmayı planladım.
Bir yıllık zaman sonucunda planımın neresinde olduğunu görmeye çalışıyordum.
Öncelikle mevcut durum analizi için (yani evin
öngörülen planlamaya göre ne kadarı yapıldı) kendime şu soruyu sorardım:
Ben
geçen sene başında ne yapmayı öngörmüştüm
ve
öngörülerimin
ne kadarını gerçekleştirdim?

Daha sonra şayet öngörülerimde
beklenen performansın üzerinde bir durum ile karşı karşıyaysam (evi istediğim
planlamaya göre yapmamın yanında  bahçe
düzenlemesini de bir sonraki yıldan öne çekmiş olayım), şu soru ardından
gelirdi.
Bu
süreç içinde hangi elemanlar (yeni sorumluluklar, çalışkanlığım, yönetimin
desteği, çalışma arkadaşlarımın desteği, kendi kişisel gelişimim için aldığım
destekler (koçluk, mentörlük, eğitim), şansım, 
… vb. gibi) benim bu sonucu elde etmemde rol oynadı?

Bunlardan
hangilerini sürdürülebilir bir performans için önümüzdeki sene içinde tekrar
kullanmalıyım?



Öngörülen performansın altında
bir sonuç ile karşı karşıyaysam (evin kabasını ancak bitirdim, içerisi ve
detayı kaldı), hemen şu soru ve bu soruya  olumlu olarak verdiğim cevaplarla kendime
gelişim alanları yakalamaya çalışırdım.
Ben
neyi nasıl yapsaydım istediğim sonucu ve hatta daha iyisini elde ederdim?

Geçen
yılın performansına bir not versem kaç verirdim (on üzerinden)?

Verdiğim
bu notu bir ya da iki birim yukarı çıkarmak için neleri nasıl yapardım?



Yukarıdaki cevaplar aslında bir
sonraki yılın başarısı için kendime hazırlığını yaptığım çok değerli bilgilerdir.
Daha sonra, yukarıdaki bilgileri
unutur ve bir yıl sonrasını hayal ederdim (ev haricinde ne istiyorum?). Bir yıl
sonraki kimliğimle, nerede/neler yaptığımı ve bunları yaparken hangi becerileri
taşıdığımı gözlerimin önünde izler, dinler ve hissederdim. Bu görüntülere
ulaşmak neden benim için bu kadar önemli diye kendime sorardım.
Önümüzdeki
1 yılın tamamlandığını varsayarsam ve her türlü koşullar benim başarıma hizmet
edecek şekilde çalışırsa, bir yıllık süreç içerisinde nelerin gerçekleştiğini
görürüm/duyarım/hissederim?

Bu
sürecin bu şekilde başarılı geçmesinde neler beni destekler?

Bir
yıllık sürecin sonuna kadar sürdürülebilir bir performansı nasıl sağlarım?
Yukarıda zihnimden geçenleri bir
yere not ettikten sonra, son olarak şu soru ile dosyayı kapatırdım.


Geçen
yıl sonu değerlendirmesinde tespit ettiğim yukarıdaki elemanlar başarı için
tespit ettiğim önemli elemanlar idi.
Bunlardan
hangilerini yeni yıl hedeflerinde kullanmak sürecin daha iyi ve hızlı sonuçlar
elde etmeme yardımcı olur?



Gelecek yıl planınızı yaparken kendinize
yukarıdaki sorular sormaya ne dersiniz? 
Gönül rahatlığı ile tatilinize devam
edebilirsiniz. Sürecin başarılı bir şekilde sürdürülebilirliği için profesyonel
destek hizmetlerinden faydalanınız.
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk
info@tykocluk.com

Geleceğin Liderleri….

Dün gece rüyamda gelecekte
bir zaman dilimine doğru yolculuğa çıktım. Kalabalığın içinde geziniyordum. Etraf
rengârenk bir karnaval görünümündeydi. Kalabalığın her bir üyesine tek tek göz
attım.  Her yaş kadın ve erkeğin bir
arada olduğu, her dinden, her fikirden ve her görünüşten tam bir insan cümbüşüydü.
Şaşkınlık içinde yürümeye devam ediyor ama gördüklerime, duyduklarıma ve
hissettiklerime inanmıyordum. Bu gördüğüm ve alıştığım görüntülerden değildi.
Ben ilerledikçe insanlar kenarlara çekilerek bana yol açıyorlar, ben ise gözlerimi
insanların üzerinden ayıramıyordum. Bu ebruli renk cümbüşü içimi ısıtıyor, enerjimi
üst seviyelere taşıyordu.
Bir süre sonra aralarından
birinin bana sarıldığını gördüm. Heyecan, şaşkınlık ve biraz da korku
içinde, bana bakan bir çift gözün içine ben de bakmaya başladım. Sonra şaşkınlığımın
biraz azaldığı bir anda sordum kendisine; ‘Kimsin
sen?’
diye ‘insanım ben’ diye
cevap verdi ve elimi bir başkasının ellerine kilitledi. Şaşkınlığım artıyordu,
zira karşımdaki değerlerime çok ters karakterde biri görüntüsünde idi. ‘Nasıl
olur da, benim değerlerimle
örtüşmesen de, beni böyle sevgi ile kucaklayabilirsin?’” dedim, ‘Benim adım saygı’ dedi. Bir anda ona güven dolu olduğumu hissettim, korkum da
geçmişti bu arada. Sonrasında nasıl olduğunu bile anlamadan, bu defa
kendimi uçuk kaçık diye adlandırabileceğim birinin kollarında buldum. Tutkularından yükselen enerjisi ve gökkuşağını andıran
renkliliği ile etrafına ilham zerrecikleri
saçıyordu. Dayamadım sordum, ‘kimsin,
neyin nesisin? Bu kalabalıkta senin rolün nedir?’
diye, “Benim adım yaratıcılık” dedi ve tüm
gücü ile beni ileriye doğru itti, belki de fırlattı demek daha doğru olacaktır.
Çok hızlı bir şekilde sahneye doğru ilerlediğimi görüyor, ben ilerlerken
kalabalık yarılıyordu. Herkes bana bir şeyler söylüyor, bense söylenenlere ya sözlü cevap veriyor ya da anladığımı belirtir mimiklerle geri dönüş yapıyordum.
Geçilen mesajlar o kadar net ve karşılıklı alınıp veriliyordu ki, iletişim yeteneklerimizin bu kadar
hızlı gelişmiş olması büyük bir değişimin
gerçekleşmiş olduğunun farkındalığını bana yaşattı. Sahneye ulaştığımda karşımda
tüm olaylara bütünsel bakış açısı
ile yaklaştığını hissettiren ve lider olduğu her halinden belli bir karakter karşıladı.
Bir anda o karnaval ve o karnavalın renkli insanları gitti yerine az
önce saydığım tüm özelliklere sahip Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”unu yansıtan otantik bir insan gelmişti. Sonra
etrafıma tekrar baktığımda bu özelliklere sahip birçok birey belirmeye başladı ve bu bireyler takip eden büyük kalabalıklar…

05 Aralık Cumartesi günlerden “The World Game İstanbul” idi. Yukarıdaki
rüyam aslında bu etkinlikte gerçekleşen Liderlik Çalıştayı’ndaki ben ve içinde
bulunduğum ekibimizin hayalindeki gelecekteki liderinin tanımı idi.  

İlk kez katıldığım bu
organizasyonun benim için değeri; “Ufuk açıcı, umut dolu ve keyifli
konuşmalarla, geleceğin oluşturulduğu takım çalışmalarından biri olan Liderlik
grubunun bir parçası olmak” oldu.
Saygı, paylaşım dolu yeni bireylerle takım arkadaşı olmak
paha biçilmez bir tatmindi.
The World Game Bali 2016’da olur muyum şu an bilmiyorum ama
bir sonraki Türkiye buluşmasını sabırsızlıkla bekliyorum..
Kemal Başaranoğlu

Kelebek Etkisi ve Gelecekteki Siz…

İnsanı
diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği düşünme kabiliyeti ve
duygusallığıdır. 
Başınıza
iyi bir şey geldiğinde, daha başka ne tür iyi şeylerin geleceğini düşünür,
hayal ederiz. Tam tersi durumda da (kötü bir şey geldiğinde) geçmiş
kötü anıları hatırlar, hatta tüm canlılığı ile tekrar yaşarız. Duygusal beynin(*) insanın hayatındaki etkinliği işte bu noktada ortaya çıkmaktadır. Beynin bu
bölümü aslında hayatımızı belli sınırlar içinde geçirmemizi destekler. Zira
onun dışına çıkmak, bilinmezdir. Bilinmezliğin riskleri, getirilerini
görmememize neden olur.
Geçenlerde
bir koçluk alanımla yaptığım görüşme beni bu yazıyı yazmaya itti. Hiç beklemediği
bir anda aldığı bir telefon, 7-8 yıl önceki bir olayı hatırlatmış. Aslında
yazının başında bahsettiğim duygusallık bu noktada devreye giriyor. Ve kişinin
bir anda ruh halinde değişmeler başlamış. Neşesi kaçmış, geçmiş hayallere
dalmış ve yaşadığı tüm süreci ve bu süreçteki karın ağrılarını yine aynı
şekilde yaşamaya başlamış. İşte duygusal beyin ve geçmiş tecrübelerin
hatırlanması.  Aslında sorun o geçmiş
yaşanmışlıklardan ziyade, konuşmada konuşulanlardan istenen eylem adımlarıymış.
Zira bir takım şeylere karar vermesi ve uygulaması gerekmekte, ama bunun
hayatında yaratacağı etkinin sonucunu görememekte, ya da geçmiş tecrübeleri ile
tahmin etmeye (yeni olumsuz sonuçlar) sürüklemekteymiş.
Kelebek
Etkisi filmini duymuşsunuz, belki de izlemişssinizdir. Hayatta attığımız her
adım bir tercihtir. Her tercihimizin arkasında bir şeylere ulaşmak için ya da
bir şeylerden kaçınmak için bir seçim yaparız. Bu seçimler küçük seçimler olsa
da, zaman içinde bu yaptığımız küçük seçimler, bizlerin hayatındaki o büyük
fotoğrafı değiştiren büyük adımlar olabilir. Hayatınızın fotoğrafını bir
çerçevede görmek isterseniz, o fotoğrafa ulaşma yolunda önünüze çıkan engel ve
fırsatları ona göre değerlendirmeniz, kelebek etkisini kendi lehinize doğru
çevirmeniz gerekmektedir.
Sizin
geçmişinizde canınızı sıkan bir şeyler varsa ve bunu bir şekilde zaman içinde
hatırlıyorsanız, kendinize bir şans verin ve şu soruyu sorun:  “Ben bu konu ile ilgili olarak ne yapmak
istiyorum?”
.
Bu sorunun
cevabı;
  1. Bu durum sizi bir şekilde rahatsız etse bile üzerine
    aksiyon almıyorsanız veya almak istemiyorsanız, lütfen bu durumdan gerçekten
    hoşnutsuz olup olmadığınızı kendi kendinize sorun. Bu durum sizi besliyor
    olabilir mi?
  2. Durumdan rahatsızsanız ve bu durum ile ilgili olarak,
a.  
 geçmişi konuşmak ve geçmiş ile ilgili duruma
(örneğin, sıkıntı veya acıya) çözüm getirmek (bir nevi kanayan bir yarayı
durdurmak) istiyorsanız, lütfen konusunda uzman bir psikoloğa danışınız.
b.  
birilerinden
destek/akıl almak istiyorsanız, konusunda uzman bir danışmandan destek alınız.
c.   
geçmiş sizin için
önemli değil, bugün ve bugünden sonraki gelecek önemli ise, konusunda uzman bir
koç ile çalışınız.
Temelde
önemli olan soru şu: “NE İSTİYORSUNUZ?” Çözüm üretmek mi? Mevcut durumda yaşamaya mı
devam etmek?

Doğu
toplumlarının ortak özelliği “Geçmişi düşünüp üzülmek ve geleceği düşünüp
kaygılanmaktır. İşte bu noktada bugün unutulur”. Oysa unutulan bugün de “yarın” geçmiş olacaktır. Yani üzülünecek yeni bir geçmiş.
Önünüze
bir fotoğraf çerçevesi konulsa ve bu çerçevede sizin gelecek fotoğrafınız olsa
idi, nasıl bir şey olurdu? Sizin fotoğrafınıza erişmek için, “kelebek
etkisi”
yaratacağını düşündüğünüz, eylem adımları neler olurdu? 
Kemal BASARANOGLU

kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com


(*)
http://kemalbasaranoglu.com/?p=93
http://kemalbasaranoglu.com/?p=88