Parmaklarınız konuşsaydı kendi aralarında ne kadar başarılı olurlardı?

Bir elin parmakları bile
birbirine benzemezken, siz nasıl bir başkasına benzeyebilirsiniz! İletişiminiz
de diğerlerinden bu nedenle farklı olacaktır. 

Bugün iletişimi aşağıdaki 3 boyutla inceleyelim.

  • Etkileşime geçme: İnsanlara söylenen şeyin nasıl söylendiği, bunların
    söylenme nedenleri ve karşı tarafın bunu nasıl duyduğu-dinlediği…
  • Kişinin adım adım kendisi ile uyumlanması: Kişilerin içinde
    oldukları duygu halleri, düşünme ve inanç sistemlerinin konuşulanlar üzerindekilerle etkileşimi..
  • Yapma, düşünme ve hislerin karşılıklı iletişim süreci üzerine etkisi:
    Sürecin içerisinde konuşma, beden dili (oturma/ayaktaki duruş pozisyonu,
    yüzdeki mimikler, ..vs), söylenenler üzerine diğer tarafın ifade ettikleri,
    konuşulurken yapılan varsayımlar/tahminler ve olası mutluluk, kızgınlık, öfke ve
    sevinç duygularının ortaya çıkması.

Bu 3 boyutun hayata geçmesinde öncelikle
arka planda beş önemli sistemin çok büyük önemi var:
  1. BEYİN: Öncelikle beyni iyi tanımak gerekir. Sürüngen (duyuların
    devrede olduğu hayatta kalma ve varlığını sürdürme) ile duygusal (duyguların
    devreye girdiği, aynı sınırlar içinde bizleri tutan ve sadece 2 seçenek
    tanıyan) taraflar günümüzün büyük bölümünde devrededir. Görsel tarafı ise
    istediğimizde seçenekleri önümüze sunmak ve görüntüler oluşturmak üzere devreye
    girer. Görsel olarak zihinde sürecin gerçekleşmesi, beynin plastisitesi içinde
    nöral yolların yapılanmasına, bu sayede hayali kurulan şeyin zihnen sanki
    oluşuyormuşçasına algılanmasına yardımcı olur.
  2. DİNLEME: Farklı boyutlarda dinleme gerçekleşebilir. Bir işi
    yaparken dinleme sadece duyabildiğini yakalamaktır, örneğin ebeveynlerin
    zihinlerindeki dolulukla çocuklarını dinlemesi gibi. Bir diğer boyut da, dinlerken
    karşıdakini daha iyi anlamak için sorular sorma ve söylediklerinin arkasındaki
    nedenleri anlamaya çalışmak gelir. Bu da, kurumlarda yönetici-çalışan ilişkisini
    andırmaktadır. Bir başka dinleme boyutunda ise konuşanın sadece söylediklerinin
    nedenlerini değil, satır arası mesajlarını da yakalanmasını içerir. Bu dinleme kişinin amacına giden yoldaki büyük resminin de duyulmasına çalışıldığı
    dinlemedir. Bu, yetkin profesyonel koçların dinleme boyutudur.
  3. NÖROLOJİK DÜZEYLER: Kişilerin bir zaman diliminde ve belli
    bir çevrede belli kişilerle sergilediği davranışların olduğu boyuttur. Bunlar
    tamamen bilinç düzeyinde gerçekleşirken, bunun daha da ötesinde, kişinin diğeri
    tarafından bilinmeyen, becerileri ve bu becerilerin arkasında taşıdıkları
    kimliğe bağlı değer ve inançları bulunmaktadır.
  4. ÖĞRENMENİN AŞAMALARI: Temelde 4 aşamadan oluşur. Birinci aşama neyi
    bilmediğimizi bilmediğimiz (bilinçsiz ve yetersiz olduğumuz) aşamadır.
    Farkındalık olmadığı gibi, beyinde konu ile ilgili en ufak bir nöral yol da
    bulunmamaktadır. İkinci aşama geçildiğinde (bilinçli ama yetersiz), artık neyi
    bilmediğimizi bildiğimiz  aşamaya
    geliriz. Farkındalığın ilk oluştuğu, oluşturulacak nöral yolun tanımlandığı
    aşamadayızdır.  Üçüncü aşama artık neyi
    bildiğimizi bildiğimiz bir aşama olup (bilinçli ve yeterli), nöral yolun oluştuğu
    aşamaya gelmişizdir, dikkatle ilgili konuyu yapabiliyoruzdur. Son aşama da, bildiğimizi
    bilmeme (bilinçsiz ama yeterli), diğer bir ifade şekli ile becerinin davranışa
    dönüştüğü aşamadır. Nöral yolun tam anlamı ile oluştuğu ve beynin ezbere bir
    şekilde işleri gerçekleştirdiği aşamadır.
  5. ALGI KONUMLARI: Kişinin yaşanan tüm iletişim sürecini kendi
    gözünden görmesi, bir başkasının ayakkabılarının içindeyken
    deneyimlemesi ve dışardan bir başka göz olarak (uçan bir sinek,
    kuş ya da kamera bakışından) gözlemlemesi olmak üzere üç farklı boyutta incelenebilir. Dışardan gözlem diğer ikisine göre daha bir nötr bir bakış açısı
    sunarken, etrafta daha önce fark edilmeyen ve iletişime etkisi olan çevresel
    faktörleri de alır. 

Bir an için en yakın zaman
diliminde yaşadığınız bir olumlu bir de olumsuz iletişim deneyimi 3 iletişim
boyutu ve bunun arkasındaki 5 önemli sistem çerçevesinde tekrar –zihnen-
deneyimleyin. Sizde hangi sistemler bu 3 boyut üzerine en fazla etki etmekte ve her
bir sistemde hangi seviyede bulunmaktasınız? Bir sonraki iletişim süreçlerinizi
daha kaliteli hale getirmek için bugünden itibaren neler yapabilirsiniz?
Son olarak, hayatta her şey
öğrenilebilir, kaliteli bir iletişim bile. Bunun için nerede olduğunuzu
profesyonelce tespit edip, üzerine size özel bir çözümle gitmelisiniz.
Nefes alıp vermek kadar kolay ve
devamlı, kaliteli iletişime sahip günleri yaşamanız dileğimle.

Bireysel ve kurumsal ihtiyaçlarınız için kemal@tykocluk.com
.

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
www.tykocluk.com

Fark edilmek istiyorsun da “KİMİ” ve “NEYİ” bekliyorsun?

Bugünkü yazımı bir süredir görüştüğüm birçok yöneticiden gelen görüşler üzerine oluşturma kararı aldım.
Günümüz koşulları çok çetin. Neden mi?
•   
Bilgi her köşe başında herkesin hizmetinde! Eskiden bir bilgiyi elde etmek için kütüphaneler, öğretim görevlileri ya da yetişmiş şirket çalışanlarının kapısında beklenirken (ve kimi zaman bilgi istenildiği kadar elde edilemezken), bugün internette oturduğunuz yerden yapacağınız bir araştırma size bilginin en ince detaylarını sunmaktadır. Bugün gerek ülkemizde gerekse yurtdışında birçok kişiye erişim ve bu erişimin sonucunda bir çok projeyi uzaktan gerçekleştirebilmek mümkün.
•   
Herkes en az bir üniversite mezunu! Gerek son yıllarda birçok üniversitenin açılması gerekse uzaktan erişimle üniversite mezunu olunması ve açıköğretimler sayesinde birçok kişiye üniversite mezunu olma imkanı sağlandı. Bu kadar çok kişinin üniversite mezunu olması (nicelik olarak kalite ve yetkinlik tartışılmakla beraber) özellikle kurumların hem maddi hem de manevi olarak çalışanını baskı altında tutmasına yardımcı olmaktadır.
•   
Niyet ettik bir yabancı dili görür yeterlilikte konuşabilmeye! Gerek okullar gerekse dil kursları sayesinde bir şekilde dil konusunda da insanlarımız yetkin olmaya çalışıyor. 
Yukarıdaki nitelikler kalitesi değişmekle beraber genelde kişiler tarafından taşınılan özelliklerse, bir kişiyi diğerlerinin önüne çıkaracak olan şey nedir
İlk işe girişte CV üzerinde bakılanlar klasik olarak, daha önceki çalışma geçmişi, katıldığı projeler, destek verdiği sosyal sorumluluk projeleri, bildiği yabancı diller, bitirdiği okullardır. Aslında iyi hazırlanmış ve dolu bir CV kişiye sadece Merhaba. Ben buradayımdan daha fazlasını vermez. İş görüşmelerine gidildiğinde, sergilenen kişisel yetkinlikler kişiyi bir adım öne çıkarır. 
Bugün görüşmeye gelen bir grup yeni mezun çok bilinçli. Daha üniversite yıllarından birçok farklı projede çalışan gençler aslında kendilerini geleceğe durmaksızın hazırlıyorlar, hem de değişimi ve dönüşümü her an her dakika özümseyerek. Karşılarında kim olursa olsun kendilerini ifade etmekten çekinmedikleri gibi, kendileri için bu okyanusta BEN DE VARIM!” diyecek kadar da girişkenler. Katıldıkları projeler içinde iletişim, empati, zaman yönetimi, takım oyuncusu olma, liderlik etme gibi şirketlerin bugün yoğun bir şekilde para harcadıkları çalışmaları onlar daha öğrenciyken işinin en iyilerinden elde ediyorlar. Aslında sosyal sorumluluk projeleri bu anlamda fırsatların yaratılması demek. Merak ettim, ne kadarlık bir kesim bu durumda diye, orada %10-20 arasında dediler ve eklediler; “Bu sayı artmalı”. Evet bu sayının artması için kesinlikle bir şey yapılmalı… 
Diğer taraftan, ben kendi zihnimden şunu geçirdim. İnsanlar genellikle sabah iş -akşam ev ya da iş arkadaşları ile zaman geçiriyorlar. Ne topluma faydası olacak bir sosyal sorumluluk projesi içinde yer almak var, ne de kendine yapılan bir yatırım. Halbuki, katılınan her proje demek bir şeyleri öğrenmek ve bir şeyleri öğretmek demek. Hem de BEDAVA! Bu arada kazanılan dostlukları buna eklemiyorum bile.. 
Diğer taraftan da fark ettiğim diğer konu, her şeyi kurumdan bekleyen çalışanlar. Yani kurum için çalışmıyor muyuz? O zaman onlar bize öngörsünler, onlar ödesinler diyenler. Maalesef o güzel günler kitaplardan okuduğum kadarı ile 80’lerde vardı, belki 90 ve 2000’ler son zamanları idi. Kurumlar da artık her bir kuruşun hesabını yapıyor. Bir çalışanına bir bütçe ayırması için öncelikle diğerlerinden ayrı bir özelliğinin olması lazım! Varsaydık ki öyle bir özelliğin var, bu durumda da doğru programların seçilmiş ve desteklenmiş olması lazım. Her kurum ve her İK iyi niyetle işini yapmak istiyor ama kimi zaman kurumda inanılan gelişim programları standartların dışına çıkmıyor. Alınan kuru/klişe paket eğitimler, verilen ama takipsiz mentörlükler /danışmanlıklar ya da kendini-potansiyelini keşfedip fark yaratacak kişiler olmasını sağlayacak verilmeyen profesyonel koçluklar.
Geçen yazılarımda da belirtmiştim. Her yıl kendinize yapacağınız yatırım için de bir bütçe ayırın. Kaliteli sertifika programları, koçluk ve mentörlük hizmetleri, sosyal ve kültürel faaliyetler, yeni bir yerin keşfi, okuyacağınız kitaplar,…vs.
Şimdi kendinize şu soruyu sorun; sürünün içinde gitmek mi, yoksa kendini sürüden ayırmak mı? 

Fark yaratırsanız, fark edilirsiniz?
Siz fark edilmek için kendiniz için ne tür yatırımlar yapıyorsunuz?

Kemal Başaranoğlu

Profesyonel Koç

Turuncu Yeşil Koçluk

kemalbasaranoglu@gmail.com 

Linkedin Turuncu Yeşil


 

İletişim Nefes Almaktır…Nefes Alışınızı Gözlemlemek İster Misiniz?



Sizce neden “İletişim Nefes Almaktır” ?


……………………………………………………………………….

Hayatın hangi noktasına bakarsanız
bakın, mutlaka her yerinde iletişimi görecek, duyacak ve iliklerinize kadar
hissedeceksiniz. Sabah kapıdan çıktığınızda karşınıza çıkan apartman görevlisi,
komşun, mahallenin kedisi ve hatta arabanız. İşte tüm bunlar sizi bir şekilde
iletişime geçmeye zorlayan etmenlerdir.
Bu güncede iletişimle ilgili teknik
bilgileri anlatmayacağım. Bunları seminerimde(*) zaten anlatıyorum. Ama iletişim
en basit ve güzel örneklerinden birini arıyorsanız, Ahmet Şerif İzgören’in “50
puanlık Sınav Sorusu”
nun ne olduğunu öğrenin.
İletişim ile ilgili aklınızda bulunması gereken en önemli şey, hayatımızı bakış açısı
ve 5 duyu organımızın algısı ile yaşamamızdır. Dr. Zerrin Başer’in 2014 yılındaki eğitimlerinden
birinde söylediği aşağıdaki cümle aslında bana bu semineri oluşturma fikrini vermişti.
“Aynı gezegende yaşayıp, iletişim
kazası yaşamamak bir mucize! Algılayış davranışı etkiler. Algılayış değişince
davranış da değişir.” 

Evet. Aslında hepimiz renkleri farklı
tonlarda algılarız. Hepimizin farklı farklı davranış kalıpları vardır. Dünyayı
algılayışımız açısından da tıpkı bir elin parmakları gibiyiz. Ah bir de şu
bizim evrensel adı altında topladığımız öğrenilmişliklerimiz yok mu?
Rahmetli babam hep “Ağzından çıkanı
kulağın duysun!” derdi. Dilimize hâkim miyiz? Dilimizden çıkanı karşı taraf duyuyor ve dinliyor mu? Sahi biz dinliyor muyuz ki, karşı taraf da bizi
dinlesin
. Buyur şimdi buradan yak! J
Sağlıklı bir iletişimi tanımak ve kendinizde küçük bir karınca adımı
ilerleme kaydetmek isterseniz, beklerim
Son söz: “Nefes alış dedik de neden
nefes veriş yok” diyenlere. Önce temiz havayı içimize çekip kendimizin farkına
varalım, gerisi zaten akışın içinde…
Kemal Başaranoğlu


(*) Hayatımın en önemli değerlerinden
birkaçını eğlenmek, keyif almak ve katkı sağlamak oluşturmaktadır. 2012
yılından beri atölye çalışması içeren seminerler vermekteyim. Seminer diyorum,
çünkü benim derdim her konuşmanın, sohbetin ya da çalışmanın arkasında katkı da
sağlamaktır. Seminerime gelenler neler ile karşılaşacak: “Katılımcılara bir
taraftan bilgi verirken, diğer taraftan kendilerini sorgulatıp, üzerinde çalışması
gereken noktayı/noktaları kendisine tespit ettiriyorum. Uğurlama faslımızda eylem
planını yine katılımcıya tanımlattırıyorum. 

Elbette bunu yaşamak isteyerek gelenlere ve buna niyet edenlere…



Seminer, 14 Mart Pazartesi günü, Bursa Nilüfer Dernekler Yerleşkesi’nde:
https://www.facebook.com/events/1172841342749700/

Konuşmalarınızı Ring’te mi Gerçekleştiriyorsunuz…

Sözlü-sözsüz her temas bir iletişimdir… Bugünkü iletişiminize göz atın, saldırı ya da savunma halinde bir  ring de mi konuşuyorsunuz?
Bugünkü, yazımı okuduktan sonra karşınıza çıkan ilk kişi ile iletişiminize dikkat ediniz ve görüşmeniz bittikten sonra aşağıdaki başlıklar altında görüşmenizi tekrar
gözden geçiriniz.

                 1.      
Öncelikle görüşmeyi gözlemleyiniz. Ne görüyorsunuz?
                 2.     
Bu
gözlemin sonucunda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
                 3.     
Bu
hisleriniz bir yansıması olan ihtiyaçlarınız nelerdir?
                 4.     
Bunun
sonucunda istediğiniz/rica ettiğiniz bir şey oldu mu?
Cevaplarınızı verdikten sonra, lütfen bir kez daha gözden geçiriniz. Özellikle 3 ve4. maddeler ile ilgili ne düşünüyorsunuz.
Yukarıda
bahsedilen durumu daha de netleştirmek için aşağıdaki örneği vermek istiyorum.
Hikaye bir baba ile oğlu arasında geçmektedir. Üzerinde konuşulan konu; babanın
oğlunun gece geç saatlere kadar gezmesinden duyduğu huzursuzluktur. Baba aşağıdaki konuşmada yüksek ses
tonunu kullanırken, oğul ise isyankâr bir ses tonu ile cevap vermektedir.
…………….
Baba:
 Yeter artık, bu kadar sorumsuz bir şekil yaşamanı-davranmanı istemiyorum! Artık gece geç saatlere kadar sokakta kalmayacaksın.
Oğul:
 Arkadaşlarım ile eğleniyorduk, bunun neresi kötü. Hem istersen cep telefonumdan
beni arayabilirdin.
Baba:
Hayır bundan sonra, 9’dan sonra evde olmanı istiyorum. Ayrıca bizlere de
gittiğin yeri ve kiminle gittiğini de söyleyeceksin.
Oğul:
Öf be ya! Bir türlü büyüyemedik
…………….
 Bu görüşmeyi gözünün önünde tekrar canlandırın. Kendinize görüşme üzerine yeterince düşünecek kadar zaman ayırın. 
Şimdi; aşağıdaki ikinci görüşmeyi okuyunuz..
…………….
Baba:
 
Son 1 haftadır, eve geliş saatlerini not ettim, 5 gecedir sabaha karşı 3’den önce gelmiyorsun ve ne bana ne de
annene nereye kiminle gittiğin hakkında, bilgi vermiyorsun Bu saatlere kadar dışarıda olman, bizi tedirgin
ediyor.
Oğul:
Düşündüğümde bu hafta geç saatlere kadar dışarıdaydım, bu doğru;
arkadaşlarım ile takıldık. Hani senin tanıdığın, ….. ile idik. Bu nedenle
endişelenmene gerek olduğunu düşünmüyorum baba.
Baba:
Arkadaşlarını tanısam dahi, her gün en az 2-3 tane gazete haberlerini görünce, gece geç saatlere kadar dışarıda olman beni korkutuyor. Gençsin eğlenmen
kesinlikle hakkın. Biz sadece dikkatli – temkinli olmanı ve bizleri
bilgilendirmeni istiyoruz.
Oğul:
Tamam baba. Kaygılarınızı anlıyorum, bundan sonra gece geç saatlere kalışlarım konusunda daha dikkatli olacağım. 
…………….
Şimdi bu görüşmeyi de gözünün önünde tekrar canlandırın. Kendinize bu görüşme üzerine düşünecek kadar yeterli zaman ayırın. 

Şimdi
yazımın başında sorduğum soruları bu iki görüşme için sorgulayalım.

İlk
görüşmede; baba saldırı durumunda ve doğrudan doğruya değerlendirme yapmaya,
çocuğunu etiketlemeye geçerken; oğul ise babanın karşısında savunmaya geçmiştir.
Baba öfkesini oğluna döküp emirler yağdırırken, oğulda bu duruma isyan etmiş ve
görüşme babanın baskın ebeveyn karakteri ile tamamlanmıştır. Muhtemelen
ilerleyen günlerde çocuk;
·        
ya verilen
emirleri yerin getirmeyecek ve sonu, daha vahim olacak (son nokta şiddet uygulama),
·     ya da
babasını dinleyecek ama kendisi ile ilgili davranışlarda ilgili ilerleyen yıllarda bir
takım eksiklikler hissedecektir (aile içi veya dışı çevrede, çatışma ortamında
baskın karakterlerin davranışlarını kabul etme,..vs).
İkinci
görüşmede; baba öncelikle oğluna 1 haftalık gözlemini (durum tespiti) belirtmiştir.Oğulda bu tespiti onaylamış ve kendi açısından eklemelerini yapmıştır. Baba bu
durum tespiti ile ilgili hissettiklerini (kaygılar ve korkular) oğluna aktarmış
ve oğlundan beklentisini dile getirerek istekte bulunmuştur. Yapılan
görüşmede babanın durum tespiti ve empati ile olaya yaklaşması süreci
rahatlatmış, ortamı yumuşatmış; karşılıklı istek ve beklentileri net bir şekilde
ortaya  koymuştur. Bunun sonucunda ise;
görüşme karşılıklı bir anlaşma içinde tamamlanmıştır.
Bu haftaki yazımın esin kaynağını, şu sıralar okuduğum; “Şiddetsiz İletişim: Bir Yaşam Dili(*)”
adlı kitap oluşturmaktadır. Yazar Rosenberg Şiddetsiz İletişimi: “İnsanı
gönülden vermeye yönelten bir iletişim yoludur”
diye tanımlamaktadır.
Yukarıda
bahsedilen örnekte kısaca Şiddetsiz İletişimin 4 öğesinden bahsettim:
           1.      
Gözlem
           2.     
Duygu
           3.     
İhtiyaçlar
           4.     
İstek/rica
İletişimde
farklı bir bakış ve farklı bir tat tatmak isteyenlere…
(*) Şiddetsiz İletişimBir Yaşam Dili  
Yazar : Marshall B. Rosenberg Ph. D.
Sayfa Sayısı : 232
Çevirmen : Lalegül
Hümaşah Ergun
Remzi Kitabevi
Kemal
BASARANOGLU
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com

Aynadan yansıyan yüz: Seni anlıyorum…

Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma!

Bugünkü
yazımı « Empati » üzerine yazmak istiyorum…
Empati sözcüğü;
              –        
“Em”, Latincede “İç, içine, içinde”
              –        “Patheia” ise Yunancada “Duygu acı, ıstırap,
algılama” anlamına gelen kelimeler ile türetilmiştir.
Hiç;
               –        
ebeveynleriniz
               –        
eşiniz
               –        
çocuğunuz
               –        
kardeşiniz
               –        
arkadaşlarınız,
               –        
 … vs’nin
davranış ve
duyguları üzerine düşündünüz mü? Neydi onları o içinde bulundukları durumda, o
şekilde davranmaya iten şey?

Sizlerden yukarıda bahsedilen kişilerden birini gözünüzün önüne getirmenizi ve
daha sonra bu kişinin içine, o bulunduğu durumda girmenizi rica ediyorum.  Kendi duygularınızdan, düşüncelerinizden
sıyrılın… O kişinin duygularını, düşüncelerini üzerinize alın ve bunları
içselleştirerek kişiyi anlayın… Son olarak ta, bu kişi ile o yaşadığı durumda
karşılaşın ve ona kendisi gibi, onu anladığınızı gösterir şekilde davranın…
Empatiyi
gerçekleştirdiğiniz için tebrik ederim.
Nasıl bir şey olduğunu anladınız. Aslında
farkına varmadan yukarıda bahsedilen sahne ile, empatinin önemli şu adımlarını
gerçekleştirmiş oldunuz;
            –        
O kişinin yerine geçtiniz; O KİŞİ OLDUNUZ..
            –        
O kişinin yaşadıklarını hissettiniz (duygular, düşünceler..vs), anladınız;
ONU YAŞADINIZ
           –        
O kişiye, ondan davranışlarla cevap verdiniz; ONU YAŞAYIP ANLADIĞINIZI ONA GÖSTERDİNİZ.
Hiç bebekleri
ya da çocukları gözlemlediniz mi?  Dikkat edin çok iyi birer kopyalayıcıdırlar. 

– İlk örnek için bir çocuğu
inceleyelim. Çocuklar, bir anda annesinin yaptıklarının ya da babasının
yaptıklarının kopyası olabilmektedirler. Hatta daha dikkatli bakıldığında,
mutlaka taklit ettikleri kişinin ruh halini de almaktadırlar. 

– İkinci bir
örnek ise; ağlayan bir bebeği gören diğer bebeğinde ağlamaya başlaması gözünüzün önüne getirin.
Görüldüğü
gibi empati daha bizim bebekliğimizden gelen bir yetenek iken bu yetenek zaman
içerisinde, yaşanmışlıklar ile kaybedilmektedir. Bunun listesi çıkarılırsa; korkular, kötü tecrübeler, ön
yargılar, sabit fikirlilik
… vs. Liste istediğimiz kadar uzatılabilir. Tüm
bunlar bizlerde empati yetisini öldürmektedir.
Doğuştan
varolan, ama bir şekilde kaybettiğimiz empatiyi nasıl tekrar kazanabiliriz? Bu
sorunun cevabı öncelikle kişinin kendisine karşı dürüst olması ve bunu gerçekten istemesinden geçmektedir. Daha sonra ise, ön yargılar ve sabit fikirlerden
arınmayı, karşısındaki gözlemlemeyi ve buna karşılık karşısındakinin duygu ve
düşüncelerini hissettiğini ifade etmesinden geçmektedir. Bu arada tüm bu duyguları yaşamak, sizin o kişi ile
aynı fikirde olmanızı gerektirmez.
Her insanda “Ayna
Nöronları (*)” bulunmaktadır. Ayna nöronlar sayesinde;
             –        
Katıla katıla gülen birini seyrederken kendimizi alamayıp güleriz
             –        
Duygusal bir filmde bir anda hüngür hüngür ağlarız
             –        
Birimiz esnersek mutlaka diğerlerimize de bunu bulaştırırız.
             –         Birimizin gerginliği diğerlerini de gerer.
Aslında ayna
nöronlarımız bize karşımızdakini anlama ve empati kurmaya yardımcı olur.
Kişiler arasındaki iletişimde empatik yaklaşım, uzlaşmacı ve
dayanışmacı bir iletişimi destekler.
Sonuç olarak;
iyi niyetle empati yapmak karşımızdaki kişiler ile olumlu ilişkiler yaratabileceği
gibi, niyetin kötü olması durumunda sonuç manipülasyon olmaktadır. 
Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol. Mevlana
Karşınızdaki kişinin aynada yansıyan yüzü olmaya hazır mısınız?
Kemal
Basaranoglu

(*)“Ayna Nöronları: 1990’larda Vittorio
Gallase ve Giacomo Rizzolatti adlı iki İtalyan bilim adamı düşünce okuma
konusunda maymunlar üzerinde yaptıkları deneyler sırasında yeni bir tip nöron
keşfettiler. Bu nöronlar, belli işleri yaparken aktif hale geliyorlardı,
tesadüfen farkedilen diğer özellikleri ise bir başkası aynı işi yaparken de
aktif hale geçmeleriydi. Bu nöronlar primatları, insanları ve kuşları
karşısındakini taklit etmeye zorluyordu! Bu özelliklerinden dolayı “ayna nöron ” adını aldılar. 
Daha sonra yapılan araştırmalar ayna
nöronların insan beyninde broca denen ve konuşmadan sorumlu
olduğu bilinen bölgede bulunduğunu gösterdi. Bilim insanları buradan yola
çıkarak, konuşmanın, başkalarının hareketlerini tanıma ve algılama ile
başladığını düşündüler. Önceleri el kol işaretlerine ve mimiklere dayanan
haberleşme, zaman içinde konuşmaya dönüşmüştü.
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/biyopsiko.htm »

Mesajınız var.. İletişim 1…

Hadi ufak bir test ile bugünkü yazıma başlayayım; aşağıda gördüğünüz sayı kaçtır?

Düşündüğünüz,
Söylemek istediğiniz,
Söylediğinizi sandığınız,
Söylediğiniz,
Karşınızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı, 
Anladığı… arasında farklar vardır.
Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması
için en az 9 ihtimal var.
                                                                                 Sylviane Herpin

Bugünkü yazımı “İletişim”imiz üzerine yazmak istedim.

Türk Dil Kurumu İletişimi : “Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına
aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon” şeklinde tanımlamaktadır
.
Ben ise iletişimi : “Karşımızdakine sözlü ya da
sözsüz olarak geçtiğimiz mesajlar bütünü” olarak tanımlıyorum.
Örnek vermek gerekirse; çocuğunuz ile iletişime geçecekseniz; siz gönderici
olarak mesajınızı bir şekilde alıcısı olan çocuğunuza aktarırsınız. Çocuğun
ise, sizin gönderdiğiniz mesajı anlayıp anlamadığını, size gönderdiği geri
bildirim ile anlayabilirsiniz.
Etkin iletişimin temel prensiplerini;
–      Kendimizi net
bir şekilde ifade etmek
–      Gönderilen
mesajı takip etmek
–      Karşı tarafa ön yargılı bakmamak (iyi niyet)
–      Zamanlamaya
dikkat etmek
–      Uyuşmazlık
durumlarında tolerans gösterebilmek
–      Doğru
iletişim araçları ile doğru metotları seçmek oluşturmaktadır.
Sabah uyandığınızda ilk karşılaştığınız kişiye (eş, çocuk, apartman
görevlisi, komşu, iş arkadaşı.. vs) , “GÜNAYDIN” dediğinizde (ki günün ilk
iletişimini bu şekilde gerçekleştirmektesiniz), bunu güzel bir günün
başlangıcı olması temennisi ile mi söylüyorsunuz? Yoksa alışkanlık nedeni ile mi? 
Yarın sabah uyandığınızda karşılaştığınız
ilk kişiye “Günaydın” deyin ve daha sonra durumu gözlemleyip, aşağıdaki
sorulara cevap verin. 
1.       Öncelikle
güne iyi bir başlangıç yapmış mıydınız?
2.      Günaydın dediğinizde,
gönderici olarak siz; bu kelimeyi
a.      Nasıl bir ruh hali ile
b.      Nasıl bir
fiziksel duruş ile
c.       Nasıl bir ses
tonunu ile
d.      …..,                                 söylediniz.
3.      Alıcı ise, bu kelimeyi duyduğunda,
a.      Ne yaptı?
b.      Cevap verdi
mi?
c.       Cevap verdi
ise; nasıl verdi?
d.      Ses tonu
nasıldı?
e.      ….
Soğuk çay ve pilavı kabul edebiliriz ama asık
suratlılığı asla. (Çin Atasözü)
Tüm bu yukarıdaki soruların cevaplarından sonra, günün bu ilk iletişiminize bir not verin (10
üzerinden..)
İletişime geçtiğinizde ya da sizinle iletişime geçildiğini gördüğünüzde
lütfen;
–      Kalıplaşmış
düşüncelerinizden
–      Zihninizdeki
genellemelerinizden
–      Bir kişinin
diğerine sözünü kabul ettirme çabasında olduğunu düşünmekten
–      Bir kişinin
diğerini değiştirmeye çalıştığını düşünmekten
–      Bir kişinin
diğerine geçtiği mesajların arasındaki taleplerden ötürü, diğerinin aşırıya
kaçan boyutlarda özverili olması gerektiği
–      ……
düşüncelerinden, kendinizi kurtarın… Zira yukarıda ifade edilen cümleler
sizleri “İletişim Kör Kuyuları”na çekecek inançlarınızdır.
Geçmişte yaşadığınız bir iyi bir de kötü tecrübeyi düşünüp, zihninizde
tekrar tecrübe ediniz. Sizi kötü tecrübenizde “İletişim Kör
Kuyulara” ne çekmişti? peki iyi tecrübenizde neden sizleri yolunuzdan alı koyamadılar?
Etkin bir iletişimi kısıtlayacak bir çok engel olabilir. Bunlar fiziksel olabileceği
gibi;
–      Zaman kısıtı
–      Ortam
sıcaklığı (aşırı soğuk/sıcak)
–      Ortamdaki gürültü
–      Yorgunluk
–      …..
psikolojik ;
–      Önyargılar
–      Moralsizlik
–      İsteksizlik
–      Tatminsizlik
–      …
ya da semantik (anlam üzerine);
–      Aynı şekilde
ifade edilen kelimelerin farklı anlamlarda algılanması
–      Yoğun bir
şekilde jargon kullanılması
–      …
olabilir.                                                                                              
Az önceki kötü tecrübelerinizde gördüğünüz engelleri, yukarıda bahsedilen
gruplardan hangisine/hangilerine koyabilirsiniz?  

Peki, iyi tecrübenizde hiçbir engel ile karşılaşmadınız mı?
Karşılaştıysanız bunu nasıl ortadan kaldırdınız da, iletişim doğru bir şekilde
gerçekleşerek mesaj alıcısına ulaştı.
Son söz: Kaliteli bir iletişim için kişi öncelikle kendisini tanımak
zorundadır.

Haydi bugün bir adım atıp kendinizi tanımaya ne dersiniz?
KB
kemalbasaranoglu@gmail.com