Hop Hop Değiş Tonton! İnançlar 2

Hayatın anlamı bizim sembollere
verdiğimiz anlamların arkasında şekillenmektedir.
Dünyayı algılamamız semboller
üzerinden olmaktadır. Örneğin şu an bu yazıyı okuyan siz de harflerin
oluşturduğu sembollerle benimle iletişime geçiyorsunuz. Ya da tam tersi bir
şekilde ben sizinle iletişime geçiyorum.
Her yazımı yazarken aklımdan şu
sözler geçer:
“Bugün acaba kimleri düşündürüp, hayatlarındaki
hassas bir noktaya temas edeceğim. Belki de kişinin hayatında önemli bir
farkındalık yaratacağım ve bu farkındalık da kelebek etkisi şeklinde hem
kişinin hayatını hem de toplumu dönüştürecek”.
Bir düşünsenize sizin hayatınızda
çok büyük öneme sahip olan okuduğunuz bir kitabı, izlediğiniz bir filmi ya da rol
model aldığınız bir kişiyi. Herkesin hayatında yok mudur böyle şeyler? İşte
benim de hayatımda önemi olan yazılar, kitaplar, filmler olduğu gibi, ben de
yazdıklarımla insanların hayatlarına dokunuyorum.  Kimi zaman geri dönüşler hemen olduğu gibi,
kimi zaman bir toplantıda “ben sizi uzun süredir takip ediyorum”, “geçen yıl
sonunda yazdığınız yazıyı ara ara okur, nerede olduğuma bakarım”, …vb. gibi de
olmaktadır.
Aslında yukarıya yazdıklarıma
bakarsanız, her yazıda içimden geçen cümle ile kendime güçlü bir inanç
oluşturmuş olduğumu fark edersiniz. Bu inancı birçok değerlerle destekliyorum: Üretkenlik, Paylaşım, Gelişim, Değişim ve
Dönüşüm.
Değerlerimle destekli inançlarım sayesinde de neredeyse her hafta
mutlaka bir konuyu kaleme alıyorum.
İnançlar gördüğünüz gibi kendi
kendimize oluşturabileceğimiz ve hatta güçlendirebileceğimiz şeyler.

Geçen haftaki yazı sonrasında inançlarınızı listelediniz mi? Bunlardan sizi
destekleyen yanınıza almanız gereken en önemli 3 inancınız hangisidir? Peki ya
sizi köstekleyen bir şekilde hayatı size zindan eden ve kurtulursanız hayatın
dizginlerini elinize alacağınızı düşündüğünüz 3 negatif inancınız nedir?
Listeyi yapmayanlar, hemen listesini oluşturabilir ve kaldıkları yerden yazıyı
okumaya devam edebilir.
Sizi rahatsız eden bir inancınız
mı var? O zaman inancı sorgulayın! Bir süre sonra bu inancın sallandığını
göreceksiniz. İnancı yıkmak mı? Daha fazla sorgulayın!
İnançları farklı boyutlarda
inceleyebiliriz. Kimi inançlar çok hafiftir. İskambil kağıtlarından oluşan kule
gibi. Bunlar genellikle o gün ihtiyacımız olduğu için birilerinden (aile içi,
kurum içi, sevdiğimiz bir dosttan, sosyal medya’dan, … vb. gibi) satın
almışızdır. Eminizdir ama geçici bir durumdur, çok sık kullanılmadığı gibi en
ufak bir sorgulama ile ortadan kalkabilir. Örneğin farklı birçok diyeti
deneyimlemiş kilo vermeye çalışan bir birey (farklı diyetleri deneyimleme
uzmanı), her yeni duyduğu diyeti denemek ister. O başlangıç motivasyonu ile ilk
etkisini de görür. Ta ki o ilk kaçamağı yapana kadar. Sonrasında ne olduğunu
herkes biliyor zaten. Bu kişilerden değilseniz bile çevrenize bakmanız yeterli…
İkinci seviye inançlar daha
güçlü, kendini sürekli olarak doğrulayan ve arkasında tekrarlayan ve aynı
sonucu taşıyan bir deneyimi de taşırlar. Öğrencilik yıllarında bazı arkadaşlarıma
hayrandım. Tüm yıl çalışmasalar bile son 1 hafta boyunca yaptıkları çalışma ile
okulu oldukça rahat bitirirlerdi. Bu kişiler belki benim kabul edemediğim ve
inanmadığım genel bir inancı kabul etmişlerdi: “Sınavlardan önce son bir hafta sınavlara çalışırsan rahat rahat okulu
bitirsin”
. Tabi ilk sınav sonuçları, ikinci sınav sonuçları ,.. derken
gerçekten de sınav önceleri hariç oldukça konforlu okul hayatları vardı.
Kurumsal iş ortamlarında en çok inanılan konulardan biri de ‘torpil algısı’.
Nasıl da kendini gerçekleştirir bir kehanettir bu inanç! Torpili olmayanlar bir
yere gelemez değil mi? Çevrenizdeki herkes torpilli değil mi?  Bir kişi dahi, işi hak ederek oraya gelmemiş
midir? İnançları yıkmak isterseniz, sorular sorup sorgulayın. Uzun uzun…
Üçüncü seviye inançlar daha katı,
kemikleşmiş (Anthony Robbins buna iman der), sağlam binanın sağlam sütunları
gibi olanlardır. Buna dini inançlar girdiği gibi kişinin (kendisi ile ilgili)
büyük resmi ile ilgili olanlar da girebilir. Bu inançların olumlu olanları
sizleri rahatlıkla ayakta tutarken, olumsuz olanları hayatınızı bir kapanın
içinde yaşamanıza neden olur. Benim bugüne kadar duyduğum en güzel ve olumlu
inanç, bir doktor arkadaşımın inancı olan:
“Ben Allah’ın sevgili kuluyum. Benim işlerim hep rast gider”
olandır. Tabi
duyduğum en kötü inanç cümlesi de “Değişim
çok zor”
dur. Zor olan değişim mi?
Yoksa değişimin düşüncesi mi?
Yüzme öğrenecek kişinin korkusu başına
gelecek tehlikeleri düşünmesindendir. Yoksa denize girdiğinde başına ne gelirse
gelsin, ona adapte olmaya, uyum sağlamaya ve yaşamını devam ettirmeye çalışır.
Yani değişerek adapte olur. 
Bu seviyede inançları sorgulama konusunda kişi
oldukça dirençlidir! Sorgulamak istemediği gibi sorgulatmak da istemez.
Hadi biraz sorgulayın
inançlarınızı bakın neler olacak?
Altın kural 1: Değiştirmek istediğiniz, size köstek olan bir
inancınızı ele alın.
Altın Kural 2: Bu inancı sorgulayın.
–      
En az 1, en çok 10 olmak üzere bu inanç ne kadar
doğru bir inançtır?
–      
Bu inanç sizce saçma bir inanç olabilir mi?
Neden?
–      
Bu inançla yaşamanın
o  
Fiziksel alanınıza (genel olarak yaptıklarınız,
ettikleriniz)
o  
Duygusal alanınıza ve ilişkilerinize,
o  
Kendinize (BEN’inize)
o  
Büyük resminize maliyeti nedir?
–      
Bu inançla artık yaşamazsanız ne olur?
İnancınız sarsılmaya başladı mı?
Altın Kural 3: Bu olumsuz inancın yerine olumu bir inanç
yerleştirin. Bu inancı daha da güçlü deneyimlemek ve güçlendirmek için neler
yapabilirsiniz?
Coğrafyamız içinde köstekleyecek
inançları barındırdığı gibi aynı zamanda başarılı olmuş birçok örneği de
barındırır. Bu noktada konusunda başarılı insanları gözlemleyin, tanışın,
modelleyin.
İnançlar, arkasında neden sonuç
ilişkisinin yanında, NLP (Neuro Linguistic Programming)’de anlatılan silme,
bozma ve genelleme modellerini de içermektedir. Bu konuları önümüzdeki
yazılarda paylaşmayı planlıyorum.
 Farkındalık yaratan koçluk çalışmaları ve NLP
ile birçok inanç değiştirilebilir.
Japonların kalitesi konusunda
şüpheniz yoktur değil mi? Biliyor musunuz 1950’lere kadar Japonların kalitesi
çok kötüydü. General Mac Arthur, Dr. W. Deming’i Japonya’ya gönderir. Zira
Japonlarla bir telefon görüşmesini dahi doğru düzgün yapamamaktadır. Dr. W. Deming,
Japonlara çok güçlü bir inanç aşılar: “Çalışmaların
kalitesini yükseltmek yolunda, her gün ve hiç bitmeyecek şekilde adanmanın
dünya pazarına 10-20 yıl içinde  hakim olmak
anlamına gelmektedir”
. Japonlar’ın sürekli iyileşme (Kaizen) felsefesinin
sırrı buradan gelmektedir.
Hayatınızda bir şeyi
gerçekleştirmek isterseniz, Alman düşünür Arthur Schopenhaeur’ın felsefesini
uygulayabilirsiniz.
–      
Önce alay edilme
–      
Sonra şiddetle karşı çıkılma
–      
Son olarak, zaten belli olan bir şey, denilme ve
kabul edilme.
Başınıza gelenler her neyse bu
şekilde olmuyor mu?
Hop hop değiş Tonton diyerek inançlarınız
değiştirmenin zamanı gelmedi mi?



Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
(*) 1980’lerde yayınlanan Tonton Ailesi. “Hop
hop değiş tonton” denilerek, farklı şekillere bürünen karakterler.

Düğümün Farkına Varmak? İnançlar: 1

Ne
kadar çok değişiklik oluyor etrafımızda farkında mısınız? Yeni bir ilişki, yeni
bir dili öğrenme, yeni arkadaşlıklar, yeni bir iş, yeni sosyal çevre, yeni
ilişkiler, yenilerin arayışı, … vb. gibi. Diğer bir ifade ile yaptıklarımız, belki de
yapamadıklarımız. O kadar çok cümle sayılabilir ki bizim zihinlerimizde yer
eden;
–       Elimizde imkanlar olmadığı için yeterince iyi
okullarda okuyamadık
–       İçinde olduğum sosyal çevrenin kısıtlığı ve niteliği
nedeni ile bu durumdayım
–     Bu işi yıllardır yapıyorum ve kurumumu tanıyorum. Bu
nedenle ben başka bir iş düşünemiyorum
–       Yeni bir kariyer için her şeye sıfırdan başlamak ve
çok çalışmak gerekir
–       İlişkimiz yürümüyor, çünkü ortama uygun davranışlar
sergilemiyor.
–       …
Yukarıdaki
cümleler, belli bir yerde ve belli bir zaman dilimindeki davranışları ifade
etmektedir. Ve genellikle bu davranışların üzerinden yine çözüm üretmeye
çalışırız.
Bir
zamanlar Anthony Robbins’in bir kitabında okumuştum. Baba alkolik ve uyuşturucu
bağımlısıydı. Çok yakın aralıklarla doğan iki oğlu vardı. Çocuklardan biri
uyuşturucu bataklığı, gangsterlik ve hapishaneleri yaşarken, diğeri ailesi ile
mutlu bir yönetici olarak hayatını devam ettiriyordu. Bu noktada iki çocuğa da
sorulur: “Hayatın neden böyle?”. Cevap birebir aynıdır: “Böyle bir baba ile
büyürken daha başka nasıl olmasını beklersiniz ki?”
Çevre ve davranış düzleminde aynı
koşullarda iki insandan iki farklı hayat…
Sizce bu farkın arkasındaki o sır nedir? Bu sırra erişmiş olmak
hayatınızda hangi alanlarda sizlere sıçrama yaşatır?
Einstein’ın
bir sözünü başucu cümleniz yapmanızı öneririm: “Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde
kalarak çözemezsiniz”.
Yani problemlere problemin içinde gezinerek cevap
aramak size sonuç getirmeyeceği gibi; varsayalım elde ettiniz, bu elde
ettiğinizin kalitesi ve etkinliği tartışma götürecektir.
Bir
yönetici yaptığım koçluk görüşmesinde sürekli sorunlarla uğraştığını ve bunun
onun üzerinde olumsuz ve yıkıcı etkisi olduğunu ifade etti. Pozitif koçluğun
önemini bilerek, sorunun yerine ne ile uğraşırsa kendini daha rahat
hissedeceğini sorduğumda, cevabı “Düğüm Çözmek” oldu. Düğüm çözmek
dediği anda fizyolojik ve psikolojik olarak algısı değişti, gülümsedi ve konusuna
hakim olmaya ve onu yönetmeye başladı. Bu sayede artık çözülmesi için düğümün
sadece çekilmesi kaldı.
Aslında
bir düğümü çözmek için yapılması gereken ilk şey düğümü çekiştirmekten ziyade
düğüme tepeden bakıp bir strateji geliştirmektir. İnsanlar genelde bir şeyleri
yapmanın zorluğundan bahseder ve açıklamaları genellikle, “..ama”lar veya “..evet ama
çok zor..”
lar ile devam eder. Yukarıdaki gibi, aynı zaman diliminde, aynı
koşullarda yaşayan ve aynı babanın iki çocuğu nasıl oldu da birbirinden çok
farklı hayat sürmeyi başardı? Üstelik aynı cevapları vererek!
Etrafınızda
ciddi travmalar yaşayan, ailesini kaybeden, intihardan dönen (ya da
kurtarılan), büyük şirketler yöneten ama bir anda her şeyi kenara bırakıp
Mandıra Filozof’unu yaşayan insanlar var mı? Yoksa bile bu şekilde kişilerin
varlıklarını ve başardıklarını sosyal medya, gazete, dergi,..vs üzerinden
görmüyor musunuz? Alkolik babanın oğulları ile bu durumdaki kişilerin ortak
noktası nedir sizce?
Bir
binayı ayakta tutan şey nedir dersem kolonlardır dersiniz herhalde. Gözlerinizi
kapatın. Bir bina düşünün kolonları olmayan. Bu binanın ayakta durması sizce ne
kadar mümkün olabilir ki? İskambil kağıtlarının üst üste konulması ile yapılan
şekillerin en ufak bir hamlede yıkılması gibi şayet kolonlar sağlam değilse, o
bina da yıkılacaktır. Ya bu bina sizseniz ? Sizi bu bina gibi dimdik tutacak
inançlarınız ve değerleriniz yoksa sizin kaderinizde alkolik babanın alkolik
oğlu gibi olmaya götürebilecektir. Değerler ve inançlarınız aslında yaşama
verdiğiniz anlamlılığı oluşturur. Arkasında bir anlamlılık yakalandığında, işte
o zaman sizi, alkolik babanın mutlu evliliği olan, iyi kariyerli çocuğu haline
getirir. Ya da hayatında bir travma yaşasa bile hayata daha farklı bir şekilde
bağlanıp, büyük toplumsal olayların ve oluşumların içinde yer alabilirsiniz.
Bugün
kendinize baktığınızda farkına vardığınız en temel inançlarınız nelerdir? Bu
inançlarınızdan hangileri sizleri olumlu olarak desteklemektedir? Hangileri
kösteklemektedir. Bir liste yapmanızı ve olumlu olanları koyu bir siyah veya
mavi renkle yazmanızı öneririm. Olumsuz yani size hayatınızda kısıt
yaratanları, kırmızı bir kalem ile yazıp onların da üzerine büyük bir çarpı
atmanızı öneririm.
Diğer
taraftan sizleri ayakta tutan değerlerinizin de bir listesini mutlaka yapın!
Bu
inançların nasıl oluştuğu ve inançların olumlularını sarımsaklayıp da mı
saklamalı? diğerlerini nasıl çöpe atmalı?”, “değerleri tanımak ne işinize
yarayacak?” gibi soruların cevabı bir sonraki güncelerde…
Güzel
bir hafta geçirmeniz dileğimle.
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç

Hayat bir okuldur. Öğrenmeye hazırlanın! “Farkındalık ve Değişimden Hayallerden Gerçeklere”

Çevrenizde
olup bitene siz karar veremeseniz bile
kendi
tepkilerinizi belirleyebilirsiniz.
Tepkileriniz
yaşamınızın düşüne,
kişisel
düşünüze yol gösterecektir.
Don
Miguel Ruiz
Size hayatınızı nasıl yönetiyorsunuz
dersem, bana ne söylersiniz? Kendi düşüncelerinizi mi, yoksa etrafınızda
bulunan kişilerin düşüncelerini mi? Peki bu düşüncelerin arkasında daha derinde
nelerin hayatımızı yönettiğini biliyor musunuz?

İnançlarımız
ve Değerlerimiz!
Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde
inanç şu şekilde tanımlanmaktadır: ‘inanılan şey, görüş ve öğreti’. Özüne
indiğinizde inançlarımız genelde gerekçe ifade eden cümlelerdir ve olumlu
inançlar olduğu gibi olumsuz inançlarda vardır. Bir koçluk alanımın inancını
hiç unutmuyorum. Bana demişti ki; ‘Şayet
anne ve babamın rızası olmayan bir şey gerçekleştirirsem (konusu yurt dışında
okumak idi), işlerim yolunda gitmez
’. Bu inanca baktığımızda aslında
kısmen olumlu görünse bile (anne-baba rızası olan her şeyde iyi sonuç alacağına
inanç), inancın bütünü onu kısıtladığı için olumsuz bir inançtı.
Gelmiş geçmiş bunca yıllık öğrenilmişliklere bakınca biz bu inançlarımız ile nasıl hayatımızı kısıtlamadan
daha özgür ve değerli tutup, yaşam amacımızı gerçekleştirebiliriz? Değerlerimize tutunarak. 
Hayatta
her şey, sizin onlara verdiğiniz değerdedir.
Değerin
tanımını ise TDK şöyle ifade etmektedir: Bir şeyin
önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet’
. Ben
ise değeri kısaca, yaptığımız
davranışların arkasındaki derin anlam
olarak adlandırıyorum. Ve hayatımızın
pusulasının bu değerlerden oluşturduğunu biliyorum. Genelde tek kelime, soyut
ve olumlu olan değerlerimize iyice sarılmak gerekir. Öyle ki bunlar sizinle andadır; inançlar gibi geçmiş ya da geleceğinizde değil.
Kendi değer ve inançlarınızı
tanıdıktan sonra motivasyonunuzun şifrelerini de öğrenerek hayatınızda fark yaratabilirsiniz.
Bunun için yapmanız gereken tek şey içinize dönmeyi başarmak! (*)
Kemal Başaranoğlu
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com
Hayat bir okuldur. Öğrenmeye
hazırlanın adlı Koçluk bakış açısından öğrenme ve içselleştirmelerin 3. Aşaması olan “Farkındalık
ve Değişimden Hayallerden Gerçeklere”
adlı
çalışmamın sonuncusu bu akşam (25 Nisan Pazartesi), 19:00’da Bursa Nilüfer
Dernekler Yerleşkesi’nde.

Motivasyon Sağlamanın En Kolay Yolu

Bu haftaki yazımı değerler
üzerine ayırmak istedim. Zira yaklaşık 1 aydır, özel sebeplerden ötürü günce
yazmaya ara vermiştim. Şu sıra tekrar başlamanın tam vakti olduğu düşündüm. Bu
haftaki konuyu düşünürken, “neden kaldığım yerden başlamak istediğimi, bu
konuda beni neyin motive ettiğini”
sorgulamak istedim. Aşağıda az sonra okuyacağınız, kendimle yapacağım
konuşmaya hoş geldiniz.

Günümüzde bir takım
inançları ya kendimize yakıştırarak ya da dışarıdan satın alarak yaşıyoruz. Oysa,
inançlar yerine değerlerimize bağlı olarak yaşarsak, hayatı kendimiz için cennete çevirebiliriz
Değer nedir?
1.    Bizlerin
tek kelime ile ifade ettiği, o andaki duygularımızdır.
Ör: mutluluk, huzur, eğlence, sağlık, sevgi, sanat, …vb gibi.
2.    Bu nedenle zamandan zamana, kişiden kişiye,
toplumdan topluma değişir. Düşünün bir kere, onlu yaşlardaki sevgiyi tanımlamanız ile yirmili yaşlardaki
tanımlamanızı. Ya da otuz-kırklı yaşlarda sevgiye nasıl anlam
yüklediğinizi. Ya da içinde yaşadığınız toplum için sanat nedir? Bir Avrupalı ve bir
Ortadoğulu için sanat nedir? Aradaki farklara dikkat edin. 
3.    Önemlidir ve bir anlamı ifade eder. Sağlık; anlamı
istediğin gibi hareket edebilme, istediğin gibi yiyebilme, … vb gibi.
4.    Değerler pozitiftir ve bu nedenle kişileri motive
eder. Spor yapmak önemlidir. Zira spor yaparak sağlığımı korurum
İnanç nedir?
1.   
Geçmiş veya da
gelecek ile ilgili olup, deneyim ve neden-sonuç ilişkisi içindedir. Dün çok
çalıştığım için başarmıştım, eğer yarın başarmak istiyorsam, yine çok
çalışmalıyım. Bu inancı ya siz oluşturdunuz ya da atalarınızdan size miras
kaldı. Bir kere bunun gerçekleştiğini gördüyseniz, zaten bunu tüm benliğiniz
ile hissediyorsunuzdur. Şu soruyu kendinize sorabilir misiniz? ”Etrafınızda hem
okul yıllarında hem de iş hayatında çok çalışmadan da başarılı olanlar var mı?
Onların farkı nedir?”
2.   
İnançların hepsi
değerler gibi motive etmez. Yıkıcı veya demotive inançlar da (gerekçeler)
vardır. Yeni sorumluluğunu yerine getirmesi için mutlaka çok iyi derecede
yabancı dil bilmesi gerekir. Bu inancı satın alan kişinin öz güveni yetersiz
ise, başarsızlık kaçınılmadır.
 
Bugün, bu yazıyı yazmadan
önce kendimle aşağıdaki diyalogu yaşadım. Not tuttuğum kâğıttan buraya aktarıyorum.
–      
Bu günceleri oluşturmanın benim için değeri
nedir?
o  
Çok önemli
–      
Çok önemli ile ne anlatmak istiyorum?
o  
Paylaşım değerlidir: Paylaşım
–      
Paylaşım arkasında aslında ne var?
o  
Güç
–      
Gücün daha gerisindeki niyetim nedir?
o  
Daha fazla kişiye erişmek: Erişim
–      
Daha fazla kişi ne anlam ifade eder?
o  
Tanınmışlık
–      
Tanınırsan ne olur?
o  
Kişisel tatmine erişirim: Tatmin
–      
Kişisel tatminin daha derinlerinde ne
buluyorsun?
o  
Mutluluk
–      
Mutluluktan bir adım daha ileri gidersen,
orada seni ne bekler?
o  
Huzur
–      
Huzurun hemen arkasından ne gelir?
o  
BEN varım: Varlık
 
Çok basit bir çalışma ile
kendim için gerekli değerleri buldum (kırmızı ile yazılanlar). Bendeki yazma
motivasyonu 9 farklı değerimden kaynaklanmaktadır.
Güncelerimle ilgili
olarak pozitif geri dönüşler aldığım gibi, çok çok az negatif geri dönüşler de
aldım. Negatif geri dönüşlerin arkasında bir ihtiyaç olduğuna inandım. Bunları tespit edip, pozitife çevirmenin yollarını aradım. Aslında her türlü geri bildirimim, beni benden alıp daha ilerilere götüreceğine inandım.
Sizin için önem ifade eden
bir konuyu, benim yaptığım gibi irdeleyip, sizin motivasyon kaynaklarınızı
tespit etmeye ne dersiniz?
Bunun karşılığında size;
MOTİVASYON, İŞİ SAHİPLENME, ADANMIŞLIK, ODAKLANMA, İSTEKLİLİK. DEĞİŞİM vaad ediyorum.
Her türlü soru veya bilgi
edinmek için bana ulaşabilirsiniz.
Güzel bir hafta sonu
geçirmeniz dileğimle
Kemal Basaranoglu



Dümene geçme zamanınız gelmedi mi?

——————————————————————————————————————————————
Imagination is everything. It’s the preview of life’s coming attractions. Albert Einstein
———————————————————————————————————————————————




Ne istediğinize odaklandıktan sonra, bu istediğinize nasıl ulaşabileceğinizi hiç düşündünüz mü?

Bugün bu konuya odaklanalım istiyorum. Ufak bir egzersizle yolculuğumuza devam etmeye sizi davet ediyorum…

Önce geçen hafta ODAKLANDIĞINIZ KONUYU, zihninizde tekrar canlandırmanızı rica ediyorum.


………………



Şimdi aşağıdaki sorulara cevap vermenizi rica ediyorum?

  1. Odaklandığınız konu ile ilgili olarak nereye varmak istiyorsunuz?                                                               Hadi oraya varın ve oradaki anı deneyimleyin… 
  2. Bu deneyimi yaşarken kafanızda deneyimlemenizi engelleyen bir şey oldu mu?                                    Nedir bunları lütfen not ediniz..
  3. Şayet 2. soruya cevabınız hayır ise devam ediniz. Varmış olduğunuz ve istediğiniz bu siz ile ilgili ne hissediyorsunuz? Eğer bir skalaya koyarsanız(1’den 4’e kadar) bu durumdaki hisleriniz ile ilgili tatmini , kaç olarak görüyorsunuz?                                                        Eğer 4’ün altında bir tatmin seviyeniz var ise; bunu 4/4’lük yapmak için ne gerekir?
  4. İstediğinize eriştiğinizde, çevrenizde olan bitene bir göz atmanızı rica ediyorum (Aile, Kariyer/İş, Sağlık, Sosyal Hayat, Hobi, Kişisel Gelişim…vs).                                                                   Ne farkediyorsunuz?
  5. ODAKLANDIĞINIZ ŞEYİ, İLK ODAKLANDIĞINIZ O AN KADAR TUTKU İLE, HALA İSTİYOR MUSUNUZ?

Şayet 5. Soruya cevabınız “Evet” ise, « NE DURUYORSUNUZ » buraya erişmek için ilk adımı atın… 

Peki 2. Soruya EVET diyenler ; neleri not ettiniz bir göz atın…. Nedir sizi 2’den 3’e geçmekten alıkoyan ? Etiketleriniz mi ?Korkularınız – kaygılarınız mı?


Durun bir tahminde bulunmak istiyorum. Deneyimi yaşayamadınız, zira aklınıza şu listedekilerden biri mi geldi;

Odaklandığınız şey ne idi? Deneyimlemeye çalışırken karşılaşacağınız problemler  mi? Kim sizden onları düşünmenizi istedi ki? İsterseniz yazıyı en başından tekrar okumaya başlayın.

NE YAPTINIZI BİLİYOR MUSUNUZ? 
NE İSTEDİĞİNİZE ERİŞMEYE ODAKLANMAK YERİNE, 
ORTAYA ÇIKARDIĞINIZ SORUNLARA ODAKLANDINIZ…
(evet, sizin kendi zihninizde yarattığınız sorunlara odaklandınız)

——————————————————————————————————————————————         
             If you think you can, you can. If you think you can’t, you are right.   Mary Kay Ash
———————————————————————————————————————————————

Bırakın artık sorun yaratmayı; kimse sizin yolunuza taş koyamayacak… İnanın bana…. Ve 2 nolu maddeyi tekrar düşünüp deneyimleyin… İçinizde barınan kaynaklar ile bunu gerçekleştirebilecek güce sahipsiniz; yeter ki onları artık harekete geçirin…(*)

——————————————————————————————————————————————  
If you believe in something, no proof is necessary. If you don’t, none is sufficient. Anonim
———————————————————————————————————————————————

Kemal Başaranoğlu
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com

(*) İçinizdeki kaynakları harekete geçirmek için ufak bir egzersiz… 


Önünüze çıkan bir su birikintisine (şayet çıkmıyorsa gidip onu karşınıza çıkarın. örnek: deniz, göl ..vs gidin. Gitmiyorsanız harekete geçirmek istemiyorsunuz demektir) bir taş atın ve o taşın suda çıkaracağı ilk küçük dalgadan son büyük dalgaya kadar yayılımını gözlemleyin…. İlk küçük dalga bugününüz olsun.. Ve bırakın o küçük dalganın sizin kendi iç dinamiklerinizi harekete geçirmesine izin verin…


Tebrikler…Artık kendinize yukarıda tanımlanan 5 adımlık süreci yaşatma sansı verdiniz.. Lütfen bunu tadını çıkara çıkara gerçekleştirin…..Sonuna kadar yaşayın, hissedin…

Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz?

“Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama bakar, özünü
görmek isteyen Can’a bakar…” Mevlana
Mevlana’nın
söylediği gibi, gerçekten özümüze bakıyor muyuz? İçimizde, ne gibi duygu ve
düşünceleri barındırıyoruz?

Bugünkü yazımı Bireysel
Farkındalık üzerine yazmak istedim.
Koçluk yolculuğuna
çıktığımdan beri, koçluk alanlar ile yaptığım görüşmelerden aldığım önemli geri
dönüşler şu cümleler ile ifade edilebilir;
  •           İçimde şu an ki benden başka bir ben var
  •           İçimde dışarı çıkmak isteyen bir ben var
  •           İçimde beni sabote eden/yok eden bir ben var
  •           İçimde beni benden alıp götürebilecek bir ben var
  •           İçimde beni korkutan bir ben var

Koçluk (*) kendini tanımaktır; özünü
görmek, değerlerini tanımak ve bu değerler çerçevesinde kendine erişmektir.
Daha önceki yazılarımda altını
çizdiğim konular kişinin;
  •           kendini tanıması,
  •           içindeki inançları görmesi,
  •           bu inançları kendini tamamlayan ve kendini sabote eden
    olarak tanımlaması
  •           ve hayattan beklentilerini net olarak tanımlayıp bunların
    üzerine eylem planlarını (değişim) oluşturması olarak belirlemiştim.

“Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsan bir amaca bağlan, insanlara ya da
eşyalara değil…” Einstein
Yukarıdaki 4 adımdan sonuncusunu
tanımlamadan önce; erişmek istediğiniz noktada ne olup ne bittiğini de
görebilmek önemlidir. O noktada olup bitenleri görmek, sizler için doğru eylem
adımlarını tanımada hayati bir önem taşır. Zira değişim riskli bir oyundur. Bilinç
öteniz sizi bu riskli oyunlardan fırsatlara eriştirmeye çalışır.
Eylem
adımlarınızı tanımlamadan önce; KENDİNİZİ NE KADAR TANIYORSUNUZ? Hiç bunu
düşündünüz mü? Bunu bir skalaya koydunuzda; 1 kendinizi en az tanımayı, 10 ise
kendinizi tam anlamı ile tanımayı ifade etse; siz bu skalada kendinizi nerede
görürsünüz?
Şu
an iki dudağınızdan çıkan rakamları duyabiliyorum.

Bu rakamları 5 ve altında olanlar, “Neden kendinize bu kadar acımasız davrandınız? Gerçekten kendinizi
tanımadığınızı mı düşünüyorsunuz? Yoksa mütevazi mi davranıyorsunuz?

Bu rakamları 5 ve üstünde olanlar, “Nasıl bu kanıya vardınız? Gerçekten kendinizi tanıyor musunuz? Yoksa kibrinizden
mi bu durumunuz?


Aşağıdaki
sorular sizin için ne anlama geliyor, düşünür müsünüz?
  1.         Sık sık düşünüyor musunuz?
    (sesli –sessiz)
  2.        Davranış, alışkanlık, tutumlarınızı
    tanıyor musunuz?
  3.        Hedef koyma gibi bir
    alışkanlığınız var mı?
  4.        Hedeflerinizi ve hedeflere
    giden yolu tek başınıza tanımlayabiliyor musunuz?
  5.        Çıkmaza girdiğiniz yolda,
    çözümü bulana kadar çabalıyor musunuz?
  6.        İç hesaplaşmalar yaşıyor
    musunuz?
  7.        Her iç hesaplaşmadan daha
    güçlü çıkabiliyor musunuz?
  8.       Değişim sizin için önemli
    midir?

Öncelikle,
bu soruları kendinize yüksek sesle sormanızı rica ediyorum ve aldığınız
cevaplara tatmin anlamında 1 ile 10 arasında bir not verin (1. En az tatmin –
10 en çok tatmin).
Şimdi
ise; bu sorulara bir de dışarıdan bakan bir “SİZ” olarak cevap verin… ve tekrar
verdiğiniz cevapların tatmin seviyesini 1-10 skalasından ölçünüz.
Dışardan
bakan sizin, içerden bakan size göre sapması ne kadar büyük oldu? Yazımızın
başından şu noktaya geldiğimizde, ne fark ediyorsunuz?
Hadi, aynı şeyleri tekrar etmekten vazgeçiniz; yeni bir keşfe, kendinizi
bulma yoluna çıkınız…
“Eğer bir hikayeyi anlatıyorsan, ondan hala kurtulamamışsın
demektir…” Paulo Coelho
KB
kemalbasaranoglu@gmail.com

Kendi kendinizi sabote etmektesiniz – İnançlar 2…

Bugünkü yazımın konusunu “KENDİ İÇ DİNAMİKLERİMİZİN HAREKETE GEÇMESİNİ ENGELLEYEN KISITLARIMIZ”a ayırdım.

                                  Bir kişi eğer yapacağı bir şeye kısıtlama koyuyorsa, bu kişi yapabileceklerine de sınır koymuş demektir. CHARLES M.SCHWAP

Bir an için yapmak isteyip de yapmadığınız ya da yapamadığınız şeyleri hayal etmenizi rica ediyorum… Yani kendinize şu soruyu sorar mısınız?….
“BEN NEYİ İSTİYORUM AMA HAREKETE GEÇMİYORUM…”
……………………
Bu konuların bir listesini çıkarıp, bunlardan 1 tanesini seçer misiniz?
……………………

Şimdi bu konu ile ilgili olarak neden harekete geçemediklerinizi düşünmenizi istiyorum. Lütfen, şu soruyu yüksek sesle kendinize sorunuz..
“BEN NEDEN HAREKETE GEÇMİYORUM/GEÇEMİYORUM. BENİ NE ENGELLİYOR”..
……………………
Bu konuların da bir listesini çıkarıp, listenize şöyle 5 dakika boyunca odaklanabilir misiniz? Bu listeyi defalarca okumak, odaklanmanıza yardımcı olacaktır.
……………………
Bu 5 dakika sonunda, ne fark ediyorsunuz… 
……………………

BAHANELER, mi? Aşağıdakilerin, sizlerin verdiği cevaba ne kadar yakın olduğunu sorgular mısınız?
– İstediğim şey için yeterli vaktim yok
– İstediğim şey için yeterli param yok
– İstediğim şey için yeterli gücüm yok
– İstediğim şey için yeterli sabrım yok
– İstediğim şey için ümidim yok
– İstediğim şey için yeterli inancım yok
– İstediğim şey çok da önemli bir şey değil.. Öyle olsa zaten çoktan birileri yapmıştı. 
– ……….
Sizin de yukarıdakiler gibi bahaneleriniz var mı? Peki, kim bu bahaneleri üreten ? Gerçekten siz misiniz?  Yoksa sizi vuran bir başka siz mi var?

İçinizdeki bu sesi bir an için durdurmanızı istersem, bunu yapabilir misiniz?
………………
Geçmişinize dönün lütfen.. Geçmişte gerçekleşmesini çok istediğiniz ve gerçekleştirdiğiniz bir durumu gözünüzün önüne tekrar getirmenizi istiyorum. Bunu nasıl başardığınızı bir film izler gibi seyrediniz. Film bitince  ve lütfen 5 dakika boyunca bunun üzerinde düşününüz.
………………..

Bu sürenin sonunda, ne fark ediyorsunuz…Aşağıdakilerin, sizlerin verdiği cevaplarla bağlantısını  sorgular mısınız?
– İstediğim şey için vakit ayırdım
– İstediğim şey için para ayırdım
– İstediğim şey için güç-çaba harcadım
– İstediğim şey için sabır gösterdim
– İstediğim şeye ümitle sarıldım
– İstediğim şey için inançla yaşadım
– İstediğim şey çok önemli idi. Ve bunu da ben başardım.. 
– ……….

Asıl önemli olan soru “NEDEN HAREKETE GEÇEMİYORUM DEĞİL”, 
“BENİM HAREKETE GEÇMEM İÇİN NE YAPMAM GEREKİR” olmalıdır.

İnancınız sizi bir adım öteye götürüyor ve sonrasını da düşletiyorsa, onu sımsıkı sarılınız.

Son söz: Türk milletinin büyük zaferlerinden biri olan, Çanakkale muharebesinin, o zamanki koşullara rağmen kazanılmasını, oradaki ordunun içindeki yüksek inanç sağlamıştır.



KB


kemalbasaranoglu@gmail.com


Hatırlatma:

Mustafa Kemal Atatürk anlatıyor:




“Bombasırtı olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’anı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i Şehâdet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak, cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”






Kaynak


http://www.ataturkdevrimleri.com/yazi-540-ataturk-un-canakkale-savasi-ile-ilgili-anilari.html