Mutluluğun formülü var mı?

Hiç düşündünüz mü ay çiçeği neden güneşe yönelir? Işık onun
için yaşamsal bir değerdir. 



Peki bir insan için yaşamsal olan nedir sizce?
Cevabını öğrenmek üzere iki profesyonel koç Nazlı Kılan Ermut ve Feyza
Köseoğlu
’nun “Mutluluk” üzerine tuttukları merceği görmek ve dinlemek için
5 Kasım Cumartesi günü Kolej-IN’deki Incek salonunda yerimi aldım.

Mutluluğun formülü var
mı?



Zamanı fayda ve zarar açısından incelediğimizde 4 farklı
durum ile karşılaşırsınız.

  • Kimi zaman tam bir yarışçı kesilirsiniz, gelecekteki
    faydanız için bugünü feda ederek koşuşturursunuz. Beyaz yakalılar, öğrenciler,
    … listeyi rahatlıkla uzatabiliriz.
  • Kimi zaman hiçbir zaman başaramadığınızı düşünür ve
    çaresizlik içinde kurban rolünü üstlenirsiniz.
  • Kimi zamansa bugünün tadını çıkartmak için o tatlıyı
    yerve hazzı deneyimlersiniz, sonrasında ise artan kilolarınız size gelecekteki sağlık problemi
    olarak geri döner.
  • Ne zaman ki bir çiçeği kokladığınızda zihninizden o yüce
    varlığı hissedersiniz, o zaman bugünü geleceğe mutlu olarak taşırsınız.

             


    
Asla piyano çalamayacak mısınız? Yoksa henüz piyano çalmadınız mı?

Bunun için yapmanız gereken şey temelde sözcük
dağarcığınızda bulunan katı ve kesinlik belirten kelimeler yerine (ASLA,
KESİNLİKLE, …vs) daha esnek kelimeleri hayatınıza geçirmeniz (HENÜZ). Dikkat edin, kesinlik belirten ifadelerinizin arkasında
gizlenmiş bir inanç hayatınızın büyük bir bölümünü sizden satın almış olmasın?

İnsan özgür
olmayacağını düşünen bir fil midir?


Arşimet’in Bana bir
dayanak noktası ve uzunca bir sopa verin Dünya’yı yerinden oynatayım”
sözü zihninizin bir
yerinde olsun. İsteyin, imgeleyin harekete geçin ve kararlılıkla sürecinizi
devam ettirin. Sonuçların tadını çıkartın.  Nazlı Hanım ile
Feyza Hanım’dan başlamak için birkaç öneri?





  • Her gün alışkanlığınız olsun, kendinize o gün
    neyi olumlu bir şekilde gerçekleştirdiniz diye günlük tutun.
  • İnsanlara yardım edin.
  • Size yardım edildiğinde, içten bir teşekkür
    edin.
  • Harcamalarınız mantık çerçevesinde yapın!
    Hayatınızı peşinen satmayın!
  • Dost sohbetlerini arttırın
  • Stresinizi daha iyi yönetecek faaliyetlerde
    bulunun
  • Doğaya çıkın, ağaçlara sarılın, evinizde bitki
    yetiştirin
  • Kendi içinizdeki gücün farkına varıp ona sarılın
  • ……
Sonuç olarak, ışığın ayçiçeğinin
yaşamsalığına karşılık insanın yaşamsallığı olumluluktan geçer.
Bu seminerin tekrarı olursa, kaçırmayın derim.
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
Turuncu Yeşil Koçluk

Bakış Açısındaki Gerçeklikten İnsanın Özüne Geri Dönüş

Düşünüyorum da, dünyadaki anlaşmazlıkların temelinde yatan en
önemli faktörler bireylerin taşıdığı inançlar ve hayata
bakış açılarındaki farklılıklardır.
Gerçeklik tek midir? Ya da diğer bir ifade ile tek bir
hakikat mi vardır? Kiminiz buna “Evet!” diye yanıt verirken, kiminiz “Olmaz
öyle şey!” diyebilirsiniz. Evet, nesnel olarak tek bir gerçeklik vardır ama diğer
taraftan bizlerin bakış açısı tarafından oluşturulmuş, insan zihninden çıkan öznel
(yorumlanmış) gerçeklikler de vardır. Sonuç olarak, kişiden kişiye değişen
yorum farklılıkları olasılığı olduğuna göre, anlaşabilmek ne kadar mümkün!
Bir örnek vermek istiyorum. Eskiden çocuklara baktığımda, ne
çirkin çocuk ya da ne güzel bir çocuk derdim. 
Kendimce oluşturduğum bir takım ölçütler, çocuğa bu şekilde sıfatlar
vermeme yol açıyordu. Güzelliği görünüşe, ten rengine, fiziksel bütünlüğe ve
aklınıza gelecek diğer birçok yorumsal ya da geçmiş öğretilerden aldığım ve/veya
kendi oluşturduğum sanal gerçekliğe bağlıyordum. Bir gün eşim ‘hiçbir
çocuk çirkin değildir’
dediğinde, ben bu sözü satın aldım. Burada bir
parantez açmak istiyorum.  Mesajları
nasıl satın alırız? Öncelikle işimize gelen mesajları satın alırız.
Bunun haricinde mesaj, ya saygı/sevgi duyduklarımız ya da önemli seviyelerde
birinden geliyorsa, biz onları sorgusuz bir şekilde hayatımızın yeni gerçekliği
haline getiririz. Çocukların güzelliği ile ilgili yeni gerçekliğim saygı ve
sevgi duyduğum eşimin bir cümlesi sayesinde oldu. Sonuçta o bakımsız –
sümüklü, canım ülkemin ten rengine sahip çocukları, belki de alışkın olmadığım
ten rengine ve ölçütlerime karşı ilk kez galip geldi. Bu galibiyet aslında
benim kendi zihinsel gerçekliğimde yeni bir farkındalık yarattı. Yıllar içinde her geçen gün yaşadığım farkındalıklar hayatımda yeni seçimlere ve yeni sanal gerçeklere doğru beni götürüyor.

 ‘Farkındalık milyonlarca olasılığa kapı açar ve kendi
hayatımızın sanatçısı olduğunu bildiğimiz sürece tüm bu olasılıkların arasından
seçim yapabiliriz’ Don Miguel Ruitz

Sosyal medya ya da internet dünyasında sanırım yukarıdaki resmi
görmüşsünüzdür. Aslında bu resim zihnin bizde oluşturduğu gerçekliğin
en iyi ifadesi. Sol taraftaki mahkûm gözleri görmesine rağmen, zihinsel olarak kendini
içinde bulunduğu fiziksel gerçekliğe hapsetmişken, sağ taraftaki gözleri
görmeyen mahkûm, aynı fiziksel gerçeklikte zihinsel özgürlüğe bırakmıştır
kendini.
Hangisi sizce daha kör? Sizce hangisi yerinde olmak daha
tatmin edici bir yaşam gerçekliğini sizlere sunabilir?
Biraz zihinlerinizi karıştırayım mı? Hepimiz hayatımızda aynı
yolculukları yapıyoruz! Ama kimimiz yolculuklarını keyifli ve tatmin yaşarken, diğerlerimiz
hüznün ve belirsizliğin bir yansıması olarak vaktimizi tüketiyoruz.
Kutsal kitaplarda ‘Tanrı insanı yarattı’ der. Bakınca özünde
hepimiz insanız ama nedense zaman içinde oluşturulan inançlar ve bu inançlarla
oluşturduğumuz bakış açısı bize özümüzü yani insan olduğumuzu unutturur.  Dünya üzerinde bir çok farkı ülke, dil, din,
ırk,…vs var. Bir an için varsayalım ki bunların hepsinde bir tekliğe gidilsin.
Yani ülkeler kalksın tek bir ülke olsun. Diller kalksın, tek bir dil
olsun. Keza dinler de tek olsun, tıpkı ırkın da tek olacağı gibi. Tam bu
noktada durumu gözden geçirdiğinizde ne görürsünüz orada, düşünür müsünüz?

İNSANI!

Geçmişten günümüze gerek dinsel gerekse öğrenilmiş birçok
inanç ve inanış insanlardan insanlara, o günün koşulları (insan bencilliği ve menfaatçiliğiyle)
ve farklı bakış açıları ile sanal algılarla taşındı. Öz unutuldu. Öz unutulunca
çatışmalar çıktı. Çatışmanın ilki insanın içinde başladı ve bu çatışma,
huzursuzluk ve mutsuzluk olarak dünyaya yayıldı.
Mutlu olmak için öze
dönmeye ve bu özün içinden gerçekliği bulup o gerçeklik üzerinden yeniden insan
olmaya ne dersiniz? Baharın ilk günlerini yaşadığımız bugünlerde minik bir
adım atmaya kalkarsanız, hangi adımı atarak insanlığ(ınız)a hizmet edersiniz?
Kemal Başaranoğlu
kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com