Masanın karşısında kaç lira ediyorsunuz?

“İnsan umuda doğru yol
alır”
Tıpkı herkes gibi sizin de zaman
zaman çalıştığınız yerden, yaptığınız işten memnun olmadığınız olur mu? En çok
şikayet edilen konu nedir? Kariyer mi, maaş mı?
Hiç sorguladınız mı, kariyer sizin
için neden değerlidir?
İlerleme, fırsat bolluğuna
erişme, gelişim, tatmin, ekonomik ferahlık (yine para mı çıktı?),…ya da başka
şeyler…
Bir insanın iş ile ilgili değeri
ne olabilir diye sorarsanız bana masanızın boyu ve dengesi kadardır derim.
Aslında insan nasıl kendi ayakları üzerinde duruyorsa, bir masa da sahip olduğu
ayakları üzerinde durmaktadır. İş anlamında gerçekten bir kişinin 4 temel
noktadaki yaklaşımı onun başarısını gösterir.
1. Ayak  TUTKU: Yaptığı işe
karşı beslediği hislerdir. Daha çok insanın Ben’ine hizmet eder.
2. Ayak ETKİ ALANI: Yaptıkları ve ürettikleri ile kaç kişinin hayatına
dokunduğu ve değiştirdiğidir. Bu kişinin ilişkisel boyutuna dokunur.

3. Ayak KATMA DEĞER: Bireylere ya da kurumlara kattıklarını ifade
eder. Hedeflerin gerçekleştirilmesidir.


4. Ayak ADANMIŞLIK: Yaptığı şeyi “iş” olmaktan çıkarır. Hobiden kazanç
elde eder ve maneviyatındaki büyük resme destek olur.
Bu masanın dengesizliğinde dört
ayaktan her biri ne sonuçlar doğurur;
Tutku dengesizse, zorlama işe gelinir. Günü kurtarmak hedeftir.

Etki Alanı dengesiz kalıyorsa, az tanınmışlık, düşük fayda,
tatminsizlik ortaya çıkar.


Katma Değer dengesizse, fayda azdır. Verimsizlik hatta şirketler
için külfet olan bir çalışan var demektir.


Adanmışlık dengesiz kalıyorsa, o şey “iş” olmaktan yapılması
gerekenden başka bir şey olmaz. Bir gün çalışılır, bir gün çalışılmak istenmez.
Birey arayışa (kimi zaman sahte bir arayışı) çıkar.
Kır masalarının ayakları
genellikle oynar ve masaya ilk oturan kişi, ayakları kontrol eder ve buna
karşılık hangi ayakta sıkıntı var ise o ayağı sabitlemek üzere bir şey
sıkıştırır (Peçete, taş,..vs)

Peki siz masanın karşısında değerinizi net bir şekilde telaffuz etmek için
hangi alan(lar)ın üzerine çalışmak zorundasınız? Bu alanlar üzerinde çalışmak
sizin değerinizi nereye taşır?


Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu

Kariyeriniz Bitti… Uyanın!

Ormana iki buçuk metre uzunluğunda tahta bir çit kurun.
Tuzak olarak bir miktar yem koyup bir haftalığına ortadan kaybolun.
Tilki basit bir tuzağa düşmeyecek kadar kurnazdır ve sizi koklayıp çitten günlerce uzak duracaktır. Ama eninde sonunda gelecek ve yemi yiyecektir.
Haftanın sonunda birincisine dik açıda ikinci bir çit döşeyin ve yine yem bırakın.
Tilki birkaç gün çitten uzak duracak, sonra bir kez daha yemi alacaktır.
İkinci haftanın sonunda üçüncü bir duvar ile bir de kapı inşa edin. Tekrar yem bırakın.
Bir ay sonunda geri geldiğinizde tilki güvenli alanı içinde hoplaya zıplaya neşeyle oynuyor olacaktır ve artık yapmanız gereken tek şey kapıyı kapatmaktır. Tilki kapana kısılacaktır.
(İkarus YanılgısıSeth Godin)

Kariyer planlaması, X ve Y jenerasyonun üzerinde en çok koçluk aldığı konulardan biridir. Zira bu jenerasyondakiler yıllarca iyi meslek, iyi üniversite, iyi iş, iyi şirket, iyi maaş, iyi primler,… vb. gibi, içinde iyi sıfatını içeren cümlelerle yetiştirildi. Aslında bu iyi yıllardır bilinen, Maslow piramidinde de var olan ve hikayemizdeki tilkinin de güle oynaya yaşadığı kapalı güvenli alanın tanımıdır.
Kimi zaman farkındasınızdır doğru yerde olmadığınızın. Ama bir türlü de güvenli alanınızdan çıkamazsınız. Bu güvenin konforla tam olarak üst üste örtüşmüş halidir.  Güvenlik ve konfor arayışı aslında memeli hayvanların ikinci seviye beyin kapasitesi olan duygusal beyninin kullanılmasıdır. Bir araya gelme, korunma ve mevcut durumu korumak için.
Mevcut işinizde mutlu da olabilirsiniz, mutsuz da… Neden kurum içi farklı bir pozisyona geçmek için çaba harcamıyorsunuz? Ya da farklı bir kurumda şansınızı denemiyorsunuz? Ya da kendi işinizi kurarak yeni bir katma değer yaratmıyorsunuz? Eminim ki, Richard Beckhard’ın değişim formülünde yer alan tatminsizlik, vizyon ve ilk adımlara da sahipsiniz. Hatta belki de çok şiddetli bir şekilde. Peki neden o zaman bu değişim gerçekleşmiyor?
Hayvanları izleyin. Bir kedi yavrusunun başı belaya girince anne kedi gelip yavrusunu ensesinden tutarak korur. Öte yandan maymunlarda ise kurtuluşun anahtarı anne maymunun sırtına tutunmaktır. Kedi yavrusu kurtarılmaya muhtaç iken, maymun yavrusu kendini kurtarmak zorundadır. Siz kedi yavrusu rolünü mü alıyorsunuz? Yoksa maymun yavrusunu mu? Sorun bakalım kendinize kedi yavrusu rolünde kurtarılacağınıza inanıyor musunuz? Ya da maymun yavrusu olunca ne hissediyorsunuz. İçinizden gelen ve sizi korkutan duygu ve seslerin mi farkına vardınız? Ya da daha önceden sizlere anlatılan hikayelerdeki kişiler mi gözünüzün önünden geçti?
Şunu artık kendinize itiraf etmediyseniz, itiraf etmeye ne dersiniz? Bulunduğunuz ortamın üzerinizde bıraktığı konfordan dolayı kedi yavrusu olmayı seçiyor olmayasınız? Ne de olsa, çalıştığınız yerde tatminsiz ya da mutsuz olsanız bile, oradaki kişileri avucunuzun içi gibi biliyorsunuz. Sahip olduğunuz koşullar da sizi orada tutuyor olabilir. Kimin ne tepki vereceğini, kimi nasıl idare edebileceğinizi ve belki de sahip olduğunuz imkanların (sosyal statü, maaş, yan haklar, hatta ailenin övündüğü veya çevrenin hayranlıkla baktığı bir sorumluluk…vs.) verdiği güven ve konfor duygusu.
Aklıma bir hikâye geldi tam da şu an.  Bir kümeste iki tavuk kendi arasında konuşuyormuş. Büyük yumurta yumurtlayan tavuk böbürleniyormuş: “Biliyor musun? Benim yumurtam pazarda 1,5 lira ediyor”. Diğer tavuk da gayet alaycı bir şekilde, “Kardeş valla 50 kuruş için o kadar yırtınmaya değmez!”.
İş değişikliği bir proje olarak alırsanız, bu projeyi yapmanın maliyetini yapmanın yanında nasıl görüyorsunuz? Cevap birçok kişi için yapmamak oluyor. Zira güvenli limanların konforu da çok oluyor. Bir de düşüncelerinizi şu noktaya taşıyabilir misiniz? Ya ilk baştaki hikayedeki tilki gibi yıllar içinde etrafımızda çitler örülmüşse! Hatta bu çitler bizlere daha öncekilerden aktarılmışsa ve sadece bu alanda hayatımızı geçiriyorsak?
Bilim insanlarının maymunlar üzerinde yaptığı deneyi bilirsiniz. Bir kafese 3 maymun alınır. Kafesin ortası bir merdiven ve merdivenin üzerine de tavandan asılmış ve elektrik verilmiş muzlar. Her bir maymun muza gittiğinde elektrik akımına kapılır. Bir süre sonra maymunlar muza gitmekten vazgeçerler. Kafesteki maymunlardan biri alınır ve yerine yeni bir maymun konur. Bu maymun da muza doğru harekete geçer. Geçer geçmesine de diğer 2 maymun çok kötü bir şekilde yeni gelen maymunu döverler. Bu arada maymun neden dövüldüğünü bilmediği gibi, muzlara doğru gitmekten artık vazgeçer. Daha sonra ilk maymunlardan biri daha alınır ve yeni bir maymun daha kafese gönderilir. Senaryo aynıdır, yeni maymun da muza doğru atılır ve diğer iki maymun tarafından bir güzel benzetilir. İşin ilginci neden dayak yediğini bilmeyen ilk yeni maymun en sert tokadı atıyordur. Daha sonra kafeste kalan ilk maymunlardan sonuncusu da (elektriğe kapılan) alınır, yerine yeni maymun konur. Bu sırada muzlara verilen elektrik de kesilir. Senaryo tıpkı bir önceki gibidir. Son maymunda muz yerine dayağa doyar. Kafeste 3 maymun ve elektrik olmayan muzlar olmasına rağmen, hiçbiri bu muzlara gitmeyi bir daha akıl etmez.
Yaptığınız işlerdeki örüntülere (patern) dikkat edin. Bakın bakalım ne fark edeceksiniz? Aynı şeyleri mi tekrar ediyorsunuz? Aynı zaman dilimlerinde sabahı akşam, akşamı sabah etme, yıllardır farklılıklar olsa dahi benzer işler yapma, işler değişse bile benzer çalışma metodolojisini uygulama, alışkanları devam ettirme, kariyerine belki de hayatına bilinen şekilde devam etme. Yani birilerinin yıllar önce tanımladığı ve bizlerinde başarılı (!) bir şekilde uyguladığımız güvenli alan ile konfor alanını üst üste örtüştürmek.  Sizi, iş tanımı standartlaştırılmış her gün, her saat, her dakika defalarca aynı işi yapan bir çalışandan ayıran şey nedir?  
Kendinizi hikayedeki tilki olarak (ya da bir kedi ya da bir maymun olarak) hayal edin. Yıllarca aynı çitler arasında güle oynaya koşuşturduğunuzu, beslendiğinizi ve zamanınızı geçirdiğinizi gözünüzün önüne getirin. Bir an için o güvenliğiniz olan çitlerin orada olmadığını ve hatta uzun yıllar önce oradan kaldırılmış olduğunu öğrenir ya da fark ederseniz, kendinizi nasıl hissederdiniz?
Siz hala iyi …” diye tanımlanmış şeylerle kendinizi avutarak yaşadığınızı sanıyor olmayasınız?


Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç

Fark edilmek istiyorsun da “KİMİ” ve “NEYİ” bekliyorsun?

Bugünkü yazımı bir süredir görüştüğüm birçok yöneticiden gelen görüşler üzerine oluşturma kararı aldım.
Günümüz koşulları çok çetin. Neden mi?
•   
Bilgi her köşe başında herkesin hizmetinde! Eskiden bir bilgiyi elde etmek için kütüphaneler, öğretim görevlileri ya da yetişmiş şirket çalışanlarının kapısında beklenirken (ve kimi zaman bilgi istenildiği kadar elde edilemezken), bugün internette oturduğunuz yerden yapacağınız bir araştırma size bilginin en ince detaylarını sunmaktadır. Bugün gerek ülkemizde gerekse yurtdışında birçok kişiye erişim ve bu erişimin sonucunda bir çok projeyi uzaktan gerçekleştirebilmek mümkün.
•   
Herkes en az bir üniversite mezunu! Gerek son yıllarda birçok üniversitenin açılması gerekse uzaktan erişimle üniversite mezunu olunması ve açıköğretimler sayesinde birçok kişiye üniversite mezunu olma imkanı sağlandı. Bu kadar çok kişinin üniversite mezunu olması (nicelik olarak kalite ve yetkinlik tartışılmakla beraber) özellikle kurumların hem maddi hem de manevi olarak çalışanını baskı altında tutmasına yardımcı olmaktadır.
•   
Niyet ettik bir yabancı dili görür yeterlilikte konuşabilmeye! Gerek okullar gerekse dil kursları sayesinde bir şekilde dil konusunda da insanlarımız yetkin olmaya çalışıyor. 
Yukarıdaki nitelikler kalitesi değişmekle beraber genelde kişiler tarafından taşınılan özelliklerse, bir kişiyi diğerlerinin önüne çıkaracak olan şey nedir
İlk işe girişte CV üzerinde bakılanlar klasik olarak, daha önceki çalışma geçmişi, katıldığı projeler, destek verdiği sosyal sorumluluk projeleri, bildiği yabancı diller, bitirdiği okullardır. Aslında iyi hazırlanmış ve dolu bir CV kişiye sadece Merhaba. Ben buradayımdan daha fazlasını vermez. İş görüşmelerine gidildiğinde, sergilenen kişisel yetkinlikler kişiyi bir adım öne çıkarır. 
Bugün görüşmeye gelen bir grup yeni mezun çok bilinçli. Daha üniversite yıllarından birçok farklı projede çalışan gençler aslında kendilerini geleceğe durmaksızın hazırlıyorlar, hem de değişimi ve dönüşümü her an her dakika özümseyerek. Karşılarında kim olursa olsun kendilerini ifade etmekten çekinmedikleri gibi, kendileri için bu okyanusta BEN DE VARIM!” diyecek kadar da girişkenler. Katıldıkları projeler içinde iletişim, empati, zaman yönetimi, takım oyuncusu olma, liderlik etme gibi şirketlerin bugün yoğun bir şekilde para harcadıkları çalışmaları onlar daha öğrenciyken işinin en iyilerinden elde ediyorlar. Aslında sosyal sorumluluk projeleri bu anlamda fırsatların yaratılması demek. Merak ettim, ne kadarlık bir kesim bu durumda diye, orada %10-20 arasında dediler ve eklediler; “Bu sayı artmalı”. Evet bu sayının artması için kesinlikle bir şey yapılmalı… 
Diğer taraftan, ben kendi zihnimden şunu geçirdim. İnsanlar genellikle sabah iş -akşam ev ya da iş arkadaşları ile zaman geçiriyorlar. Ne topluma faydası olacak bir sosyal sorumluluk projesi içinde yer almak var, ne de kendine yapılan bir yatırım. Halbuki, katılınan her proje demek bir şeyleri öğrenmek ve bir şeyleri öğretmek demek. Hem de BEDAVA! Bu arada kazanılan dostlukları buna eklemiyorum bile.. 
Diğer taraftan da fark ettiğim diğer konu, her şeyi kurumdan bekleyen çalışanlar. Yani kurum için çalışmıyor muyuz? O zaman onlar bize öngörsünler, onlar ödesinler diyenler. Maalesef o güzel günler kitaplardan okuduğum kadarı ile 80’lerde vardı, belki 90 ve 2000’ler son zamanları idi. Kurumlar da artık her bir kuruşun hesabını yapıyor. Bir çalışanına bir bütçe ayırması için öncelikle diğerlerinden ayrı bir özelliğinin olması lazım! Varsaydık ki öyle bir özelliğin var, bu durumda da doğru programların seçilmiş ve desteklenmiş olması lazım. Her kurum ve her İK iyi niyetle işini yapmak istiyor ama kimi zaman kurumda inanılan gelişim programları standartların dışına çıkmıyor. Alınan kuru/klişe paket eğitimler, verilen ama takipsiz mentörlükler /danışmanlıklar ya da kendini-potansiyelini keşfedip fark yaratacak kişiler olmasını sağlayacak verilmeyen profesyonel koçluklar.
Geçen yazılarımda da belirtmiştim. Her yıl kendinize yapacağınız yatırım için de bir bütçe ayırın. Kaliteli sertifika programları, koçluk ve mentörlük hizmetleri, sosyal ve kültürel faaliyetler, yeni bir yerin keşfi, okuyacağınız kitaplar,…vs.
Şimdi kendinize şu soruyu sorun; sürünün içinde gitmek mi, yoksa kendini sürüden ayırmak mı? 

Fark yaratırsanız, fark edilirsiniz?
Siz fark edilmek için kendiniz için ne tür yatırımlar yapıyorsunuz?

Kemal Başaranoğlu

Profesyonel Koç

Turuncu Yeşil Koçluk

kemalbasaranoglu@gmail.com 

Linkedin Turuncu Yeşil