Gerçek Kazanma Nedir?

Doğduğumuzda tamamen saf, önyargısız, tabusuz olan bizler, zaman içerisinde bir
takım beklentiler ve bu beklentileri karşılamak için bir takım dayatmalar
ile karşı karşıya kalıyoruz.
Çocuk daha doğumundan itibaren yaptıkları
ile ailesinin neşesi ve eğlencesi olurken, ailesinden de
bir takım karşılıklar bulur. Bu, basit bir aferin ya da bir başarı cümlesi olabileceği gibi, çikolata, şeker gibi ödüllendirmeler de olabilir. Bu aslında çocuk için başarı ve kazanma anlamına gelir.
Ne zaman ki aile istenmeyen bir davranış ile karşılaşırsa çocuk bu sefer kaybetmeyi öğrenir, hayatında “kaybet”in de yeri olduğunu anlar. Zamanla çocuk, öğrenilmişliklerini bu “kazan” veya “kaybet”
prensibine dayandırır. Kazanmanın, kaybetmeye karşı getirileri genellikle çocukların
ailelerinin beklentileri yönünde hareket etmelerine neden olur.
Gün gelir artık çocuk çevredeki çocuklar ile
kıyaslanmaya başlar ya da aileye ikinci bir çocuk gelir, çocuk bu
süreçte psikolojik yaralanma yaşar. Zira onun için o ana
kadar kazan ya da kaybet varken, bir anda kendisi için kazanmanın bir başkası için kaybet olabileceğini öğrenir. Birinin başarısının kutlanması o çocuğa kazanı diğerine kaybeti verir. Bunun yanında ikinci çocuk
olduğunda ilk çocuğa hediyeler alınması kazanmaya
bir örnektir. İlginin ilk çocuktan ikinci çocuğa kayması kaybet/kazana bir
örnektir.
Yaşadığımız bu karmaşık sistem gereği, hayatı aslında hepimiz kazan, kaybet, kazan/kaybet ya da kaybet/kazan şeklinde yaşarız. Sürekli olarak bir yarış durumu vardır. Hatırlayın, çocukken ailenize arkadaşınız ile yaptığınız yarışta nasıl onu geçtiğinizi anlatıyordunuz ya da bir sınavda bir başka arkadaşınıza göre nasıl başarısız olduğunuzu ve bunun sizin
üzerinizde yarattığı üzüntüyü. İş hayatına girdiniz ve o
rekabet dolu ortamdan sıyrılmak için mutlaka birilerinin kazanması birilerinin
kaybetmesi gerektiğini iyice pekiştirdiniz. Belki de bir şeyleri elde etmek için kaybetmeniz gerektiğini düşündünüz (çevreye iyi görünmek için her söylenene evet demek, çevreden
sempati kazanmak, ama kendini tüketmek gibi).
Kazan, Kaybet, Kazan/Kaybet ya da Kaybet/Kazan’dan başka ne tür seçenekler var bunları hiç sorguladınız mı?
Özellikle öğrenim hayatı ya da iş hayatında insanlar Kazan/Kaybet yapamıyorlarsa, Kaybet/Kazan yerine Kaybet/Kaybet’i yaratmaya çalışıyorlar. Bana yar olmayan sana da yar olmasın. Bunun sonuçları sizce
nelerdir? Öğrenim hayatına bakınca beraber çalışmayan, notlarını paylaşmayan öğrenciler, elde edebilecekleri yüksek puanlar yerine daha alt düzeyde bir
puana razı olurlar. İş hayatında da durum çok farklı değildir. Kurum içinde sinerji yaratılıp, 1+1 =50 denilebileceği yerde 1+1=1,5’a razı olunur. Sonuçta bireyler ne kendileri için başarı elde edebilirler ne de kurumları için. Hatta, kuruma zarar bile
verebilirler: motivasyon kaybı, işe devamsızlık, işte düzen bozucu hareketler, başkalarının da huzurunu
kaçırma, ..vs.
Sizce kazan/kazan
diye bir seçeneği göz önüne almaya değmez mi? Burada iki ya da daha fazla kişinin birden faydalanması söz
konusudur. Öğrenim hayatında ortak çalışan çocukların daha başarılı sonuçlar alması ya da iş ortamında el ele ilerlemek. Tabii bu söylediklerim, günümüz sisteminde
nadir karşılaşılan
durumlar. Zira herkes en iyisini, en
güzelini kendisi için elde etme derdinde. Bir yerde iyi varsa, kötü olmalı,
güzel varsa çirkin, kazanmak varsa kaybetmek. Üçüncü bir seçenek düşünemiyoruz. Beynimiz yıllardır buna şifrelenmiş; 2 seçenekli düşünme. Varsayalım ki az önce bahsettiğimiz öğrenciler beraber çalışırsa ne olur. Örneğin bir tanesi kendi başına 70 diğeri 60 alabilecek durumda ise, ikisi beraber çalışıp, biri diğerinin eksiklerini kapatırsa, sonuçta ikisinin de
70’in üzerinde bir puan alacağı büyük olasıdır, 100 bile
olabilir. İşte bu bir sinerji yaratmadır. İş hayatında da bireysellikten, gerçek ekip çalışmasına yönelebilirse o durumda içinde çalışılan kurum için büyük bir başarı kaynağı oluşur ve 1+1 =50 değil, 1+1 = 500.000 bile
yaratılabilir. Bu 100 puanın ya da 500.000 sonucunun bireylere bireysel dönüşü diğer seçeneklerle kıyaslandığında daha büyük
olacaktır.
Her
insan kendi içinde önemli bir güç barındırır. Bu güç, kişinin yetenek ve
becerilerinden oluşur. Maalesef yapılan araştırmalar göstermiştir ki, kişiler
bu gücün büyük bir kısmını kullanmamakta, atıl olarak bir kenarda tutmaktadır.
Sizde olan ve başkasında olmayan o gücü,
kendi özelliklerinizi ortaya koymaya ve kazan/kazan anlaşmaları yapmaya ne
dersiniz?
Size ait ve size özel olan bu özelliklerinizi
hayatınızın hangi alanlarında kullanırsanız, kendinize, içinde bulundu
ğunuz topluma ya da kuruma ve hatta evrene hizmet edebilirsiniz?

Kemal
Basaranoglu