Başarı… Sonuç mu? Yolculuk mu?

Kendisini “başarısız” olarak değerlendirenleri ilgilendiriyor bu yazı…
Yine bir senenin son günlerine geldik. İş hayatında sene sonu değerlendirmelerinin başladığı ya da tamamlandığı dönemlerdir bu günler. İş için değerlendirme yaparız da, yaşamın diğer tüm alanları için niçin yapmayız?Yaşamın tüm alanları birbiri içinde değil midir? Aileden ayrı bir iş düşünebilir misiniz? Ya da sağlıktan bağımsız bir kişisel gelişim? Kişisel gelişimden bağımsız bir gelir/ekonomi…
Geride bıraktığımız yıl için sadece kendinize şu soruları sormanız kısa bir değerlendirme yapmanız için yeterli olacaktır.
  • Geçen sene benim için önemli olan yaşam alanlarım hangileriydi?
      …..
  • Bu alanlardaki tatmin değerime bir not verirsem, en fazla 10
    üzerinden kaç alırdı?
       …..
  • Genel olarak tüm alanlarımı düşündüğümde tatmin notum kaç
    olurdu?
       …..
  • Geride bıraktığımız yıl olumlu olan olayların listesini
    yaparsanız neleri sıralarsınız?
       …..
  • Geçen yıl yaşam alanlarımda olmayan ama bu yıl olması
    gereken yaşam alanlarım nelerdir?
       …..
Başarıyı nasıl tanımlarsınız? Cümlelerinizde olumlu kelimeler seçerek başarıyı nasıl tanımladığınızı bir kâğıda yazar mısınız? Başarı tanımınıza baktığınızda neler buluyorsunuz?
  • Ulaşmak istenen yeni bir unvan mı?
  • Tamamlanması gereken bir akademik kariyer mi?
  • Bir sevgili ile kurulmak istenen aile mi?
  • Ekonomik olarak gelir seviyesinin bir şekilde arttırılması mı?
  • Daha sağlıklı olmak için yapılması gerekenler mi? (Spor yapmak, sigarayı bırakmak, beslenme alışkanlığını olumluya taşımak, … vs.

 

Bu hafta içinde Gandhi üzerine bir miktar araştırma yaptım. Gandhi’nin pasif duruşunun arkasında özgür ve tek bir Hindistan hayali vardı (Müslümanlar ve Hindular beraber şekilde). Gadhi’nin hayat felsefesi ve Hindistan’ın özgürlüğüne kavuşma sürecine baktığımda, aslında Gandhi’nin amacının, batı toplumlarında olduğu gibi doğrudan doğruya sonuca ulaşmak olmadığını görüyorum. Onun için bu süreçte izlenen yol da en az süreç kadar değerli… Bu nedenledir ki defalarca canı pahasına ölüm orucuna girmekten hiç çekinmedi.
Şimdi başarısızlıklarınıza baktığınızda, bu başarısızlık süreçlerinden olumlu olarak ne tür çıkarımlarda bulunabilirsiniz?

 

  • Unvan elde edeyim derken gösterdiğiniz olağanüstü çabalar
    nedeni ile kullandığınız kapasitenizin çok üzerinde bir kapasitenizin olduğunu
    ve istediğiniz unvanın çok daha ötesinde elde edebileceklerinizin olduğunu mu
    fark ettiniz?
  • Akademik kariyer elde etmeye çalışırken, bugüne kadar fark
    etmediğiniz yeni ve sizi birkaç adım ileri götüren, aydınlatan fikirler ve
    insanlarla mı tanıştınız?
  • İlişki seviyesini aileye taşımak isterken, gerçekten kendinizi tanıma fırsatına mı eriştiniz?
  • Gelir seviyenizi arttırmak amacı ile çıktığınız yolda, kendinizi mi geliştirdiniz?
  • Sağlığınız için çabalarken, kökleşmiş ve sizi yok eden alışkanlıklarınızla mı karşılaştınız?

 

Şimdi, bir yıllık yolculuğunuzda başarısızlıklarınıza baktığınızda elde ettiğiniz farkındalıklar, başarısız olduğunuzu mu söylüyor gerçekten? Yukarıda bulduklarınızı 2017 yılında daha bilinçli ve farkındalıkla hayatınıza geçirirseniz, önce size sonra çevrenize ve tüm insanlığa nasıl katkıda bulunabilirsiniz?
Bilim insanlarının öğrenilmiş çaresizlik üzerine yaptığı deneyi biliyor musunuz? Aç bir köpek balığını büyük bir akvaryumda tutarlar. Balık tüm akvaryumu yiyecek bulmak için gezinir ve bulamaz. Daha sonra akvaryumun yanına bir akvaryum daha konur ve içine de küçük bir balık bırakılır. Köpek balığı, küçük balığı görür görmez yemek üzere hareket geçer ama cama çarparak durur. Birkaç denemeden sonra köpek balığı küçük balığı yiyebileceği inancını kaybeder. Daha sonra bilim insanları, küçük balığını köpek balığının akvaryumu içine bırakır ve köpek balığının dikkatini bu balığa çekmeye çalışırlar. Balık hala küçük balığı yememektedir. Köpek balığı gibi inançlarınız oluşmuşsa, acaba elde edemedikleriniz sizi besliyor ve bu nedenle bu konfor alanında yaşıyor olabilir misiniz?

Şimdi tüm inançlarınızı kenara bırakıp her türlü imkanınız olduğunda 2017’de neler yapabileceğinizi hayal etmenizi istiyorum. Benim 2017 yılı bilinçli farkındalık yolculuğu için önerilerim:

  • Kendinize bir 2017 ajandası edinin.
  • Ajandanın 2016’dan kalan günlerine;
    • Öncelikle ‘’2017 yılı için niyetler’’ diye yazın ve her bir yaşam alanınız ile ilgili olarak somut niyetlerde bulunup niyet ettiğiniz tarihi ve imzanızı altına atın.
    • Kendi farkındalığınızı arttırmak ve kendinizi tanımak için bir yıllık bir bütçe ve bu bütçeyi nasıl kullanacağınıza karar verin. Ayrıca o yıl içinde mutlaka bu kapsamda bu bütçeyi kullanın. Bunlar sizin hayatınızda acil olmayan ama önemli olan şeylerdir. Örneğin okunacak kitaplar, gidilecek atölye çalışmaları ya da eğitimler, alınacak koçluklar – danışmanlıklar, izlenecek filmler.
    • Mutlaka yeni bir yer görmeye çalışın. Bulunduğunuz ildeki hiç gitmediğiniz bir tarihi ya da ören yeri de olabilir. Bu yeni yeri her noktasını daha gitmeden bir çocuk merakı içinde araştırın. Gittiğinizde de her taşın altına dikkatlice bakın!
    • İnsana daha fazla dokunun. Sosyal sorumluluk projelerini araştırın ve size uyanların içinde yer alın. Bütçenize göre bağış ve yardımlarda bulunun. Eski okumadığınız kitap ve kıyafetler en temel başlangıç noktanız olabilir.
    • Çocukların oyunlarını gözlemleyerek, nasıl merak ettiklerini ve nasıl eğlendiklerini görün! Çocuk merakını ve eğlencesini kendinize taşıyacak yollar belirleyin.
    • Öngördüğünüz şeyleri gerçekleştirme niyeti ile aylara ve günlere göre planlayın.
    • Affedeceğiniz en az 4 kişinin ismini yazın!
2017 yılının,
  • Her yeni gününde gerçekleştirdiğiniz ya da başınızdan geçen olumlu olayları ajandanıza kısa notlar halinde işleyin.
  • Her ay sonunda o ay yazdıklarınızı gözden geçirin ve onları yaşamış olmanın doyumunu tüm benliğinizde hissedin.
  • Yıl içinde en az 3 defa listenizi kontrol edin. Nerede olduğunuzu sorgulayın ve gerekirse tekrar planlayın.

 

Bu arada ülkemiz ve dünya için de birer olumlu niyette bulunun ve bunun için alacağınız eylem adımlarını da tanımlamayı ihmal etmeyin.

 

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
Turuncu Yeşil Koçluk

kemalbasaranoglu@gmail.com

Linkedin Turuncu Yeşil

 

Gerçek Kazanma Nedir?

Doğduğumuzda tamamen saf, önyargısız, tabusuz olan bizler, zaman içerisinde bir
takım beklentiler ve bu beklentileri karşılamak için bir takım dayatmalar
ile karşı karşıya kalıyoruz.
Çocuk daha doğumundan itibaren yaptıkları
ile ailesinin neşesi ve eğlencesi olurken, ailesinden de
bir takım karşılıklar bulur. Bu, basit bir aferin ya da bir başarı cümlesi olabileceği gibi, çikolata, şeker gibi ödüllendirmeler de olabilir. Bu aslında çocuk için başarı ve kazanma anlamına gelir.
Ne zaman ki aile istenmeyen bir davranış ile karşılaşırsa çocuk bu sefer kaybetmeyi öğrenir, hayatında “kaybet”in de yeri olduğunu anlar. Zamanla çocuk, öğrenilmişliklerini bu “kazan” veya “kaybet”
prensibine dayandırır. Kazanmanın, kaybetmeye karşı getirileri genellikle çocukların
ailelerinin beklentileri yönünde hareket etmelerine neden olur.
Gün gelir artık çocuk çevredeki çocuklar ile
kıyaslanmaya başlar ya da aileye ikinci bir çocuk gelir, çocuk bu
süreçte psikolojik yaralanma yaşar. Zira onun için o ana
kadar kazan ya da kaybet varken, bir anda kendisi için kazanmanın bir başkası için kaybet olabileceğini öğrenir. Birinin başarısının kutlanması o çocuğa kazanı diğerine kaybeti verir. Bunun yanında ikinci çocuk
olduğunda ilk çocuğa hediyeler alınması kazanmaya
bir örnektir. İlginin ilk çocuktan ikinci çocuğa kayması kaybet/kazana bir
örnektir.
Yaşadığımız bu karmaşık sistem gereği, hayatı aslında hepimiz kazan, kaybet, kazan/kaybet ya da kaybet/kazan şeklinde yaşarız. Sürekli olarak bir yarış durumu vardır. Hatırlayın, çocukken ailenize arkadaşınız ile yaptığınız yarışta nasıl onu geçtiğinizi anlatıyordunuz ya da bir sınavda bir başka arkadaşınıza göre nasıl başarısız olduğunuzu ve bunun sizin
üzerinizde yarattığı üzüntüyü. İş hayatına girdiniz ve o
rekabet dolu ortamdan sıyrılmak için mutlaka birilerinin kazanması birilerinin
kaybetmesi gerektiğini iyice pekiştirdiniz. Belki de bir şeyleri elde etmek için kaybetmeniz gerektiğini düşündünüz (çevreye iyi görünmek için her söylenene evet demek, çevreden
sempati kazanmak, ama kendini tüketmek gibi).
Kazan, Kaybet, Kazan/Kaybet ya da Kaybet/Kazan’dan başka ne tür seçenekler var bunları hiç sorguladınız mı?
Özellikle öğrenim hayatı ya da iş hayatında insanlar Kazan/Kaybet yapamıyorlarsa, Kaybet/Kazan yerine Kaybet/Kaybet’i yaratmaya çalışıyorlar. Bana yar olmayan sana da yar olmasın. Bunun sonuçları sizce
nelerdir? Öğrenim hayatına bakınca beraber çalışmayan, notlarını paylaşmayan öğrenciler, elde edebilecekleri yüksek puanlar yerine daha alt düzeyde bir
puana razı olurlar. İş hayatında da durum çok farklı değildir. Kurum içinde sinerji yaratılıp, 1+1 =50 denilebileceği yerde 1+1=1,5’a razı olunur. Sonuçta bireyler ne kendileri için başarı elde edebilirler ne de kurumları için. Hatta, kuruma zarar bile
verebilirler: motivasyon kaybı, işe devamsızlık, işte düzen bozucu hareketler, başkalarının da huzurunu
kaçırma, ..vs.
Sizce kazan/kazan
diye bir seçeneği göz önüne almaya değmez mi? Burada iki ya da daha fazla kişinin birden faydalanması söz
konusudur. Öğrenim hayatında ortak çalışan çocukların daha başarılı sonuçlar alması ya da iş ortamında el ele ilerlemek. Tabii bu söylediklerim, günümüz sisteminde
nadir karşılaşılan
durumlar. Zira herkes en iyisini, en
güzelini kendisi için elde etme derdinde. Bir yerde iyi varsa, kötü olmalı,
güzel varsa çirkin, kazanmak varsa kaybetmek. Üçüncü bir seçenek düşünemiyoruz. Beynimiz yıllardır buna şifrelenmiş; 2 seçenekli düşünme. Varsayalım ki az önce bahsettiğimiz öğrenciler beraber çalışırsa ne olur. Örneğin bir tanesi kendi başına 70 diğeri 60 alabilecek durumda ise, ikisi beraber çalışıp, biri diğerinin eksiklerini kapatırsa, sonuçta ikisinin de
70’in üzerinde bir puan alacağı büyük olasıdır, 100 bile
olabilir. İşte bu bir sinerji yaratmadır. İş hayatında da bireysellikten, gerçek ekip çalışmasına yönelebilirse o durumda içinde çalışılan kurum için büyük bir başarı kaynağı oluşur ve 1+1 =50 değil, 1+1 = 500.000 bile
yaratılabilir. Bu 100 puanın ya da 500.000 sonucunun bireylere bireysel dönüşü diğer seçeneklerle kıyaslandığında daha büyük
olacaktır.
Her
insan kendi içinde önemli bir güç barındırır. Bu güç, kişinin yetenek ve
becerilerinden oluşur. Maalesef yapılan araştırmalar göstermiştir ki, kişiler
bu gücün büyük bir kısmını kullanmamakta, atıl olarak bir kenarda tutmaktadır.
Sizde olan ve başkasında olmayan o gücü,
kendi özelliklerinizi ortaya koymaya ve kazan/kazan anlaşmaları yapmaya ne
dersiniz?
Size ait ve size özel olan bu özelliklerinizi
hayatınızın hangi alanlarında kullanırsanız, kendinize, içinde bulundu
ğunuz topluma ya da kuruma ve hatta evrene hizmet edebilirsiniz?

Kemal
Basaranoglu