Kendini Geliştiren Ve Bizden Biri Olan Mustafa Kemal Atatürk

Bugün yine bir 10 Kasım günündeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu “Bizden Biri Mustafa Kemal Atatürk’ün” (*) madden ayrılışının, bunu takiben fikirlerinin daha da güçlü bir şekilde yayılışının 79. yıl dönümü… Kuantum mantığına göre düşünce ve özellikle düşüncelerdeki derin anlam her türlü fiziksel eyleme göre katlanarak hızlı bir şekilde dünyanın dört bir tarafına yayılıyor.

Anadolu topraklarının ilginç bir mayası vardır. Bu maya özünde kudretli insanları ve hikayelerini bizlere bağışlamıştır. Bu şansa sahip olduğumuz bir coğrafyada yaşadığımız için şükran duyuyorum.

Atatürk’ün sözlerinin derinliğine baktığınızda zamansızlık, mekansızlık, evrensellikle, bütünün faydasını göz önünde tuttuğunu görürsünüz.

“Beşeriyetin hepsini bir vücut ve milleti bunun bir uzvu addetmek icap eder.

Bu vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün aza müteessir olur.”

Norveç’çe de “Atatürk Gibi Düşünmek” diye bir deyim vardır. Bu deyim daha çok çözümü olmayan işlerde çözüm bulmak anlamında kullanılmakta. Atatürk’ün en değerli sözlerinden bir diğeri, aslında onun gibi düşünebilmemiz adına

 “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir.

Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız,

bu kâfidir”

sözüdür. Ve bu söz aşağıdaki söz ile tamamlanmaktadır:

“İki Mustafa Kemal vardır:

Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal…

 

İkinci Mustafa Kemal,

onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir!

O, memleketin her köşesinde yeni fikir,

yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan

aydın ve savaşçı bir topluluktur.

Ben, onların rüyasını temsil ediyorum.

Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.

 O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz.

Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal O’dur!

 

Peki o yaşaması gereken Mustafa Kemal’e ulaşmak için Atatürk ne yaptı?

Kevin Hogan’ın “Hediye – Mutluluk, Başarı ve Sevginin Keşfi” adlı kitabında geçen bir bölümü sizinle paylaşmak istiyorum.

 

“-Fiji’de, özellikle burada, bilgi insanlarımızın en yüksek değeridir. Bize sizin zevk ve eğlence için bir kutunun önünde oturup onu izlediğiniz söylendi. Okulu bitirdikten sonra çok azınızın öğrenmeye ve kendini eğitmeye devam ettiği öğretildi. Bu doğru mu?

-Çok doğru, diye cevapladı John. Eğlence konusunda bazı iyi şeyler var, ama temelde haklı olduğunu düşünüyorum. Televizyon karşısında çok zaman harcıyoruz. Siz eğlenmek için ne yapıyorsunuz?

-Kitap okuruz, hikayeler anlatırız, yeni oyunlar yaratırız, yunuslarla yüzeriz, ağaçlara tırmanırız, kuşları dinleriz, yaşlandığımızda yeniden anlatılsın diye kendi öykülerimizi yazarız.”

 

Aslında bu topraklarda yazılan öykü çok. Herkes kendi öyküsünü de kendisi yazıyor.  

 

Kendini Geliştiren Atatürk 

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı zaman dilimine sığdırdığı resmi kayıtlı okuduğu kitap sayısı 3.937.

57 yıllık süre içinde sadece 7 yıl okumadığını varsaysak, yılda ortalama 80 kitap ayda ortalama 6-7 kitap okuduğunu söyleyebiliriz. İçinde bulunduğu koşullarında bile kendine ve gelişimine verdiği değer, onu evrensel boyutlara taşımaktadır.

Atatürk kimdir dendiğinde benim aklıma gelen şey; “Askeri ve Siyasi” özelliklerinden öte, düşünsel tarafıdır. Zira onu zamandan ve mekandan evrensel sonsuzluğa taşıyan düşünsel gelişimidir.

“Fikirler cebr-ü şiddetle(zorla), top ve tüfekle asla öldürülemez”

 

Zihinsel Bir Detoks Sizlere Neler Katabilir?

Zihninizi dinlendirdiğine inandığınız televizyon programları, sosyal medya uygulamaları ve diğer sizi uyutan/uyuşturan şeylerden kendinizi sadece her hafta 1 gün uzak tutmaya, kendinizi sadece okumaya vermeye ve bunun sizi götüreceği yeni dünyaya gitmeye ne dersiniz?

Ayda en az 5 kitap ve hatta farklı alanlarda kitaplar okursanız hayatınız neye dönüşür?

 

Sevgi, Saygı ve Minnet Duyguları İçinde Atam Ruhun Şad Olsun!

 

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

 (*) Cumhuriyetin on ikinci yıl dönümü için bir takım dövizler hazırlanmıştı. Onları o gece sofrada Atatürk’e tek tek gösterdiler. Bunlar arasında şöyleleri vardı;

Atatürk bizim en büyüğümdür,

Atatürk bu milletin en yücesidir,

Türk milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.

Gazi, listeyi dikkatle gözden geçirdi. Onları tek tek sildi, hepsinin yerine şunu yazdı:

“Atatürk Bizden Biridir”

Atatürk’ten İnsanlığa Yol Gösteren Sözler / Selman Kılınç – Truva Yayınları

İşime Burnunu Sokma! Sadece destekle….

“İyi bir eleman sadece CEO ve yönetim
ekibinden iyi olmakla kalmamalı
aynı zamanda da farklı olmalıdır.”

 

Guy Kawasaki
 
 
İş hayatına baktığımızda çoğu zaman yöneticilerin çalışanlarının işlerine karıştıklarını hatta detaylarda boğulduklarını görmekteyiz. Bu konuda iki yorumum var:
1. Yönetici eski davranış ve alışkanlıkların devamlılığını sağlamak ve en iyi bildiği şeyi yapmak üzere önceki sorumlulukları ile zaman geçirir.
2. Yönetici geldiği pozisyonda tam olarak ne yapacağını bilmediği ve doğru bir şekilde desteklenmediği için kendine uğraş çıkarır.
Bu konu ile ilgili çok güzel bir hikaye var …
“Bir gün bir fabrikada çalışan bir genel müdür varmış. Bu genel müdür tüm gün gününü camın önünde fabrika bacalarına bakarak geçirir, çok nadir sahaya inermiş. Bunu gören fabrika sahipleri, bu yaşlı ve tembel gördükleri genel müdürü emekli edip, yerine genç bir genel müdür getirirlerse hem genel müdürün daha fazla atölyelere ineceğini hem de %20’lerde olan karlılığın %40-50’lere taşınacağını düşünmüşler. Sonunda genel müdür emekli edilmiş ve yerine cabbar mı cabbar, genç mi genç, çalışkan mı çalışkan, eğitimli mi eğitimli bir genel müdür getirilmiş. İlk aylarda gözlemledikleri, sürekli atölyelerde gezinen ve oradan oraya koşan yağ, kir pas içinde bir yöneticiymiş. Tam da istedikleri şeyi elde etmişler. İlk üç ay  sonuçları gelince ilk hayal kırıklığı yaşanmış. Karlılık birden bire %20’lerden eksilere inmez mi? Fabrika sahipleri bunu alışma fazına bağlamış. Derken altı ay sonu gelmiş. Genel müdür artık ofisten ayrılmaz olmuş. Sürekli çalışanlarla berabermiş her yerden çıkıyormuş ama sonuçlar zarar yönünde dramatik olarak ilerliyor,
%20’lere kadar ulaşmış. Fabrika müdürleri zamana ihtiyacın olduğunu düşünerek birinci yılın sonuna kadar beklemişler ama birinci yılın sonunda zarar %30’ları aşmış. Apar topar eski genel müdüre gitmişler. O sırada genel müdür evininin bahçesinde çiçeklerle uğraşıyormuş. Eski patronlarını görünce; “Oooo hoşgeldiniz, ben sizleri daha erken bekliyordum”, demiş.  Patronlardan biri; “Sen odadan neredeyse çıkmazken karlılık vardı, halbuki senden daha çok çalışan sahadan inmeyen birini bulduk zarardan burnumuzu çıkaramıyoruz. Bunu anlayamıyoruz ve tekrar işinin başına dönmeni istiyoruz demiş”. Eski genel müdür bilgece bir ses tonu ile: “Ben tüm gün bacaları izler, bacalardan çıkan dumanın renginde bir değişim olduğunda
atölyelerde problem olduğunun anlar ve iner ekiplere analiz süreçlerinde yardıma ihtiyaçları olup olmadıklarını sorardım. Problem çözüldükten sonra da tekrar odama çıkar bacaları gözlerdim. Bu çalışanlara, otonomi, problem anında yönetim desteğinin hazır olduğunu ve aynı zamanda kendi kaynakları ile (bilgi, beceri, deneyim,..vs) bu problemlerin üstesinden gelebileceklerinin farkındalığını katmaktaydı. Bugün ise her işin içinde gezen bir yöneticiniz değil, bir çalışanınız var. Ve bu yöneticiniz artık yönetmekten ziyade çalışanlar tarafından yönetilmektedir. Bu noktadan sonra benim oraya gelmem bile hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Zira çalışanlar yöneticinin nasıl
çalıştırılacağını öğrenmiş durumda…”
Hiç düşündünüz mü? Yönetici olarak siz ya da çalışan olarak yöneticileriniz işinize burnunu ne kadar sokuyor…
Milton Erickson “Her insan kendi ihtiyaç duyduğu kaynaklara sahiptir” der. Peki öyleyse, öncelikle yöneticiler olarak sizler çalışanların kendi kaynaklarına ulaşması için ne kadar destekliyorsunuz? Kendi kaynaklarına ulaşma ve potansiyellerini
harekete geçirmenin sonuçlarınız üzerinde nasıl sonuçlar ortaya çıkaracağını düşünmek ister misiniz? Çalışanların kaynakları ile otonom çalışması sonucunda size kalan zamanda siz kendiniz için neler yapabilirsiniz? Yoksa kendi potansiyelinizi keşfetme fırsatını değerlendirmek istemez misiniz?
Şimdi bir yöneticiye bağlı çalışanlar; sizler kendinizi ne kadar tanıyor ve potansiyelinizin ne kadar farkındasınız? Bu potansiyeli kullanmak üzere gerektiğinde kendinizi ne kadar ifade ediyorsunuz? Harekete geçmek, sizin kendi değerinizi ortaya çıkarmada sizleri ne kadar destekliyor? Peki ya hiç bilmediğiniz kaynakların ve potansiyelin farkına varırsanız ve bu kaynakları da
harekete geçirdiğinizde, artık o kurumda çalışır mıydınız? Yoksa başka bir kurumda daha arzu ettiğiniz bir yerde mi olurdunuz? Kendi girişiminizi mi yaratırdınız?
“Steve
Jobs, A sınıfı oyuncuların A sınıfı insanları işe aldığını, B sınıfı
oyuncuların C sınıfı oyuncuları, C sınıfı oyuncuların da D sınıfı insanları işe aldığını söyler. Bu mantıkla Z sınıfı oyunculara ulaşmak uzun sürmez.  Steve’in kavramını “A sınıfı oyuncular A+
sınıfı insanları işe alır” şeklinde geliştirdim. Bir CEO’nun yapması gereken işlerin başında kendisinden daha iyi yöneticiler almak gelir. Yöneticilerin yapması gereken işlerin başında ise kendisinden daha iyi çalışanlar almak gelir. “Girişimcinin El Kitabı 2.0 / Guy Kawasaki
Şayet, A sınıfı bir takım yaratmak istiyorsanız, sizden bir tık üstte çalışanlarınızın olmasını sağlamalısınız. Sizden iyi çalışanlarınızın olması sizin varlığınızı riske etmediği gibi, size ve içinde bulunduğunuz takıma gelişim fırsatı verir. Unutmayın, 10 kişilik bir ekipten 10 beyin de elde edilebilir; 1 beyin de; 100 beyin de. Sizden iyi niteliklerde çalışan bulamıyorsanız, en iyilerini alın. Sonra yönetici
ya da lider olarak çalışanlarınıza alan açın ve güçlü yönlerini ortaya
koymaları için motive edin. Bakın takımınızın gelişimi nasıl hızlanacak…
Bob Sutton’ın “Good Boss, Bad Boss: How to Be the Best..and Learn from the Worst” adlı kitabında iyi patronların 12 inancını listelemiştir. Bunlardan en kritik olanı “Haklıymış gibi savaşır, hatalıymış gibi dinlerim; çalışanlarıma da aynı şeyleri yapmayı öğretirim” diyendir.
Bırakın çalışanları kendi potansiyelinden fırsatları yaratmayı keşfederken onlara destek olun. Bir koçluk alan çalışanın ifade ettiği gibi, “söylediklerim etkin bir şekilde dinlendiğinde ve bana alan açıldığında ne kadar da çok yapabileceğim varmış”. Diğer bir koçluk alan yöneticinin de dediği gibi; “kendi potansiyelini fark etmek, fark yaratmanın kendisi olmaktır”.
Fark yaratan bir SİZ’i görmek size ne hissettirir?
Kemal Başaranoğlu

Profesyonel Erickson Koçu

kemalbasaranoglu@gmail.com

Facebook 

Linkedin 

www.tykocluk.com

 
 
 
 

Kendi Değerinizi Altı Adımda Yeniden Belirlemek…

Aslında bugün yaptığınız bazı davranışlardan ve bu
davranışların sonucunda elde ettiğiniz yaşama şeklinden, hayatınızda ilk defa
kenarına yüzünüzü çarptığınız masa sorumlu! Ne kadar da çok canınız yanmıştı
değil mi? Hatta alnınızın ortasında kocaman bir morluk oluşmuştu. Belki de
yüzünüzdeki o kan damlası ile o gün ilk kez karşılaşmıştınız.
Şimdi nereden çıktı bu masa diyeceksiniz. Şöyle bir
geçmişinize dönmeye ne dersiniz. Hatırlar mısınız, bir gün evde fark etmediniz
ve kazara bir masanın kenarına çarptınız. Sizinki masa değil de sehpa mıydı? Ya
da bir dolap? Yoksa kendi evinizde değil de, teyzenizin evinde mi çarpmıştınız?
Sonrasında ne oldu, onu da hatırlıyor musunuz? Anne ya da babanız size ne kadar
sakar olduğunuzu daha dikkatli olmanız gerektiğini mi söyledi? Hiç sanmıyorum.
Zira hepimiz bir şekilde korunduk, tıpkı bugün bizim de çocuklarımızı
koruduğumuz gibi
. Yani ne oldu? Suçlu bulundu! Masa, sehpa, dolap veya
çarptığımız her neyse…
Bundan sonra olaylar şuna benzer şekilde gerçekleşti.
Öncelikle ilk hareket olarak en yakın büyüğünüz tarafından kucaklandınız. Her
zaman arkanızda birilerinin olduğunu fark ettiniz,
en ufak bir çarpmada bile.
Halbuki onlar görmeden belki de kaçıncı defa masaya çarpıyordunuz da kimse fark
etmemişti ve sizin de sesiniz çıkmamıştı. Daha sonra da suçlu bir güzel
azarlandı, hatta dövüldü, hem de defalarca önce büyükleriniz tarafından sonra
da acılarınızı dindirsin diye sizin tarafınızdan. Siz istemeseniz bile onlar
sizin elinizi tutarak o masaya vurdu. O gün hayatınızın en önemli iki şeyini
öğrendiniz. Birincisi kendi başınıza bir şeylerle baş etmeye gerek yok, zira
arkanızda olacak mutlaka birileri var. İkincisi ise suçlu siz değilsiniz! Siz
dikkat etmeseniz suçlu olsanız bile sorumluluk sizde değil, cansız da olsa
canlı da olsa “onlarda”.
Ailenizde, iş yerinizde, sosyal ortamlarda, …vb. Bu
tarife uygun insanlarla karşılaşıyor musunuz? Yoksa çok daha uzağa gitmesek mi,
şöyle bir aynaya bakmak ister misiniz?

Bunca yıldır öğrendiğiniz ve uygulaya uygulaya zihinde
otoban haline getirdiğiniz bu zihinsel davranış modelini nasıl terk
edebilirsiniz?
  • SEÇİM:
    Yaptığınız şey bir seçimden ibarettir. Suçlamayı bırakın ve kendinize dönüp
    bakın. “Acaba ben neyi farklı yapsaydım sonuç benim için daha değerli olurdu?”
    diye düşünmeye başlayın.
  • NİYET: Bunu
    yapabilmeniz için öncelikle niyetiniz bütünün hayrına olmak üzere harekete
    geçmek olmalıdır.
  • İNANÇ:
    Yılların otobanından ayrılıp yeni bir yol, hatta tali yola geçmek sağlam bir
    inanç ister. Bu inancın sizin için neden önemli olduğunu bulursanız, tali
    yolunuzu oluşturmakla kalmayacak ayrıca bu yeni yolu hızlıca otobana da
    çevirebileceksiniz.
  • VİZYON: Bu
    inancın ötesinde aslında yaşamınızın sorumluluğunu alma gibi derin bir vizyonun
    farkına varmak bir diğer aşamanız.
  • Eylem Adımları: Yaptığınız seçim ile ilgili planlar yaparak harekete geçmek
    seçilmelidir.
  • Kararlılık: Bugüne
    kadar hiç bilmediğiniz bir yol olduğu için, daha önce hiç karşılaşmadığınız
    şeylerle de karşılaşabilirsiniz. Karşınıza ne çıkarsa çıksın kararlılıkla
    yolunuza devam edin. Elde edeceğiniz sonucun değeri sizi yolda tutacak
    motivasyonununuz olsun.

Bu altı adımı hayatınıza kattığınızda, hayatınızda ne tür
değişimlerin olabileceğini hayal edebiliyor musunuz?
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu

Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz?

“Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama bakar, özünü
görmek isteyen Can’a bakar…” Mevlana
Mevlana’nın
söylediği gibi, gerçekten özümüze bakıyor muyuz? İçimizde, ne gibi duygu ve
düşünceleri barındırıyoruz?

Bugünkü yazımı Bireysel
Farkındalık üzerine yazmak istedim.
Koçluk yolculuğuna
çıktığımdan beri, koçluk alanlar ile yaptığım görüşmelerden aldığım önemli geri
dönüşler şu cümleler ile ifade edilebilir;
  •           İçimde şu an ki benden başka bir ben var
  •           İçimde dışarı çıkmak isteyen bir ben var
  •           İçimde beni sabote eden/yok eden bir ben var
  •           İçimde beni benden alıp götürebilecek bir ben var
  •           İçimde beni korkutan bir ben var

Koçluk (*) kendini tanımaktır; özünü
görmek, değerlerini tanımak ve bu değerler çerçevesinde kendine erişmektir.
Daha önceki yazılarımda altını
çizdiğim konular kişinin;
  •           kendini tanıması,
  •           içindeki inançları görmesi,
  •           bu inançları kendini tamamlayan ve kendini sabote eden
    olarak tanımlaması
  •           ve hayattan beklentilerini net olarak tanımlayıp bunların
    üzerine eylem planlarını (değişim) oluşturması olarak belirlemiştim.

“Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsan bir amaca bağlan, insanlara ya da
eşyalara değil…” Einstein
Yukarıdaki 4 adımdan sonuncusunu
tanımlamadan önce; erişmek istediğiniz noktada ne olup ne bittiğini de
görebilmek önemlidir. O noktada olup bitenleri görmek, sizler için doğru eylem
adımlarını tanımada hayati bir önem taşır. Zira değişim riskli bir oyundur. Bilinç
öteniz sizi bu riskli oyunlardan fırsatlara eriştirmeye çalışır.
Eylem
adımlarınızı tanımlamadan önce; KENDİNİZİ NE KADAR TANIYORSUNUZ? Hiç bunu
düşündünüz mü? Bunu bir skalaya koydunuzda; 1 kendinizi en az tanımayı, 10 ise
kendinizi tam anlamı ile tanımayı ifade etse; siz bu skalada kendinizi nerede
görürsünüz?
Şu
an iki dudağınızdan çıkan rakamları duyabiliyorum.

Bu rakamları 5 ve altında olanlar, “Neden kendinize bu kadar acımasız davrandınız? Gerçekten kendinizi
tanımadığınızı mı düşünüyorsunuz? Yoksa mütevazi mi davranıyorsunuz?

Bu rakamları 5 ve üstünde olanlar, “Nasıl bu kanıya vardınız? Gerçekten kendinizi tanıyor musunuz? Yoksa kibrinizden
mi bu durumunuz?


Aşağıdaki
sorular sizin için ne anlama geliyor, düşünür müsünüz?
  1.         Sık sık düşünüyor musunuz?
    (sesli –sessiz)
  2.        Davranış, alışkanlık, tutumlarınızı
    tanıyor musunuz?
  3.        Hedef koyma gibi bir
    alışkanlığınız var mı?
  4.        Hedeflerinizi ve hedeflere
    giden yolu tek başınıza tanımlayabiliyor musunuz?
  5.        Çıkmaza girdiğiniz yolda,
    çözümü bulana kadar çabalıyor musunuz?
  6.        İç hesaplaşmalar yaşıyor
    musunuz?
  7.        Her iç hesaplaşmadan daha
    güçlü çıkabiliyor musunuz?
  8.       Değişim sizin için önemli
    midir?

Öncelikle,
bu soruları kendinize yüksek sesle sormanızı rica ediyorum ve aldığınız
cevaplara tatmin anlamında 1 ile 10 arasında bir not verin (1. En az tatmin –
10 en çok tatmin).
Şimdi
ise; bu sorulara bir de dışarıdan bakan bir “SİZ” olarak cevap verin… ve tekrar
verdiğiniz cevapların tatmin seviyesini 1-10 skalasından ölçünüz.
Dışardan
bakan sizin, içerden bakan size göre sapması ne kadar büyük oldu? Yazımızın
başından şu noktaya geldiğimizde, ne fark ediyorsunuz?
Hadi, aynı şeyleri tekrar etmekten vazgeçiniz; yeni bir keşfe, kendinizi
bulma yoluna çıkınız…
“Eğer bir hikayeyi anlatıyorsan, ondan hala kurtulamamışsın
demektir…” Paulo Coelho
KB
kemalbasaranoglu@gmail.com

Kendi kendinizi sabote etmektesiniz – İnançlar 2…

Bugünkü yazımın konusunu “KENDİ İÇ DİNAMİKLERİMİZİN HAREKETE GEÇMESİNİ ENGELLEYEN KISITLARIMIZ”a ayırdım.

                                  Bir kişi eğer yapacağı bir şeye kısıtlama koyuyorsa, bu kişi yapabileceklerine de sınır koymuş demektir. CHARLES M.SCHWAP

Bir an için yapmak isteyip de yapmadığınız ya da yapamadığınız şeyleri hayal etmenizi rica ediyorum… Yani kendinize şu soruyu sorar mısınız?….
“BEN NEYİ İSTİYORUM AMA HAREKETE GEÇMİYORUM…”
……………………
Bu konuların bir listesini çıkarıp, bunlardan 1 tanesini seçer misiniz?
……………………

Şimdi bu konu ile ilgili olarak neden harekete geçemediklerinizi düşünmenizi istiyorum. Lütfen, şu soruyu yüksek sesle kendinize sorunuz..
“BEN NEDEN HAREKETE GEÇMİYORUM/GEÇEMİYORUM. BENİ NE ENGELLİYOR”..
……………………
Bu konuların da bir listesini çıkarıp, listenize şöyle 5 dakika boyunca odaklanabilir misiniz? Bu listeyi defalarca okumak, odaklanmanıza yardımcı olacaktır.
……………………
Bu 5 dakika sonunda, ne fark ediyorsunuz… 
……………………

BAHANELER, mi? Aşağıdakilerin, sizlerin verdiği cevaba ne kadar yakın olduğunu sorgular mısınız?
– İstediğim şey için yeterli vaktim yok
– İstediğim şey için yeterli param yok
– İstediğim şey için yeterli gücüm yok
– İstediğim şey için yeterli sabrım yok
– İstediğim şey için ümidim yok
– İstediğim şey için yeterli inancım yok
– İstediğim şey çok da önemli bir şey değil.. Öyle olsa zaten çoktan birileri yapmıştı. 
– ……….
Sizin de yukarıdakiler gibi bahaneleriniz var mı? Peki, kim bu bahaneleri üreten ? Gerçekten siz misiniz?  Yoksa sizi vuran bir başka siz mi var?

İçinizdeki bu sesi bir an için durdurmanızı istersem, bunu yapabilir misiniz?
………………
Geçmişinize dönün lütfen.. Geçmişte gerçekleşmesini çok istediğiniz ve gerçekleştirdiğiniz bir durumu gözünüzün önüne tekrar getirmenizi istiyorum. Bunu nasıl başardığınızı bir film izler gibi seyrediniz. Film bitince  ve lütfen 5 dakika boyunca bunun üzerinde düşününüz.
………………..

Bu sürenin sonunda, ne fark ediyorsunuz…Aşağıdakilerin, sizlerin verdiği cevaplarla bağlantısını  sorgular mısınız?
– İstediğim şey için vakit ayırdım
– İstediğim şey için para ayırdım
– İstediğim şey için güç-çaba harcadım
– İstediğim şey için sabır gösterdim
– İstediğim şeye ümitle sarıldım
– İstediğim şey için inançla yaşadım
– İstediğim şey çok önemli idi. Ve bunu da ben başardım.. 
– ……….

Asıl önemli olan soru “NEDEN HAREKETE GEÇEMİYORUM DEĞİL”, 
“BENİM HAREKETE GEÇMEM İÇİN NE YAPMAM GEREKİR” olmalıdır.

İnancınız sizi bir adım öteye götürüyor ve sonrasını da düşletiyorsa, onu sımsıkı sarılınız.

Son söz: Türk milletinin büyük zaferlerinden biri olan, Çanakkale muharebesinin, o zamanki koşullara rağmen kazanılmasını, oradaki ordunun içindeki yüksek inanç sağlamıştır.



KB


kemalbasaranoglu@gmail.com


Hatırlatma:

Mustafa Kemal Atatürk anlatıyor:




“Bombasırtı olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’anı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i Şehâdet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak, cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”






Kaynak


http://www.ataturkdevrimleri.com/yazi-540-ataturk-un-canakkale-savasi-ile-ilgili-anilari.html