Yeni İnsan 4.0

Balıkçıların canlı balık diye bağırdığını duymayan ya da
bilmeyen yoktur değil mi? Bir gün yaşlı bir amca bu şekilde bağıran bir
balıkçıya, “Evladım, balık taze mi?” diye sormuş. Adam istifini bozmadan “Canlı
diyorum ya amcacığım…” demiş. Amca da, “Evladım ben de canlıyım
ama sence ben taze miyim?”
diye cevap vermiş.
Canlı olmak bizlere verilen bir
hediye. Zaman zaman etrafınızdaki canlıları gözlemlediğiniz olur mu? Diğer
insanları, doğayı, hayvanları, toplumları, … vs. Ya da belki kendinizi. Neleri
doğru yaptığınızı ya da neleri yanlış yaptığınızı? Neleri sevdiğinizi ya da
sevmediğinizi gözlemlemek biz canlılara verilen en büyük hediye… Tam bunları
düşünürken, cep telefonumdan bir ses geldi, bir mesaj. Mesajı gördükten sonra keşke
bir cep telefonunu bir kez aldığımızda kendi kendini donanım ve yazılım olarak sürekli
olarak güncelleyebilse diye düşündüm. Düşünsenize, yarın bir telefon üreticisi
yeni model bir cep telefonu ortaya çıkarır ve “bu telefon kendi kendine gerek
donanım gerekse yazılım olarak güncelleyebilecek yetenektedir. Bunun için
yapmanız gereken tek şey ona kaliteli zaman ayırarak onunla ilgilenmeniz”

olduğu söylese, ne güzel olurdu değil mi?… Günümüzde her gün teknolojinin
geliştiği ve dünün yenisinin bugün eskidiği bir ortamda bu bir hayal değil mi?

Şimdi şöyle biraz geçmişe gitmeye
ne dersiniz? Daha anne karnına ilk düştüğünüz o ana odaklanın. Yani o ailenize
gelecek büyük hediye olan kendinize. 
Dokuz ay boyunca aslında her gün her dakika fiziksel olarak (donanımsal)
olarak geliştiniz. Aynı zamanda doğuma kadar da zihinsel (yazılım) gelişiminizi
de sevgi ile tamamladınız ve İnsan 1.0 versiyonu olarak,
diğer bebeklerle
benzerlikleriniz olsa bile (bakıma ihtiyaç duyma, açlık, altına yapma,..vs)
kendinize özel ve diğerlerinden benzersiz olarak (her bebek aynı miktar ile
doymaz, her bebek aynı şeye gülmez,..vs) dünyaya geldiniz.
İlk etapta ebeveyn desteği ile
fiziksel olarak geliştiniz ve büyüdünüz. Fiziksel büyüme aileden gelen birtakım
davranışlar, değerler ve inançlar tarafından zihinsel gelişiminizin temelini
oluşturdu ve yazılım olarak da sizlere 2. versiyon yüklenmiş oldu.
Ailenin
haricinde içinde büyüdüğünüz büyük aile, sosyal çevre, toplum, … size bu
versiyonun 2.1 – 2.2 gibi alt kırılımlarını küçük küçük güncellemeler şeklinde
ulaştırdı.
Gün geldi, büyüdünüz fiziksel
olarak kendinize yetmeye başladınız. Kendi yemeğinizi hazırlayabilir, kişisel
bakımınızı yapabilir, hatta öyle ki gelirinizi bile kazanabilir, …vs oldunuz.
Sistem fiziksel olarak kendini sürekli yenilerken zihinsel gelişim de durmaksızın
değişti, gelişti. Bu gelişim kimi zaman zorunluluktan, kimi zaman istekten,
kimi zamansa farkındalıktan oluştu. Zira artık sizin de kendinize ait,
ailenizden bağımsız bir ortamınız oluştu. Bu ortamda kendi varlığınızı gösterme
ihtiyacı duydunuz. Donanım ve yazılım olarak artık 3. versiyonundasınız.
Ama
bir farkla, bu versiyon özellikle zihinsel tarafta daha önceki versiyonların
(2.0- 2.1- …vs)   bir takım hatalarını (bugları) da beraberinde
getirmekteydi. Neydi bu hatalar; ebeveynler tarafından ya da içinde
bulunduğunuz toplum tarafından sizlere aktarılan size ait olmayan ama sizinmiş
gibi kabul ettiğiniz düşünceler, inançlar, kısıtlamalar,.. Bunları kabul
etmekle kalmadığınız gibi şiddetle ve inançla sizinmiş gibi kendinizle
taşıdınız. Bunlar bir virüs gibi sizinle geçmişinizden bugüne kadar taşındı ve
bugünden de geleceğe doğru bilinçsiz bir şekilde taşınacak.
Bunların neler
olduğunu bulmak için şu soruları kendinize sorun. Gerçekten istediğiniz işi mi
yapıyorsunuz? İstediğiniz çalışma günleri ve saatlerinde mi mesaidesiniz?
İstediğiniz kişi ile mi berabersiniz? İstediğiniz için mi çocuğunuz var/yok?
İstediğiniz bir toplumda mı yaşıyorsunuz? İstediğiniz insanlarla mı
berabersiniz? İstediğiniz ve inandığınız partilere mi oy veriyorsunuz?…vs
Kimi zaman bu virüsler bir önceki
versiyonunuzda (2.0) sizi hem fizik olarak hem de zihinsel olarak çökertti.  Siz tekrar ayağa 2.xx versiyonunuz ile
kalktınız. Kimi zamansa bu virüsleri bir koruma kalkanı olarak düşündünüz ve
bunları bugününüze kadar taşıdınız, bunun sizi nerede ve nasıl koruyacağını bilmemenize
rağmen.
Düşünün yok mu çocukluktan gelen,
nedeni ve size ne sağladığını bilmediğiniz ama yaptığınız hatta kimisi tuhaf
olan şeyler? Bu noktada aklıma birkaç örnek geldi bile:
·     
yaz-kış her sabah ılık bir duş alarak güne
başlamak
·     
araç kullanırken ara ara elini cama dokundurmak
·     
hayatının istediği gibi olamayacağını her sabah
söyleyerek güne başlamak
·     
yatmadan önce okunan dualar
·     
.…

Bu yazıyı okuduktan sonra kendinize
bir zaman ayırın ve rutin olarak tekrarladığınız şeyleri ve bunların yanına
bunları yapmanın size ne sağladığını not edin. Aynı zamanda bunu yapmanızı kim
söyledi ise bu kişinin adını da yanına yazın. Sonra da ne zamandan beri bunu
yaptığınızı düşünün…

Kendinizin 3.0 versiyonunun tüm
özelliklerinin farkına vardınız. Bunun farkına varınca kendinizi gözlemlerseniz
ve bir metaforla bu 3.0 versiyonunuzu tanımlarsanız, ne olurdu?
Bu versiyonu değerlendirmeye
kalktığınızda, neler görür, kendinize neler söyler ve nasıl hissedersiniz? Bu
versiyonda olmak sizin yaşamda varoluş nedeniniz ile ne kadar örtüşür?
Bu 3.0 versiyonunun farkındalığını
size verilen bir hediye olarak kabul ederseniz, kendi ilk öz versiyonunuz olan
4.0’ı, nasıl bir hediyeye dönüştürmek istersiniz?
Yeni İnsan 4.0 için fiziksel ve
zihinsel tüm kaynaklarınızı gözden geçirip, canlılığınıza tazelik katacak güncellemeye
nereden başlamayı düşünüyorsunuz?
Gezegen üzerindeki pek çok insan 
aslen olduğu kişi olamadığı için acı çekiyor.
Shaman Durek
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç

Parmaklarınız konuşsaydı kendi aralarında ne kadar başarılı olurlardı?

Bir elin parmakları bile
birbirine benzemezken, siz nasıl bir başkasına benzeyebilirsiniz! İletişiminiz
de diğerlerinden bu nedenle farklı olacaktır. 

Bugün iletişimi aşağıdaki 3 boyutla inceleyelim.

  • Etkileşime geçme: İnsanlara söylenen şeyin nasıl söylendiği, bunların
    söylenme nedenleri ve karşı tarafın bunu nasıl duyduğu-dinlediği…
  • Kişinin adım adım kendisi ile uyumlanması: Kişilerin içinde
    oldukları duygu halleri, düşünme ve inanç sistemlerinin konuşulanlar üzerindekilerle etkileşimi..
  • Yapma, düşünme ve hislerin karşılıklı iletişim süreci üzerine etkisi:
    Sürecin içerisinde konuşma, beden dili (oturma/ayaktaki duruş pozisyonu,
    yüzdeki mimikler, ..vs), söylenenler üzerine diğer tarafın ifade ettikleri,
    konuşulurken yapılan varsayımlar/tahminler ve olası mutluluk, kızgınlık, öfke ve
    sevinç duygularının ortaya çıkması.

Bu 3 boyutun hayata geçmesinde öncelikle
arka planda beş önemli sistemin çok büyük önemi var:
  1. BEYİN: Öncelikle beyni iyi tanımak gerekir. Sürüngen (duyuların
    devrede olduğu hayatta kalma ve varlığını sürdürme) ile duygusal (duyguların
    devreye girdiği, aynı sınırlar içinde bizleri tutan ve sadece 2 seçenek
    tanıyan) taraflar günümüzün büyük bölümünde devrededir. Görsel tarafı ise
    istediğimizde seçenekleri önümüze sunmak ve görüntüler oluşturmak üzere devreye
    girer. Görsel olarak zihinde sürecin gerçekleşmesi, beynin plastisitesi içinde
    nöral yolların yapılanmasına, bu sayede hayali kurulan şeyin zihnen sanki
    oluşuyormuşçasına algılanmasına yardımcı olur.
  2. DİNLEME: Farklı boyutlarda dinleme gerçekleşebilir. Bir işi
    yaparken dinleme sadece duyabildiğini yakalamaktır, örneğin ebeveynlerin
    zihinlerindeki dolulukla çocuklarını dinlemesi gibi. Bir diğer boyut da, dinlerken
    karşıdakini daha iyi anlamak için sorular sorma ve söylediklerinin arkasındaki
    nedenleri anlamaya çalışmak gelir. Bu da, kurumlarda yönetici-çalışan ilişkisini
    andırmaktadır. Bir başka dinleme boyutunda ise konuşanın sadece söylediklerinin
    nedenlerini değil, satır arası mesajlarını da yakalanmasını içerir. Bu dinleme kişinin amacına giden yoldaki büyük resminin de duyulmasına çalışıldığı
    dinlemedir. Bu, yetkin profesyonel koçların dinleme boyutudur.
  3. NÖROLOJİK DÜZEYLER: Kişilerin bir zaman diliminde ve belli
    bir çevrede belli kişilerle sergilediği davranışların olduğu boyuttur. Bunlar
    tamamen bilinç düzeyinde gerçekleşirken, bunun daha da ötesinde, kişinin diğeri
    tarafından bilinmeyen, becerileri ve bu becerilerin arkasında taşıdıkları
    kimliğe bağlı değer ve inançları bulunmaktadır.
  4. ÖĞRENMENİN AŞAMALARI: Temelde 4 aşamadan oluşur. Birinci aşama neyi
    bilmediğimizi bilmediğimiz (bilinçsiz ve yetersiz olduğumuz) aşamadır.
    Farkındalık olmadığı gibi, beyinde konu ile ilgili en ufak bir nöral yol da
    bulunmamaktadır. İkinci aşama geçildiğinde (bilinçli ama yetersiz), artık neyi
    bilmediğimizi bildiğimiz  aşamaya
    geliriz. Farkındalığın ilk oluştuğu, oluşturulacak nöral yolun tanımlandığı
    aşamadayızdır.  Üçüncü aşama artık neyi
    bildiğimizi bildiğimiz bir aşama olup (bilinçli ve yeterli), nöral yolun oluştuğu
    aşamaya gelmişizdir, dikkatle ilgili konuyu yapabiliyoruzdur. Son aşama da, bildiğimizi
    bilmeme (bilinçsiz ama yeterli), diğer bir ifade şekli ile becerinin davranışa
    dönüştüğü aşamadır. Nöral yolun tam anlamı ile oluştuğu ve beynin ezbere bir
    şekilde işleri gerçekleştirdiği aşamadır.
  5. ALGI KONUMLARI: Kişinin yaşanan tüm iletişim sürecini kendi
    gözünden görmesi, bir başkasının ayakkabılarının içindeyken
    deneyimlemesi ve dışardan bir başka göz olarak (uçan bir sinek,
    kuş ya da kamera bakışından) gözlemlemesi olmak üzere üç farklı boyutta incelenebilir. Dışardan gözlem diğer ikisine göre daha bir nötr bir bakış açısı
    sunarken, etrafta daha önce fark edilmeyen ve iletişime etkisi olan çevresel
    faktörleri de alır. 

Bir an için en yakın zaman
diliminde yaşadığınız bir olumlu bir de olumsuz iletişim deneyimi 3 iletişim
boyutu ve bunun arkasındaki 5 önemli sistem çerçevesinde tekrar –zihnen-
deneyimleyin. Sizde hangi sistemler bu 3 boyut üzerine en fazla etki etmekte ve her
bir sistemde hangi seviyede bulunmaktasınız? Bir sonraki iletişim süreçlerinizi
daha kaliteli hale getirmek için bugünden itibaren neler yapabilirsiniz?
Son olarak, hayatta her şey
öğrenilebilir, kaliteli bir iletişim bile. Bunun için nerede olduğunuzu
profesyonelce tespit edip, üzerine size özel bir çözümle gitmelisiniz.
Nefes alıp vermek kadar kolay ve
devamlı, kaliteli iletişime sahip günleri yaşamanız dileğimle.

Bireysel ve kurumsal ihtiyaçlarınız için kemal@tykocluk.com
.

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Koç
www.tykocluk.com

VARLIĞINIZI SÜRDÜRMEK İÇİN UYUMLANMAYI ÖĞRENMELİSİNİZ!

KENDİNİZE NE KADAR TAHAMMÜL EDEBİLİRSİNİZ?
Herhangi yeni bir ortamda (parti, sosyal faaliyet, aynı takım,..vs) fiziksel ve psikolojik kendiniz ile tanışmak ister miydiniz? Neden?

OMUZUNUZU KİMLERE YASLAMAYI TERCİH EDERSİNİZ?
Bugün etkileşimde olduğumuz ve iletişimi sürdürdüğünüz herkes ile tatmin edici ilişkiler kurmak istiyorsanız UYUM kelimesine önem vermeniz gerekmektedir.  Uyum, öncelikle karşınızdaki kişiye derin bir saygıyı içermektedir. Siz başka birisinin hayatına girdiğinizde oluşacak ritim ve ortaya çıkaracağı kokunun güzelliği aranızda bulunan güveni daha da yoğun bir şekilde geliştirecektir. Bir düşünün, bugüne kadar kimlere güvenip de onların omuzlarına rahatlıkla sırtınızı dayadınız?  Bunlardan hangileri sizin yolculuğunuzda güveninize sadık kaldı, hangileri sizi yolun ortasında bırakıp gitti? 


GÜÇLÜ VE GÜVENİLİR BİR İNSAN MISINIZ?
İngilizce’de ‘güven – trust’ anlamına gelen kelime,  eski İskandinav dilinde ‘Traustr – güçlü’ anlamına gelmektedir. Gözünüzün önüne güvendiğiniz kişileri, bu kişilerin kendi isimlerini söyleyişlerini, bedensel duruşlarını ve söyledikleri ile yaptıklarını getirin. Güven ile güçlü birey arasındaki bu derin harmonik ezginin bugüne kadar farkında mıydınız? Bu insanların diğer insanlardan farklılıklarını listelediğinizde, bu özelliklerden hangilerinde kendinizi bulmaktasınız?

TAVİZ Mİ? AYNI FREKANSINDAN HAREKET ETMEK Mİ?
Uyum için karşıdaki kişilere taviz vermek, onlarla anlaşmak, arkadaşlık ve dostluk gibi samimi bir ilişki içine girmek zorunda değilsiniz. Eminim çevrenizde farklı karakterlere sahip birçok kişi ile çok iyi bir şekilde iletişim kuran insanlar tanıyorsunuz. Hatta bazen bu kişileri bukalemun olarak bile adlandırabiliyorsunuz. Aslında uyumlanan kişiler karşısındaki kişiye adım adım yaklaşarak onun dünyayı algılayışını onun kelimeleri ile kabul eder ve onun karşısında aynı ifadeleri kullanır. Doğal olarak da, kişi karşısındaki kişiye benzeyebilmektedir. Ama bu iki kişi aynı kişiler değildir. 


KİMSE KENDİSİNE KARŞI DİRENÇ GÖSTERMEZ!
Aynı dalga boyundan yayın yapıyorsanız (ses tonu, beden pozisyonu, nefes alış hızı, kullanılan dil,..vs) karşınızdaki kişi kendisi ile konuşuyor algısına kapılır. Bir süre sonra Joseph O’Connor’un dediği gibi onu istediğiniz dalga boyuna çekip, istediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Burada kastedilen taklit anlamında bir yayın değil, gerçek bir uyumdur. Taklit şeklinde bir uyum sergilerseniz, bu çok geçmeden fark edildiği gibi, uyum bir daha oluşamayacak şekilde bozulabilir. Uyum kurmak çok kolay olduğu gibi bozmak da kolaydır. Bozulan uyumun tekrar oluşturulması zaman alabilir. 


NASIL ANLATSAK, NERDEN BAŞLASAK!
Farklı zihinsel seviyelerde eşleşmek mümkündür.


  1. Çevre: Yüzeysel eşleşmedir.  İş ortamlarında benzer kıyafet seçimi ya da
    saç/makyaj yapılması buna bir örnektir.
  2. Davranış: Bu bir kişi ile düet yapmaya
    benzetilebilir. Siz kimliğinizi koruyorsunuzdur. Bununla birlikte bir başkası
    ile hareketlerde eşleşmişsinizdir. Sevgililerin ya da yakın arkadaşların
    beraber sergiledikleri duruşlar (beden dili, ses tonu ve kullanılan dil) örnek
    olarak verilebilir.
  3. Beceriler: Ortak ilgi alanları ve bu
    ilgi alanları ile ilgili becerileri ifade etmektedir. Okul yıllarında basket
    takımında olanlar, fotoğraf gibi hobi faaliyetlerini beraber yürütenler, …vs.
    varlıklarını sürdürmek için becerilerini korumak ve üst seviyelere taşımak
    durumundadır.
  4. İnançlar ve Değerler: Uyumlanacağınız
    kişilerin değer ve inançlarının neden önemli olduğunu anladığınızda ve buna
    saygı gösterdiğinizde diğer güçlü bir uyum şeklini oluşturursunuz. Değerleri
    arasında aile yaşamına olan özen olan birisinden mesaiye kalmasını ya da
    erken gelmesini istemek, uyum anlamında sıkıntı yaratabilir (Özel-İş yaşam dengesi bozulması)
  5. Kimlik: Kişiyi üzerinde taşıdığı kimlik
    ne ise onunla kabul etmelisiniz. Bir yönetici, doğumdan işe yeni dönmüş ve anne
    kimliğinin ağırlığının yoğun göründüğü bir çalışanına uyumlanmak için önce bu
    kimliğinden iletişime geçmeli, uyumu sağladıktan sonra beklentilerini uygun bir
    şekilde talep etmelidir.
  6. Kimliğin ötesindeki derin anlam düzeyi:
    Manevi düzeyde bir bağı ifade eder. Bu kişilerle iletişim için karşıdaki
    kişinin iyi tanınması ve derin bir iç görüye sahip olunması gerekmektedir. 

Yukarı bir zihinsel seviyede buluşma
yüksek bir uyum demektir.
Hayalim, çocukları ile uyumlanan
aileler, öğrencileri ile uyumlanan öğretmenler, çalışma arkadaşları ile
uyumlanan yöneticiler, vatandaşları ile uyumlanan devletler, insanlıkla
uyumlanan bir dünya…

BİZ DEĞİŞİRSEK HER ŞEY DEĞİŞİR!  HAYDİ ÇEVRENİZLE UYUMLANIN!


Kemal Başaranoğlu

KUTLARIM BAŞARDINIZ VE BAŞARACAKSINIZ..

Bu hafta geleceğimiz yani gençlerimizin
haftası. Üniversite sınav sonuçlarına göre yerleştirmeler tamamlandı.
Öncelikle kazanan herkesi canı gönülden
tebrik ediyorum. Hedefine ulaşmış, yükselişteki bireylersiniz. Hayatınızdaki
dönüm noktalarından birini başarı ile tamamladınız. Bundan sonra yapmanız
gereken ilk şey, başarınızın tadını çıkartmanız. Kendiniz ile gurur duymanız,
bu haklı gururu tüm coşkusu ile yaşamanız ve çevrenizle paylaşmanız.  Bu duyguları öyle bir coşku ile yaşayın ki,
beyniniz zafer sarhoşu olsun ve daha büyük başarıların geleceğini hayal edip,
kendini inandırsın. Daha sonra kendinize yeni bir hedef belirleyin;
·  Var
olan yetkinliklerinizi uzmanlık seviyesine çıkarmayı deneyin. Örneğin
bildiğiniz bir dili daha iyi konuşmaya çalışmak, ya da çaldığınız enstrümanda
ilerlemek vs,..  gibi,
·        
Yeni
yetkinlikler edinin; dil öğrenmek, enstrüman çalmak, bilgisayar yetkinlikleri,
iletişim becerileri,..vs gibi
·   Bir
iş bulup, yarı zamanlı çalışın. Hem iş öğrenin ve profesyonel bir tecrübe
kazanın, hem de para..
·        
Koşuşturmacadan yeni çıkmışken, neden
yeniden zorlayayım mı diyorsunuz? Zorlanın ki 
üretebilesiniz, üretin ki 
büyüyün, büyüyün ki var olun , varlığınızı sürdürün. Unutmayın ki;  kaplumbağa bile ilerlemek için boynunu dışarı
çıkartır.
Kazanamayanlar için ilk söyleyeceğim,
mevcut durumu kabul etmenizdir. Evet  siz
bu sene, sınavdan istediğiniz sonucu alamadınız ve yerleştirilemediniz. Şimdi
zaman geçmişte yaptığınız hataları hatırlama ve bunları sayma zamanı değil.
Geçmişin seni o kör kuyularında gezdirmesine izin verme!  Başarısız sonuçlarla ilgili olarak öncelikle
sorumluluğu üzerinize alınız. Daha sonra kendinizi bağışlayınız. İnsanoğlu en
zor kendisini ve çevresini bağışlar ve şefkat gösterirmiş. Bırakın artık olan
olmuş, kendinize şefkat gösteriniz. Şayet geleceğini oluşturmak ve gelecek sene
bu geleceğini yaşamak istiyorsan, kalkıp aynanın karşısına geçin. Kendinizi
gelecek seneye taşıyan görüntünüze o aynadan bakın ve o görüntüyü hayal ederek
yaşayın. Her şeyin başı hayalden geçer. Bu sene neyi farklı yapmanız
gerektiğini bulmak üzere yola çıkınız..
Son not bu sene sınava ilk kez
girecekler için. Korkusuzca olmak istediğiniz yeri hayal edin. Oradaki
renkleri, sesleri ve duyguları yaşayın. Başarı emek ve özveri ister. Kendinizde
neyi farklı yaparsanız, oraya ulaşırsınız bunları keşfetmeye çalışın. Daha az
uyuyun, daha çok çalışın, sizi uyuşturan şeylerden (televizyon, film, cep
telefonu (sosyal medya araçları), ..vs uzak durun.  Yolunu Arayan Yolcu adlı kitabımda
belirttiğim gibi, çıkacağınız yolculuklar 
hiçbir
zaman durağan olmayacak, iniş ve çıkışlar olacaktır. Önemli olarak koşullar ne
olursa olsun, kendinizi gerçekleştirmenizdir.

Görerek, Duyarak, Dokunarak Yaşamak…

Ömer Hayyam’ın “Akılla
Bir Konuşmam Oldu Dün Gece” başlıklı şiirinde bakın yaşamak nasıl ifade
edilmiştir.
……………………….
Nedir; dedim bu yaşamak?  
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.  
……………………….
Bana göre yaşamak insanoğlunun
bazen cennet bazen ise cehennem olan kendi iç dünyasıdır. Kişinin bu dünyada
kendisi için oluşturduğu görüntüler, sesler ve duygular bütünüdür.
Bazısı için
görüntüler vardır. Bir kısım yaşamı siyah-beyaz, soluk, iki boyutlu, durağan
bir fotoğraf olarak görürken, diğer kısmı renkli, parlak, kontrastlı, üç
boyutlu ve hareketli bir video olarak yaşar. Görsel kişilerdir bunlar ve bu
kişilerde göz önemli bir duyu organıdır. Görsel hafızaları, örneğin bir yüzü
bir defa gördüklerinde unutmamaları gibi, güçlüdür. Çok iyi gözlemcidirler ve
her şeyleri (anlama, karar verme, tepki verme, …) hızlıdır.  Fotoğraf ya da film oynatıcılarına benzerler.
Bu kişiler yazarak, çizerek öğrenirler. Gelecekte yaşarlar. Hayal kurduklarında
zihinlerinde görüntüler oluşturan güçlü hayalperestlerdir.
Bazısı için sesler
vardır. Bunların bir kısmı yaşamı tek kulaktan, kesikli, monoton ve düşük bir
ses olarak duyarken,  diğer kısmı, ritmik,
her taraftan, sürekli,       çok sesli
olarak ve yüksek seste yaşar. İşitsel kişilerdir bunlar ve beş duyu organında
biri olan kulak bu kişilerde oldukça gelişmiştir. Bu kişileri ses kayıt
cihazlarına benzetebilirsiniz. Duyduklarını seneler geçse dahi, ihtiyaç
duyduklarında aynı ses ve tonda duyarlar. Ağır ve tepkisiz görünürler. Anlamsız
bakışlar içinde dinleyen bu kişiler (hatta dinlemediğini düşündüğümüz) bir
şeyleri dinleyerek öğrenebilirler. Bu kişilerin bakışları sizleri aldatmasın. Geçmişte
yaşarlar. Hayal kurduklarında o hayalin bir sesi (özellikle de geçmişten gelen
bir ses) ve/veya bir müziği vardır.
Bazısı için
duygular vardır. Bu duygular bedenin bir yerinde, kendini bir şekle sokarak
hissettirir. O nedenle derler ki; “İçimde bir şeyler kımıldıyor”, “İçime ılık
bir ateş düştü”, “Boğazımda bir düğüm oluştu” ya da “Taş gibi oturdu yüreğime”,
… Kinestetik kişilerdir bunlar ve bu kişilerde duygular ağır basar. Deli dolu
olmakla beraber bir anları bir anlarına uymaz. Bir şeyleri deneyerek,
uygulayarak en iyi öğrenirler. Bu kişiler yerlerinde durmaz/duramaz olarak
tanımlanırlar. Bu kişileri hayalleri hareketli ve duygu yüklüdür.
Temsil sistemleri
diye adlandırılan bu üç sistem, aslında kişinin yaşamak tanımını bize
vermektedir.
Sürekli gelecekte
yaşayan, hızlı kararlar alan ve uygulayan birini görürseniz, sakın ona ayağı
yere basmayan, hayalci diye bakmayın. Onlar aslında geleceği oluşturan
insanlardır.
Sürekli geçmişte
yaşayan, ağır davranışlar sergileyen, iç sesleri olan kişilere karşı anlayışlı
olun. Zira onların zihinleri sürekli bir takım öğütler ve emirler ile
meşguldür. Bu kişiler aslında mevcut kuralları ve işleyişi en iyi şekilde devam
ettiren kişilerdir.
Son olarak da,
karşınızda ruh halleri sürekli değişen, iletişimsiz duramayan, yakınlaşan ve
hatta sizlere elleri ile temas edenlere karşı bu kişilere dengesiz damgası vurmayınız.
Bu kişilerin duygularına yönelerek, geleceği harekete geçirmeyi düşünün…
Hepimiz dış dünyayı
görsel, işitsel ya da kinestetik olarak algılarız. Herkeste bu üç sistem bir
arada bulunur. Kişiye göre bu sistemlerin baskınlığı değişmektedir. En iyisi
diye bir durum yoktur. Bu üç temsil sistemini, ihtiyaca göre en dengeli
kullanma davranış biçimini gerçekleştirebilenler istediklerine en kolay
ulaşabilenlerdir.
NLP ve Koçluk bu üç temsil sistemi ile hedefe ulaşmayı amaçlar.
Kemal Basaranoglu

kemal.basaraoglu@kemalbasaranoglu.com

“Mucizevi İnsanlar Ortaya Çıkarmak…”

Bugün kullanılan tüm elektronik
cihazlar akıllı değil mi? Telefonlarımız, bilgisayarlarımız, televizyonumuz,
çamaşır ve bulaşık makinelerimiz,… Tüm bu cihazların ortak özelliğine
baktığımızda ürünün cinsine göre hepsinin içinde farklı nitelikte hafızaların
olması ve bu hafızaların birileri tarafından programlanmasıdır. İnsanoğlu
mucizevi akıllı ürünler oluştururken, belki de kendi ile birazcık ilgilense
mucizevi niteliklerde insanlar ortaya çıkarabilir.
Mucizevi insan ne demek?
Aslında mucizevi insanın tanımı herkese göre farklıdır. Ama temelde aşağıdaki
sıfatların bir ya da bir kaçı bir araya geldiğinde herkesin tanımına göre
mucizevi insana ulaşılabilir:

–        
Mutlu
–        
Sağlıklı
–        
Huzurlu
–        
Özgüvenli
–        
Başarılı
–        
İyi niyetli
–        
Sağlıklı
–        
Çalışkan
–        
Etkin
–        
Üretken
–        
İyi
–        
Neşeli
–        
Barışçı
–        
Sevgi dolu
–        
Güven veren
–        
Şefkatli
–        
Keyifli
–        
Dingin
–        
Eğlenceli
–        
Özgür
–        
Bilge
–        
………..


Birçok insanın hayatı, yaşadığı
geçmiş tecrübeleri ve bu tecrübelerin etrafında oluşturulan varsayım ve
senaryolar etrafında dönmektedir. Günümüz insanı, zamanın koşturmacasında
kendini zihnine öyle bir kaptırır ki, zihnin ürettiği varsayım ve senaryolar
ile bir anda zihninin kölesi durumuna geçer. Geçenlerde duyduğum bir anekdotu
aktarmak istiyorum. Adamın biri yaşlıca bir amcaya sorar: “Amca, nasıl geçti bu
ömür?”. Amca cevap verir: “Ne bileyim. Ben ömrü yaşarken, içinde değildim ki!”.
Sizleri bu cümleyi dikkatlice tekrar okumaya ve üzerine düşünmeye davet
ediyorum.
Bugün dünyanın en gelişmiş ve
mükemmel hafızası insandır. Bilim ve teknolojide ne kadar ileriye doğru
gidilirse gidilsin, henüz insan kadar mükemmel bir teknolojik varlığın olduğunu
düşünmüyorum. Terzi söküğünü dikemezmiş. Birçok akıllı ürün üreten insan peki
neden kendine faydalı olamaz? Aslında insan denen canlı her şeyden daha
mükemmel bir hafızaya sahip.
Beyninizi yeniden programlamak
ve yönetmek isterseniz size NLP(Neuro Linguistic Programming) ile tanışmanızı
öneriyorum. 1970’lerde Psikoloji eğitimi alırken, aynı zamanda matematik ve
programlama dersleri alan Richard Bandler, John Gridler tarafından geliştirilmiş
bir yöntemdir. Temelinde “Bir insan bir şeyi yapabiliyor/başarabiliyorsa,
herkes aynı şeyi yapabilir/başarabilir” felsefesine dayanır.

İlerleyen günlerde NLP ile ilgili yazılarımı okuyabilirsiniz.


Kemal Başaranoğlu

kemal.basaranoglu@kemalbasaranoglu.com