HBR Türkiye – 09 Şubat: Güçlü Bir Soru Hayatınızda Hangi Kapıları Açabilir?

Joseph O’Connor, “Sorular sahne ışıkları gibidir, karanlık yerleri aydınlatır” derken aslında insanın yeni bilgilere giden süreçlerde, beyni düşünmeye ve arayışa sürüklediğini ima eder. Sorulan soruya cevabınız “Bilmiyorum” olsa dahi, beyin o soru için bir cevap arayışına devam eder.

Harvard Business Review Türkiye’de bu ay yayınlanan yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz…

https://hbrturkiye.com/blog/guclu-bir-soru-hayatinizda-hangi-kapilari-acabilir

Güzel bir hafta geçirmeniz dileğimle..

  •  SON KATILIMCI ARANIYOR! Kariyerinizde Adım Adım İlerlemek ya da Sıçrama mı Yaşamak İstiyorsunuz? “Benim Hikayem” diyeceğiniz, Kariyer Farkındalık Programımın 3. Takımı, 5 Şubat Pazartesi saat 20:10’da açılıyor. Bilgi Almak İçin Kayıt Formu Aşağıdadır.

Benim Hikayem

 

Kemal Başaranoğlu
PCC – ICF

kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

 

Kariyer Yolculuğunu Yöneticilikten Liderliğe Dönüştürmek İçin 9 Gelişim Noktası

Kariyer hayatını bir yolculuğa benzetirim. Hepimiz bir araba olsak, kendi arabamızla bu yolculuğu gerçekleştiririz. Bedeni bu arabanın fiziki bütününe, araçtaki yakıtı ruha, direksiyon, gaz pedalı ve freni de zihne benzetirim. Yolculuğa çıktığınızda şayet yeteri kadar yakıtınız yoksa aslında yolculuğun bir yerinde ve genelde de en kritik yerinde yolda kalırsınız. Direksiyon, gaz pedalı ve freni doğru zamanda doğru yerde kullanmazsanız, tatsız bir kaza ile karşılaşma olasılığınız yüksektir. Aracınızın fiziki bütünlüğü tam olmazsa, seyahatiniz güven ve konfor içinde olmayacaktır.

Aslında kariyer yolculuğunda başınıza her zaman her şey gelebilir. Yakıtınızın yeteceğini düşünürken öngörünüzde yanılıp yakıtsız kalabilirsiniz. Kimi zaman da algınız yanlış bir noktaya takılıp, doğru zamanda direksiyonu doğru yöne kırmanıza ve gaza veya frene basmanıza engel olabilir. Ya da aracın göstergesinden gelen kontrol mesajlarını kale almayıp arabanın bir yerde kalmasına neden olabilirsiniz.

Koçluk çalışmalarının kariyer anlamındaki boyutunda genellikle yapılan kazalardan bahsedilir. Ve kazaların büyük çoğunluğunda da aslında kazayı yapanın kendimiz değil kazaya maruz kalanın bir diğer anlamda masum olanın biz olduğunu iddia ederiz. Bu noktada en çok konuşulan kişiler kötü yöneticilerdir (hatta idareciler!).

Hepimiz hayatın bir döneminde memnun olmadığımız yöneticilerle çalışmak zorunda kaldık değil mi? Bu tür yöneticilerin özelliklerini ben dokuz başlık altında topluyorum.

  • Günü kurtarmak üzerine odaklıdırlar.
  • Sorumluluk almazlar.
  • Problem duymayı sevmezler ve bunu ekibine gayet net bir şekilde ifade ederler.
  • Öğrenmeye kapalıdırlar. Bunun üç sebebi vardır.
    • Eksikliklerinin fark edilmesini istemezler. Bu nedenle her şeyi bilir görünürler
    • Kendilerini üstün görürler.
    • Yeni bir şey öğrenmenin gerektirdiği çaba ve özveriye sahip değildirler.
  • Genelde çok yoğun görünürler ve ihtiyaç halinde ortada görünmezler
  • Egoları o kadar sağlıksızdır ki, her cümleleri “Ben…. şöyleyim, böyleyim.” diye devam eder.
  • Kendilerini sınırsızca, başkalarının düşünceleri yokmuş gibi, ifade ederler.
  • Her şeyin arkasından bir şey çıkartmak üzere sorgularlar.

Aslına bakarsanız, şayet bunları o kişilerde görüyorsanız, siz de farklı koşullarda (bu iş olmak zorunda değil) benzer hareketleri yapıyor olabilir misiniz? Nasıl mı?

  • Odanızı ya da masanızı sadece başkası için mi topluyorsunuz?
  • Bugüne kadar aldığınız kararların (sigarayı bırakma, kilo verme, daha pozitif olma,.. vb. gibi) yüzde kaçının sorumluluğunu aldınız ve yerine getirdiniz?
  • Aile ya da arkadaş grupları içi problemlerde ortamdan kaçtığınız ya da sessizliğe büründüğünüz olmaz mı hiç?
  • Yeni bir dil öğrenmek, yeni bir hobi edinmek, televizyon başında sızmaktan daha zor mu geliyor?
  • Sizden bir şey istendiğinde (Masayı kurar mısın? Kahvaltıyı hazırlar mısın? ..vb. gibi), çok işim var dediğiniz olmuyor mu?
  • Ben elimden gelen her şeyi yapıyorum ama o hep geride duruyor dediğiniz olmadı mı? (Aile içi, özel ya da iş ilişkilerinize bakın)
  • Aile ya da arkadaş iletişiminize ve oradaki isyanlarınıza bir bakın, kendinizi nasıl ifade etmişsiniz?
  • Başkalarının hataları/yanlışları üzerinden konuştuğunuz olmuyor mu? Hatta bunun dedikodusunu yapmıyor musunuz?

Yazımın buraya kadarı inanın beni de zorladı. Genelde umut, motivasyon aşılarken, buraya kadar ise hep olumsuzluklardan bahsettim. Aslında farkındalık yolculuğunda olan biri olarak bu yolculukta olumsuzlukların da yeri var. Önemli olan şayet hayatınızın bir alanında bunu yakaladıysanız bunu nasıl değiştirebileceğinize odaklanmanızdır.

Bu yazıyı okuyan siz yöneticilere, yönetici adaylarına, yönetici adaylığına niyeti olanlara ya da kendi hayatının lideri olmak isteyenlere dönersek, sizlere nasıl davranmanız konusunda birkaç önerim olacak. Bunları hayatınıza geçirmeniz, içinizdeki lideri çıkarma yolculuğunda, yolunuzu aydınlatan bir fener olsun…

  1. Günü Kurtarmaktan Ziyade Geleceği Oluşturmaya Odaklanın.
  2. Kapasitenizi Sorumluluk ve Risklerle Arttırın.
  3. Problem ya da Sorun Duyduğunuzda Bunun Size Bir Sıçrama Fırsatı Olabileceğini Hatırlayın.
  4. Her An ve Herkesten Bir Şey Öğrenmek Niyetinde Olun!
  5. Öğrendiğinizi Paylaşın. Başkalarını Geliştirirken Kendinizi de Geliştirin!
  6. Ulaşılabilir Olun! Herkese Ayırabileceğiniz En Az 10 Dakikanız Olsun!
  7. Egolarınızın Sağlıklı Hale Gelmesi İçin Destek Alın!
  8. Fikirlerinizi İfade Ederken, Diğerlerine Öncelik Verin Ve Gerçekten Merak Ve Öğrenme Aşkı İle Dinleyin. Sonra mutlaka kendi düşüncenizi de ifade edin.
  9. Yapılanları Sorgularken İyi Niyetinizi Ön Planda Tutun!

 

Şimdi arkanıza yaslanıp önce benzin deponuzun çıkacağınız yolculuğu kaldırıp kaldıramayacağını kontrol edin. Daha sonra aracı çalıştırarak, gaza hafifçe dokunup, direksiyonunuzu istediğiniz yöne çevirin. Çıktığınız yolculuklarda gaz gibi, frenin de kimi zaman gerekli ve önemli olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Yolculuk içinde yakıt göstergesini belli periyotlarla kontrol edip, ihtiyacınızın olduğunu düşündüğünüz zaman benzin almayı ihmal etmeyin. Ve son olarak aracın fiziki bütünlüğünün bu yolculuğun en önemli parçalarından biri olduğunu da aklınızda tutunuz.

Bir Kızılderili hikayesi şöyledir:

“Beyaz adam ve Kızılderili yolda giderlerken bir süre sonra beyaz adam bakar ki, Kızılderili arkasında yoktur. Beyaz adam geri döner ve görür ki, Kızılderili atının üzerinde tütün içerek beklemektedir. Merak eder ve sorar, “Neden burada duruyorsun?”, Kızılderili cevap verir “Bedenim ruhumdan çok önde gitti ruhumu yakalamak için bekliyorum”.

Beden, ruh ve zihnin dengede olduğu günler dilerim..

Size iki davetim var.

  • “Kariyerinizde Kendinizi Nerede Konumlandırıyorsunuz?” 15 Ocak 2018 Ptesi saat 20:30’da yapacağım ÜCRETSİZ WEBINAR’a davetlimsiniz. Kayıt ve bilgi aşağıdaki linki kullanınız.

WEBINAR

 

  • Kariyerinizde Adım Adım İlerlemek ya da Sıçrama mı Yaşamak İstiyorsunuz? “Benim Hikayem” diyeceğiniz, Kariyer Farkındalık Programımın 3. Takımı, 5 Şubat Pazartesi saat 20:10’da açılıyor. Bilgi Almak İçin Kayıt Formu Aşağıdadır.

Benim Hikayem

 

Kemal Başaranoğlu
PCC – ICF

kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

Benim Hikayem, Senin Hikayen, Onun Hikayesi: KARİYER YOLCULUĞUNDA FARKINDALIK

O bildiğiniz evrende, o bildiğiniz zaman diliminde, yine o bildiğiniz kişi olarak her zamanki gibi o bildiğiniz işime doğru gidiyorum. Günlerin ayları, ayların yılları hızlıca peşine taktığı o günlerde senenin sonuna doğru gelinirken, yeni yıla bir umut olmak üzere, derin düşüncelere daldım birden.

Gözümün önüne yıllar önce ilk girdiğim işletmem geldi. Nasıl da tatlı bir heyecan ile kapıdan girmiş, masama oturmuş ve iş yapmayı hevesle beklemiştim. İlk günlerin verdiği çömezlik ile üstüme almadığım, yapmadığım hamallık kalmadığı gibi, yapılan şakaların ya da arkamdan söylenen dedikoduların da sesi sol kulağımda hala çınlıyor. Bu ses beni bir anda aldı başka bir yolculuğa, bu sefer başka bir işletmede bir başka yeni çalışana yaptığım şakaya doğru götürdü. Ne kadar da eğlenmiştim o gün. Halbuki bugün baktığımda bu eğlence, o ilk iş yerinde yaşadıklarımın bir nevi intikamı idi. Oldukça saçma bir intikam. Zihin kameramdan yaptığım bu yolculuk, aslında kariyerimin yolculuğu idi, kimi zaman kariyerim etrafında dönen hayatımın diğer alanlarını da içine alan. Canlı renklerde ve gayet gözümün önünde oynayan kendi hikayemin görüntüsü, sesleri ve duygularıydı.

Tüm filmi ve filmin içindeki yerler, kahramanlar ve olayları izleyip bugüne döndüğümde şunu fark ettim. Her bir yerde farklı bir yaşam vardı, vardı da sahi “Kariyer” denen şey neydi, diye kendimi düşünmekten de alamadım.

Tertemiz bir A4 kağıdının ortasının en üst noktasına büyük harflerle “BENİM HİKAYEM” yazdım. Zira bu benim yolculuğum benim hikayemdi. Sonra da altına kariyer yolculuğumda önemli gördüğüm kelimeleri döktüm.

  • Yönetici Olmak
  • Para Kazanmak
  • Güçlü İnsanlarla Olmak
  • Etki Alanı Yaratmak
  • Sosyal Statü Elde Etmek
  • Beğenilmek
  • Örnek Gösterilmek
  • Güç Kazanmak
  • İstediklerime Rahat Ulaşmak
  • Huzurlu Olmak
  • Tatmin Olmak
  • Mutlu Olmak

Yıllar geçtikten sonra geldiğim bu noktada yukarıdakilerden hangilerini elde ettiğimi sorguladığımda gözlerimden kimi zaman tatmin ve mutluluk, kimi zamansa kırgınlıkların ve kızgınlıkların hayal kırıklıkları ile süslendiğini deneyimledim.

Sonra bazı inançlarımla karşılaştım; beni yolculuğumda yalnız bırakmayan:

  • Önceliğini her zaman işine vermelisin!
  • Birilerinin adamı olmadığın için çok çalışman gerek!
  • Her zaman canını sıkan insanlar etrafında olacaktır! Bu nedenle bulunduğun ortamda savaşacaksın!
  • Savaştıkça başaracaksın! Terfi, iyi ücret zammı, iyi prim alacaksın!
  • Savaş kimi zaman seni yorabilir!
  • Sağlığımı kaybetmemek elde değil!
  • İnsanlar da her zaman dürüst ve şeffaf değil!
  • Torpilin olmadan bir yere kadar!
  • Korkuyorum!
  • Ben bu işletmeye uygun bir adam değilim!

Buradan başka ne yapabilirim ki! Sesini çıkartmadan devam etmek en güzeli!

İnançların olumludan olumsuza gidişini gördüğümde, düşüncelerimin üzerinde oluşturduğu o güçlü BEN duygusunu zayıf bir BEN’e doğru ittiğini fark ettim.

Bir karar almanın zamanı artık gelmişti ve hatta geçmişti. Geçmişimde kendime yaptıklarımdan ötürü kendimi ve geçmişimde diğerlerinin bana yaptıklarından ötürü de diğerlerini affediyorum. Temiz ve yeni bir beyaz sayfa elime alıp, yeni bir keşfe çıkmanın zamanı geldi dedim. İlk satıra şunu yazdım;

 

“BENİM YENİ HİKAYEM”

…………………………………………………………………………

 

Yüklerinizden arınmaya, yolculuğunuza dışardan bir göz ile bakmaya ve/veya yeni bir yolculuğa cesaretiniz var mı?

 

Yolunuz ve yolculuğunuz keyifli, rahat ve huzur dolu geçsin.

Güzel bir hafta sonu dileklerimle.

 

Kariyer konusunda şu iki yazım Sene Sonu Görüşmenizde Yol Gösterici olabilir. Okumak İster misiniz?

“Yıl Sonu Görüşmesi”nin Başarısı için İlk 4 Altın Kural

“Yıl Sonu Görüşmesi”ni Rahatlıkla Başarmak için 4 Altın Kural

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

Business image created by Freepik

 

Başarı Elinizdekilerin Değerini Bilmekten Geçer!

Market alışverişi yaparsınız değil mi? Tam alışverişinizin ortasında bir anda etrafa mis gibi bir koku yayılır. Kokunun geldiği fırın reyonuna doğru ilerlersiniz. Ve çıtır çıtır çıkan pastane ürünlerini görürsünüz. Dayanamaz bu ürünlerden sizi cezbedenlerini sepetinize atarsınız. Hatta bir kısmını da midenize. Aslında duyduğunuz koku sizi bir anda geçmişte bir yerde belki de sizin için özel biri ile ya da özel bir anda yediğiniz bir şeye yönlendiriyor. O güzel anlara, o gün alınan hazza, mutluluğa ve belki de eğlenceye. Bir süre daha o markette gezinmeye devam ettiğinizde, ürün sepetinizde olsa bile aldığınız kokunun etkisinin düştüğünü ya da devam etmediğini fark ediyor musunuz?

Aşağıdaki listedeki alanlardan bazıları ya da hepsinden mutlu olan insan, zaman ilerledikçe elindekilere alıştığı için bu alanların anlamlarını unutur.

  • Aile
  • Akraba
  • Sağlık
  • Çocuk
  • İş
  • Gelir
  • Arkadaşlar/Dostlar
  • İş Arkadaşları
  • Hobiler
  • Spor
  • Kişisel Gelişim
  • ….

 “Daha fazla şöhret ve servete

uyum sağlama kapasitemiz sayesinde

dünün lüksleri günümüzün gereklilikleri ve yarının hatıraları olabilir”

 David Myers

Bugün birçok insanın kendini başarısız görmesi ve bunun sonucunda da mutsuz olmasının arkasında marketteki fırın reyonunun etkisi büyüktür. Zira elde edilenler zaten olduğu için daha da fazlası arayışı başlar. Bu aslında beynin boş durmayı sevmemesinden ileri gelir. Doğrudan doğruya kişinin bu egosunu tatmin etmek üzere bahane üretir.

  • Geçmiş zamanın imkansızlık dolu koşulları,
  • Erken kaybedilmiş ebeveynler
  • Olmamış ya da geç kalınmış bir evlilik
  • Bir takım fiziksel rahatsızlıklar
  • Geç gelen bir çocuk
  • Henüz gelmemiş ya da gecikmiş bir kariyer
  • ….

Viktor Frankl “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabının ön sözünde şöyle demiştir: “Başarıyı hedeflemeyin – onu ne kadar çok hedeflerseniz o kadar çok kaçırırsınız. Çünkü başarı da mutluluk gibi takip edilemez; insanın kendisinden daha büyük bir yola kendisini adamasının istenmeyen yan etkisi olarak gelmelidir”.

Bu konuda yapabileceğiniz basit bir şey var. Her gün yatmadan önce ya da uyandığınızda varlığına şükredeceğiniz en az bir şeyi özel bir not defterine not edin! Kendi el yazınız ile. Bu sayede beyninize de boş durma şansı vermediğiniz gibi, ara ara okuyarak daha da içselleştirebilirsiniz.

Parfüm alımı yapanlar bilir, birkaç parfüm koklama denemesi sonrasında burun koku almamaya başlar. Satıcılar da sizin denemelere devam etmeniz ve satın almanız için size kahve koklatırlar.

Elinizdekilerin değerinin farkına varmak ve yolda kararlılıkla devam etme motivasyonunuzu korumak için siz kahve yerine neyi koyabilirsiniz?

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

Liderliğinize Giden Yolda İlk Adımı Nasıl Atabilirsiniz?

Herkes bulunduğu ortamda aşağıdaki altı adımlık merdiveni tırmanarak etki alanı oluşturabilir ve ortamın lideri haline gelebilir.

1. Etkin dinleyin: Dinlerken elinizde cep telefonu ya da önünüzde laptop mı var! Bunlar olmasa bile, aklınızdan başka şeyler mi geçiyor! Ya da konuşan kişiye karşı iç sesleriniz mi harekete geçiyor! Etkin dinlemiyorsunuz. Dinliyormuş gibi yapıyorsunuz. İnsanları odaklanarak dinlemek için anda olmak size neler kazandırır?

2. Güçlü sorular sorun: Karşınızdaki kişiye soru sorduğunuzda hemen cevap mı veriyor? Cevabı “evet” ya da “hayır”, “o” ya da “bu” gibi iki seçenekle mi sınırlı? O zaman sorularınız güçlü olmayıp, basit bir bilgi elde etme ya da bir onay-teyit alma amaçlı soruyorsunuz. Soru dağarcığınıza “Ne, Nasıl, … vb. gibi.” kelimeleri eklemekle sizce hangi fırsatlarla karşılaşabilirsiniz?

3. Öğrenmeye açık olun: Herhangi bir konuşmada ya da katıldığınız toplantıda duyduğunuz şeyleri hemen beyninizde geçmiş kayıtlarla kıyaslayıp, bilip bilmediğinizi mi sorguluyorsunuz? Bunu sorgularken mutlaka en az bir kayıt mı buluyorsunuz! Biliyor musunuz, bir tek şeyde dahi “evet bunu ben biliyorum” dediğinizde kulaklar dinlemeyi, beyin de algılamayı kesiyor! Sonuçta öğrenmiyorsunuz ve kendinizi bilinçli olarak kapatıyorsunuz! Her şeyi ilk kez dinliyormuş gibi dinlerseniz, neleri keşfedebileceğinizi hayal edebiliyor musunuz?

4. Olduğu gibi kabul edin: Olduğu gibi kabul etmek aslında önyargısız olmanın karşılığıdır. Kendinizle olan iletişiminiz de dahil olmak üzere; “Ben zaten hep böyleyim”, “O her zaman hep böyle şeyler yapar”,… vs. dediğiniz oluyor mu? Kendiniz başta olmak üzere bir takım etiketlere ya da peşin yargılara sahipseniz, “olduğu gibi kabul” etmiyorsunuz. Önyargılarınızı devreye alıyorsunuz. Önyargıları çöp kutusuna atarsanız, o insanın hangi güzel ve sadece ona özgü olan taraflarını görebilirsiniz?

5. Odağınızı bugüne alın: Konu ne olursa olsun; aklınızdan geçmişte yapamadıklarınıza karşı bir üzüntü ya da gelecek olacaklara karşı kaygılar mı taşıyorsunuz. Şu an geçmişe dönme şansınız olmadığına göre, geçmişi değiştirme şansınız da yok. Evet, geleceği oluşturma şansınız var. Ama… Geleceğiniz tamamen bugün yaptıklarınız ile oluşacak. Kendinizi pişmanlıklar ve kaygılar içinde buluyorsanız, odağınız bugün hariç her yerdedir. Bugün şu saat itibari ile neleri yapıyor olursanız, hayatınızda bir dönüm noktası oluşturabilirsiniz?

Tüm bunları yaptıktan sonra son bir merdiven adımı kalıyor. Bu adım tam da sıçrama noktasınız…

6. Adım atın: Çok mu konuşuyorsunuz? Her konuda fikriniz var değil mi? Bunları nasıl sonuca dönüştürüyorsunuz? Yani  yazıyor musunuz? Çiziyor musunuz? Üretiyor musunuz? Kısaca adım atmıyorsanız olduğunuz yerde dönüyorsunuz. Artık bildiklerinizi, duyduklarınızı, istediklerinizi eyleme dökerseniz, hayatınıza daha başka neleri katabilirsiniz?

Bir an için tüm bunları yapan bir siz olsanız, en yakın çevrenizden en uzak çevrenize kadar neler dalga dalga gelişmeye, değişmeye ya da dönüşmeye başlar?

 

Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu
kemalbasaranoglu@gmail.com
Facebook
Linkedin
www.tykocluk.com

 

İşime Burnunu Sokma! Sadece destekle….

“İyi bir eleman sadece CEO ve yönetim
ekibinden iyi olmakla kalmamalı
aynı zamanda da farklı olmalıdır.”

 

Guy Kawasaki
 
 
İş hayatına baktığımızda çoğu zaman yöneticilerin çalışanlarının işlerine karıştıklarını hatta detaylarda boğulduklarını görmekteyiz. Bu konuda iki yorumum var:
1. Yönetici eski davranış ve alışkanlıkların devamlılığını sağlamak ve en iyi bildiği şeyi yapmak üzere önceki sorumlulukları ile zaman geçirir.
2. Yönetici geldiği pozisyonda tam olarak ne yapacağını bilmediği ve doğru bir şekilde desteklenmediği için kendine uğraş çıkarır.
Bu konu ile ilgili çok güzel bir hikaye var …
“Bir gün bir fabrikada çalışan bir genel müdür varmış. Bu genel müdür tüm gün gününü camın önünde fabrika bacalarına bakarak geçirir, çok nadir sahaya inermiş. Bunu gören fabrika sahipleri, bu yaşlı ve tembel gördükleri genel müdürü emekli edip, yerine genç bir genel müdür getirirlerse hem genel müdürün daha fazla atölyelere ineceğini hem de %20’lerde olan karlılığın %40-50’lere taşınacağını düşünmüşler. Sonunda genel müdür emekli edilmiş ve yerine cabbar mı cabbar, genç mi genç, çalışkan mı çalışkan, eğitimli mi eğitimli bir genel müdür getirilmiş. İlk aylarda gözlemledikleri, sürekli atölyelerde gezinen ve oradan oraya koşan yağ, kir pas içinde bir yöneticiymiş. Tam da istedikleri şeyi elde etmişler. İlk üç ay  sonuçları gelince ilk hayal kırıklığı yaşanmış. Karlılık birden bire %20’lerden eksilere inmez mi? Fabrika sahipleri bunu alışma fazına bağlamış. Derken altı ay sonu gelmiş. Genel müdür artık ofisten ayrılmaz olmuş. Sürekli çalışanlarla berabermiş her yerden çıkıyormuş ama sonuçlar zarar yönünde dramatik olarak ilerliyor,
%20’lere kadar ulaşmış. Fabrika müdürleri zamana ihtiyacın olduğunu düşünerek birinci yılın sonuna kadar beklemişler ama birinci yılın sonunda zarar %30’ları aşmış. Apar topar eski genel müdüre gitmişler. O sırada genel müdür evininin bahçesinde çiçeklerle uğraşıyormuş. Eski patronlarını görünce; “Oooo hoşgeldiniz, ben sizleri daha erken bekliyordum”, demiş.  Patronlardan biri; “Sen odadan neredeyse çıkmazken karlılık vardı, halbuki senden daha çok çalışan sahadan inmeyen birini bulduk zarardan burnumuzu çıkaramıyoruz. Bunu anlayamıyoruz ve tekrar işinin başına dönmeni istiyoruz demiş”. Eski genel müdür bilgece bir ses tonu ile: “Ben tüm gün bacaları izler, bacalardan çıkan dumanın renginde bir değişim olduğunda
atölyelerde problem olduğunun anlar ve iner ekiplere analiz süreçlerinde yardıma ihtiyaçları olup olmadıklarını sorardım. Problem çözüldükten sonra da tekrar odama çıkar bacaları gözlerdim. Bu çalışanlara, otonomi, problem anında yönetim desteğinin hazır olduğunu ve aynı zamanda kendi kaynakları ile (bilgi, beceri, deneyim,..vs) bu problemlerin üstesinden gelebileceklerinin farkındalığını katmaktaydı. Bugün ise her işin içinde gezen bir yöneticiniz değil, bir çalışanınız var. Ve bu yöneticiniz artık yönetmekten ziyade çalışanlar tarafından yönetilmektedir. Bu noktadan sonra benim oraya gelmem bile hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Zira çalışanlar yöneticinin nasıl
çalıştırılacağını öğrenmiş durumda…”
Hiç düşündünüz mü? Yönetici olarak siz ya da çalışan olarak yöneticileriniz işinize burnunu ne kadar sokuyor…
Milton Erickson “Her insan kendi ihtiyaç duyduğu kaynaklara sahiptir” der. Peki öyleyse, öncelikle yöneticiler olarak sizler çalışanların kendi kaynaklarına ulaşması için ne kadar destekliyorsunuz? Kendi kaynaklarına ulaşma ve potansiyellerini
harekete geçirmenin sonuçlarınız üzerinde nasıl sonuçlar ortaya çıkaracağını düşünmek ister misiniz? Çalışanların kaynakları ile otonom çalışması sonucunda size kalan zamanda siz kendiniz için neler yapabilirsiniz? Yoksa kendi potansiyelinizi keşfetme fırsatını değerlendirmek istemez misiniz?
Şimdi bir yöneticiye bağlı çalışanlar; sizler kendinizi ne kadar tanıyor ve potansiyelinizin ne kadar farkındasınız? Bu potansiyeli kullanmak üzere gerektiğinde kendinizi ne kadar ifade ediyorsunuz? Harekete geçmek, sizin kendi değerinizi ortaya çıkarmada sizleri ne kadar destekliyor? Peki ya hiç bilmediğiniz kaynakların ve potansiyelin farkına varırsanız ve bu kaynakları da
harekete geçirdiğinizde, artık o kurumda çalışır mıydınız? Yoksa başka bir kurumda daha arzu ettiğiniz bir yerde mi olurdunuz? Kendi girişiminizi mi yaratırdınız?
“Steve
Jobs, A sınıfı oyuncuların A sınıfı insanları işe aldığını, B sınıfı
oyuncuların C sınıfı oyuncuları, C sınıfı oyuncuların da D sınıfı insanları işe aldığını söyler. Bu mantıkla Z sınıfı oyunculara ulaşmak uzun sürmez.  Steve’in kavramını “A sınıfı oyuncular A+
sınıfı insanları işe alır” şeklinde geliştirdim. Bir CEO’nun yapması gereken işlerin başında kendisinden daha iyi yöneticiler almak gelir. Yöneticilerin yapması gereken işlerin başında ise kendisinden daha iyi çalışanlar almak gelir. “Girişimcinin El Kitabı 2.0 / Guy Kawasaki
Şayet, A sınıfı bir takım yaratmak istiyorsanız, sizden bir tık üstte çalışanlarınızın olmasını sağlamalısınız. Sizden iyi çalışanlarınızın olması sizin varlığınızı riske etmediği gibi, size ve içinde bulunduğunuz takıma gelişim fırsatı verir. Unutmayın, 10 kişilik bir ekipten 10 beyin de elde edilebilir; 1 beyin de; 100 beyin de. Sizden iyi niteliklerde çalışan bulamıyorsanız, en iyilerini alın. Sonra yönetici
ya da lider olarak çalışanlarınıza alan açın ve güçlü yönlerini ortaya
koymaları için motive edin. Bakın takımınızın gelişimi nasıl hızlanacak…
Bob Sutton’ın “Good Boss, Bad Boss: How to Be the Best..and Learn from the Worst” adlı kitabında iyi patronların 12 inancını listelemiştir. Bunlardan en kritik olanı “Haklıymış gibi savaşır, hatalıymış gibi dinlerim; çalışanlarıma da aynı şeyleri yapmayı öğretirim” diyendir.
Bırakın çalışanları kendi potansiyelinden fırsatları yaratmayı keşfederken onlara destek olun. Bir koçluk alan çalışanın ifade ettiği gibi, “söylediklerim etkin bir şekilde dinlendiğinde ve bana alan açıldığında ne kadar da çok yapabileceğim varmış”. Diğer bir koçluk alan yöneticinin de dediği gibi; “kendi potansiyelini fark etmek, fark yaratmanın kendisi olmaktır”.
Fark yaratan bir SİZ’i görmek size ne hissettirir?
Kemal Başaranoğlu

Profesyonel Erickson Koçu

kemalbasaranoglu@gmail.com

Facebook 

Linkedin 

www.tykocluk.com

 
 
 
 

Kendi Değerinizi Altı Adımda Yeniden Belirlemek…

Aslında bugün yaptığınız bazı davranışlardan ve bu
davranışların sonucunda elde ettiğiniz yaşama şeklinden, hayatınızda ilk defa
kenarına yüzünüzü çarptığınız masa sorumlu! Ne kadar da çok canınız yanmıştı
değil mi? Hatta alnınızın ortasında kocaman bir morluk oluşmuştu. Belki de
yüzünüzdeki o kan damlası ile o gün ilk kez karşılaşmıştınız.
Şimdi nereden çıktı bu masa diyeceksiniz. Şöyle bir
geçmişinize dönmeye ne dersiniz. Hatırlar mısınız, bir gün evde fark etmediniz
ve kazara bir masanın kenarına çarptınız. Sizinki masa değil de sehpa mıydı? Ya
da bir dolap? Yoksa kendi evinizde değil de, teyzenizin evinde mi çarpmıştınız?
Sonrasında ne oldu, onu da hatırlıyor musunuz? Anne ya da babanız size ne kadar
sakar olduğunuzu daha dikkatli olmanız gerektiğini mi söyledi? Hiç sanmıyorum.
Zira hepimiz bir şekilde korunduk, tıpkı bugün bizim de çocuklarımızı
koruduğumuz gibi
. Yani ne oldu? Suçlu bulundu! Masa, sehpa, dolap veya
çarptığımız her neyse…
Bundan sonra olaylar şuna benzer şekilde gerçekleşti.
Öncelikle ilk hareket olarak en yakın büyüğünüz tarafından kucaklandınız. Her
zaman arkanızda birilerinin olduğunu fark ettiniz,
en ufak bir çarpmada bile.
Halbuki onlar görmeden belki de kaçıncı defa masaya çarpıyordunuz da kimse fark
etmemişti ve sizin de sesiniz çıkmamıştı. Daha sonra da suçlu bir güzel
azarlandı, hatta dövüldü, hem de defalarca önce büyükleriniz tarafından sonra
da acılarınızı dindirsin diye sizin tarafınızdan. Siz istemeseniz bile onlar
sizin elinizi tutarak o masaya vurdu. O gün hayatınızın en önemli iki şeyini
öğrendiniz. Birincisi kendi başınıza bir şeylerle baş etmeye gerek yok, zira
arkanızda olacak mutlaka birileri var. İkincisi ise suçlu siz değilsiniz! Siz
dikkat etmeseniz suçlu olsanız bile sorumluluk sizde değil, cansız da olsa
canlı da olsa “onlarda”.
Ailenizde, iş yerinizde, sosyal ortamlarda, …vb. Bu
tarife uygun insanlarla karşılaşıyor musunuz? Yoksa çok daha uzağa gitmesek mi,
şöyle bir aynaya bakmak ister misiniz?

Bunca yıldır öğrendiğiniz ve uygulaya uygulaya zihinde
otoban haline getirdiğiniz bu zihinsel davranış modelini nasıl terk
edebilirsiniz?
  • SEÇİM:
    Yaptığınız şey bir seçimden ibarettir. Suçlamayı bırakın ve kendinize dönüp
    bakın. “Acaba ben neyi farklı yapsaydım sonuç benim için daha değerli olurdu?”
    diye düşünmeye başlayın.
  • NİYET: Bunu
    yapabilmeniz için öncelikle niyetiniz bütünün hayrına olmak üzere harekete
    geçmek olmalıdır.
  • İNANÇ:
    Yılların otobanından ayrılıp yeni bir yol, hatta tali yola geçmek sağlam bir
    inanç ister. Bu inancın sizin için neden önemli olduğunu bulursanız, tali
    yolunuzu oluşturmakla kalmayacak ayrıca bu yeni yolu hızlıca otobana da
    çevirebileceksiniz.
  • VİZYON: Bu
    inancın ötesinde aslında yaşamınızın sorumluluğunu alma gibi derin bir vizyonun
    farkına varmak bir diğer aşamanız.
  • Eylem Adımları: Yaptığınız seçim ile ilgili planlar yaparak harekete geçmek
    seçilmelidir.
  • Kararlılık: Bugüne
    kadar hiç bilmediğiniz bir yol olduğu için, daha önce hiç karşılaşmadığınız
    şeylerle de karşılaşabilirsiniz. Karşınıza ne çıkarsa çıksın kararlılıkla
    yolunuza devam edin. Elde edeceğiniz sonucun değeri sizi yolda tutacak
    motivasyonununuz olsun.

Bu altı adımı hayatınıza kattığınızda, hayatınızda ne tür
değişimlerin olabileceğini hayal edebiliyor musunuz?
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu

Kız Almaya Giderken, Kızdan (ve hatta Oğuldan) Olmak!

Anadolu’da yaygın bir deyimdir, Kız Almak. Kıyı sahil şeridinde bu kimi zaman kız almaktan oğlan almaya da geçebilir. Evliliklerde genel kanı kızların erkek çocukların ailelerine gidiyor olduğudur. Aslında ne erkek ailesine ne de kız ailesine bir gidiş vardır dersem bana ne kadar katılırsınız?

Sistem yapılarını anlamak aslında bu işin cevabını da vermektir. Aile kendi içinde bir sistem barındırır. Kendine özel bir dinamiği, kuralları ve yapısı vardır. Varsayalım ki, iki aile olsun. A ve B ailelerinin 2 de çocuğu (bir erkek bir kız) olsun.
Her bir ailedeki bireyler (anne, baba ve çocukların oluşturduğu) kendi içinde sahip oldukları değerler, paylaşımlar, kurallar, davranışlar, beceriler,. ..vs ile kendine ait bir sisteme sahiptir. Bu sistem, onlar bir arada iken varlığını sürdürebilir.
Bir gün bu ailelerin çocuklarının evlenme kararı aldığını varsayalım. Yani Çocuk A ve Çocuk B ailelerinden çıktılar. Yeni durumda A ve B aileleri şu yeni şekle bürünür.
Burada aslında A ve B ailelerinin çocuklarının ayrılması yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi yeni bir aile yapısı oluşturmuştur ki, bu da ilk durumdan farklıdır. En basitinden dörder kişilik bireylerden oluşan aileler üçer kişilik aileye dönüşür. Nicelik haricinde nitelikte de değişimler olur. Örneğin Çocuk B, ailede çöpleri dışarı çıkarıyorsa, artık bir başkasının bu görevi alması gerekir, tıpkı A çocuğu şayet Pazar sofrasını hazırlıyorsa artık başkasının ya da başkalarının A ailesinde bu görevi gerçekleştirmesi gerekebileceği gibi.
Sistemlerde bir eleman ayrılır ya da sisteme başka bir eleman girerse,
o sistem değişir.
A ve B ailelerinden ayrılan çocuklar kendi C Ailesini oluşturur.

Bu ailenin de kendine ait dinamikleri ilk günden itibaren oluşmaya başlar. Kendi aile değerleri, davranışları, inançları, … vb. gibi. Varsayalım ki C ailesine bir çocuk geldi yeni durum şu hale geçer.

Yani C sistemi de tekrar değişime uğrar. Şimdi özetle yukarıdakilere baktığınızda “Gerçekten kız(oğlan) mı alınıyor?”.
Bunun bir ileri noktası, evlilikler sonrasında A ve B ailelerinin çocuklarının değiştiğini ifade etmeleridir. Hatta daha da vahim tarafı ana aileler evlilikle kendi çocuklarını kaybettiklerini iddia eder. Bu noktada bir şekilde C ailesinin fertleri anne babaların oluşturduğu ailenin (A ve B Aileleri) eski yapısını korumak adına çaba harcarlarsa (bu sadece bir çabadan öte olamaz zira yukarıda anlatıldığı gibi sistemler değişti ve yeni bir sistem oluştuğu için hiçbir şey önceki gibi olamaz) sonuç tatmin edici olmayabileceği gibi A, B ve C aileleri içindeki bireylerde değer çatışmalarına da yol açabilir. Bu süreci toparlamak adına her bir birey birbirine bir şeyleri yaptırmaya çalışabilir.

Hayatınızda kimseye kendisi istemeden en ufak bir şey yaptıramazsınız!
En fazla yaptırdığınıza kendinizi inandırırsınız!”
Burada zamanla her bir sistem kendi dinamiğini tekrar kendisi oluşturacaktır.  Bu bilgiyi ebeveynleriniz ile paylaşmaya ne dersiniz? Çocuğunuz varsa bu bilgi ışığında çocuğunuzun evliliğine bakmak size neler kazandırır?
İlişkiler
düzleminde anlattığım bu konuyu bir de iş yaşamında düşünürseniz… Kimi zaman şirketlerde takımın içinde bulunan biri yükseltilip takımın başına getirilir, kimi zamansa birileri dışardan-tepeden indirilir. Her iki durumda da sistem değişir. Var olan sistemler performanslı olsa bile, değişim ile oluşan bu yeni yapıda performans kaybı yaşanması olasıdır. 

Bu noktada performansı korumak ve hatta daha üst seviyelere taşımak için siz neler yapardınız? https://kemalbasaranoglu.blogspot.com.tr/ adresinde yapacağınız yorumlardan en çok beğeni alan birine 2 çalışma koçluk hediye edeceğim. Kendi cevabımı da bir sonraki yazı öncesinde açıklayacağım.
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu

Masanın karşısında kaç lira ediyorsunuz?

“İnsan umuda doğru yol
alır”
Tıpkı herkes gibi sizin de zaman
zaman çalıştığınız yerden, yaptığınız işten memnun olmadığınız olur mu? En çok
şikayet edilen konu nedir? Kariyer mi, maaş mı?
Hiç sorguladınız mı, kariyer sizin
için neden değerlidir?
İlerleme, fırsat bolluğuna
erişme, gelişim, tatmin, ekonomik ferahlık (yine para mı çıktı?),…ya da başka
şeyler…
Bir insanın iş ile ilgili değeri
ne olabilir diye sorarsanız bana masanızın boyu ve dengesi kadardır derim.
Aslında insan nasıl kendi ayakları üzerinde duruyorsa, bir masa da sahip olduğu
ayakları üzerinde durmaktadır. İş anlamında gerçekten bir kişinin 4 temel
noktadaki yaklaşımı onun başarısını gösterir.
1. Ayak  TUTKU: Yaptığı işe
karşı beslediği hislerdir. Daha çok insanın Ben’ine hizmet eder.
2. Ayak ETKİ ALANI: Yaptıkları ve ürettikleri ile kaç kişinin hayatına
dokunduğu ve değiştirdiğidir. Bu kişinin ilişkisel boyutuna dokunur.

3. Ayak KATMA DEĞER: Bireylere ya da kurumlara kattıklarını ifade
eder. Hedeflerin gerçekleştirilmesidir.


4. Ayak ADANMIŞLIK: Yaptığı şeyi “iş” olmaktan çıkarır. Hobiden kazanç
elde eder ve maneviyatındaki büyük resme destek olur.
Bu masanın dengesizliğinde dört
ayaktan her biri ne sonuçlar doğurur;
Tutku dengesizse, zorlama işe gelinir. Günü kurtarmak hedeftir.

Etki Alanı dengesiz kalıyorsa, az tanınmışlık, düşük fayda,
tatminsizlik ortaya çıkar.


Katma Değer dengesizse, fayda azdır. Verimsizlik hatta şirketler
için külfet olan bir çalışan var demektir.


Adanmışlık dengesiz kalıyorsa, o şey “iş” olmaktan yapılması
gerekenden başka bir şey olmaz. Bir gün çalışılır, bir gün çalışılmak istenmez.
Birey arayışa (kimi zaman sahte bir arayışı) çıkar.
Kır masalarının ayakları
genellikle oynar ve masaya ilk oturan kişi, ayakları kontrol eder ve buna
karşılık hangi ayakta sıkıntı var ise o ayağı sabitlemek üzere bir şey
sıkıştırır (Peçete, taş,..vs)

Peki siz masanın karşısında değerinizi net bir şekilde telaffuz etmek için
hangi alan(lar)ın üzerine çalışmak zorundasınız? Bu alanlar üzerinde çalışmak
sizin değerinizi nereye taşır?


Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu

Taşınacak Yükler Pardon Yapılacak İşler Listesi

Geçenlerde elime geçmişte kendime yazmış olduğum bir “Yapılacaklar
Listesi”
geçti.  İlk fark ettiğim
şey birçok aksiyonun tamamlandığı ama yanına “tık” atılmadığı oldu. Daha sonra fark ettiğim ikinci şey, bazı
eylemlerin yapılmadığıydı.
Eminim herkes
hayatında en az bir kere de olsa bir sebeple bir “Yapılacaklar Listesi”
yapmıştır.
Bu bir
pazar/market alışverişi olabileceği gibi, akademik kariyer süreci de olabilir.
İş hayatında herkesin bir şekilde zaten hep “Yapılacaklar Listesi” ve kendine
göre bir yazma-takip sistemi vardır. Herkes elle yazmayabilir. Kimisi bunları
akılda tutmayı tercih eder. Kimisi ise güncel teknoloji ile cep telefonu ya da
laptop gibi bütünleşik öğeleri kullanan sistemlerle oluşturup takip eder.  Siz nasıl tutuyorsunuz? 
Bu arada en son ne
zaman “Yapılacaklar Listenizi” oluşturdunuz?
Şu an sizden o son listeden bir önceki listeyi gözünüzün
önüne getirmenizi istesem, kendinizi oradaki eylemlerden hangilerini
tamamlamış olarak bulursunuz? Ya da hangilerini tamamladığınızı ve
bıraktığınızı görürsünüz.

Bu noktada aklıma bir hikâye geldi.
Geçmiş ve geleceğin o sonsuz zamanı oluşturduğu, dünyanın en
tuhaf kıtasının en bereketli coğrafyasında ve o coğrafyaya ait en ilginç
ülkesinin en güzel yerinde yaşayan bir insan varmış. Bu insanın zaman içindeki
yolcuğu da tıpkı diğer insanlar gibiymiş. Her gün yeni yaşına bir gün
katmaktaymış. Ve bugün bu ilerleyen yaşından geçmişine doğru baktığında doğduğu
o ilk dakikalardan itibaren hayatında bir şeylerin hep eksik kaldığını,
tamamlan(a)madığını fark etmiş. Sonra kendini bunun nedenleri üzerine düşünmeye
bırakmış.

  • Doğum anında o çığlığı yeterince atmadım mı acaba?
  • Yoksa anne sütünü yeterince alamadım mı?
  • Ya da insan olarak bugüne kadar ihtiyaç duyduğum o ilgi ve
    sevgiye yeterince ulaşamadım mı?
Acaba bunlar mıydı onun kendisini hep eksik hissetmesine
neden olan şeyler… Herkesin kendisini eksik hissettiği zamanlar olmaz mı ? Bizim
insanımız da kendi eksikliklerine bütünsel bir çerçeveden baktığında, bu
eksiklerle hayatında tamamlanmamış eylemler arasındaki ilişkiyi fark etmiş.
Az ilerde gözüne bir eşek çarpmış. Eşek o kadar yüklüymüş
ki, eşeğin yükünün ağırlığını kendinde hissetmiş. Bir yorgunluk, bir
tatminsizlik ve bir başarısızlık dürtüsü omuzlarına binmiş, tıpkı eşeğin
yükleri gibi. O an bu dürtünün tamamlanmamış işlerin ve tatminsiz eksikliklerin
arkasından geldiğini fark etmiş. Bir ara eşeğin üzerinden yüklerin tek tek alınmaya
başladığını izlemeye başlamış. Her bir yükün eşeğin üzerinden kalktığında,
eşeğin yüzünde tatlı bir tebessüm ortaya çıkmış. Yüksüz kalan eşeğin rahat
hareketlerinin arkasında keyifli bir anırma sesi gelmiş. Bir an için o ses bir
filtreden geçmiş ve insanın anlayacağı sözlere dökülmüş ve duyduklarına
inanamamış insanımız:
“Hey sen! Eksiklerin
olmasa ve her şeyi şu an itibari ile tamamlamaya başlarsan omuzlarındaki yüklerin
yerine neye sahip olursun? ”
O an sanki omuzlarına bir şey olmuş! Gücü yerine gelmiş ve
dünyanın en tuhaf kıtasının en bereketli coğrafyasının, o en ilginç ülkesinin o
en güzel yerinde kendisine bir “Yapılacaklar Listesi” yapmış. Sonra bir hayal
kurmuş: Liste tamamlandığını görmüş. Görmesi ile gözünün gözünün önünde bir
kapının açılması bir olmuş. Bir de o kapıdan giren kendisini görmüş yeni bir
ülkeye, yepyeni bir coğrafyaya ve belki de yeni bir kıtaya geçmek üzere….
Kemal Başaranoğlu
Profesyonel Erickson Koçu